
Esas No: 2014/767
Karar No: 2014/767
Karar Tarihi: 18/6/2014
Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
EYUP AKSARI BAŞVURUSU |
(Başvuru Numarası: 2014/767) |
|
Karar Tarihi: 18/6/2014 |
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Serruh
KALELİ |
Üyeler |
: |
Zehra Ayla PERKTAŞ |
|
|
Burhan ÜSTÜN |
|
|
Erdal TERCAN |
|
|
Zühtü ARSLAN |
Raportör |
: |
Murat AZAKLI |
Başvurucu |
: |
Eyup
AKSARI |
Vekili |
: |
Av. Nurullah AKSARI |
I. BAŞVURUNUN
KONUSU
1. Başvurucu, 12/12/2003 tarihinde Antalya 1. İş
Mahkemesinde açtığı alacak davası sonunda davanın kısmen reddine karar
verildiğini, karara dayalı olarak yaptığı icra takibinde faizin yanlış
hesaplandığını, yargılamanın makul sürede sonuçlanmadığını belirterek, adil
yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve tazminat talep etmiştir.
II. BAŞVURU
SÜRECİ
2. Başvuru, 7/1/2014 tarihinde Antalya 7. Asliye Hukuk
Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön
incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit
edilmiştir.
3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca, 14/2/2014 tarihinde,
kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme
gönderilmesine karar verilmiştir.
4.
Birinci Bölümün 13/3/2014 tarihli ara kararı gereğince başvurunun, kabul
edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş
için Adalet Bakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir.
5. Adalet Bakanlığının 8/4/2014
tarihinde, makul sürede yargılanma hakkının ihlali iddiası dışında diğer ihlal
iddialarına yönelik olarak sunduğu görüş başvurucuya tebliğ edilmiş olup,
başvurucu vekili tarafından Adalet Bakanlığı görüşüne karşı 22/4/2014 tarihli
beyan dilekçesi ibraz edilmiştir.
III. OLAY VE
OLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle
olaylar özetle şöyledir:
7. Başvurucu, 12/12/2003 tarihinde Antalya 1. İş
Mahkemesinde bir ticaret şirketi aleyhine açtığı davada, 12/7/2001 tarihinden
itibaren davalıya ait işyerinde çalıştığını, fazla çalışma ücretlerinin, aylık
ücretlerinin ödenmediğini ileri sürerek işçilik alacaklarının ve
tazminatlarının en yüksek mevduat faiziyle ödenmesini talep etmiştir.
8. Başvurucu, 1/3/2006 tarihli ıslah dilekçesi ile talebini
artırmış, alacak ve tazminatların en yüksek mevduat faiziyle tahsilini
istemiştir.
9. Başvurucu, 5/5/2008 tarihinde, E.2008/321 sayılı
dosyasında açtığı ek davada, bakiye alacaklarının en yüksek mevduat faiziyle
ödenmesini talep etmiş, Mahkemece ek dava dosyası, asıl dava dosyası ile
birleştirilmiştir.
10. Mahkemece, 30/9/2010 tarih ve E.2003/1059, K.2010/359
sayılı kararla; davanın kısmen kabulüne, 2.400,00 TL aylık ücret alacağı,
2.079,00 TL fazla çalışma ücreti alacağı, 492,50 TL hafta tatili ücreti
alacağı, 133,33 TL bayram tatili ücreti alacağı ve 1.793,49 TL kıdem
tazminatının davalıdan tahsiline, alacak ve tazminatların tamamına dava
tarihinden itibaren en yüksek mevduat faizi yürütülmesine karar verilmiştir.
11. Tarafların temyizi üzerine, Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin
4/11/2013 tarih ve E.2011/37341, K.2013/27913 sayılı ilamıyla hüküm onanmıştır.
12. Onama kararı, 16/12/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ
edilmiştir.
13. Başvurucu, 5/8/2011 tarihinde Antalya 12. İcra
Müdürlüğünün E.2011/8052 sayılı takip dosyasında, Antalya 1. İş Mahkemesinin
kararına dayalı olarak, asıl alacaklar ve 13.679,86 TL işlemiş faizin tahsili
amacıyla ilamlı icra takibi başlatmıştır.
