
Esas No: 2014/19152
Karar No: 2014/19152
Karar Tarihi: 18/10/2017
Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
GENEL KURUL |
|
KARAR |
|
CEM BURAK KARATAŞ BAŞVURUSU |
(Başvuru Numarası: 2014/19152) |
|
Karar Tarihi: 18/10/2017 |
R.G. Tarih ve Sayı: 21/12/2017-30277 |
|
GENEL KURUL |
|
KARAR |
Başkan |
: |
Zühtü ARSLAN |
Başkanvekili |
: |
Burhan ÜSTÜN |
Başkanvekili |
: |
Engin YILDIRIM |
Üyeler |
: |
Serdar
ÖZGÜLDÜR |
|
|
Serruh KALELİ |
|
|
Osman Alifeyyaz PAKSÜT |
|
|
Recep
KÖMÜRCÜ |
|
|
Nuri
NECİPOĞLU |
|
|
Hicabi DURSUN |
|
|
Celal Mümtaz
AKINCI |
|
|
Muammer
TOPAL |
|
|
M. Emin KUZ |
|
|
Hasan Tahsin
GÖKCAN |
|
|
Kadir ÖZKAYA |
|
|
Rıdvan GÜLEÇ |
|
|
Recai AKYEL |
|
|
Yusuf Şevki
HAKYEMEZ |
Raportör |
: |
Şermin
BİRTANE |
Başvurucu |
: |
Cem Burak
KARATAŞ |
Vekili |
: |
Av. Sinem
HUN |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, kanunda fuhuş eylemine karşılık bir yaptırım
bulunmadığı hâlde cezalandırılma nedeniyle suç ve cezaların kanuniliği ilkesi
ile gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 3/12/2014 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön
incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm
tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve
esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına
(Bakanlık)gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü sunmuştur.
7. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş
başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanlarını
ibraz etmiştir.
8. Birinci Bölüm tarafından 2/2/2017 tarihinde yapılan
toplantıda, niteliği itibarıyla Genel Kurul tarafından karara bağlanması
gerekli görüldüğünden başvurunun Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü"nün
28. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca Genel Kurula sevkine karar
verilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
9. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar
özetle şöyledir:
10. Başvurucu, nüfus kaydına göre 29/8/1990 doğumludur. Bireysel
başvuru formunda; "seks işçisi" olarak çalıştığını, sosyal çevresinde
kadın ismi kullandığını beyan etmiştir.
11. Çankaya Kaymakamlığı İlçe Emniyet Müdürlüğünün 26/8/2014
tarihli ve 2782 sayılı "İdari Yaptırım Karar Tutanağı"nda,
belirtilen tarihte saat 00.10"da Ankara ili Çankaya ilçesi L. Caddesi"nde
kolluk görevlilerince yapılan denetim esnasında başvurucunun fuhuş amacıyla
başkalarını rahatsız ettiğinin tespit edildiği belirtilmiş ve başvurucu
hakkında 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu"nun 37. maddesi
uyarınca 91 TL idari para cezası uygulanmıştır. Başvurucu da bireysel başvuru
formunda 26/8/2014 tarihinde B. Caddesi"nde müşteri beklerken polislerin
kendisine idari para cezası uyguladıklarını ifade etmiştir.
12. Başvurucu 2/9/2014 tarihli dilekçe ile idari para cezasına
karşı itirazda bulunmuştur. Başvurucu, dilekçesinde İdari Para Cezası Tutanağı"nda yer alan fuhuş amacıyla başkalarını rahatsız
etmek fiili ile 5326 sayılı Kanun"un 37. maddesinde tanımlanan ve idari para
cezasına dayanak olarak gösterilen mal veya hizmet satmak için başkalarını
rahatsız etmek fiilinin birbiriyle uyuşmadığını, anılan Kanun"da fuhuş eylemine
karşılık bir yaptırım bulunmadığını ileri sürmüştür. Ayrıca başvurucu, İdari
Para Cezası Tutanağı"nda hangi fiilleriyle
başkalarını rahatsız ettiğinin belirtilmediğini ifade etmiştir.
13. Söz konusu itiraz, Ankara 5. Sulh Ceza Hâkimliğinin
23/10/2014 tarihli kararı ile kesin olarak reddedilmiştir. Kararın gerekçesi
şöyledir:
“İtiraz dilekçesi kendisine gönderilen Çankaya
Kaymakamlığı İlçe Emniyet Müdürlüğünce, ilgili evraklar hakimliğimize ibraz
edilmiştir. Evrakların incelenmesinde, itiraz eden hakkında güvenlik güçlerince
düzenlenen 26/8/2014 tarih ve 00.10 saatli tutanak içeriğine göre yerinde
görülmeyen itirazın reddine karar verilmiştir.”
14. Karar, başvurucu vekiline 3/11/2014 tarihinde tebliğ
edilmiştir.
15. Başvurucu 3/12/2014 tarihinde bireysel başvuruda
bulunmuştur.
16. Ankara Valiliği tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan
28/6/2016 tarihli yazıda; hastane, okul gibi bazı kamu kurum ve kuruluşlarının
yakınında veya sokak ve caddelerde bulunan, fuhuş için otostop yapan kadın,
travesti ve transseksüel şahıslara 5326 sayılı Kanun"un 32. maddesinin
uygulanması kararı alındığı ancak bu kararın Danıştay kararıyla iptali üzerine
bu tür davranışlarda bulunan şahıslara 5326 sayılı Kanun"un 37. maddesine göre
işlem yapıldığı bildirilmiştir.
17. Ankara Valiliği Halk Sağlığı Müdürlüğü Fuhuşla Mücadele
Komisyonunun (Komisyon) 15/6/2007 tarihli ve 23 sayılı kararıyla cadde ve
sokaklarda bulunan, fuhuş amaçlı otostop yapan kişiler hakkında 5326 sayılı
Kanun"un 32. maddesi gereğince idari yaptırım uygulanmasına karar verilmiştir.
Bu karar Ankara 7. İdare Mahkemesince kabahat oluşturan fiillerin kanunla
belirlenmesi gerektiği, cadde ve sokaklarda fuhuş amaçlı otostop yapma fiilinin
5326 sayılı Kanun"da kabahat olarak tanımlanmadığı ve bu konuda idareye
düzenleme yetkisi veren çerçeve hüküm de bulunmadığı gerekçeleriyle iptal
edilmiştir. İptal kararı Danıştay 8. Dairesinin 14/3/2013 tarihli kararıyla
onanmıştır.
18. Ayrıca Ankara Valiliği tarafından sunulan 28/6/2016 tarihli
yazıda, Komisyonun 27/8/2008 tarihli ve 36 sayılı kararı ile kamu düzeni ve
toplumun genel sağlığının korunması amacıyla fuhuşa
aracılık eden veya yer temininde bulunan şüphelilerle birlikte suçüstü
yakalanan bayanlar ile fuhuş yapan erkek müşteriler hakkında 5326 sayılı Kanun"un
32. maddesi gereğince idari yaptırım uygulanmasına karar verilmiş olduğu, bu
karar doğrultusunda kolluk görevlilerince gerekli işlemlerin yürütüldüğü
bildirilmiştir.
19. Anayasa Mahkemesinin 26/7/2017 tarihli yazısıyla İçişleri
Bakanlığından kayıt dışı ve denetimsiz olarak fuhuş yapan veya fuhuş amacıyla
sokak, cadde ve bazı semtlerde müşteri bekleyen travesti ve eş cinsel gibi
kişilerin bu eylemlerini suç veya kabahat olarak niteleyerek cezalandırılmasını
düzenleyen bir mevzuat bulunup bulunmadığının bildirilmesi istenmiştir.
20. İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğünün 21/8/2017
tarihli yazısında kayıt dışı ve denetimsiz olarak fuhuş yapan travesti gibi
kişiler hakkında özel bir mevzuat hükmü bulunmadığı bildirilmiştir. Ayrıca
sokak, cadde veya yol üzerinde fuhuş amaçlı bekleyen şahıslara 10/6/1949
tarihli ve 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’nun 11. maddesinin birinci fıkrasının
(C) bendi dayanak gösterilerek alınan karar doğrultusunda 5326 sayılı Kanun"un "Emre aykırı davranış" kenar
başlıklı 32. maddesi uyarınca idari para cezası uygulandığı belirtilmiştir.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
21. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu"nun "İnsan ticareti" kenar başlıklı
80. maddesi şöyledir:
“Zorla çalıştırmak, hizmet ettirmek, fuhuş yaptırmak veya esarete tâbi
kılmak ya da vücut organlarının verilmesini sağlamak maksadıyla tehdit, baskı,
cebir veya şiddet uygulamak, nüfuzu kötüye kullanmak, kandırmak veya kişiler
üzerindeki denetim olanaklarından veya çaresizliklerinden yararlanarak
rızalarını elde etmek suretiyle kişileri ülkeye sokan, ülke dışına çıkaran,
tedarik eden, kaçıran, bir yerden başka bir yere götüren veya sevk eden ya da
barındıran kimseye sekiz yıldan oniki yıla kadar
hapis ve onbin güne kadar adlî para cezası verilir.
