
Esas No: 2015/17510
Karar No: 2015/17510
Karar Tarihi: 18/10/2017
Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
GENEL KURUL |
|
KARAR |
|
ALİ HIDIR AKYOL VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU |
(Başvuru Numarası: 2015/17510) |
|
Karar Tarihi: 18/10/2017 |
R.G. Tarih ve Sayı: 24/11/2017-30250 |
|
GENEL KURUL |
|
KARAR |
Başkan |
: |
Zühtü ARSLAN |
Başkanvekili |
: |
Burhan ÜSTÜN |
Başkanvekili |
: |
Engin
YILDIRIM |
Üyeler |
: |
Serdar
ÖZGÜLDÜR |
|
|
Serruh KALELİ |
|
|
Osman Alifeyyaz PAKSÜT |
|
|
Recep
KÖMÜRCÜ |
|
|
Nuri
NECİPOĞLU |
|
|
Hicabi DURSUN |
|
|
Celal Mümtaz
AKINCI |
|
|
Muammer TOPAL |
|
|
M. Emin KUZ |
|
|
Hasan Tahsin
GÖKCAN |
|
|
Kadir ÖZKAYA |
|
|
Rıdvan GÜLEÇ |
|
|
Recai AKYEL |
|
|
Yusuf Şevki
HAKYEMEZ |
Raportör |
: |
Ayhan KILIÇ |
Başvurucular |
: |
1. Ali Hıdır
AKYOL |
|
|
2. Cafer
AKYOL |
|
|
3. Hıdır
AKYOL |
|
|
4. Hüseyin
AKYOL |
|
|
5. Murat
AKYOL |
|
|
6. Musa
AKYOL |
Vekili |
: |
Av. Mehmet
HORUŞ |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, acele kamulaştırmaya yetki tanıyan Bakanlar Kurulu
kararının yürütmesinin durdurulmasına ilişkin idari yargı kararı dikkate
alınmayarak kamulaştırma işlemlerinin tamamlanması ve taşınmazların Hazine
adına tesciline karar verilmesi nedenleriyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği
iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 12/11/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön
incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm
tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve
esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına
(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.
7. İkinci Bölüm tarafından 20/7/2017 tarihinde yapılan
toplantıda, verilecek kararın Bölümlerin önceden vermiş olduğu kararlarla
çelişebileceği anlaşıldığından başvurunun Genel Kurul tarafından karara
bağlanması gerekli görülmüş ve başvurunun Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün
28. Maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca Genel Kurula sevkine karar
verilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili
olaylar özetle şöyledir:
9. Başvuruculardan Ali Hıdır Akyol 1937 doğumlu olup Elazığ ili Karakoçan ilçesinde; Cafer Akyol 1962 doğumlu
olup Ankara’da; Hıdır Akyol, Hüseyin Akyol, Murat Akyol ve Musa Akyol sırasıyla
1955, 1944, 1966 ve 1950 doğumlu olup İstanbul’da ikamet etmektedir.
Başvurucular Elazığ ili Karakoçan ilçesi Akkuş köyünde
kâin 2 pafta 196 parsel numaralı taşınmazın paydaşlarıdır.
10. Bakanlar Kurulunca 19/4/2004 tarihli kararnameyle Enerji
Piyasası Düzenleme Kurulu (EPDK) tarafından yapılacak kamulaştırmalarda
4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 27. Maddesinde
düzenlenen acele kamulaştırma usulünün uygulanması kararlaştırılmıştır.
11. EPDK tarafından 22/9/2005 tarihli kararla Darenhes Elektrik Üretim Anonim Şirketine (Elektrik
Şirketi) Elazığ ili Karakoçan ilçesinde ve başvuranların
taşınmazlarını da kapsayan bir bölgede Pembelik Barajı ve Hidroelektrik
Santrali’nin yapımı ve işletilmesi hususunda kırk dokuz yıllık üretim lisansı
verilmiştir.
12. EPDK’nın 11/11/2010 tarihli kararıyla, Bakanlar Kurulunun
anılan kararına dayanılarak Pembelik Barajı’nın havzasında bulunan
taşınmazların kamulaştırılmasına ve kamulaştırma işlemlerinde acele
kamulaştırma usulünün uygulanmasına karar verilmiştir.
13. EPDK’nın 11/11/2010 tarihli kararı ile Bakanlar Kurulunun
19/4/2004 tarihli kararı, Danıştay Altıncı Dairesinde (Daire) dava konusu
edilmiştir. Daire 16/4/2012 sayılı kararla her iki işlemin de yürütmesini
durdurmuştur. Kararın gerekçesinde 2942 sayılı Kanun’un 27. Maddesi uyarınca
acele kamulaştırma usulünün uygulanabilmesi için başka hiçbir idari otoriteye
devredilmeksizin doğrudan Bakanlar Kurulunca “aciliyet”
hâlinin varlığının takdir edilmesi ve bu kapsamda kamulaştırılacak taşınmazlar
ile kamulaştırmanın çerçevesinin açıkça belirlenmesi gerektiği vurgulanmıştır.
Gerekçede, somut olayda 19/4/2004 tarihli Bakanlar Kurulu kararında “aciliyet” hâlinin değerlendirilmesi hususundaki yetkinin
EPDK’ya devredilmesi ve kamulaştırma işlemlerinin konusu yönünden bir sınır
çizilmeksizin EPDK’ya genel nitelikte bir yetki verilmesi nedenleriyle işlemlerin
hukuka aykırı olduğu sonucuna ulaşıldığı belirtilmiştir.
14. EPDK, Dairenin 16/4/2012 tarihli yürütmenin durdurulmasına
ilişkin kararından sonra baraj havzasında bulunan taşınmazların
kamulaştırılmasından vazgeçilmesine dair işlem tesis etmiştir.
15. Bunun üzerine Bakanlar Kurulunca 18/6/2012 ve 30/7/2012
tarihli kararnamelerle Elazığ ilinde tesis edilecek
Pembelik Barajı ve Hidroelektrik Santrali’nin yapımı amacıyla kararname
eklerinde tek tek sayılan ve başvuruculara ait olanların da aralarında
bulunduğu taşınmazların EPDK tarafından acele kamulaştırılmasına karar
verilmiştir.
16. Öte yandan EPDK’nın 2/8/2012 ve 15/8/2012 tarihli
kararlarıyla Bakanlar Kurulu kararlarında sayılan taşınmazlar hakkında acele
kamulaştırma kararı verilmiştir.
17. EPDK tarafından, dosyadan anlaşılamayan bir tarihte
Karakoçan Asliye Hukuk Mahkemesine (Mahkeme) başvurularak başvurucuların
paydaşı bulunduğu taşınmaza el konulması talep edilmiş ve Mahkemece tespit
edilen bedel maliklere ödendikten sonra talebin kabulüne karar verilmiştir.
18. Başvurucular tarafından Bakanlar Kurulunun 18/6/2012 tarihli
kararının iptali istemiyle Danıştayda dava
açılmıştır. Daire 19/3/2014 tarihinde Bakanlar Kurulu kararının yürütmesinin
durdurulmasına karar vermiştir. Kararın gerekçesinde, Kanun’da istinai bir yöntem olarak düzenlenen acele kamulaştırma
usulünün uygulanabilmesi için olağanüstü durumların bunu gerekli kılması, kamu
yararının ve kamu düzeninin sağlanmasının amaçlanması ve ayrıca Bakanlar
Kurulunca durumun aciliyetine karar verilmesi
gerektiği belirtilmiş; somut olayda acele kamulaştırma yapılmasını gerektiren
hâllerin ortaya konulmaması ve aciliyet hâlinin,
üstün kamu yararının ve kamu düzeninin korunmasını gerektiren hâllerin
açıklanmaması nedenleriyle işlemin hukuka aykırı olduğu ifade edilmiştir.