14. İcra takibine konu miktarın teminat altına alınmış olması
nedeniyle Yargıtay 9. Hukuk Dairesince 14/10/2011 tarihinde icranın geri
bırakılmasına karar verilmiştir.
15. Davalı şirket, 9/9/2011 tarihinde Antalya 2. İcra Hukuk
Mahkemesinde başvurucu aleyhine açtığı şikayet
davasında, icra takip talebinde alacakların T.C. Merkez Bankasının belirlediği
en yüksek faiz oranı üzerinden hesaplama yapılarak tahsil talebinde
bulunulduğunu, bankalarca fiilen uygulanan en yüksek faiz oranı üzerinden
hesaplama yapılması gerektiğini, faiz oranının yüksek olduğunu ileri sürmüştür.
16. Mahkemece, 18/5/2012 tarih ve E.2011/936, K.2012/451
sayılı kararla; davanın kabulüne, Antalya 12. İcra Müdürlüğünün E.2011/8052
sayılı icra takibindeki faizin 9.929,43 TL olarak düzeltilmesine, kararın
tefhim tarihinden itibaren 10 gün içinde Yargıtayda
temyiz yolu açık olmak üzere karar verilmiştir.
17. Temyiz üzerine, Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 4/12/2012
tarih ve E.2012/11152, K.2012/11809 sayılı ilamıyla, uyuşmazlık konusu kısmın
4.870,00 TL’yi geçmediği ve bu kararın İcra ve İflas Kanunu’nun 363. maddesinin
birinci fıkrasının (1) numaralı bendine göre kesin olup, temyiz kabiliyetinin
bulunmadığı gerekçesiyle temyiz dilekçesinin reddine, Yargıtay Daire ilamının
tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine
karar verilmiştir.
18. Karar düzeltme istemi, aynı Dairenin 9/5/2013 tarih ve
E.2013/2205, K.2013/6906 sayılı ilamıyla reddedilmiştir.
19. Karar, başvurucuya 19/6/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.
20. Başvurucu, 7/1/2014 tarihinde bireysel başvuruda
bulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
21. 12/1/2011 tarih ve 6100
sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Usul
ekonomisi ilkesi” kenar başlıklı 30. maddesi şöyledir:
“Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir
biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.”
22. 6100 sayılı Kanun’un “Diğer kanunlardaki yargılama usulü ile ilgili
hükümler” kenar başlıklı 447. maddesinin (1) numaralı fıkrası
şöyledir:
“Diğer kanunların sözlü yahut seri yargılama usulüne atıf
yaptığı hâllerde, bu Kanunun basit yargılama usulü ile ilgili hükümleri
uygulanır.”
23. 30/1/1950 tarih ve 5521
sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“İş Kanununa göre işçi sayılan
kimselerle (o kanunun değiştirilen ikinci maddesinin Ç, D ve E fıkralarında
istisna edilen işlerde çalışanlar hariç) işveren veya işveren vekilleri
arasında iş akdinden veya iş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan
hukuk uyuşmazlıklarının çözülmesi ile görevli olarak lüzum görülen yerlerde iş
mahkemeleri kurulur.”
24. 5521 sayılı Kanun’un 7.
maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“İş mahkemelerinde şifahi yargılama usulü uygulanır. İlk
oturumda mahkeme tarafları sulha teşvik eder. Uzlaşamadıkları ve taraflar veya
vekillerinden birisi gelmediği takdirde yargılamaya devam olunarak esas
hakkında hüküm verilir.”
25. 5521 sayılı Kanun’un 15.
maddesi şöyledir:
“Bu Kanunda sarahat bulunmıyan
hallerde Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu hükümleri uygulanır.”