(2) Birinci fıkrada belirtilen amaçlarla
girişilen ve suçu oluşturan fiiller var olduğu takdirde, mağdurun rızası
geçersizdir.
(3) Onsekiz yaşını
doldurmamış olanların birinci fıkrada belirtilen maksatlarla tedarik
edilmeleri, kaçırılmaları, bir yerden diğer bir yere götürülmeleri veya sevk
edilmeleri veya barındırılmaları hallerinde suça ait araç fiillerden hiçbirine
başvurulmuş olmasa da faile birinci fıkrada belirtilen cezalar verilir.
(4) Bu suçlardan dolayı tüzel kişiler hakkında
da güvenlik tedbirine hükmolunur.”
22. 5237 sayılı Kanun’un
"Hayasızca hareketler" kenar başlıklı 225. maddesi
şöyledir:
“Alenen cinsel ilişkide bulunan veya teşhircilik yapan kişi, altı aydan
bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”
23. 5237 sayılı Kanun’un
"Fuhuş" kenar başlıklı 227. maddesi şöyledir:
“(1) Çocuğu fuhşa teşvik eden, bunun yolunu kolaylaştıran, bu maksatla
tedarik eden veya barındıran ya da çocuğun fuhşuna aracılık eden kişi, dört
yıldan on yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî
para cezası ile cezalandırılır.
Bu suçun işlenişine yönelik hazırlık
hareketleri de tamamlanmış suç gibi cezalandırılır.
(2) Bir kimseyi fuhşa teşvik eden, bunun yolunu
kolaylaştıran ya da fuhuş için aracılık eden veya yer temin eden kişi, iki
yıldan dört yıla kadar hapis ve üçbin güne kadar adlî
para cezası ile cezalandırılır. Fuhşa sürüklenen kişinin kazancından
yararlanılarak kısmen veya tamamen geçimin sağlanması, fuhşa teşvik sayılır.
(3) (Mülga: 6/12/2006 – 5560/45 md.)
(4) Cebir veya tehdit kullanarak, hile ile ya
da çaresizliğinden yararlanarak bir kimseyi fuhşa sevk eden veya fuhuş
yapmasını sağlayan kişi hakkında yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarısından
iki katına kadar artırılır.
(5) Yukarıdaki fıkralarda tanımlanan suçların
eş, üstsoy, kayın üstsoy, kardeş, evlat edinen, vasi, eğitici, öğretici,
bakıcı, koruma ve gözetim yükümlülüğü bulunan diğer kişiler tarafından ya da
kamu görevi veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak
suretiyle işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.
(6) Bu suçların, suç işlemek amacıyla teşkil
edilmiş örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara
göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.
(7) Bu suçlardan dolayı, tüzel kişiler
hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.
(8) Fuhşa sürüklenen kişi, tedaviye veya
psikolojik terapiye tâbi tutulabilir.”
24. 5326 sayılı Kanun"un 2. maddesi şöyledir:
“Kabahat deyiminden; kanunun, karşılığında
idarî yaptırım uygulanmasını öngördüğü haksızlık anlaşılır”
25. 5326 sayılı Kanun’un "Kanunilik
ilkesi" kenar başlıklı 4. maddesi şöyledir:
“(1) Hangi fiillerin kabahat oluşturduğu,
kanunda açıkça tanımlanabileceği gibi; kanunun kapsam ve koşulları bakımından
belirlediği çerçeve hükmün içeriği, idarenin genel ve düzenleyici işlemleriyle
de doldurulabilir.
(2) Kabahat karşılığı olan yaptırımların türü,
süresi ve miktarı, ancak kanunla belirlenebilir.”
26. 5326 sayılı Kanun’un "Emre
aykırı davranış" kenar başlıklı 32. maddesinin birinci ve
ikinci fıkraları şöyledir:
“(1) Yetkili makamlar tarafından adlî işlemler nedeniyle ya da kamu
güvenliği, kamu düzeni veya genel sağlığın korunması amacıyla, hukuka uygun
olarak verilen emre aykırı hareket eden kişiye yüz Türk Lirası idarî para
cezası verilir. Bu cezaya emri veren makam tarafından karar verilir.
(2) Bu madde, ancak ilgili kanunda açıkça
hüküm bulunan hallerde uygulanabilir.”
27. 5326 sayılı Kanun’un "Rahatsız
etme" kenar başlıklı 37. maddesi şöyledir:
“(1) Mal veya hizmet satmak için başkalarını
rahatsız eden kişi, elli Türk Lirası idarî para cezası ile cezalandırılır.
(2) Bu kabahat dolayısıyla idarî para cezası
vermeye kolluk veya belediye zabıta görevlileri yetkilidir.”
28. 5326 sayılı Kanun"un 37. maddesinin gerekçesi şöyledir:
“Tasarıya "Rahatsız etme" başlığı
altında mal veya hizmet satışı sırasında bu amaçla kişilerin taciz edilmesi ve
yüksek sesle müşteri daveti gibi uygulamaların önüne geçilmesi amacıyla yeni 37
nci madde ilave edilmiştir.”
29. 5442 sayılı Kanun’un 11. maddesinin birinci fıkrasının (C)
bendi şöyledir:
“İl sınırları içinde huzur ve güvenliğin, kişi
dokunulmazlığının, tasarrufa müteaallik emniyetin,
kamu esenliğinin sağlanması ve önleyici kolluk yetkisi valinin ödev ve
görevlerindendir.
Bunları sağlamak için vali gereken karar ve
tedbirleri alır. Bu hususta alınan ve ilan olunan karar ve tedbirlere uymıyanlar hakkında 66 ncı madde
hükmü uygulanır.”
30. 5442 sayılı Kanun’un 66. maddesi şöyledir:
“İl genel kurulu veya idare kurulları yahut en
büyük mülkiye amirleri tarafından kanunların verdiği yetkiye istinaden ittihaz
ve usulen tebliğ veya ilan olunan karar ve tedbirlerin tatbik ve icrasına
muhalefet eden veya müşkülat gösterenler veya riayet etmeyenler, mahallî mülkî
amir tarafından Kabahatler Kanununun 32 nci maddesi
hükmü uyarınca cezalandırılır. (Ek cümle: 27/3/2015 - 6638/16 md.) Ancak, kamu düzenini ve güvenliğini veya kişilerin can
ve mal emniyetini tehlikeye düşürecek toplumsal olayların baş göstermesi
hâlinde vali tarafından kamu düzenini sağlamak amacıyla alınan ve usulüne göre
ilan olunan karar ve tedbirlere aykırı davrananlar, üç aydan bir yıla kadar
hapis cezasıyla cezalandırılır.”
31. 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet
Kanunu’nun 8. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Polisçe kat’i delil elde edilmesi halinde;
…
C) Mevzuata aykırı faaliyet gösteren
genelevler, birleşme yerleri ve fuhuş yapılan evler ve yerler,
...
Mahallin en büyük mülkî amiri tarafından otuz
günü geçmemek üzere geçici süreyle faaliyetten men edilir.”
32. 24/4/1930 tarihli ve 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha
Kanunu’nun "Umumi kadınlar hakkında
ahkam" kenar başlıklı 128. maddesi şöyledir:
“ Sıhhat ve İçtimai Muavenet ve Dahiliye
Vekaletleri müştereken bir nizamname neşrederek umumi kadınlar ve evlerin tabi
olacakları hükümler ve bu fuhuş yüzünden intişar eden hastalıkların ve bilhassa
zührevi hastalıkların sirayetine mani olacak tedbirleri tesbit
ve yine müştereken tatbik ederler. Umumi kadınlarla umumi evler ve bunlara
benzer mahaller bu nizamnamede tarif ve tahdit olunacaktır.”