19.EPDK ayrıca, satın alma usulüyle taşınmazın devralınması
yolunu işletmiş ise de önerilen bedelin başvurucularca kabul edilmemesi üzerine
16/5/2013 tarihinde başvuruculara karşı Karakoçan Asliye Hukuk Mahkemesinde
bedel tespiti ve tescil davası açmıştır. Mahkemece keşif ve bilirkişi
incelemesi yaptırıldıktan sonra 31/10/2014 tarihli
kararla bilirkişiler tarafından belirlenen taşınmaz bedelinden acele
kamulaştırma sırasında ödenen miktar düşüldükten sonra kalan kısım üzerinden
tazminata hükmedilmiş ve ayrıca taşınmazın Hazine adına tapuya tesciline kesin
olarak karar verilmiştir. Mahkeme, Dairece Bakanlar Kurulu kararının
yürütmesinin durdurulduğu ve anılan davada esas hakkında karar verilinceye
kadar bu davada bekletme kararı verilmesi gerektiği yolunda davalıların öne
sürdükleri itirazı reddetmiştir. Mahkeme, Dairede görülen davanın konusunun
kamulaştırma işlemi olmadığı ve verilen yürütmenin durdurulması kararının
kamulaştırma işlemine ilişkin bulunmadığı gerekçesine dayanmıştır. Mahkeme
ayrıca, başvurucuların taşınmazlarına el konulmak suretiyle acele
kamulaştırmanın tamamlanması nedeniyle Danıştay kararının uygulanma
kabiliyetinin bulunmadığını da gerekçesinde belirtmiştir.
20. Daire, uyuşmazlığın esasına ilişkin 30/6/2015 tarihli
kararında davayı reddetmiştir. Daire, Bakanlar Kurulu kararının sadece
Mahkemece taşınmaza el konulmasına ilişkin karara dayanak teşkil ettiğini kabul
etmiş; idarenin sonradan olağan kamulaştırma sürecini başlatmış olmasını, bu
kapsamda taşınmaz bedelinin tespiti ve tescil davasının da açılmış bulunmasını
gözeterek acele kamulaştırma ve olağan kamulaştırma ayrımı yapılmaksızın
davanın konusunun bir bütün olarak taşınmaz mülkiyetinin kamulaştırılması
biçiminde anlaşılması suretiyle inceleme yapılması gerektiğini ifade etmiştir.
Daire, netice olarak mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kamu yararı amacına
yönelik olduğu ve işlemin hukuka uygun bulunduğu sonucuna ulaşmıştır.
21. Anılan kararın temyizi üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri
Kurulunun (İDDK) 8/10/2015 tarihli kararıyla Daire kararı bozulmuş ve dava
konusu Bakanlar Kurulu kararının iptaline kesin olarak karar verilmiştir. İDDK
kararının gerekçesinde, Kanun’da istinai bir yöntem
olarak düzenlenen acele kamulaştırma usulünün uygulanabilmesi için olağanüstü
durumların bunu gerekli kılması, kamu yararının ve kamu düzeninin sağlanmasının
amaçlanması, ayrıca Bakanlar Kurulunca durumun aciliyetine
karar verilmesi gerektiği belirtilmiş; somut olayda bu koşullar
gerçekleşmediğinden Bakanlar Kurulu kararlarının hukuka aykırı olduğu
açıklanmıştır.
22. Bu arada baraj havzasında taşınmazı bulunan başka malikler
tarafından 2014 yılı içinde Bakanlar Kurulunun taşınmazların acele
kamulaştırılmasına ilişkin EPDK’ya yetki tanıyan 18/6/2012 ve 30/7/2012 tarihli
kararnameleri ile bunlara dayanılarak EPDK tarafından taşınmazların
kamulaştırılması yolunda tesis edilen 2/8/2012 ve 15/8/2012 tarihli işlemlerin
de iptali istemiyle Dairede iki ayrı dava açılmıştır. Daire tarafından yukarıda
anılan gerekçelere dayanılarak 30/6/2015 tarihinde verilen kararlarla her iki
dava da reddedilmiştir.
23. Ancak söz konusu kararlar İDDK’nın
8/10/2015 tarihli kararlarıyla bozulmuş ve dava konusu Bakanlar Kurulu
kararları ile bunlara dayanılarak tesis edilen EPDK işlemlerinin iptaline karar
verilmiştir. Bakanlar Kurulu kararının iptalinin başvurucular tarafından açılan
davaya ilişkin olarak verilen kararlarla aynı gerekçeye dayandığı
anlaşılmaktadır. Kararların gerekçesinde ayrıca, EPDK tarafından tesis edilen
kamulaştırma işlemleri yönünden de değerlendirme yapılmıştır. Kararlarda, Daire
kararında Bakanlar Kurulunca alınan acele kamulaştırma kararının sadece
Mahkemece taşınmaza el konulmasına ilişkin karara dayanak teşkil ettiğinin belirtilmiş
olması nedeniyle acele kamulaştırma ile olağan kamulaştırmanın hukuki niteliği
irdelenmiştir. İDDK, acele kamulaştırmada taşınmaz mülkiyetine el konulmasından
sonraki aşamalarda yapılan normal kamulaştırma sürecine ilişkin işlemlerin
acele kamulaştırma sürecinin bir parçası olarak değerlendirilmesi gerektiğini
vurgulamıştır. Kararlarda sonuç olarak EPDK’nın kamulaştırma işlemlerinin,
dayanağı olan Bakanlar Kurulu kararlarından bağımsız değerlendirilemeyeceği
ifade edilerek bunların da hukuka aykırı olduğu belirtilmiştir.
24. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen 31/10/2014 tarihli kararın
başvuruculara 13/10/2015 tarihinde tebliği üzerine başvurucular, kararın bedel
tespitine ilişkin hüküm fıkrasını temyiz etmiş; kesin nitelik taşıyan tescile
ilişkin hüküm fıkrasına karşı ise 12/11/2015 tarihinde bireysel başvuruda
bulunmuşlardır.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
1. İlgili Mevzuat
25. 2942 sayılı Kanun’un 3. Maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:
“Bakanlar Kurulunca kabul olunan, büyük enerji ve sulama projeleri ile iskan projelerinin gerçekleştirilmesi, yeni ormanların
yetiştirilmesi, kıyıların korunması ve turizm amacıyla yapılacak
kamulaştırmalarda, bir gerçek veya özel hukuk tüzelkişisine ödenecek
kamulaştırma bedelinin o yıl Genel Bütçe Kanununda gösterilen miktarı, nakden
ve peşin olarak ödenir. Bu miktar, kamulaştırma bedelinin altıda birinden az
olamaz. Bu miktarın üstünde olan kamulaştırma bedelleri, peşin ödeme
miktarından az olmamak ve en fazla beş yıl içinde faiziyle birlikte ödenmek
üzere eşit taksitlere bağlanır. Taksitlere, peşin ödeme gününü takip eden
günden itibaren, Devlet borçları için öngörülen en yüksek faiz haddi
uygulanır.”
26. 2942 sayılı Kanun’un 10. Maddesinin ilgili bölümleri
şöyledir:
“Kamulaştırmanın satın alma usulü ile yapılamaması halinde idare, 7 nci maddeye göre topladığı bilgi ve belgelerle 8 inci madde
uyarınca yaptırmış olduğu bedel tespiti ve bu husustaki diğer bilgi ve
belgeleri bir dilekçeye ekleyerek taşınmaz malın bulunduğu yer asliye hukuk
mahkemesine müracaat eder ve taşınmaz malın kamulaştırma bedelinin tespitiyle,
bu bedelin, peşin veya kamulaştırma 3 üncü maddenin ikinci fıkrasına göre
yapılmış ise taksitle ödenmesi karşılığında, idare adına tesciline karar
verilmesini ister.
…
Mahkemece malike doğrudan çıkarılacak meşruhatlı davetiyede veya ilan yolu ile yapılacak
tebligatta;
…
f) 14 üncü maddede
öngörülen süre içerisinde, kamulaştırma işlemine karşı idari yargıda iptal
davası açanların, dava açtıklarını ve yürütmenin durdurulması kararı
aldıklarını belgelendirmedikleri takdirde, kamulaştırma işleminin kesinleşeceği
ve mahkemece tespit edilen kamulaştırma bedeli üzerinden taşınmaz malın
kamulaştırma yapan idare adına tescil edileceği,
…
… İdarece, kamulaştırma bedelinin hak sahibi
adına yatırıldığına veya hak sahibinin tespit edilemediği durumlarda, ileride
ortaya çıkacak hak sahibine verilmek üzere bloke edildiğine dair makbuzun
ibrazı halinde mahkemece, taşınmaz malın idare adına tesciline ve kamulaştırma
bedelinin hak sahibine ödenmesine karar verilir ve bu karar, tapu dairesine ve
paranın yatırıldığı bankaya bildirilir. Tescil hükmü kesin olup tarafların
bedele ilişkin temyiz hakları saklıdır.