26. 22/5/2003 tarihli ve 4857
sayılı İş Kanunu’nun “İşçinin haklı nedenle
derhal fesih hakkı” kenar başlıklı 24. maddesi şöyledir:
“Süresi belirli olsun veya olmasın işçi, aşağıda yazılı
hallerde iş sözleşmesini sürenin bitiminden önce veya bildirim süresini
beklemeksizin feshedebilir:
…
II- Ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve
benzerleri:
…
e) İşveren tarafından işçinin ücreti kanun hükümleri veya
sözleşme şartlarına uygun olarak hesap edilmez veya ödenmezse,
…”
IV. İNCELEME VE
GEREKÇE
27. Mahkemenin 18/6/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,
başvurucunun 7/1/2014 tarih ve 2014/767 numaralı bireysel başvurusu incelenip
gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
28. Başvurucu, 12/12/2003 tarihinde Antalya 1. İş
Mahkemesinde açtığı dava sonunda alacaklarının kısmen reddedildiğini ve en
yüksek mevduat faiziyle tahsile karar verildiğini, bir süre Almanya’da
çalıştığı için oradaki ücreti üzerinden ödeme yapılması gerektiği, ayrıca
ustabaşı olarak çalıştığı için buna göre ücretlerinin hesaplanması gerektiği
halde, Türkiye’deki diğer işçilere ödenen ücret üzerinden hesaplama yapılarak
karar verildiğini, faiz konusunda sadece mevduat faizine göre değerlendirme
yapıldığını, halbuki altın fiyatlarının da dikkate alınması gerektiğini, bu
şekilde işçi aleyhine, işveren lehine değerlendirme yapılarak eşitlik ilkesinin
bozulduğunu, kararın 4/11/2013 tarihinde Yargıtay tarafından onanarak
kesinleştiğini, İş Mahkemesi kararına dayalı olarak yaptığı icra takibi üzerine
Antalya 2. İcra Hukuk Mahkemesinde aleyhine açılan şikayet davası sonunda,
Kanun’da belirtilen faizin Merkez Bankası mevduat faizi olmasına rağmen,
alacakların tahsilinde, Merkez Bankası mevduat faizinin değil, özel bankaların
yıllık mevduata uyguladıkları mevduat faizi oranının uygulanması gerektiğinin
belirtildiğini, yanlış değerlendirme sonucu faiz kaybının meydana geldiğini,
Antalya 1. İş Mahkemesindeki yargılamanın makul sürede sonuçlanmadığını
belirterek, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
29. Başvuru dilekçesi ve ekleri incelendiğinde, başvurucunun,
Antalya 1. İş Mahkemesinde açtığı dava sonunda işçi aleyhine, işveren lehine
değerlendirme yapılarak karar verildiğini, bu şekilde eşitlik ilkesinin ihlal
edildiğini ileri sürdüğü, ayrıca delillerin eksik ve hatalı değerlendirilmesi
sonucu davanın kısmen reddine karar verilmesinin adil yargılanma hakkını ihlal
ettiğini ileri sürdüğü anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi, başvurucunun ihlal
iddialarına ilişkin nitelendirmesi ile bağlı olmayıp hukuki nitelendirmeyi
bizzat yapar. Anılan ihlal iddiaları, delillerin değerlendirilmesi, hukuk
kurallarının yorumlanması ile Mahkemece verilen kararın adil olup olmamasına
ilişkin olduğundan, bu iddiaların tamamı yargılamanın sonucunun adil olmadığı
iddiası kapsamında değerlendirilmiştir. Öte yandan başvurucunun, Antalya 1. İş
Mahkemesindeki davanın makul sürede sonuçlanmaması nedeniyle adil yargılanma
hakkının ihlali iddiası ile Antalya 2. İcra Hukuk Mahkemesinde aleyhine açılan
şikâyet davasının kabulüne karar verilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının
ihlali iddiası ayrıca değerlendirilmiştir.
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
a. Antalya 2. İcra Hukuk Mahkemesi Kararına
Yönelik Adil Yargılanma Hakkının İhlali İddiası Yönünden
30. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve
Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel
başvuru usulü” kenar başlıklı 47. maddesinin (5) numaralı
fıkrası şöyledir:
“Bireysel başvurunun,
başvuru yollarının tüketildiği tarihten; başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin
öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir.”
31. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün
“Başvuru süresi ve mazeret”
başlıklı 64. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Bireysel başvurunun, başvuru yollarının tüketildiği
tarihten, başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren
otuz gün içinde yapılması gerekir.”