33. Anılan hüküm uyarınca çıkarılan 19/4/1961 tarihli ve 10786
sayılı Resmî Gazete"de yayımlanan 30/3/1961 tarihli
ve 5/984 sayılı Genel Kadınlar ve Genelevlerin Tabi Olacakları Hükümler ve
Fuhuş Yüzünden Bulaşan Zührevi Hastalıklarla Mücadele Tüzüğü"nün (Tüzük)"Komisyon ve kurullar" kenar
başlıklı1. maddesi şöyledir:
“Fuhuşu murakabe etmek, fuhuş sebebiyle
bulaşan zührevi hastalıkların yayılmasına ve bu yüzden amme nizamının
bozulmasına mani olmak üzere biri "Zührevi Hastalıklar ve Fuhuşla Mücadele
Komisyonları" diğeri "Zührevi Hastalıklar ve Fuhuşla Mücadele
Komisyonlarına Yardım Kurulları" olmak üzere iki teşekkül kurulmuştur.”
34. Tüzük"ün"Komisyonun
vazifesi" kenar başlıklı 4. maddesi şöyledir:
“Komisyonun vazifesi:
a) Fuhuş yüzünden bulaşan zührevi
hastalıkların yayılmasını önlemek için gereken tedbirleri almak,
b) Zührevi hastalıkların ve fuhuşun zararlarını ve yayılmasını önlemeğe dair olan kanun
ve tüzüklerin gereği gibi uygulanmasını sağlamak,
c) Teşkilatın hesaplarını denetlemek.”
35. Tüzük"ün "İcra kısmı" kenar başlıklı 8.
maddesi şöyledir:
“Komisyonun icra kısmı; genel kadınlarla, fuhuşu
sanat ve geçim vasıtası yapan 23 üncü maddedeki kadınların ve genel evlerin tesbit ve tescili, gizli fahişelerle gizli fuhuş yapılan
yerlerin meydana çıkarılması, muayenesine lüzum görülen şahısların getirilmesi,
kapanması gereken yerlerin kapatılması ve zührevi hastalıklar ve fuhuşla
mücadele komisyonları tarafından alınan kararların uygulanması ve yürütülmesi
için mahallin en yüksek polis amirinin gözetim ve sorumluluğu altında yeteri
kadar ahlak zabıtası memuru veya sivil polisle, katip ve dosya memurlarından
ibarettir.”
36. Tüzük"ün "Komisyon toplantıları" kenar başlıklı
9. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Komisyon en az haftada bir defa başkanın
davetiyle toplanır. Kararlar çoğunlukla verilir. Oyların eşitliği halinde
başkanın bulunduğu tarafın oyuna itibar olunur. Kararlar, vilayetlerde valinin,
kazalarda kaymakamın onayı ile tamam olur.”
37. Tüzük"ün"Komisyon
kararları" kenar başlıklı 10. maddesi şöyledir:
“Komisyon kararları hususi bir deftere özet
olarak yazılıp her toplantı sonunda üyeler tarafından imzalanır. Kararlara vali
veya kaymakam tarafından onaylandıktan sonra komisyon üyeleri, kararların
kendilerini ilgilendiren kısımlarını gelecek toplantıya kadar yapmak ve
yapamadıklarının sebeplerini bildirmek mecburiyetindedirler.”
38. Tüzük"ün "Valinin vazifeleri" kenar
başlıklı 11. maddesi şöyledir:
“Valiler, vilayet merkezlerinde ve kazalarda
zührevi hastalıklar ve fuhuşla mücadele komisyonunun kurulmasını ve üyelerinden
bazılarının ayrılmaları halinde bu Tüzüğe göre tamamlanmasını sağlamak,
komisyonun muntazam toplantısını, üyelerin devamını ve işin intizam ile
yürütülmesini denetlemekle mükelleftirler.
Kaymakamlar kazalarındaki komisyonların
denetlenmesinde valilerin haiz oldukları yetkiye sahiptirler”
39. Tüzük"ün "Tarifler" kenar başlıklı İkinci
Kısım"ının "Genel kadınlar" kenar
başlıklı15. maddesi şöyledir:
“Başkalarının cinsi zevkini menfaat karşılığı
tatmin etmeyi sanat edinen ve bunun için değişik erkeklerle münasebette bulunan
kadınlara (Genel kadın) denilir.”
40. Tüzük"ün "Genel kadınların tesbit,
tescil, muayene ve tedavileri" kenar başlıklı Üçüncü Kısım"ının
"Tesbit"
kenar başlıklı 20. maddesi şöyledir:
“Mükerreren ve bir çok erkeklerle münasebette bulunması dolayısiyle bir kadının fuhşu sanat edindiğinden şüphe edilir
ve hakkında gizli ve etraflıca yapılan inceleme ile elde edilen müspet
delillerle kendisinin 15 inci maddede yazılı genel kadınlar vasıflarını haiz
olduğu meydana çıkarılırsa, evvela bu kadını fuhşa sürükleyen sebepler
komisyonca araştırılır ve kendisinin tekrar namuslu bir hayata dönmesini sağlıyacak tedbirler düşünülür. Bu tedbirlerin faide vermediği hallerde bu kadın hakkında 21 inci
maddedeki şartlar varsa Genel Kadınlar hakkındaki hükümler, bu şartlar yoksa 23
üncü maddede yazılı sağlık tedbirlerine dair hükümler uygulanır.
Bir kadın hakkında bu hükümlerin uygulanması
Komisyon kararına bağlıdır.”
41. Tüzük"ün21. maddesi şöyledir:
“Komisyonca bir kadının genel kadın olarak
tesciline karar verilebilmesi için, aşağıdaki şartların bulunması lazımdır:
a) Fuhşu kendisine sanat edinmek veya 20 nci madde gereğince hakkında komisyonca karar verilmiş
olmak,
b) 21 yaşını bitirmiş olmak,
c) Yabancı tabiiyetinde bulunmamak,
d) Tabiiyetsiz olmamak”
42. Tüzük"ün25. maddesi şöyledir:
“Bütün genel kadınlar, izinli olsalar dahi,
haftada iki defa,23 üncü maddede yazılı kadınlarda, on günde bir defa
kendilerini resmi tabibe muayene ettirmeye mecburdurlar.”
43. Tüzük"ün 88. maddesi şöyledir:
“Teftiş sırasında kadınlarla beraber rastlanacak olan ve zührevi
hastalıklardan birine tutulmuş olduğundan şüphe ve endişe olunan erkeklerin de
Umumi Hıfzıssıhha Kanununun 106 ncı maddesi gereğince
bu hastalıkları bulunmadığına dair rapor göstermeleri veya kendilerini muayene
ettirip zührevi hastalıkları olmadığını ispat eylemeleri için adresleri alınır.
Belirli ve açık adresleri olmıyanlarla
kimliklerini ispat edemiyenler muayeneye sevk olunur.
Hasta olduğu anlaşılanlar hakkında adı geçen kanunun 107 ve 108 inci
maddelerine göre işlem yapılır.”
44. 25/10/1984 tarihli ve 3065 sayılı Katma Değer Vergisi
Kanunu’nun "Hizmet"
kenar başlıklı 4. maddesi şöyledir:
“1. Hizmet, teslim ve teslim sayılan haller
ile mal ithalatı dışında kalan işlemlerdir. Bu işlemler; bir şeyi yapmak ve
işlemek, meydana getirmek, imal etmek, onarmak, temizlemek, muhafaza etmek,
hazırlamak, değerlendirmek, kiralamak, bir şeyi yapmamayı taahhüt etmek gibi,
şekillerde gerçekleşebilir.
2. Bir hizmetin karşılığının bir mal teslimi
veya diğer bir hizmet olması halinde bunların her biri ayrı işlem olup, hizmet
veya teslim hükümlerine göre ayrı ayrı vergilendirilirler.”
45. 26/4/2014 tarihli ve 28983 sayılı Resmî Gazete"de
yayımlanan Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliği"nin "Hizmet" kenar başlıklı 4.
maddesinin ilgili kısımları şöyledir:
“Verginin konusunu teşkil eden işlemlerden
biri olan hizmet, 3065 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinde “teslim ve teslim
sayılan haller ile mal ithalatı dışında kalan işlemlerdir” şeklinde
tanımlanmıştır. Bu işlemler; bir şeyi yapmak, işlemek, meydana getirmek, imal
etmek, onarmak, temizlemek, muhafaza etmek, hazırlamak, değerlendirmek,
kiralamak, bir şeyi yapmamayı taahhüt etmek gibi şekillerde gerçekleşebilir.
Maddede hizmet dolaylı bir şekilde
tanımlanmış, hizmet sayılan bazı işlemler belirtilmiş ve bunlara benzeyen
işlemlerin de hizmet sayılacağı hükme bağlanmıştır. Bu nedenle hizmet, belli
bir tanım ve bilinen bazı işlemlerle sınırlandırılmamıştır. İleride değişik
şekillerde ortaya çıkması muhtemel işlemler de genel tanım ve verilen örneklere
nitelik ve mahiyet itibarıyla hizmet olarak değerlendirilebilir.”