…
14 üncü maddede belirtilen süre içinde, kamulaştırma işlemine karşı hak
sahipleri tarafından idari yargıda iptal davası açılması ve idari yargı
mahkemelerince de yürütmenin durdurulması kararı verilmesi halinde mahkemece,
idari yargıda açılan dava bekletici mesele kabul edilerek bunun sonucuna göre
işlem yapılır.”
27. 2942 sayılı Kanun’un 25. Maddesinin birinci fıkrasının
ikinci cümlesi şöyledir:
“Mülkiyetin idareye geçmesi, mahkemece verilen tescil kararı ile olur.”
28. 2942 sayılı Kanun’un 27. Maddesi şöyledir:
“3634 sayılı Milli Müdafaa Mükellefiyeti Kanununun uygulanmasında yurt
savunması ihtiyacına veya aceleliğine Bakanlar
Kurulunca karar alınacak hallerde veya özel kanunlarla öngörülen olağanüstü
durumlarda gerekli olan taşınmaz malların kamulaştırılmasında kıymet takdiri dışındaki
işlemler sonradan tamamlanmak üzere ilgili idarenin istemi ile mahkemece yedi
gün içinde o taşınmaz malın (Değişik ibare: 24/4/2001 – 4650/15 md.) 10 uncu madde esasları dairesinde ve 15 inci madde
uyarınca seçilecek bilirkişilerce tespit edilecek değeri, idare tarafından mal
sahibi adına (Değişik ibare: 24/4/2001 – 4650/15 md.)
10 uncu maddeye göre yapılacak davetiye ve ilanda belirtilen bankaya
yatırılarak o taşınmaz mala el konulabilir.
Bu Kanunun 3 üncü
maddesinin 2 nci fıkrasında belirtilen hallerde
yapılacak kamulaştırmalarda yatırılacak miktar, ödenecek ilk taksit bedelidir.”
2. Kamulaştırma Usulü
29. 2942 sayılı Kanun’un 3. Maddesine göre, kamulaştırma
yapılabilmesi için öncelikle idarenin ödenek temin etmesi gerekmektedir. İdare,
yeterli ödeneği temin ettikten sonra kamu yararı kararı alır. Kamu yararı
kararından sonra kamulaştırılacak taşınmaz belirlenir. Kamulaştırılacak
taşınmazın belirlenmesinin akabinde kamulaştırma kararı alınır. Bununla
birlikte onaylı imar planına veya ilgili bakanlıklarca onaylı özel plan ve
projeye göre yapılacak hizmetler için ayrıca kamu yararı kararı alınmasına ve
bu kararın onaylanmasına gerek yoktur. 2942 sayılı Kanun’un 8. Maddesine göre
idarenin kamulaştırma kararı aldıktan sonra öncelikle satın alma usulünü
uygulaması gerekmektedir. Satın alma usulünde idarenin teklif edeceği bedel,
idare içinde oluşturulan bir kıymet takdir komisyonunca belirlenir. Tarafların
satın alma usulüyle bir sonuca ulaşamamaları durumunda 24/4/2001 tarihli ve
4650 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikten önceki dönemden farklı olarak bedel
tespiti ve tescil için malikin değil idarenin yetkili asliye hukuk mahkemesinde
dava açması gerekmektedir. Asliye hukuk mahkemesince 2942 sayılı Kanun’da
belirtilen usul uyarınca tespit edilen bedelin tamamı veya taksitle ödeme
koşullarının bulunması durumunda ilk taksidinin
nakden veya hesabına yatırılarak malike ödenmesinden sonra tescil kararı
verilir. Kararın tescile ilişkin hüküm fıkrası kesin olup bedele ilişkin hüküm
fıkrasına karşı temyiz yoluna başvurulabilir. Mülkiyetin idareye geçmesi
mahkemece tescil kararı verilmesi ile olur.
30. Öte yandan 2942 sayılı Kanun’un 14. Maddesi uyarınca malikin
kamulaştırma kararının iptali istemiyle idari yargıda dava açması da mümkündür.
Kural olarak bu davanın açılması, idare tarafından açılan bedel tespiti ve
tescil davasını etkilemez. Diğer bir ifadeyle asliye hukuk mahkemesi, idari
yargıda kamulaştırma işlemine karşı açılan iptal davasını bekletici mesele
yapmak zorunda değildir. Bununla birlikte 2942 sayılı Kanun’un 10. Maddesinin
on dördüncü fıkrası uyarınca kamulaştırma işlemine karşı idari yargıda açılan
davada yürütmenin durdurulması kararı verilmesi durumunda asliye hukuk
mahkemesince idari yargıdaki davanın bekletici mesele olarak kabul edilmesi zorunludur.
3. Acele Kamulaştırma
Usulü
31. Olağan kamulaştırma usulünde idarenin taşınmaza el koyması
ancak taşınmazın idare adına tescilinden sonra mümkün olabilmektedir.
Taşınmazın tescili ise tarafların anlaşamaması durumunda yukarıda ifade
edildiği üzere ancak asliye hukuk mahkemesince verilecek tescil kararı üzerine
gerçekleşir. Bununla birlikte idare bazı durumlarda taşınmaza hemen ihtiyaç
duyabilir. Bu durumda kamulaştırma sürecinin neticelenmesinin beklenmesi kamu
hizmetlerinin yürütülmesinde ciddi aksamalara yol açabilir. Kanun koyucu bu
gibi sakıncaların belli ölçüde bertaraf edilmesi amacına yönelik olarak 2942
sayılı Kanun’un 27. Maddesinde düzenlenen acele kamulaştırma usulünü
öngörmüştür. Anılan maddede düzenlenen “acele kamulaştırma usulü” idareye
kamulaştırma işlemlerinin neticelenmesini beklemeden kamulaştırılan taşınmaza
el koyma imkânı tanıyan olağanüstü bir kamulaştırma usulüdür.
32. Buna göre (1) 7/6/1939 tarihli ve 3634 sayılı Milli Müdafaa
Mükellefiyeti Kanunu’nun uygulanmasında yurt savunması ihtiyacının doğması
durumunda, (2) aciliyetine Bakanlar Kurulunca karar
alınacak hâllerde, (3) özel kanunlarla öngörülen olağanüstü durumlarda; gerekli
olan taşınmaz malların kamulaştırılmasında kıymet takdiri dışındaki işlemler
sonradan tamamlanmak üzere ilgili idarenin istemi ile mahkemece yedi gün içinde
o taşınmaz malın kanunda belirtilen usule göre bilirkişilerce tespit edilecek
değeri idare tarafından mal sahibi adına bankaya yatırılarak o taşınmaz mala el
konulabilir.
33. Acele kamulaştırma usulü, olağan kamulaştırmada malik lehine
getirilen usule ilişkin güvenceleri bertaraf etmemekte; yalnızca bu usullerin
işletilmesinden önce idareye, kamulaştırılacak taşınmaza el koyma imkânı
tanımaktadır. Taşınmaza el konulduktan sonra idare tarafından öncelikle satın
alma yolunun işletilmesi, bunun mümkün olamaması durumunda ise asliye hukuk
mahkemesinde bedel tespiti ve tescil davası açılması gerekmektedir. Bu davada
belirlenecek bedelin el koyma istemiyle açılan davada belirlenen bedelden yüksek
olması durumunda aradaki fark, idare tarafından malike; düşük olması durumunda
ise malik tarafından idareye ödenir.
34. Acele kamulaştırma uygulanabilecek hâllerden biri olan “aciliyetine Bakanlar Kurulunca karar verilmesi” hâlinin söz
konusu olduğu durumlarda idarenin acele kamulaştırma kararı alabilmesi için
öncelikle Bakanlar Kurulunca kamulaştırma ihtiyacı duyulan proje veya yatırımın
aciliyet niteliği taşıdığına karar verilmesi
gerekmektedir.