32. Bireysel başvurunun ön şartlarından
birisi de başvuru süresidir. Süre, başvurunun her aşamasında dikkate alınması
gereken bir usul hükmüdür.
33. Bireysel başvuruların, 6216 sayılı Kanun"un 47.
maddesinin (5) numaralı fıkrası ile İçtüzük"ün 64.
maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca, başvuru yollarının tüketildiği
tarihten, başvuru yolu öngörülmemiş ise ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren
otuz gün içinde Anayasa Mahkemesine doğrudan veya diğer mahkemeler yahut yurt
dışı temsilcilikler vasıtasıyla yapılması gerekmektedir (B. No: 2012/1075,
12/2/2013, §§ 18-19).
34. Başvuru konusu olayda,
başvurucu, İş Mahkemesi kararına dayalı olarak yaptığı icra takibi üzerine
Antalya 2. İcra Hukuk Mahkemesinde aleyhine açılan şikâyet davası sonunda,
Kanun"da belirtilen faizin Merkez Bankası mevduat faizi olmasına rağmen,
alacakların tahsilinde, Merkez Bankası mevduat faizinin değil, özel bankaların
yıllık mevduata uyguladıkları mevduat faizi oranının uygulanması gerektiğinin
belirtildiğini, yanlış değerlendirme sonucu faiz kaybının meydana geldiğini
belirterek, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
35. Başvurucu, Antalya 1. İş Mahkemesi kararına dayalı olarak
5/8/2011 tarihinde Antalya 12. İcra Müdürlüğünde icra takibi başlatmış ve
alacakların Merkez Bankasınca bildirilen en yüksek mevduat faiziyle tahsilini
talep etmiştir. Davalının, Antalya 2. İcra Hukuk Mahkemesinde açtığı şikâyet
davası üzerine Mahkemece, davanın kabulü ile asıl alacağa uygulanan faizin özel
bankalar tarafından uygulanan mevduat faizi olabileceği gerekçesiyle takip
talebindeki faizin düzeltilmesine, tefhimden itibaren 10 gün içinde Yargıtay
nezdinde temyiz kabil olmak üzere karar verilmiştir.
36. Temyiz üzerine, Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 4/12/2012
tarihli ilamıyla, uyuşmazlık konusu kısmın 4.870,00 TL"yi geçmediği ve İcra ve
İflas Kanunu"nun 363/1. maddesine göre kesin olup, temyiz kabiliyetinin
bulunmadığı gerekçesiyle temyiz dilekçesinin reddine, Yargıtay ilamına karşı
karar düzeltme isteminde bulunulabileceğine karar verilmiştir. Karar düzeltme
istemi de aynı Dairenin 9/5/2013 tarihli ilamıyla reddedilmiştir. Ret kararı
başvurucuya 19/6/2013 tarihinde tebliğ edildiği halde, başvurucu, 7/1/2014
tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
37. Yukarıda anılan Kanun ve
İçtüzük hükümleri uyarınca bireysel başvurunun, başvuru yollarının tüketildiği
tarihten, başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren
otuz gün içinde yapılması gerekir.
38. Başvuru konusu olayda
başvurucu, ihlale neden olduğunu iddia ettiği kararı 19/6/2013 tarihinde
öğrendiği halde, bu tarihten itibaren otuz günlük başvuru süresinin geçmesinden
sonra, 7/1/2014 tarihinde bireysel bulunmuştur. Dolayısıyla başvuruda süre
aşımı bulunduğu sonucuna varılmaktadır.
39. Açıklanan nedenlerle, ihlale
neden olduğu ileri sürülen karara ilişkin olarak otuz gün geçtikten sonra
yapılan başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden
incelenmeksizin “süre aşımı”
nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Antalya 1. İş Mahkemesindeki Yargılamanın
Sonucunun Adil Olmadığı İddiası Yönünden
40. Anayasa’nın 148. maddesinin
dördüncü fıkrası şöyledir:
“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken
hususlarda inceleme yapılamaz.”
41. 6216 sayılı Kanun’un 48.
maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul
edilemezliğine karar verebilir.”