46. 31/12/1960 tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun
65. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları şöyledir:
“Her türlü serbest meslek faaliyetinden doğan
kazançlar serbest meslek kazancıdır.
Serbest meslek faaliyeti; sermayeden ziyade
şahsi mesaiye ilmi veya mesleki bilgiye veya ihtisasa dayanan ve ticari
mahiyette olmıyan işlerin iş verene tabi olmaksızın
şahsi sorumluluk altında kendi nam ve hesabına yapılmasıdır.”
47. 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 9.
maddesi şöyledir:
“Mükellefiyet ve vergi sorumluluğu için kanuni
ehliyet şart değildir.
Vergiyi doğuran olayın kanunlarla yasak
edilmiş bulunması mükellefiyeti ve vergi sorumluluğunu kaldırmaz.”
48. 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel
Sağlık Sigortası Kanunu"nun "Sigortalı
sayılanlar" kenar başlıklı 4. maddesinin ikinci fıkrası
şöyledir:
“Birinci fıkranın (a) bendi gereği sigortalı sayılanlara ilişkin
hükümler;
...
e) 24/4/1930 tarihli ve 1593 sayılı Umumi Hıfzısıhha Kanununda belirtilen umumî kadınlar,
...
hakkında da uygulanır.”
49. Gelir İdaresi Başkanlığı, İzmir Vergi Dairesi Başkanlığının
22/2/2012 tarihli ve B.07.1.GİB.4.35.16.01-176200-213 sayılı "Genelev işletmesinde çalışan kadınların ücret
istisnası" hakkındaki özelgesinde,
genelev işletmesinde çalışan kadınların bir işverene tabi ve belirli bir
işyerine bağlı olarak çalışmaları hâlinde elde ettikleri gelirin ücret olarak
değerlendirilmesi ve ücret bordrosu düzenlenmek suretiyle 193 sayılı Kanun
uyarınca vergilendirilmesi gerektiği belirtilmiştir.
B. Uluslararası Hukuk
50. 25/7/1951 tarihinde yürürlüğe giren Birleşmiş Milletler
İnsan Ticaretinin ve İnsanların Fuhuş Yoluyla Sömürülmesinin Yasaklanması Sözleşmesi"nin
başlangıç kısmı şöyledir:
“Fuhuş ve bunun beraberinde fuhuş amacıyla
insan ticareti, insan onuru ve değeri ile bağdaşmamaktadır ve bireyin, ailenin
ve toplumun refahını tehlikeye atmaktadır.”
51. 30/1/2003 tarihli ve 4804 sayılı Sınıraşan
Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesine Ek İnsan Ticaretinin,
Özellikle Kadın Ve Çocuk Ticaretinin Önlenmesine, Durdurulmasına ve
Cezalandırılmasına İlişkin Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair
Kanun"la onaylanması uygun bulunan, Birleşmiş Milletler tarafından kabul
edilmiş olan 12-13 Aralık 2000 tarihli Sınıraşan
Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesine Ek İnsan Ticaretinin,
Özellikle Kadın ve Çocuk Ticaretinin Önlenmesine, Durdurulmasına ve
Cezalandırılmasına İlişkin Protokol"ün 3. maddesi şöyledir:
“Bu Protokol’un amaçları bakımından:
(a) “İnsan ticareti”, kuvvet kullanarak veya
kuvvet kullanma tehdidi ile veya diğer bir biçimde zorlama, kaçırma, hile,
aldatma, nüfuzu kötüye kullanma kişinin çaresizliğinden yararlanma veya başkası
üzerinde denetim yetkisi olan kişilerin rızasını kazanmak için o kişiye veya
başkalarına kazanç veya çıkar sağlama yoluyla kişilerin istismar amaçlı temini,
bir yerden bir yere taşınması, devredilmesi, barındırılması veya teslim
alınması anlamına gelir. İstismar terimi, asgari olarak, başkalarının fuhuşunun istismar edilmesini veya cinsel istismarın başka
biçimlerini, zorla çalıştırmayı veya hizmet ettirmeyi, esareti veya esaret
benzeri uygulamaları, kulluğu veya organların alınmasını içerecektir.
(b) İnsan ticaretinin (a) bendinde belirtilen
yöntemlerden herhangi biriyle yapılmış olması halinde, mağdurun bu istismara
razı olup olmaması durumu değiştirmeyecektir.
(c) Bu maddenin (a) bendinde öngörülen
yöntemlerden herhangi birini içermese bile, çocuğun istismar amaçlı temini, bir
yerden bir yere taşınması, devredilmesi, barındırılması veya teslim alınması
“insan ticareti” olarak kabul edilecektir.
(d) Onsekiz yaşının
altındaki herkes “çocuk” kabul edilecektir.”
52. 11/6/1985 tarihli ve 3232 sayılı Kanun"la uygun bulunan
14/10/1985 tarihli ve 18898 sayılı Resmî Gazete’de
yayımlanan Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Uluslararası
Sözleşmesi"nin 6. maddesi şöyledir:
"Taraf Devletler kadın ticareti ve
fahişeliğin istismarının her şekliyle önlenmesi için yasama dahil, gerekli
bütün önlemleri alacaklardır."
53. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), eş cinsel olan ve
fuhuş yapan kişinin hapis cezasıyla cezalandırılmasının şikâyet konusu
yapıldığı başvuruda, ücret elde etme saiki ile
yapılan ve profesyonel olarak yürütülen fahişeliğin 8. madde kapsamında
olmadığını belirterek konu bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemezlik
kararı vermiştir (F./İsviçre (k.k.), B. No:
11680/85, 10/3/1988).
54. Bir başka başvuruda ise icra etmekte olduğu fahişeliği
bırakmak ve sigortalı olmak isteyen kişi, Sosyal Güvenlik Kurumunun kendisini
prim ödemeye zorlaması nedeniyle bu işi yapmaya devam etmek zorunda
bırakıldığını belirterek Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi"nin (Sözleşme) 3. ve
4. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür. AİHM, söz konusu başvuruda
fuhşa zorlamanın insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele sayılacağını
belirtmiştir. Ancak rızaya dayalı fuhuş için böyle bir kabul oluşturmamış,
bunun nedenini de bu konuda bir Avrupa konsensüsünün oluşmamış olmasına
dayandırmıştır (V.T./Fransa, B.
No: 37194/02, 11/9/2007, § 24).
55. AİHM, fuhşu meslek edinen kişilerin kendi hür iradeleri ile
rıza gösterip göstermediği konusu hakkında farklı görüşlerin bulunduğunu, bazı
görüşlerin sosyal ve ekonomik koşulların zorlamasıyla yapılan fuhşun asla
gönüllü sayılamayacağını savunduklarını ancak somut olay bakımından bu
tartışmaya girilmesinin gerekmediğini belirtmiş; bu tartışmaya girmekten
kaçınmıştır (V.T./Fransa, § 26).
AİHM, söz konusu kararda kamu makamlarının başvurucuyu fahişelik yapmaya
zorlamadıklarını ve başvurucunun sigorta primlerini ödemek için fuhuş dışında
başka bir iş yapmasının mümkün olduğunu belirterek bu yönüyle 3. maddenin ihlal
edilmediğini ortaya koymuştur (V.T./Fransa, §§
33-35).
56. Başvuru konusuna doğrudan uymamakla birlikte insanın kendi
bedeni üzerinde tasarruf hakkıyla ilgili olarak AİHM"in
"kişisel özerklik" kavramı doğrultusunda verdiği kararları
incelenmelidir.
57. AİHM "kişisel özerkliğin" Sözleşme"nin 8. Maddesinde
düzenlenmiş bir hak olmamakla birlikte bu maddede tanımlanan güvencelerin
yorumlanmasında önemli bir ilke olduğunu belirtmiştir (Pretty/Birleşik Krallık, B. No: 2346/02, 29/4/2002, § 61).
58. AİHM, Sözleşme"nin özünün insan onuruna ve özgürlüğüne
saygıya dayanmakta olduğunu vurgulamıştır (Pretty/Birleşik Krallık, § 65; Christine Goodwin, B. No: 28957/95,
11/7/2002, § 90). AİHM, Sözleşme ile korunmuş olan "yaşamın kutsallığı ilkesi"ni yadsımaksızın "yaşamın kalitesi kavramı"nın 8. madde bakımından önem arz ettiğini
belirtmiştir (Pretty/Birleşik Krallık, § 65). Busuretle AİHM, Sözleşme’nin 8. maddesinin kişisel özerklik
ve yaşam kalitesi unsurlarını da içerdiğini kabul etmiştir.