B. Uluslararası Hukuk
35. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (Sözleşme) ek 1 No.lu
Protokol’ün 1. Maddesi şöyledir:
“Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk
dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak
kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel
ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin
kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da
başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli
gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”
36. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM); Sözleşme’ye
ek 1 No.lu Protokol’ün 1. Maddesinin kamu otoritelerince mülkiyet hakkına
yapılan müdahalenin kanuna dayanmasını zorunlu kıldığını ifade etmiştir. AİHM
ayrıca demokratik toplumun temel ilkelerinden olan hukuk devletinin Sözleşme’de mündemiç bir kavram olduğunu vurgulamıştır (Vistins ve Perepjolkins/Letonya,
B. No: 71243/01, 25/10/2012, § 95).
37. Ancak AİHM, kanunilik ilkesinin sağlanması bakımından
müdahalenin iç hukukta yasal bir temelinin varlığının tek başına yeterli
olmadığını, kanunun belli bir kaliteye de sahip olması gerektiğini vurgulamış;
bu bağlamda kanunun hukuk devleti ilkesine uygun olmanın yanında keyfîliğe karşı güvenceler içermesi gerektiğine de işaret etmiştir(Vistins ve Perepjolkins/Litvanya,
§ 96). AİHM’e göre, mülkiyetten yoksun bırakma
yetkisi tanıyan bir yasa kuralının kanunilik kriterini taşıdığından söz
edilebilmesi için yeterli düzeyde erişilebilir, kesin ve öngörülebilir olması
gerekir. Öngörülebilirliğin derecesinin tespitinde söz konusu kanunun içeriği,
düzenlediği alanın mahiyeti ve temas ettiği kişilerin sayısı ile statüsü büyük
önem taşımaktadır. Öngörülebilirlik, özellikle kamu otoritelerinin keyfî
müdahalelerine karşı koruma önlemleri getirilmiş olmasını gerektirmektedir. Öte
yandan kanunun öngörülebilirlik ilkesinin önemiyle orantılı asgari usule
ilişkin güvenceler içermesi gerekir (Vistins ve Perepjolkins/Litvanya, § 97).
38. AİHM, her hukuk sisteminde kanun hükümlerinin yargısal
yoruma tabi tutulmasının kaçınılmaz olduğunun altını çizmektedir. AİHM’e göre müphem hususların açıklığa kavuşturulması ve
değişen koşullara uyum sağlanması her zaman için bir ihtiyaçtır. Kanunun
-kesinliği arzulanan bir husus olmakla birlikte- değişen koşullara uyum sağlama
kapasitesine sahip olması da önemlidir. Birçok kanun kaçınılmaz olarak -az veya
çok- belli bir derecede muğlaklık içerir. Muğlaklık barındıran bu kanunların
yorumlanması ve uygulanması ise bir pratik sorunudur. Bu çerçevede kanunların
müphem yönlerini açıklığa kavuşturmak ve yorumda ortaya çıkan şüpheleri dağıtmak
mahkemelerin görevidir (OAO NeftyanayaKompaniya Yukos/Rusya,
B. No: 14902/04, 20/9/2011, § 568). Bu yüzden kanunilik şartı, hukuk
kurallarının yargısal makamlarca yorumlanmasını dışladığı biçiminde anlaşılamaz
(OAO NeftyanayaKompaniya
Yukos/Rusya, § 569).
39. AİHM, iç hukukun yorumlanmasının ve uygulanmasının öncelikli
olarak ulusal otoritelerin yetkisinde olduğuna dikkat çekmektedir. Bununla
birlikte AİHM, iç hukukun yorumlanmasının ve uygulanmasının sonuçlarının
Sözleşme ve AİHM içtihatlarıyla uyumlu olup olmadığını denetlemenin görevi
olduğunu ifade etmektedir (Shchokin/Ukrayna, B. No: 23759/03, 37943/06,
14/10/2010, § 52).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
40. Mahkemenin 18/10/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda
başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucuların
İddiaları ve Bakanlık Görüşü
41. Başvurucular, Dairece 19/3/2014 tarihli kararla
taşınmazlarının EPDK tarafından acele kamulaştırılmasına yetki tanıyan Bakanlar
Kurulu kararının yürütmesinin durdurulması üzerine 2942 sayılı Kanun’un 10. Maddesi
uyarınca Karakoçan Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından idari yargıda görülen
davanın bekletici mesele yapılması gerekirken yargılama sırasında gerek yazılı
gerekse sözlü olarak defalarca dile getirmelerine rağmen tescil kararı
verildiğini belirtmişlerdir. Başvurucular, Danıştay kararıyla hukuka aykırılığı
saptanan acele kamulaştırma işlemine dayanılarak taşınmazlarının idare adına
tescil edilmesine karar verilmesi nedeniyle mülkiyet haklarının ihlal
edildiğini ileri sürmüşlerdir.
42. Başvurucular, Bakanlar Kurulu kararının yürütmesinin
durdurulmasına ilişkin Dairenin kararının uygulanmaması nedeniyle adil
yargılanma haklarının ihlal edildiği şikâyetinde bulunmuşlardır. Başvurucular
ayrıca günlük yaşamlarını sürdürdükleri köylerinin büyük bir kısmına hukuka
aykırı olarak acele kamulaştırma kararıyla el konulması nedeniyle sağlıklı ve
dengeli bir çevrede yaşama haklarının ihlal edildiğini ifade etmişlerdir.
43. Bakanlık tarafından, bakılan başvuru ile aynı mahiyette olan
2014/17451 sayılı başvuruda sunulan görüş yazısında; Bakanlar Kurulunun acele
kamulaştırma kararı İDDK tarafından iptal edilmiş ise de kamu yararı ile
bireysel yarar arasındaki orantılılık ilkesi değerlendirilirken kamulaştırma
bedelinin tespiti, tescile ilişkin Asliye Hukuk Mahkemesi kararı ile idari
yargı sürecinin bir bütün olarak dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir.
Bakanlık, kamu yararı ile bireysel yarar arasındaki denge irdelenirken somut
olaydaki baraj inşaatının büyük enerji ve sulama projeleri kapsamında gerçekleştirilmesi,
söz konusu barajın bir ekonomik yatırım olarak ortaya atılması, bölgede yaşayan
insanların sosyal ve ekonomik yaşamlarına olumlu katkı sağlaması, doğal
yaşamdaki kaybın daha az önem taşıması gibi unsurların da gözönünde
bulundurulması gerektiğini ifade etmiştir. Bakanlık ayrıca, Dairenin yürütmenin
durdurulması kararının kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescil davasına
ilişkin olmayıp acele kamulaştırma işlemiyle ilgili olduğunu değerlendirerek
Mahkemece verilen kararda bariz bir takdir hatasının varlığından söz
edilemeyeceğini savunmuştur.
B. Değerlendirme
44. Anayasa’nın “Mülkiyet
hakkı” kenar başlıklı 35. Maddesi şöyledir:
“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla
sınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına
aykırı olamaz.”
45. Anayasa’nın 46. Maddesi şöyledir:
“Devlet ve kamu tüzelkişileri; kamu yararının
gerektirdiği hallerde, gerçek karşılıklarını peşin ödemek şartıyla, özel
mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını, kanunla
gösterilen esas ve usullere göre, kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idarî
irtifaklar kurmaya yetkilidir.
Kamulaştırma bedeli ile kesin hükme bağlanan
artırım bedeli nakden ve peşin olarak ödenir. Ancak, tarım reformunun
uygulanması, büyük enerji ve sulama projeleri ile iskân projelerinin
gerçekleştirilmesi, yeni ormanların yetiştirilmesi, kıyıların korunması ve
turizm amacıyla kamulaştırılan toprakların bedellerinin ödenme şekli kanunla
gösterilir. Kanunun taksitle ödemeyi öngörebileceği bu hallerde, taksitlendirme
süresi beş yılı aşamaz; bu takdirde taksitler eşit olarak ödenir.
Kamulaştırılan topraktan, o toprağı doğrudan
doğruya işleten küçük çiftçiye ait olanlarının bedeli, her halde peşin ödenir.
İkinci fıkrada öngörülen taksitlendirmelerde
ve herhangi bir sebeple ödenmemiş kamulaştırma bedellerinde kamu alacakları
için öngörülen en yüksek faiz uygulanır. “
46. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan
hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini
kendisi takdir eder (Tahir Canan,
B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).