42. 6216 sayılı Kanun’un 48.
maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların
Mahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın
148. maddesinin dördüncü fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular
kapsamında değerlendirilen kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin
şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.
43. Anılan kurallar uyarınca,
ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve
olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının
yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili
varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesine
konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının
adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdir hatası içermesi ve bu
durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal
etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular, bariz
takdir hatası bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince incelenemez (B. No: 2012/1027,
12/2/2013, § 26).
44. Somut olayda başvurucu,
12/12/2003 tarihinde Antalya 1. İş Mahkemesinde açtığı dava sonunda
taleplerinin kısmen reddedildiğini ve en yüksek mevduat faiziyle tahsile karar
verildiğini, bir süre Almanya’da çalıştığı için oradaki ücreti üzerinden ödeme
yapılması gerektiğini, ayrıca ustabaşı olarak çalıştığı için buna göre
ücretlerinin hesaplanması gerektiği halde, Türkiye’deki diğer işçilere ödenen ücret
üzerinden hesaplama yapılarak karar verildiğini, faiz konusunda sadece mevduat
faizine göre değerlendirme yapıldığını, halbuki altın fiyatlarının da dikkate
alınması gerektiğini, bu şekilde işçi aleyhine, işveren lehine değerlendirme
yapılarak eşitlik ilkesinin bozulduğunu belirterek, adil yargılanma hakkının
ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
45. Başvurucunun, Antalya 1. İş
Mahkemesinde açtığı davada, Mahkemece tarafların delilleri toplanmış,
başvurucunun tanıkları dinlenmiş, başvurucunun çalıştığı döneme ait sigorta
sicil kayıtları incelenmiş ve bilirkişi raporu alınmıştır. Mahkeme, tüm
delilleri değerlendirerek, başvurucunun ücretlerinin ödenmemesi nedeniyle iş
akdinin haklı nedenle feshedildiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar
vermiştir.
46. Mahkemenin gerekçesi ve
başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün derece mahkemeleri
tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının
yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna
ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.
47. Başvurucu, yargılama
sürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi
olamadığına, kendi delillerini ve iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı
tarafça sunulan delillere ve iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı
bulamadığına ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının
derece mahkemeleri tarafından dinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya da kanıt
sunmadığı gibi Mahkeme kararlarında bariz takdir hatası oluşturan herhangi bir
durum da tespit edilememiştir.
48. Açıklanan nedenlerle,
başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde
olduğu ve derece mahkemesi kararlarının bariz bir takdir hatası içermediği
anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları
yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan
yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi
gerekir.
c. Antalya 1. İş Mahkemesindeki Yargılamanın
Makul Sürede Tamamlanmadığı İddiası Yönünden
49. Başvurucunun Antalya 1. İş Mahkemesindeki yargılamanın
uzunluğuyla ilgili şikâyeti açıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi bu şikâyet
için diğer kabul edilemezlik nedenlerinden herhangi biri de bulunmamaktadır. Bu
nedenle, başvurunun bu bölümüne ilişkin olarak kabul edilebilirlik kararı
verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
50. Başvurucu, 12/12/2003 tarihinde Antalya 1. İş
Mahkemesinde açtığı alacak ve tazminat davasının makul sürede tamamlanmadığını
belirterek, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
51. Adalet Bakanlığı, makul sürede yargılanma hakkının ihlali
iddiasına ilişkin olarak görüş sunulmayacağını bildirmiştir.
52. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216
sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası hükümlerine göre, Anayasa
Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için, kamu
gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altına
alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve
Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına da girmesi gerekir. Bir
başka ifadeyle, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir
hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar
verilmesi mümkün değildir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).
53. Anayasa’nın “Hak arama
hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle
yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil
yargılanma hakkına sahiptir.”
54. Anayasa’nın “Duruşmaların
açık ve kararların gerekçeli olması” kenar başlıklı 141. maddesinin
dördüncü fıkrası şöyledir:
“Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle
sonuçlandırılması, yargının görevidir.”