59. AİHM, kural olarak bireylerin bedenleri üzerinde fiziksel
zarara rıza göstermelerini kişisel özerklik içinde görmüş ancak rıza dâhilinde
kabul edilebilecek zararın derecesinin belirlenmesinde devletlerin geniş takdir
yetkisine sahip olduğunu belirtmiştir. AİHM"e göre bu
konuda çatışan hukuki menfaatler, kişisel özerklik ile genel sağlığın
korunmasıdır (Laskey, Jaggard ve Brown/Birleşik
Krallık, B. No: 21627/93, 21826/93, 21974/93, 19/2/1997, § 44).
60. Laskey, Jaggard ve Brown/Birleşik
Krallık kararlarında AİHM, kapalı kapılar ardında gerçekleştirilen
her türlü cinsel aktivitenin mutlaka Sözleşme"nin 8. maddesi kapsamında
görülemeyeceğini belirtmiştir. AİHM"e göre şüphesiz
cinsel yönelim ve cinsel aktiviteler özel yaşamın mahrem yönünü oluşturmaktadır
ancak olayda çok sayıda kişinin yer aldığı bir sadomazoşist
grup seksin söz konusu olması, gruba yeni üyelerin kazandırılmaya çalışılması,
cinsel aktiviteye ait video kasetlerinin grup içinde dolaştırılması hususları
dikkate alındığında başvurucuların söz konusu cinsel aktivitelerinin 8. madde
kapsamında özel yaşam kavramı içine girip girmediği kuşkulu ve tartışmaya
açıktır (Laskey, Jaggard ve Brown/Birleşik
Krallık, § 36).
C. Fuhuş Kavramı ve Bu Kavrama İlişkin Temel
Normlar
61. Fuhuş, içinde bulunulan toplumun kurallarına uymayan biçimde
bir veya birden fazla kişiyle maddi menfaat karşılığında cinsel ilişkiye
girilmesi olarak tanımlanmaktadır. Fuhuş çok boyutlu bir olgu olup günümüzde
pek çok insan hakları hukuku belgesinde "modern anlamda kölelik"
olarak kabul edilen insan ticaretinin de önemli bir parçasını teşkil
etmektedir.
62. Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinin (AKPM) 4/10/2007
tarihli ve 1579 sayılı "Fuhuş-Hangi
Yaklaşım Kabul Edilmeli?" başlıklı kararında öncelikle insan ticaretinin
ve kişilere zorla fuhuş yaptırmanın "modern anlamda kölelik" olarak
kabul edildiği ve insan haklarının en ağır şekilde ihlali sayıldığı
belirtilmiştir. Çocukların fuhuş yoluyla sömürülmesi konusuna dikkat çekilmiş
ve bununla mücadelede sıfır tolerans anlayışının benimsenmesi gerektiği
vurgulanmıştır. Çocukların fuhşa rıza gösterdiği düşüncesinin asla kabul
edilemeyeceği zira fiziksel ve psikolojik yönden çok ciddi sorunlara sebep olan
fuhuş bakımından savunmasız ve mağdur edilebilir kategoride bulunan çocukların"özgür rıza" gösterme kapasitesine
sahip olmadığı belirtilmiştir.
63. Kararda, yetişkin bireylerin isteğe dayalı olarak
gerçekleştirdikleri fuhuş kavramına da yer verilmiştir. Bu kavram yetişkin,
reşit kişilerin kendi tercihleriyle geçimlerini sağlamak için bir araç olarak
fuhuş yapmaları olarak tanımlanmış; bu noktada öncelikle Avrupa Konseyinin
dayandığı temel değerlerin insan hakları ve insan onuruna saygı olduğu
hatırlatılmış ve fuhuş sorununun da bu çerçevede ele alınması gerektiği
vurgulanmıştır. "İnsan
onuruna saygı" kavramına dayalı olarak yargıda bulunmanın ahlaki bir tavır
takınmak anlamına gelmediği ancak bireylerin kararlarına ve tercihlerine başka
kişilerin haklarına zarar vermediği sürece saygı duymak anlamına geldiği
belirtilmiştir.
64. Kararda, yetişkin bireylerin gerçekleştirdiği isteğe dayalı
fuhşun hukuki niteliği konusunda Avrupa Konseyine üye ülkeler arasında bir
mutabakat bulunmadığı ve tarihsel olarak üç farklı yaklaşımın benimsendiği
belirtilmiştir. Bunlardan yasaklayıcı (prohibitionist)
görüş, fuhşu suç olarak kabul eder; gerek fuhuş yapan kişileri gerekse fuhşa
aracılık eden kişileri cezalandırır. Üye ülkelerden on yedisi bu sistemi
benimsemiştir.
65. Karara göre düzenleyici (regulationist) görüş, fuhşu yasaklamak yerine
düzenleyici normlar vasıtasıyla kontrol altına almayı amaçlar. Türkiye"nin de
aralarında olduğu üye ülkelerden dokuzu bu sistemi uygulamaktadır.
66. İlga edici (abolitionist) görüş de
fuhşu yasaklar ancak fuhuş yapanları değil fuhşa aracılık eden ve yer temin
eden kişileri cezalandırır. Yirmi üye ülke bu yaklaşımı benimsemiştir. İsveç
ise neo-abolitionist yaklaşımı getirmiş ve cinsel
ilişki satın alan kişileri cezalandıran normlar kabul etmiştir. İsveç
uygulamasında fuhuş yapan kişiler cezalandırılmamaktadır. Fuhuştan kurtulmaları
için onlara gerekli rehabilitasyon, istihdam ve teşvik programları
uygulanmakta; fuhşa aracılık edenler ile cinsel ilişki satın alan kişiler
(müşteriler) cezalandırılmaktadır.
67. 1579 sayılı kararda yasaklayıcı yaklaşımların fuhşu
yeraltına ittiği; fuhşun gizli yapılmasına yol açtığı, bu durumda suç
örgütlerinin, insan ticareti yapanların daha rahat hareket edebildiği bir
sektöre dönüşmesi, fuhuş yapan kişilerin tamamen satıcıların ve müşterilerin
merhametine terk edilmesi, güvenli olmayan cinsel birliktelikler nedeniylesağlık yönünden AIDS gibi tedavisi olmayan
bulaşıcı hastalıkların yaygınlaşması gibi ciddi sorunların ortaya çıktığı
belirtilmiştir. Düzenleyici yaklaşımın uygulandığı ülkelerde de durumun daha
iyi olmadığı, teori ile uygulama arasında uçurum bulunduğu, yasalarla tanınmış
hakların uygulamada sağlanmadığı ifade edilmiştir.
68. Kararda kişilerin çocukluk döneminde taciz, ihmal ve kötü
muameleye maruz kalma, özgüven düşüklüğü veya zihinsel sağlık sorunları,
uyuşturucu bağımlılığı gibi sebeplerle zihinsel/duygusal yönden savunmasız
durumda olmaları, yoksulluk, savaş, göç, siyasi ve ekonomik istikrarsızlık,
eğitim ve istihdam sorunları, cinsiyet ayrımcılığı, fırsat eşitsizliği gibi
yapısal sorunlarınfuhşun oldukça artmasına sebep
olduğu belirtilmiş; hiç kimsenin bu gibi sebepler yüzünden kendini fuhşa mecbur
hissetmemesinin önemi vurgulanmıştır. Bu noktada fuhuşla mücadelede sorunun arz
yanından ziyadetalep yanının üstesinden gelmeyi
hedefleyen neo-abolitionist yaklaşımın daha avantajlı
olduğu ifade edilmiştir.
69. AKPM"nin söz konusu kararında, isteğe dayalı fuhuşla
mücadele konusunda çeşitli önerilerde bulunulmuştur. Bunlar arasında
fahişeliğin suç olması ve fuhuş yapanların cezalandırılmasından kaçınılarak
fahişeliği bırakmak isteyenlere yardım edici önlemlerin alınması, kişilerin
kendilerini fuhşa mecbur hissetmelerine sebep olan yapısal ve diğer sorunların
ele alınması, polis ve kamu makamlarının fuhuş yapanlar üzerindeki güçlerini
kötüye kullanmalarının önüne geçilmesi için meslek içi eğitim programları gibi
tedbirler alınması sayılabilir.
70. AİHM içtihadında, fuhşa zorlamanın insanlık dışı ve
aşağılayıcı muamele teşkil ettiği vurgulanmıştır (V.T/Fransa, § 25). Anılan kararda AİHM, fahişeliği bırakmak
ve sigortalı olmak isteyen başvurucunun Sosyal Sigorta Kurumunun kendisini prim
ödemeye mecbur bırakması nedeniyle fuhuş yapmaya zorlandığını ileri sürerek
Sözleşme"nin 3. ve 4. maddelerinin ihlal edildiği yönündeki iddialarıyla ilgili
olarak sınırlı inceleme yapmış vefuhşun hukuki
niteliği konusunda üye ülkeler arasında görüş birliği bulunmadığına dikkat
çekmiştir (V.T/Fransa, § 24).