47. Başvurucular, Dairenin Bakanlar Kurulu kararının
yürütmesinin durdurulmasına ilişkin kararının uygulanmaması nedeniyle adil
yargılanma haklarının ihlal edildiği şikâyetinde bulunmuş iseler de başvuru
dilekçesi bir bütün olarak dikkate alındığında bu karara ilişkin asıl yakınılan
hususun Asliye Hukuk Mahkemesince idari yargıda görülen davanın bekletici
mesele olarak kabul edilmemesi olduğu anlaşılmaktadır. Mahkemece bu kararın
dikkate alınmasının gerekip gerekmediği hususunun mülkiyet hakkına yapılan
müdahalenin kanuniliği bağlamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
Öte yandan başvurucuların sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama haklarının
ihlal edildiğine ilişkin iddialarının da mülkiyet hakkıyla bağlantılı olduğu
görüldüğünden mülkiyet hakkı kapsamında incelenmesi uygun görülmüştür.
1. Kabul Edilebilirlik
Yönünden
48. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine
karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan
mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna
karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. Müdahalenin Varlığı ve
Türü
49. Başvuru konusu olayda EPDK tarafından Bakanlar Kurulunun
18/6/2012 ve 30/7/2012 tarihli aciliyet kararlarına
dayanılarak tesis edilen 2/8/2012 ve 15/8/2012 tarihli işlemlerle baraj
havzasında bulunan taşınmazların acele kamulaştırılmasına karar verilmiştir.
Karakoçan Asliye Hukuk Mahkemesinin 31/10/2014 tarihli kararlarıyla da
başvurucuların mülkiyetinde bulunan taşınmazın Hazine adına tesciline
hükmedilmiştir. Başvuruculara ait taşınmazın Hazine adına tesciline hükmedilmiş
olmasının mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiği açıktır.
50. Anayasa’nın mülkiyet hakkına müdahaleyle ilgili üç kural
ihtiva ettiği görülmektedir. Anayasa’nın 35. Maddesinin birinci fıkrasında
herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğu belirtilmek suretiyle “mülkten barışçıl
yararlanma hakkı”na yer verilmiş, ikinci fıkrasında
da mülkten barışçıl yararlanma hakkına müdahalenin çerçevesi belirlenmiştir. “Mülkten
yoksun bırakma” ve “mülkiyetin kontrolü” mülkiyet hakkına müdahalenin özel
biçimleridir. Mülkten yoksun bırakma şeklindeki müdahalede mülkiyetin kaybı söz
konusudur. Mülkiyetin kullanımının kontrolünde ise mülkiyet kaybedilmemekte
ancak mülkiyet hakkının malike tanıdığı yetkilerin kullanım biçimi, toplum
yararı gözetilerek belirlenmekte veya sınırlandırılmaktadır. Mülkten barışçıl
yararlanma hakkına müdahale ise genel nitelikte bir müdahale türü olup mülkten
yoksun bırakma ve mülkiyetin kullanımının kontrolü mahiyetinde olmayan her
türlü müdahalenin mülkten barışçıl yararlanma hakkına müdahale kapsamında ele
alınması gerekmektedir (Recep Tarhan ve
Afife Tarhan, B. No: 2014/1546, 2/2/2017, §§ 55-58).
51. Başvurucuların taşınmazının Hazine adına tesciline karar
verilmesi mülkiyetin kaybedilmesi sonucunu doğurduğundan müdahalenin ikinci
kural olan “mülkiyetten yoksun bırakma” kapsamında incelenmesi gerektiği
sonucuna ulaşılmaktadır.
b. Müdahalenin İhlal
Oluşturup Oluşturmadığı
52. Anayasa’nın 13. Maddesi şöyledir:
“Temel hak ve hürriyetler, özlerine
dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere
bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın
sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine
ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
53. Başvuru konusu şikâyetin özü, tescil kararının kanuni
dayanağının bulunmadığına ilişkindir.
i. Genel İlkeler
54. Mülkiyet hakkı Anayasa’da mutlak bir hak olarak
düzenlenmemiş, Anayasa’nın 13. Ve 35. Maddelerinde belirtilen ölçütlere uygun
olması koşuluyla bu hakkın sınırlandırılabilmesi mümkün kılınmıştır. Anayasa’nın
35. Maddesinin ikinci fıkrasında mülkiyet hakkının ancak kamu yararı amacıyla
kanunla sınırlanabileceği belirtilmek suretiyle mülkiyet hakkına yönelik
müdahalelerin kanunda öngörülmesi gereği ifade edilmiştir. Öte yandan temel hak
ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa’nın
13. Maddesinde de “hak ve özgürlüklerin
ancak kanunla sınırlanabileceğini” temel bir ilke olarak benimsenmiştir.
Buna göre mülkiyet hakkına yapılan müdahalelerde dikkate alınacak öncelikli
ölçüt, müdahalenin kanuna dayalı olmasıdır. Bu ölçütün sağlanmadığı tespit
edildiğinde diğer ölçütler bakımından inceleme yapılmaksızın mülkiyet hakkının
ihlal edildiği sonucuna varılacaktır.
55. Hak ve özgürlüklerin ve bunlara yapılacak müdahalelerin ve
sınırlandırmaların kanunla düzenlenmesi, bu hak ve özgürlüklere keyfî
müdahaleyi engelleyen ve hukuk güvenliğini sağlayan demokratik hukuk devletinin
en önemli unsurlarından birisidir (Tahsin
Erdoğan, B. No: 2012/1246, 6/2/2014, § 60).
56. Müdahalenin kanuna dayalı olması öncelikle şeklî manada bir
kanunun varlığını zorunlu kılar. Şeklî manada kanun, Türkiye Büyük Millet
Meclisi (TBMM) tarafından Anayasa’da belirtilen usule uygun olarak kanun adı
altında çıkarılan düzenleyici yasama işlemidir. Mülkiyet hakkına müdahale
edilmesi ancak yasama organınca kanun adı altında çıkarılan düzenleyici
işlemlerde müdahaleye imkân tanıyan bir hükmün bulunması şartına bağlıdır. TBMM
tarafından çıkarılan şeklî anlamda bir kanun hükmünün bulunmaması mülkiyet
hakkına yapılan müdahaleyi anayasal temelden yoksun bırakır.
57. Bununla beraber Anayasa Mahkemesinin daha önceki
kararlarında da belirtildiği üzere kanunla düzenleme zorunluluğu, hakka
yapılacak müdahalenin uygulanmasının kanunun çerçevesini aşmayacak şekilde
tüzük, yönetmelik, tebliğ ve genelge gibi yürütme organının çıkardığı ikincil
düzenlemelerle yapılmasına mani değildir (Tahsin Erdoğan, § 60). Temel hak ve
özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin konularda temel esaslar, ilkeler ve
genel çerçeve kanunla belirlendikten sonra uzmanlık ve idare tekniğine ilişkin
hususların değinilen adlar altında yürütme organınca çıkarılacak düzenleyici
işlemlerle tanzim edilmesi mümkündür (AYM, E.2014/177, K.2015/49, 14/5/2015).
58. Kanunun varlığı kadar kanun metninin ve uygulamasının da
bireylerin davranışlarının sonucunu öngörebilecekleri kadar hukuki belirlilik
taşıması gerekir. Bir diğer ifadeyle kanunun kalitesi de kanunilik koşulunun
sağlanıp sağlanmadığının tespitinde önem arz etmektedir (Necmiye Çiftçi ve diğerleri, B. No:
2013/1301, 30/12/2014, § 55). Müdahalenin kanuna dayalı olması, iç hukukta
müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir ve öngörülebilir kuralların
bulunmasını gerektirmektedir (Türkiye İş
Bankası A.Ş. [GK], B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 44).
59. Hukuki güvenlik ile belirlilik ilkeleri, hukuk devletinin ön
koşullarındandır. Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukuki
güvenlik ilkesi hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem
ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde
bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar.
Belirlilik ilkesi ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden
herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır
ve uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına
karşı koruyucu önlem içermesini ifade etmektedir (AYM, E.2013/39, K.2013/65,
22/5/2013).