55. Sözleşme’nin “Adil
yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmı
şöyledir:
“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili
uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda
karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme
tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak
görülmesini isteme hakkına sahiptir.”
56. Sözleşme metni ile AİHM kararlarından ortaya çıkan ve
adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, Anayasa’nın
36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa
Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı bir çok
kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında
yorumlamak suretiyle, gerek Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan gerek AİHM
içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara,
Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir (B.No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).
57. Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul sürede
yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanma
hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olan
süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141.
maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği,
makul sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması
gerektiği açıktır.
58. Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesi
uyarınca, medeni hak ve yükümlülükler ile cezai alanda yöneltilen suçlamalara
ilişkin uyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekmektedir. Başvuru
konusu olayda, işçi alacaklarının ve tazminatlarının ödenmesi amacıyla açılan
bir dava bulunmakta olup, bu sorunun çözümüne yönelik olarak 5521 ve 6100
sayılı Kanun’larda yer verilen usul hükümlerine göre
yürütülen somut yargılama faaliyetinin, medeni hak ve yükümlülükleri konu alan
bir yargılama olduğunda kuşku bulunmamaktadır.
59. Makul sürede yargılanma hakkının amacı, tarafların uzun
süren yargılama faaliyeti nedeniyle maruz kalacakları maddi ve manevi baskı ile
sıkıntılardan korunması ile adaletin gerektiği şekilde temini ve hukuka olan
inancın muhafazası olup, hukuki uyuşmazlığın çözümünde gerekli özenin
gösterilmesi gereği de yargılama faaliyetinde göz ardı edilemeyeceğinden,
yargılama süresinin makul olup olmadığının her bir başvuru açısından münferiden
değerlendirilmesi gerekir (B.No: 2012/13, 2/7/2013, §
40).
60. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,
tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun
davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir
davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması
gereken kriterlerdir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 41–45).
61. Ancak, belirtilen kriterlerden hiçbiri makul süre
değerlendirmesinde tek başına belirleyici değildir. Yargılama sürecindeki tüm
gecikmelerin ayrı ayrı tespiti ile bu kriterlerin toplam etkisi
değerlendirilmek suretiyle, hangi unsurun yargılamanın gecikmesi açısından daha
etkili olduğu saptanmalıdır (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §46).
62. Yargılama faaliyetinin makul sürede gerçekleşip
gerçekleşmediğinin saptanması için, öncelikle uyuşmazlığın türüne göre
değişebilen, başlangıç ve bitiş tarihlerinin belirlenmesi gereklidir.
63. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara
ilişkin makul süre değerlendirmesinde, sürenin başlangıcı kural olarak,
uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başka
bir deyişle davanın ikame edildiği tarih olup, bu tarih somut başvuru açısından
12/12/2003 tarihidir.
64. Davanın ikame edildiği tarih ile Anayasa Mahkemesinin
bireysel başvuruların incelenmesi hususundaki zaman bakımından yetkisinin
başladığı tarihin farklı olması halinde, dikkate alınacak süre, 23/9/2012
tarihinden sonra geçen süre değil, uyuşmazlığın başlangıç tarihinden itibaren
geçen süredir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 51).
65. Sürenin bitiş tarihi ise, yargılamanın sona erme
tarihidir (B. No: 2012/132/7/2013, § 52).
66. İş mahkemelerinin görevi 5521 sayılı Kanun’un 1.
maddesinde düzenlenmiştir. Anılan maddede, işçiyle işveren veya işveren vekili
arasında iş akdinden veya İş Kanunu’na dayanan her türlü hak iddialarından
doğan hukuk uyuşmazlıklarının iş mahkemelerinde çözümleneceği hüküm altına
alınmıştır.
67. Bu şekilde kanun koyucu, iş hukukunun çalışanı koruyucu
niteliğini ve iş davalarının özelliklerini dikkate alarak genel mahkemelerin
dışında özel bir iş yargılaması sistemi oluşturmuş ve iş davalarının, konunun
uzmanı mahkemelerce mümkün olduğunca hızlı, basit ve ucuz bir biçimde
sonuçlandırılmasını amaçlamıştır (B.No:2013/4701,
23/1/2014, § 47).