71. Türkiye, 1956 yılında Birleşmiş Milletler tarafından kabul
edilen "Köleliğin, Köle Ticaretinin ve Köleliğe Benzer Kurumların ve
Uygulamaların Kaldırılması Hakkında Ek Sözleşme"yi
1957 yılında imzalamış; 6/1/1964 tarihli Resmî Gazete"de
yayımlanan 361 sayılı Kanun"la bu Sözleşme"nin onaylanmasını uygun bulmuştur.
72. Bunun yanı sıra "Birleşmiş Milletler Sınıraşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler
Sözleşmesine Ek İnsan Ticaretinin, Özellikle Kadın ve Çocuk Ticaretinin
Önlenmesine, Durdurulmasına ve Cezalandırılmasına İlişkin Protokol"
imzalanmış ve 4804 sayılı Kanun ile bu Protokol"ün onaylanması uygun görülmüştür.
Anılan Protokol"ün 3. maddesinde " "İnsan ticareti", kuvvet kullanarak
veya kuvvet kullanma tehdidi ile veya diğer bir biçimde zorlama, kaçırma, hile,
aldatma, nüfuzu kötüye kullanma kişinin çaresizliğinden yararlanma veya başkası
üzerinde denetim yetkisi olan kişilerin rızasını kazanmak için o kişiye veya
başkalarına kazanç veya çıkar sağlama yoluyla kişilerin istismar amaçlı temini,
bir yerden bir yere taşınması, devredilmesi, barındırılması veya teslim
alınması anlamına gelir. İstismar terimi, asgari olarak, başkalarının fuhuşunun istismar edilmesini veya cinsel istismarın başka
biçimlerini, zorla çalıştırmayı veya hizmet ettirmeyi, esareti veya esaret
benzeri uygulamaları, kulluğu veya organların alınmasını içerecektir."
şeklinde tanımlanmıştır.
73. Söz konusu Protokol"e uygun olarak 5237 sayılı Kanun’un 80.
maddesinde insan ticareti tanımlanmış ve suç olarak düzenlenmiştir. 19/12/2006
tarihinde yapılan değişiklikle insan ticareti tanımına "fuhuş
yaptırmak" da eklenmiştir.
74. Türk hukukunda fuhuş yapmak suç olarak kabul edilmemiştir.
Ancak insan ticareti ve kişilere zorla fuhuş yaptırılması, çocukların ve
yetişkinlerin fuhşa teşvik edilmesi, fuhuş için aracılık edilmesi veya yer
temin edilmesi suçtur.
75. Bunun yanı sıra 1593 sayılı Kanun’un "Umumi kadınlar hakkında ahkam" kenar
başlıklı 128. maddesinde, yayımlanacak bir tüzükle umumi kadınlar ve umumi
evlerin tabi olacakları hükümler ve fuhuş yüzünden yayılan hastalıkların
-özellikle zührevi hastalıkların- yayılmasına engel olacak önlemleri tespit
eden düzenlemeler yapılması öngörülmüştür.
76. Anılan hüküm doğrultusunda ilk olarak 12/11/1933 tarihinde
yürürlüğe giren “Fuhuş Yüzünden Bulaşan Hastalıklarla Mücadele Nizamnamesi”
kabul edilmiş daha sonra Nizamname yürürlükten kaldırılarak Tüzük
çıkarılmıştır. Tüzük"e göre genel kadın; başkalarının
cinsî zevkini menfaat karşılığı tatmin etmeyi sanat edinen ve bunun için
değişik erkeklerle münasebette bulunan kadınlara denir. Bir kadının genel kadın
olarak tesciline karar verilebilmesi için fuhşu sanat hâline getirmesi, yirmi bir
yaşını bitirmesi, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olması, evli olmaması gibi
koşullar aranmaktadır. Genel kadın olarak tescil edilen kadınlar haftada iki
kez muayene olmak koşulu ile komisyon tarafından ruhsatlandırılmış “genelev”lerde çalışmak zorundadır. Yirmi bir yaşından
küçük, on sekiz yaşından büyük olan ve komisyon tarafından kaydı uygun
görülmeyen kadınlar “sağlık tedbiri uygulanacak kadın” kapsamında
değerlendirilir ve Tüzük"ün 23. maddesi uyarınca
kayıt altına alınır.
77. Anılan Tüzük"ün amacı fuhşu
kontrol etmek, denetlemek ve fuhuş nedeniyle bulaşan zührevi hastalıkların
yayılmasına ve bu yüzden kamu düzeninin bozulmasına engel olmak, genel sağlığı
korumak şeklinde belirtilmiştir.
78. Tüzük"e göre fuhuşla ilgili idari
işleri, illerde valilikler tarafından oluşturulan fuhuşla mücadele komisyonu
yürütür. Komisyonun amacı fuhşu denetlemek, fuhuş nedeniyle bulaşan zührevi
hastalıkların yayılmasını ve bu yüzden kamu düzeninin bozulmasını
engellemektir.
79. Hukukumuzda yetişkin bireylerin gerçekleştirdiği isteğe
dayalı fuhşu düzenleyen tek norm olan söz konusu Tüzük, sadece fuhşu meslek
edinmiş "kadınlar" yönünden
düzenlemeler içermektedir. Dolayısıyla Tüzük"te fuhşu
meslek edinmiş erkekler veya eş cinsellere ilişkin herhangi bir düzenleyici
norm bulunmamaktadır ve bu kişilerin fuhşu yönünden hukuk boşluğu mevcuttur.
80. Söz konusu hukuk boşluğu nedeniyle kayıt dışı ve denetimsiz
olarak fuhuş yapılması durumuyla karşılaşılmaktadır. AKPM"nin 4/10/2007 tarihli
ve 1579 sayılı kararında da belirtildiği üzere kayıt dışı fuhuş hâlinde güvenli
olmayan cinsel birliktelikler nedeniyle sağlık yönünden AIDS gibi tedavisi
olmayan bulaşıcı hastalıkların yaygınlaşması gibi ciddi sorunlar ortaya
çıkmaktadır. Ayrıca kayıt dışı fuhuş hâlinde fuhşun suç örgütlerinin, insan
ticareti yapanların daha rahat hareket edebildiği bir sektöre dönüşmesi, fuhuş
yapan kişilerin tamamen satıcıların ve müşterilerin merhametine terk edilmesi,
şiddet görmeleri gibi olumsuz sonuçlarla karşılaşılmaktadır.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
81. Mahkemenin 18/10/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda
başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Suç ve Cezaların
Kanuniliği İlkesinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
ve Bakanlık Görüşü
82. Başvurucu; İdari Para Cezası Tutanağı"nda
yer alan "fuhuş amacıyla
başkalarını rahatsız etmek fiili" ile 5326 sayılı Kanun"un 37. maddesinde
tanımlanan ve idari para cezasına dayanak olarak gösterilen "mal veya
hizmet satmak için başkalarını rahatsız etmek" fiilinin birbiriyle uyuşmadığını,
anılan Kanun"da fuhuş eylemine karşılık bir yaptırım bulunmadığını
belirtmiştir. Başvurucu; fuhuş yapmanın 5237 sayılı Kanun"da da suç olarak
düzenlenmediğini, dolayısıyla cürüm veya kabahat olarak nitelendirilemeyen
eyleminin cezalandırılmasının Anayasa"nın 38. maddesinde yer alan suç ve
cezaların kanuniliği ilkesine aykırı olduğunu ileri sürmüştür. Ayrıca
başvurucu; ekonomik sebeplerle seks işçisi olması nedeniyle sürekli olarak aynı
ceza tehdidine maruz kalmasının kaçınılmaz olduğunu, kaldı ki hâlihazırda dört
adet aynı nitelikteki idari para cezasına karşı açtığı davalardan ikisinin
derdest olduğunu, aynı nitelikteki eylemler nedeniyle tüm ülke çapında uygulanan
idari para cezalarının ekonomik özgürlüğe ve özel hayatın gizliliğine yönelik
bir müdahale oluşturduğunu iddia etmiştir. Bunun yanı sıra başvurucu, tesis
edilen idari para cezası ve bu karara karşı yaptığı itirazın iddiaları dikkate
alınmadan reddedildiğini belirterek Anayasa"nın 10. maddesinde düzenlenen
eşitlik ilkesinin, 20. maddesinde tanımlanan özel hayata saygı hakkının, 36.
maddesinde yer alan adil yargılanma hakkının ve 38. maddesinde düzenlenen suç
ve cezaların kanuniliği ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüş; ihlalin
tespitiyle yeniden yargılama yapılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
83. Bakanlık görüşünde, Ankara ili Çankaya ilçesinde kamuya açık
bir alanda gerçekleştirdiği eyleminin başvurucunun "özel hayatı"
kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceğinin takdirinin Anayasa
Mahkemesine ait olduğu belirtilmiştir. Başvurucunun eyleminin özel hayat
kapsamında değerlendirilmesi durumunda ise özellikle hassas ahlaki veya etik
meselelerin ortaya çıktığı olaylarda Avrupa Konseyine üye devletler arasında
çatışan menfaatlerin önemi veya menfaatleri en iyi koruyan aracın seçimi
konusunda bir konsensüs bulunmuyorsa devletin takdir alanının daha da geniş
olduğu vurgulanmıştır.