60. Hukuk kurallarının ne şekilde yorumlanacağı veya birden
fazla yorumun mümkün olduğu durumlarda bu yorumlardan hangisinin benimseneceği
derece mahkemelerinin yetkisinde olan bir husustur. Anayasa Mahkemesinin
bireysel başvuruda derece mahkemelerince benimsenen yorumlardan birine üstünlük
tanıması veya derece mahkemelerinin yerine geçerek hukuk kurallarını yorumlaması
bireysel başvurunun amacıyla bağdaşmaz (Mehmet
Arif Madenci, B. No: 2014/13916, 12/1/2017, § 81). Anayasa
Mahkemesinin hukuk kurallarının uygulanmasına yönelik şikâyetler bakımından
görevi bireysel başvurunun ikincillik doğası gereği sınırlı olup bireysel
başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden, bariz takdir
hatası veya açık bir keyfîlik içeren durumlar dışında
derece mahkemelerinin hukuk kurallarını uygulama ve yorumlama bakımından takdir
yetkisine karışamayacağı daha önceki kararlarda da açıklanmıştır (Ahmet Sağlam, B. No: 2013/3351, 18/9/2013,
§ 42).
61. Öte yandan Anayasa Mahkemesinin kanunilik bağlamındaki
görevi müdahale teşkil eden işlem veya eylemin hukuka uygun olup olmadığını
incelemek değil bunun yeterli düzeyde erişilebilirlik, kesinlik ve
öngörülebilirlik kriterlerini taşıyan bir kanuna dayanıp dayanmadığını tespit
etmektir. Derece mahkemelerinin müdahale oluşturan işlem veya eylemin hukuka
aykırı olduğu yolundaki saptamaları bireysel başvuru kapsamında Anayasa Mahkemesince
yapılacak kanunilik denetiminde önem taşımakla birlikte derece mahkemelerinin
bu şekilde bir tespitinin bulunmadığı durumlarda Anayasa Mahkemesinin derece
mahkemesinin yerine geçerek hukuka uygunluk incelemesi yapması mümkün değildir.
Bu hâlde Anayasa Mahkemesinin bakacağı husus müdahalenin kanuni dayanağının
bulunup bulunmadığı, varsa bu kanunun yeterli ölçüde erişilebilirlik, kesinlik
ve öngörülebilirlik kriterlerini taşıyıp taşımadığı ile sınırlıdır.
ii. İlkelerin Olaya
Uygulanması
62. Olayda EPDK tarafından başlatılan acele kamulaştırma süreci
sonucunda başvurucuların hissedarı olduğu taşınmazın idare adına tesciline
hükmedilmiştir. Başvurucular, taşınmazın mülkiyetinin idareye geçmesi sonucunu
doğuran tescil hükmünden şikâyet etmiştir.
63. Anayasa’nın 46. Maddesine göre özel mülkiyetteki bir
taşınmaz -kamu yararı amacıyla ihtiyaç duyulması hâlinde gerçek karşılığı peşin
ödenmek ve koşulları yasayla belirlenmek şartıyla- kamulaştırılarak kamu
hizmetine tahsis edilebilir veya irtifak hakkı kurularak kamu yararı amacıyla
taşınmazın kullanımı sınırlandırılabilir. Dolayısıyla idarenin ihtiyaç duyduğu
özel mülkiyetteki taşınmazları edinme yolu, kamulaştırma usulüdür (AYM,
E.2010/83, K.2012/169, 1/11/2012).
64. Kamulaştırmanın usul ve esasları 2942 sayılı Kanun’da
detaylı bir biçimde düzenlenmiştir. Kamulaştırma, özel mülkiyetteki bir
taşınmazın kamu mülkiyetine geçirilmesini hedefleyen idari bir süreçtir.
Yukarıda açıklandığı üzere 2942 sayılı Kanun uyarınca ödenek temini ile
başlayan bu süreç; kamu yararı kararı alınması, kamulaştırılacak taşınmazın
belirlenmesi, yetkili idare tarafından kamulaştırma kararı alınması, kıymet
takdir edilmesi, satın alma usulünün denenmesi, bunun akim kalması durumunda
idare tarafından bedel tespiti ve tescil davası açılması ve mahkeme tarafından
bilirkişi marifetiyle tespit edilen taşınmazın gerçek bedelinin maliklere
ödenmesinden sonra taşınmazın idare adına tesciline karar verilmesi ile
nihayete ermektedir. Mülkiyetin idareye geçmesi mahkemece tescil kararı verilmesi
ile olur (bkz. § 29).
65. 2942 sayılı Kanun’un 27. Maddesinde düzenlenen “acele
kamulaştırma usulü” ise münhasıran (1) 3634 sayılı Kanun’un uygulanmasında yurt
savunması ihtiyacının doğması hâlinde, (2) aciliyetine
Bakanlar Kurulunca karar verilecek hâllerde ve (3) özel kanunlarla öngörülen
olağanüstü durumlarda başvurulabilen ve idareye kamulaştırma kararının
kesinleşmesinden önce kamulaştırılan taşınmaza el koyma yetkisi tanıyan
istisnai bir usuldür. Acele kamulaştırma usulü, olağan kamulaştırmada malik
lehine getirilen usule ilişkin güvenceleri bertaraf etmemekte; yalnızca bu
usullerin işletilmesinden önce idareye, kamulaştırılacak taşınmaza -mahkemeye
başvurmak ve mahkemeden karar almak suretiyle- el koyma imkânı tanımaktadır.
Taşınmaza el konulduktan sonra kamulaştırma sürecine devam edilmesi ve bu
bağlamda öncelikle satın alma yolunun işletilmesi, bunun mümkün olamaması
durumda ise asliye hukuk mahkemesinde idare tarafından bedel tespiti ve tescil
dava açılması gerekmektedir (bkz. §§ 31-34).
66. Görüldüğü üzere acele kamulaştırma usulünün olağan
kamulaştırma usulünden tek farkı, henüz kamulaştırma süreci bitmeden idareye
taşınmaza el koyma imkânı tanımasıdır. Olağan kamulaştırma usulünde idarenin
taşınmaza el koyması ancak taşınmazın idare adına tescilinden sonra mümkün
olabilmekte iken acele kamulaştırma usulünde ise idare, kamulaştırma kararının
alınmasından hemen sonra diğer aşamaların (bedel tespiti, satın alma usulünün
denenmesi, bedel tespiti davası açılması ve tescil hükmü kurulması) tamamlanmasını
beklemeden taşınmaza el koyabilmektedir.
67. Kamulaştırma kararı, özel mülkiyette bulunan taşınmazın kamu
mülkiyetine geçmesiyle sonuçlanan kamulaştırma sürecinin kurucu unsuru
niteliğini taşımaktadır. Yetkili idare tarafından hukuka uygun bir şekilde
verilen bir kamulaştırma kararı bulunmadan kamulaştırmanın sonraki aşamalarına
geçilmesi mümkün değildir (bkz. §§ 29, 30). Acele kamulaştırma usulünün
uygulandığı durumlarda da usulüne uygun olarak verilen bir acele kamulaştırma
kararının bulunması gerekmektedir. Kamulaştırma kararının gerekliliği
bakımından her iki usul açısından hiçbir fark bulunmamaktadır.
68. Acele kamulaştırma uygulanabilecek hâllerden biri olan “aciliyetine Bakanlar Kurulunca karar verilmesi” hâlinin söz
konusu olduğu durumlarda idarenin acele kamulaştırma kararı alabilmesi için
öncelikle, kamulaştırma ihtiyacı duyulan proje veya yatırımın aciliyet niteliği taşıdığına Bakanlar Kurulunca karar
verilmesi gerekmektedir. Bakanlar Kurulunca ilgili proje veya yatırımın aciliyet taşıdığı yolunda karar verilmeden ve bu karara
dayanılarak yetkili idarece acele kamulaştırma kararı alınmadan kamulaştırma
işlemlerinin tamamlanması mümkün değildir.
69. Başvuru konusu olayda Bakanlar Kurulunca 18/6/2012 ve
30/7/2012 tarihli kararnamelerle Elazığ’da inşa edilecek olan Pembelik Barajı’nın havzasında bulunan
ve kararname eklerinde tek tek sayılan taşınmazların kamulaştırılmasında aciliyet bulunduğuna 2942 sayılı Kanun’un 27. Maddesi
uyarınca karar verilmiştir. Öte yandan EPDK’nın 2/8/2012 ve 15/8/2012 tarihli
kararlarıyla Bakanlar Kurulu kararlarında sayılan taşınmazlar hakkında acele
kamulaştırma kararı verilmiştir. Başvurucular tarafından Bakanlar Kurulunun
18/6/2012 tarihli kararnamesinin iptali istemiyle Dairede açılan davada
19/3/2014 tarihli kararla, acele kamulaştırma yapılmasını gerektiren hâllerin
ortaya konulmadığı ve aciliyet hâlinin, üstün kamu
yararı ve kamu düzeninin korunmasını gerektiren hâllerin açıklanmadığı
gerekçeleriyle yürütmenin durdurulmasına karar verilmiştir.