68. Adil yargılanma hakkı Devlete, uyuşmazlıkların makul süre
içinde nihai olarak sonuçlandırılmasını garanti edecek bir yargı sistemi kurma
ödevi yükler. İş akdinin haklı nedenle feshedildiği iddiasıyla açılan alacak ve
tazminat davasında derhal bir yargı kararı verilmesinde, çalışanın önemli bir
kişisel yararı bulunmaktadır. Bu nedenle iş uyuşmazlıklarının ivedilikle
çözülmesi hususunda yargı organlarının özel bir itina göstermesi gerekir (B.No: 2013/4701, 23/1/2014, § 48).
69. 6100 sayılı Kanun’un 30. maddesinde uyuşmazlıkların makul
sürede çözümlenmesi gerektiği belirtilmiş, bu amaçla 6100 sayılı Kanun’un 447.
maddesiyle 5521 sayılı Kanun’un 7. maddesinde olduğu gibi daha önce yürürlüğe
girmiş olan kanunlarda yer alan sözlü ve seri yargılama usulleri kaldırılmış ve
iş hukuku uyuşmazlıklarına da uygulanmak üzere basit yargılama usulü
getirilmiştir. Dolayısıyla işçi alacaklarının ve tazminatlarının ödenmesi
amacıyla açılan davalarda takip edilmesi gereken yargılama usulü, 6100 sayılı
Kanun’un yürürlüğe girdiği 1/10/2011 tarihinden itibaren basit yargılama usulü
olmuştur.
70. Basit yargılama usulü, 6100 sayılı Kanun’un 316.
maddesinde yer alan davalar ile kanunlarda açıkça belirtilen bazı davalarda
uygulanan ve yazılı yargılama usulünden daha basit ve çabuk işleyen, daha kısa
bir incelemeye ihtiyaç duyan ve daha kolay bir inceleme ile
sonuçlandırılabilecek dava ve işler için kabul edilmiş bir yargılama usulüdür
(B. No: 2013/772, 7/11/2013, § 65).
71. Başvuru konusu olayda, başvurucu, 12/12/2003 tarihinde
Antalya 1. İş Mahkemesinde alacak ve tazminat davası açmıştır. Mahkemece tensip
zaptının düzenlenmesinden sonra tarafların delilleri toplanmış, başvurucunun
sigorta sicil kayıtları incelenmiş ve tanıkları dinlenmiştir. Almanya
Başkonsolosluğu aracılığıyla başvurucunun Almanya’da çalıştığı işyeri
araştırılmıştır. 16/6/2005 tarihli duruşmada bilirkişi raporu alınmasına karar
verilmiş, 2/3/2006 tarihli duruşmada tek kişilik hesap bilirkişisi raporu
okunmuştur. Başvurucu, ıslah dilekçesi vererek dava değerini artırmıştır.
Rapora itiraz üzerine 2/5/2006 tarihli duruşmada iş hukuku uzmanı ve makine
mühendisi bilirkişiden rapor alınması için İstanbul Nöbetçi İş Mahkemesine
talimat yazılmasına karar verilmiş, 6/2/2008 tarihinde rapor okunmuştur.
Başvurucunun 5/5/2008 tarihinde aynı Mahkemede açtığı dava dosyası, 12/12/2003
tarihinde açtığı dava dosyası ile birleştirilmiştir. Birleştirme kararından
sonra taraflara, birleşen davaya ilişkin olarak tüm delillerini sunmaları için
süre verilmiş, başvurucunun tanıkları dinlenmiş ve 27/5/2009 tarihinde hesap
bilirkişisinden rapor alınmasına karar verilmiştir. 1/9/2010 tarihinde
bilirkişi raporu okunmuş ve taraflara rapora karşı beyanda bulunmaları için
süre verilmiştir.
72. Mahkemece 30/9/2010 tarihinde asıl ve birleşen davanın
kısmen kabulüne karar verilmiş, temyiz üzerine, Yargıtay 9. Hukuk Dairesince
4/11/2013 tarihinde hüküm onanmıştır. Karar düzeltme yolu kapalı olan hüküm
anılan tarihte kesinleşmiştir.