84. Başvurucu; Bakanlık görüşüne karşı beyanında "seks
işçiliği" yaparak geçimini temin ettiğini, bir kişinin gece vakti sokakta
seks işçiliği yapmasının mevzuatta suç veya kabahat olarak düzenlenmediğini,
üçüncü kişileri ne suretle rahatsız ettiği konusunda İdari Para Cezası Tutanağı"nda somut tespitlerin bulunmadığını, dolayısıyla
kanunla suç veya kabahat sayılmayan eylemin cezalandırılmasının suç ve
cezaların kanuniliği ilkesini ihlal ettiğini belirtmiştir.
2. Değerlendirme
85. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak Anayasa"nın "Suç ve cezalara ilişkin esaslar"
kenar başlıklı 38. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan
kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçu
işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza
verilemez.”
86. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan
hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini
kendisi takdir eder (Tahir Canan,
B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).
87. Başvurucunun, kanunda fuhuş eylemine karşılık bir yaptırım
bulunmadığı hâlde cezalandırıldığı ve bu yöndeki itirazlarının derece mahkemesi
kararında incelenmediği yolundaki iddialarının Anayasa"nın 38. maddesinde
güvence altına alınan suç ve cezaların kanuniliği ilkesi kapsamında incelenmesi
gerekmektedir.
88. Başvurucu, geçimini fuhuş yoluyla sağladığından söz konusu
para cezalarıyla sürekli karşılaşması ihtimali nedeniyle özel hayatın
gizliliğinin ve ekonomik özürlüğünün zarar gördüğünü ileri sürmektedir. Olayda
başvurucunun fuhuş yapmaktan tamamen alıkonulması, fuhuş yapmasının
yasaklanması veya fuhuş yaptığı için cezalandırılması hususları söz konusu
değildir. Zira İdari Para Cezası Tutanağı"nda
"fuhuş amacıyla başkalarını rahatsız etmek" fiili belirtilmiş
olduğundan söz konusu idari yaptırımın salt fuhuş yapmaya yönelik değil ancak
bu amaçla "başkalarını rahatsız etmek" fiiline dayandırıldığı
anlaşılmaktadır. Bu nedenle fuhşun meslek edinilmesi olgusunun özel hayata
saygı hakkı çerçevesinde korunması gerekli hukuki bir menfaat olup olmadığı
hususunun mevcut başvuruda tartışılmasına gerek bulunmamaktadır. Ayrıca
başvurucu, söz konusu para cezalarıyla sürekli karşılaştığını belirtmişse de
idari yaptırım işlemlerinin her birinin gerekçesi ve koşulları farklı
olabileceğinden her somut olayın kendi koşulları içinde incelenmesi uygun
olacaktır. Üstelik olağan kanun yolları incelemesinden sonra sadece bir idari
yaptırım kararı yönünden bireysel başvuru yapılmıştır. Başvurucu söz konusu
idari yaptırımın kanuni dayanağı olmadığını ileri sürmektedir ki başvurucunun
iddiaları zaten Anayasa"nın 38. maddesi çerçevesinde inceleneceğinden özel
hayata saygı hakkı yönünden ayrıca bir inceleme yapılması gerekli değildir.
89. Bunun yanı sıra başvurucu, soyut olarak eşitlik ilkesinin
ihlal edildiğini ileri sürmüşse de kendisine hangi temele dayalı olarak
ayrımcılık yapıldığına ilişkin herhangi bir beyanda bulunmadığı gibi belirtilen
iddiasını temellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıt da sunmamıştır. Bu
sebeple somut başvuruda eşitlik ilkesine ilişkin şikâyetin temellendirilemediği
anlaşıldığından bu iddia yönünden ayrıca inceleme yapılmasına gerek
bulunmamaktadır.
a. Kabul Edilebilirlik
Yönünden
90. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine
karar verilmesini gerektirecek başka bir nedenin de bulunmadığı anlaşılan suç
ve cezaların kanuniliği ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul
edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
Celal Mümtaz AKINCI, M. Emin KUZ, Kadir ÖZKAYA, Rıdvan GÜLEÇ,
Recai AKYEL ve Yusuf Şevki HAKYEMEZ bu görüşe katılmamışlardır.
b. Esas Yönünden
i. Genel İlkeler
91. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti; insan
haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve
işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu
geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku
tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan,
yargı denetimine açık olan devlettir (AYM, E.2017/103, K.2017/108,31/5/2017, §
9).
92. Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirlerine ilişkin
kurallar -Anayasa’nın konuya ilişkin kurallarına aykırı olmamak kaydıyla-
ülkenin sosyal, kültürel yapısı, ahlaki değerleri ve ekonomik hayatın
gereksinimleri gözönüne alınarak saptanacak ceza
politikasına göre belirlenir. Kanun koyucu; cezalandırma yetkisini kullanırken
toplumda hangi eylemlerin suç ya da kabahat sayılacağı, bunların hangi tür ve
ölçüdeki ceza yaptırımı ile karşılanacağı, nelerin ağırlaştırıcı veya
hafifletici sebep olarak kabul edileceği konularında takdir yetkisine sahiptir
(AYM, E.2014/124, K.2015/24, 5/3/2015).
93. Hukuk devletinde ceza hukukuna ilişkin düzenlemelerde olduğu
gibi idari yaptırımlar açısından da hangi eylemlerin kabahat sayılacağı,
bunlara uygulanacak yaptırımın türü ve ölçüsü, yaptırımın ağırlaştırıcı ve
hafifleştirici nedenlerinin belirlenmesi gibi konularda kanun koyucu takdir
yetkisine sahiptir. Bununla birlikte kanun koyucunun takdir hakkı kapsamında
öngördüğü yaptırımın adil ve hakkaniyete uygun olması gerekmektedir (AYM,
E.2017/103, K. 2017/108, 31/5/2017, § 10).
94. Anayasa’nın 38. maddesinde yer alan “suçta ve cezada
kanunilik” ilkesi uyarınca hangi eylemlerin yasaklandığı ve bu yasak eylemlere
verilecek cezaların hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde kanunda
gösterilmesi; kuralın açık, anlaşılır ve sınırlarının belli olması gerekmektedir.
Suçlar kadar katı değerlendirilmemekle birlikte bu ilke ana hatlarıyla
kabahatler için de geçerli kabul edilmektedir. Kişilerin yasak eylemleri
önceden bilmeleri gerektiği düşüncesine dayanan bu ilkeyle temel hak ve
özgürlüklerin güvence altına alınması amaçlanmaktadır (AYM, E.2017/103,
K.2017/108, 31/5/2017, § 11).
95. Suç ve cezaların kanuniliği ilkesi, hukuk devletinin kurucu
unsurlarındandır. Kanunilik ilkesi, genel olarak bütün hak ve özgürlüklerin
düzenlenmesinde temel bir güvence oluşturmanın yanı sıra suç ve cezaların
belirlenmesi bakımından özel bir anlam ve önemi haiz olup bu kapsamda kişilerin
kanunen yasaklanmamış veya yaptırıma bağlanmamış fiillerden dolayı keyfî bir
şekilde suçlanmaları ve cezalandırılmaları önlenmekte; buna ek olarak suçlanan
kişinin lehine olan düzenlemelerin geriye etkili olarak uygulanması
sağlanmaktadır (Karlis A.Ş., B. No: 2013/849, 15/4/2014, § 32).