70. Öte yandan EPDK tarafından, satın alma usulünün işletilmesi
girişimlerinin başarıya ulaşmaması üzerine 16/5/2013 tarihinde başvuruculara
karşı Karakoçan Asliye Hukuk Mahkemesinde bedel tespiti ve tescil davası
açılmıştır. Başvurucular tarafından Dairenin yürütmeyi durdurma kararı vermiş
olması nedeniyle 2942 sayılı Kanun’un 10. Maddesi uyarınca bu davada bekletme
kararı verilmesi gerektiği ileri sürülmüştür. 2942 sayılı Kanun’un 10. Maddesinin
on dördüncü fıkrasında, kamulaştırma işlemine karşı hak sahipleri tarafından
idari yargıda iptal davası açılması ve idari yargı mahkemelerince de yürütmenin
durdurulması kararı verilmesi hâlinde mahkemece, idari yargıda açılan davanın
bekletici mesele kabul edilerek bunun sonucuna göre işlem yapılacağı hükme bağlanmıştır.
Ancak Mahkemece başvurucuların itirazı yerinde görülmeyerek bedel tespiti
yapılmış ve 31/10/2014 tarihli kararla tescil hükmü kurulmuştur. Asliye Hukuk
Mahkemesi, Dairede görülen davanın konusunun EPDK tarafından tesis edilen
kamulaştırma işlemi olmadığı ve anılan kararla verilen yürütmenin durdurulması
kararının kamulaştırma işlemine ilişkin bulunmadığı gerekçesine dayanmıştır.
71. Belirtilmesi gerekir ki tescil kararının verildiği tarihte
kamulaştırma işleminin yürütmesinin durdurulmasına ilişkin herhangi bir idari
yargı kararı bulunmamaktadır. Dairenin 19/3/2014 tarihli kararıyla yürütmesi
durdurulan işlem Bakanlar Kurulunun “aciliyet”
hâlinin varlığını tespit eden 18/6/2012 tarihli kararıdır. Bakanlar Kurulunun “aciliyet” kararının yürütmesinin durdurulmuş olmasının EPDK’nın
kamulaştırma işlemi üzerindeki etkisinin ne olacağının ve Bakanlar Kurulu
kararıyla ilgili verilen yürütmeyi durdurma kararının kamulaştırma bedelinin
tespiti davasında bekletici mesele kabul edilmesi gerekip gerekmediğinin
takdiri, hukuk kurallarının yorumlanmasıyla görevli derece mahkemelerine
aittir. Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruda derece mahkemelerinin bu
konudaki takdirine müdahale etmesi mümkün değildir. Mahkemenin Bakanlar
Kurulunun “aciliyet” kararının yürütmesinin
durdurulmuş olmasının kamulaştırma bedelinin tespiti davasında bekletici mesele
olarak kabul edilemeyeceği sonucuna ulaşmış olmasında bariz bir takdir hatası
ve herhangi bir keyfîlik tespit edilememiştir.
72. Bu arada Daire 30/6/2015 tarihli esas kararında, daha önce
yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararında açıkladığından farklı bir
gerekçeyle davayı reddetmiştir. Daire, Bakanlar Kurulu kararının sadece
Mahkemece taşınmaza el konulmasına ilişkin karara dayanak teşkil ettiğini kabul
etmiş; idarenin sonradan olağan kamulaştırma sürecini başlatmış olmasını, bu
kapsamda taşınmaz bedelinin tespiti ve tescil davasının da açılmış bulunmasını
gözeterek acele kamulaştırma ve olağan kamulaştırma ayrımı yapılmaksızın
davanın konusunun bir bütün olarak taşınmaz mülkiyetinin kamulaştırılması
biçiminde anlaşılması suretiyle inceleme yapılması gerektiğini ifade etmiş;
netice olarak mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kamu yararı amacına yönelik
olduğu ve işlemin hukuka uygun bulunduğu sonucuna ulaşmıştır. Ancak İDDK’nın 8/10/2015 tarihli kararıyla Daire kararı bozulmuş
ve dava konusu Bakanlar Kurulu kararının iptaline kesin olarak karar
verilmiştir. İDDK, Bakanlar Kurulu kararının “aciliyet”
kararının hukuka aykırı olduğuna hükmetmiştir.
73. Başka malikler tarafından Bakanlar Kurulunun taşınmazların
acele kamulaştırılmasına ilişkin EPDK’ya yetki tanıyan 18/6/2012 ve 30/7/2012
tarihli kararnameleri ilebunlara dayanılarak EPDK
tarafından taşınmazların acele kamulaştırılması yolunda tesis edilen işlemlerin
de iptali istemiyle Dairede açılan iki ayrı davada Dairece davaların reddi
yolunda verilen kararlar, İDDK’nın 8/10/2015 tarihli
kararlarıyla bozulmuş ve dava konusu Bakanlar Kurulu kararları ile bunlara
dayalı tesis edilen EPDK işlemlerinin de iptaline karar verilmiştir. Anılan kararların gerekçesinde acele
kamulaştırmada taşınmaz mülkiyetine el konulmasından sonraki aşamalarda yapılan
normal kamulaştırma sürecine ilişkin işlemlerin acele kamulaştırma sürecinin
bir parçası olarak değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Kararlarda sonuç
olarak EPDK tarafından tesis edilen kamulaştırma işlemlerinin dayanağı olan
Bakanlar Kurulu kararlarından bağımsız değerlendirilemeyeceği ifade edilerek
bunların da hukuka aykırı olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla İDDK tarafından Bakanlar
Kurulunca alınan aciliyet kararının EPDK’nın acele
kamulaştırma kararının dayanağını oluşturduğu ve ilkinin hukuka aykırı
olmasının ikincisini kendiliğinden hukuka aykırı kılacağı kabul edilmiştir.
74. Öncelikle ifade edilmelidir ki İDDK tarafından EPDK’nın
2/8/2012 ve 15/8/2012 tarihli kamulaştırma işlemleri de 8/10/2015 tarihli karar
ile iptal edilmiş ise de bu karar, Mahkemece tescil hükmünün kurulduğu
31/10/2014 tarihinden sonra verilmiştir. Diğer bir ifadeyle Asliye Hukuk
Mahkemesince taşınmazın idare adına tesciline karar verildiği tarihte henüz
kamulaştırma kararı hukuk aleminde varlığını sürdürmektedir.
75. Öte yandan İDDK’nın kararı
incelendiğinde şeklî bir gerekçeyle kamulaştırma işleminin iptaline
hükmedildiği görülmektedir. İDDK, kamulaştırma işleminin dayanağını oluşturan
Bakanlar Kurulunun aciliyet kararının iptal edilmiş
olmasının kamulaştırma kararını kendiliğinden hukuka aykırı kılacağı görüşüne
dayanmıştır. İDDK’nın, kamulaştırma işleminin esasına
yani taşınmazın kamulaştırılmasının gerekli olup olmadığına veya kamu yararı
amacı taşıyıp taşımadığına yönelik herhangi bir hukuka aykırılık tespiti
bulunmamaktadır. İDDK’nın hukuka aykırılık tespiti,
kamulaştırmanın acele usulle yapılmış olmasına yöneliktir.
76. İki yargı kolu arasında, acele kamulaştırmada idarenin
taşınmaza el koymasından sonraki sürecin mahiyetine ilişkin tartışma bulunmakla
birlikte acele kamulaştırmanın amacının kamulaştırma sürecinin bitmesi
beklenmeden idarenin kamulaştırılan taşınmaza el koyabilmesine imkân tanımak
olduğu ve taşınmaza el konulmasından sonraki sürecin her iki kamulaştırma
usulünde de aynı olduğu hususunda herhangi bir ihtilaf bulunmamaktadır. Bu
bağlamda -yukarıda da ifade edildiği üzere- acele kamulaştırma usulünün
doğurduğu tek sonuç, kamulaştırma süreci tamamlanmadan idarenin taşınmaza el
koyabilmesidir. Dolayısıyla İDDK’nın hukuka aykırılık
tespiti, olsa olsa EPDK’nın (Mahkeme kararına istinaden) taşınmaza el koymuş
olmasını kusurlandırmaktadır. El koyma süreci de daha
önce tamamlanmıştır. El koyma sürecinin kusurlandırılmasıyla
sınırlı etki doğuran bu hukuka aykırılık tespitinin tescil kararını da hukuka
aykırı hâle getireceğini söylemek hukuk kurallarının yorumuyla ilgili bir
mesele olup Anayasa Mahkemesinin görevi kapsamında değildir.