73. Yargılama sürecinde Mahkemece yaklaşık üç ay aralıklarla
duruşmalar yapıldığı ve iki dereceli yargılama sisteminde davanın yaklaşık on
yıl sürdüğü belirlenmiştir.
74. Yargılama sürecinde davanın taraflarının yargılamayı
geciktirici yöndeki işlem ve davranışları kural olarak, yargılamanın uzamasında
taraf kusuru olarak kabul edilmekte ise de, yargılama
makamlarının ilgili usuli imkânları kullanmak
suretiyle bu girişimleri engelleme sorumluluğu bulunmaktadır. Bu kapsamda,
başvurucunun tutumunun yargılamanın uzamasına özellikle bir etkisi olduğu
tespit edilememiştir.
75. Başvuru konusu yargılamada söz konusu olduğu gibi,
verilen birleştirme kararının adaletin daha iyi gerçekleştirilebilmesi için
makul olduğu değerlendirilebilirse de, bu tür
kararların yargılamayı uzatacağı göz önünde bulundurularak, yargılamanın diğer
aşamalarında sürecin hızlandırılması hususunda daha fazla gayret ve özen
gösterilmesi gerektiği açıktır.
76. Başvurunun değerlendirilmesi neticesinde, başvuruya konu
iş akdinin haklı nedenle feshinden kaynaklandığı ileri sürülen tazminat ve
alacakların ödenmesi amacıyla açılan dava; hukuki meselenin çözümündeki güçlük,
maddi olayların karmaşıklığı, delillerin toplanmasında karşılaşılan engeller,
taraf sayısı gibi kriterler dikkate alındığında karmaşık olmaktan uzaktır.
Başvurucunun tutum ve davranışlarıyla ve usuli haklarını
kullanırken özensiz davranmasıyla yargılamanın uzamasına önemli ölçüde sebep
olduğu da söylenemez.
77. Başvurunun konusu olan tazminat ve alacak davasında
yargılama sürecindeki gecikmeler ayrı ayrı değerlendirildiğinde ve işçi alacağı
ile iş hukukuna dayalı tazminat davalarının niteliği, başvurucu açısından
taşıdığı değer ve başvurucunun davadaki menfaati dikkate alındığında, yaklaşık
on yıllık yargılama sürenin makul olmadığı açıktır.
78. Belirtilen nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde
güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar
verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden
79. Başvurucu, uzun süren yargılama nedeniyle adil yargılanma
hakkının ihlal edildiğinin tespitini ve 20.000,00 TL manevi tazminat ödenmesini
talep etmiştir.
80. Adalet Bakanlığı görüş yazısında, hakkaniyete uygun bir
tazminata karar verilmesinin yerinde olabileceğini belirtmiştir.
81. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar”
kenar başlıklı 50. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının
ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi
hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere
hükmedilir. Ancak yerindelik denetimi yapılamaz, idari eylem ve işlem
niteliğinde karar verilemez.”
82. Başvurucunun açtığı tazminat davasının makul olmayan
yaklaşık on yıllık süreçte sonuçlandırılmış olması nedeniyle, başvurucuya
yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararı karşılığında takdiren 10.800,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar
verilmesi gerekir.
83. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler
uyarınca tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan
toplam 1.706,10 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi
gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan
gerekçelerle;
A. Başvurucunun,
1. Antalya
2. İcra Hukuk Mahkemesi kararına yönelik adil yargılanma hakkının ihlali
iddiasının “süre aşımı” nedeniyle KABUL
EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2.
Antalya 1. İş Mahkemesindeki yargılamanın sonucunun adil olmadığı yönündeki iddiasının“açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ
OLDUĞUNA,
3.
Antalya 1. İş Mahkemesindeki yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmadığı
yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
4. Anayasa’nın 36.
maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının İHLAL
EDİLDİĞİNE,
B. Başvurucuya10.800,00 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE,
C. Başvurucunun tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,
D. Başvurucu tarafından yapılan 206,10 TL harç ve 1.500,00 TL
vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.706,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA
ÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede
gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar
geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,
18/6/2014
tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.