77. Sonuç olarak tescil kararının kanuni dayanağının bulunduğu
ve kamulaştırma kararının esasının hukuka aykırı olduğunu tespit eden bir yargı
kararının da var olmadığı gözetildiğinde başvurucuların taşınmazının idare
adına tesciline hükmedilmesi suretiyle mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin
kanunilik kriterini taşıdığı sonucuna ulaşılmaktadır.
78. Başvurucuların kamulaştırma bedeline ilişkin bir şikâyetleri
bulunmadığından ve ayrıca bedele ilişkin yargılama süreci de devam ettiğinden
müdahalenin ölçülü olup olmadığına ilişkin bu aşamada bir değerlendirme
yapılmasına gerek bulunmamaktadır.
79. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 35. Maddesinde güvence
altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.
Osman Alifeyyaz PAKSÜT bu görüşe katılmamıştır.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL
EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
B. Anayasa’nın 35. Maddesinde güvence altına alınan mülkiyet
hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE Osman Alifeyyaz PAKSÜT’ün karşıoyu ve
OYÇOKLUĞUYLA,
C. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA,
D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
18/10/2017 tarihinde karar verildi.
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. Başvurunun konusu, Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu (EPDK)
tarafından Elazığ İli, Karakoçan İlçesinde yer alan bazı taşınmazların acele
kamulaştırma yöntemiyle kamulaştırılması ile başlayan yargı süreçleri sonunda
Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nca (İDDK) hukuka aykırılığı nihai olarak
saptanan Bakanlar Kurulu kararlarının gereği cümlesinden olarak, henüz idari
yargıda nihai karar verilmediği bir aşamada, EPDK tarafından başvuruculara
karşı Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan bedel tespiti ve tescil davasının
sonuçlandırılması ve taşınmazların tescilinin gerçekleştirilmesi olayında
mülkiyet hakkının ihlali olup olmadığıdır.
2. Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunca olayda tescil kararının
kanuni dayanağı bulunduğu, tescilin yapıldığı aşamada kamulaştırma kararının
esasının hukuka aykırı olduğunu tespit eden bir yargı kararı bulunmadığı, acele
kamulaştırmanın amacının idarenin kamulaştırılan taşınmazlara kamulaştırma
sürecinin bitmesini beklemeden el koymasına imkan tanımak olduğu, taşınmaza el
konulmasından sonraki sürecin ise her iki kamulaştırma usulünde de aynı olduğu,
el koyma sürecinin zaten tamamlandığı, idari yargının el koyma işlemini kusurlu
bulan kararının hukuk mahkemesince karar verilen tescili de hukuka aykırı hale
getireceğinin tespitinin Anayasa Mahkemesinin görevini aşacağı yolundaki
gerekçelerle, Anayasanın 35. maddesinde yer alan mülkiyet hakkının ihlal
edilmediğine karar verilmiştir.
3. Buna karşılık İDDK, acele kamulaştırma ile taşınmaz
mülkiyetine el konulmasından sonraki aşamalarda yapılan normal kamulaştırma
sürecine ilişkin işlemlerin de acele kamulaştırma sürecinin bir parçası olarak
değerlendirilmesi gerektiği vurgulanarak, Bakanlar Kurulunca alınan aciliyet kararının EPDK’nın acele kamulaştırma kararlarının
dayanağı olduğu, ilkinin hukuka aykırılığının ikincisinin de hukuka aykırılığı
sonucunu doğuracağı görüşü kabul edilmiştir.
4. Başvurucuların taşınmazının elden çıkmasına ilişkin kesin
kararı veren Karakoçan Asliye Hukuk Mahkemesi, Danıştay’da yürütmesi durdurulan
Bakanlar Kurulu Kararı’nın esası hakkında karar verilinceye kadar EPDK
tarafından açılan bedel tespiti ve tescil davasının bekletilmesi yolundaki
başvurucu taleplerini reddetmiş ve Danıştay’da görülen davanın konusunun
kamulaştırma işlemi olmadığı, yürütmeyi durdurma kararının kamulaştırma
işlemine ilişkin bulunmadığı gerekçesine dayanmıştır.
5. Karakoçan Asliye Hukuk Mahkemesinin kararı 31.10.2014
tarihlidir. Bundan sonra her ne kadar Danıştay Dairesi yürütmenin durdurulması
kararına ilişkin görüşünü davanın esası hakkında verdiği 30.6.2015 tarihli
kararda değiştirmiş ve idarenin sonradan olağan kamulaştırma yöntemi
başlatmasını ve bu arada tescil davası açılmasını da gözeterek, mülkiyet
hakkına yapılan müdahalenin hukuka uygun olduğu şeklinde değerlendirmiş ise de, bu karar da İDDK’nın 8.10.2015
tarihli kararıyla bozulmuştur. Sonuç olarak, Asliye Hukuk Mahkemesinin tescil
kararı verdiği tarih itibariyle tescili istenen taşınmazların, Anayasanın 46.
maddesinde yer alan ilkelere uygun bir kamulaştırmanın mevcudiyeti
tartışmalıdır.
6. Anayasanın 138. maddesinde hakimlerin görevlerinde bağımsız
olduğu, Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre
hüküm verecekleri belirtilmiştir. Buna göre, adli yargıda görevli mahkeme her
ne kadar kamulaştırma bedeli ve tescil konusunda idari yargının süreçleri ile
bağlı değil ise de, eldeki işin bütünü itibariyle
hukuka uygunluğuna ilişkin uyuşmazlığın idari yargıda sonuçlandırılacağı
gözetilerek, kişilerin mağduriyetine yol açmayacak şekilde, yargılama usulünde
de öngörüldüğü gibi, talebin (tescil) dayanağının hukuka uygun olup olmadığına
ilişkin nihai karar beklenmelidir. Zira taşınmazın bedel tespiti tescili
talebiyle açılan dava, özü itibariyle Anayasanın 125. maddesindeki hakkın
kullanımından kaynaklanan uyuşmazlığın bir aşamasını oluşturmakta ve bu nedenle
bağımsız bir nitelik taşımamaktadır. Halk arasında bilinen deyimle ifade etmek
gerekirse “ilk düğme yanlış iliklenmişse bütün düğmeler yanlış iliklenir”. Bu
nedenle İDDK kararı ve dayandığı gerekçeler yerindedir.
7. İdari yargı sistemini kabul eden Anayasal sistemimiz gereği,
idari yargının alanına giren bir uyuşmazlığın kesin sonucunu etkisiz kılacak
şekilde, idari yargıdaki uyuşmazlığın sonucu beklenmeden adli yargıda verilecek
bir kararla, idari işlemin geri dönülemez biçimde sonuca bağlanması, kişilerin
hak arama hürriyetini ve buna bağlı olarak mülkiyet hakkını ihlal
edebilecektir.
8. Başvuru konusu olayda da, taşınmazın
tescilinin kanuni dayanağı mevcut olmakla birlikte, başvurucularca talep
edildiği gibi bekletme kararı verilmesini gerektiren önemli nedenler
bulunduğundan, bekletme kararı verilmesi gerektiği açıktır. Ancak taşınmazın
Hazine adına tapuya tescili suretiyle, hukuk düzenimizde kamulaştırmaların
yargısal denetimi konusunda Anayasa ve mevzuat hükümleriyle idare ve kişiler
arasında kurulmaya çalışılan adil denge, açık bir biçimde idare lehine
bozulmuştur.
9. Bu nedenle başvuru konusu olayda taşınmazların Hazine adına
tapuya tesciline ilişkin kararda bariz bir takdir hatası bulunduğu, bunun
sonucunda başvurucunun mülkiyet hakkının İHLAL EDİLDİĞİ görüşüyle, Genel
Kurulun kararına katılmamaktayım.
|
|
|
|
Üye Osman Alifeyyaz
PAKSÜT |
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.