96. Kamu otoritesinin ve bunun bir sonucu olan ceza verme
yetkisinin keyfî ve hukuk dışı amaçlarla kullanılmasının önlenebilmesi,
kanunilik ilkesinin katı bir şekilde uygulanmasıyla mümkün olabilir. Bu
doğrultuda kamu otoritesini temsil eden yasama, yürütme ve yargı erklerinin bu
ilkeye saygılı hareket etmeleri, suç ve cezalara ilişkin kanuni düzenlemelerin
sınırlarının yasama organı tarafından belirgin bir şekilde çizilmesi, yürütme
organının sınırları kanunla belirlenmiş bir yetkiye dayanmaksızın düzenleyici
işlemleri ile suç ve ceza ihdas etmemesi, ceza hukukunu uygulamakla görevli
yargı organın da kanunlarda belirlenen suç ve cezaların kapsamını yorum yoluyla
genişletmemesi gerekir (Karlis A.Ş., § 33).
97. Hukuki güvenlik ile belirlilik ilkeleri, hukuk devletinin ön
koşullarındandır. Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukuki
güvenlik ilkesi hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem
ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde
bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar.
Belirlilik ilkesi ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden
herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır
ve uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına
karşı koruyucu önlem içermesini ifade etmektedir. Bu bakımdan kanunun metni,
bireylerin gerektiğinde hukuki yardım almak suretiyle hangi somut eylem ve
olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını belli bir açıklık ve
kesinlikte öngörebilmelerine imkân verecek düzeyde kaleme alınmış olmalıdır.
Dolayısıyla kanunun uygulanması öncesinde muhtemel etki ve sonuçlarının yeterli
derecede öngörülebilir olması gereklidir (AYM, E.2013/39, K.2013/65,22/5/2013; Karlis A.Ş., § 34). Belirlilik ilkesi hukuksal
güvenlikle bağlantılı olup birey, belirli bir kesinlik içinde hangi somut eylem
ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını, bunların idareye
hangi müdahale yetkisini doğurduğunu kanundan öğrenebilme imkânına sahip
olmalıdır. Birey, ancak bu durumda kendisine düşen yükümlülükleri öngörüp
davranışlarını düzenleyebilir (Karlis A.Ş.,
§ 34).
98. Hukukun üstünlüğünün temel birleşenlerinden biri olan suç ve
cezaların kanuniliği ilkesi, amaçları ve ulaşmak istenilen hedefleri de
gözetilerek keyfî kovuşturma, mahkûmiyet ve cezalandırmaya karşı etkili
güvenceleri temin edecek şekilde yorumlanmalı ve uygulanmalıdır. Aynı zamanda
kanuniliğin bir sonucu olarak suç olarak kabul edilmeyen bir eylemin “kıyas”
yolu ile kişilerin aleyhine genişletilerek yorumlanması da ilkeye aykırılık
oluşturacaktır (Efendi Yaldız, B.
No: 2013/1202, 25/3/2015, § 33).
ii. İlkelerin Olaya Uygulanması
99. Somut olayda başvurucuya 5326 sayılı Kanun"un 37. maddesinde
yer alan "mal veya hizmet satmak için
başkalarını rahatsız etmek" hükmü esas alınarak idari para
cezası uygulanmıştır. İdari para cezasına dair tutanakta başvurucunun fuhuş
amacıyla başkalarını rahatsız etmek fiilini işlediği belirtilmiştir. Bireysel
başvuru formunda başvurucu; "seks işçisi" olarak çalıştığını,
26/8/2014 tarihinde B. Caddesi"nde müşteri beklerken polislerin gelerek
kendisine idari para cezası uyguladıklarını beyan etmiştir.
100. Gerek 5237 sayılı Kanun"da gerekse 5326 sayılı Kanun"da
"fuhuş yapmak" suç olarak düzenlenmemiştir. Kabahat, 5326 sayılı
Kanun’un 2. maddesinde “kanunun,
karşılığında idarî yaptırım uygulanmasını öngördüğü haksızlık”
olarak tanımlanmış olup 5326 sayılı Kanun"un hiçbir hükmünde fuhuş amacıyla başkalarını rahatsız etmek
fiili de kabahat olarak belirtilmemiştir. 5237 sayılı Kanun"un 225. maddesinde
alenen cinsel ilişkide bulunan veya teşhircilik yapan kişilerin
cezalandırılacağı belirtilmiş olmakla birlikte somut olayda başvurucunun bu
şekilde eylemi olduğu yönünde herhangi bir tespit yoktur.
101. İdari para cezasına dair tutanakta başvurucuya "fuhuş
amacıyla başkalarını rahatsız etmek" fiili isnat edilmiş ve uygulanan
cezaya dayanak olarak 5326 sayılı Kanun"un 37. maddesinde yer alan "mal veya hizmet satmak için başkalarını
rahatsız etmek" hükmü gösterilmiştir. Anılan hükmün
gerekçesinde, mal veya hizmet satışı sırasında bu amaçla kişilerin taciz
edilmesi ve yüksek sesle müşteri daveti gibi uygulamaların önüne geçilmesi
amacıyla söz konusu hükmün getirildiği belirtilmektedir.
102. Başvurucuya isnat edilen eylemin anılan hüküm kapsamında
olup olmadığının anlaşılabilmesi için hükmün içerdiği unsurlara bakılmalıdır.
Buna göre 5326 sayılı Kanun"un 37. maddesinde yer alan hükümde "mal ve
hizmet satmak amacıyla hareket
etmek" ve "başkalarını rahatsız etmek" unsurları yer almaktadır.
Başvurucuya isnat edilen eylemin bu unsurlarla uyumlu olup olmadığının
araştırılması gerekmektedir.
103. Hükümdeki ilk unsur olan "mal ve hizmet satmak
amacıyla hareket etmek"
unsuru yönünden olaya bakıldığında kendi bedenini para karşılığında cinsel
ilişki için "arz eden" kişinin bir "mal" sunduğunun kabulü
mümkün değilse de bir "hizmet" sunduğu iddia edilebilir. Hatta
"İlgili Hukuk" kısmında yer verilen 3065 sayılı Kanun, 193 sayılı
Kanun ve5510 sayılı Kanun"un ilgili hükümleri fuhşun ekonomik faaliyet
kapsamında "hizmet" olarak
kabul edilmesi gerektiği tezine delil olarak öne sürülebilir.
104. Ancak unutulmamalıdır ki ekonomi bilimi ve vergilendirme
siyaseti "vergiyi doğuran olay" kavramı bakımından bir eylemin
kanunen yasak; hukuka, insan haklarına ya da genel ahlaka aykırı olup
olmamasıyla ilgilenmez. Oysa bir eylemin insan haklarına aykırı olması,
Anayasa"nın bir gereği olarak Anayasa Mahkemesinin görev alanını doğrudan
ilgilendirmektedir.
105. Anayasa, Türkiye Cumhuriyeti devletinin insan haklarına
saygılı, demokratik bir hukuk devleti olduğunu belirtmektedir. Anayasa
Mahkemesi pek çok kararında hukuk devletinin; insan haklarına dayanan, bu hak
ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her
alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya
aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen
kılan, Anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan
devlet olduğunu vurgulamıştır.
106. Bu doğrultuda somut olaydaki meselenin Anayasa"nın
öngördüğü ilkeler, temel hak ve özgürlüklerin korunması, suç ve cezaların
belirlenmesine hâkim olan ilkeler ve devletin ceza siyaseti çerçevesinde ele
alınması gerekmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru
incelemesinde bir kanun hükmünün "suç ve cezaların kanuniliği" ilkesi
yönünden değerlendirilmesi sırasında salt ekonomi biliminin ve vergilendirme
siyasetinin ilkeleri doğrultusunda hareket etmek yanlış sonuçlara ulaşılmasına
sebep olacaktır.
107. Günümüzde insanların hiçbir ayrım gözetilmeksizin sadece
insan olmaları sebebiyle insanlık onurunun gereği olarak hak ve özgürlüklere
sahip oldukları yaygın şekilde kabul edilmektedir. İnsan haklarının esas olarak
bireylerin özgürlük, onur ve saygınlığını korumayı amaçladığını ifade etmek
gerekir. Nitekim Anayasa Mahkemesi kararlarında "insan onuruna saygı"
kavramı; insanın hangi durum ve şartlar altında bulunursa bulunsun sırf insan
olması nedeniyle sahip olduğu değerin tanınması ve sayılması olarak ifade edilmiştir
(AYM, E.2013/137, K.2014/94, 22/5/2014; E.2007/98, K.2010/33, 4/2/2010;
E.2014/122, K.2015/123, 30/12/2015, § 55 ).
108. "İnsan onuruna saygı" kavramı "kişisel
özerklik" ile birlikte ele alınmalıdır. İnsan onuruna saygı, bireylerin
kararlarına ve tercihlerine başka kişilerin haklarına zarar vermediği sürece
saygı duymayı da gerektirmektedir.
109. Yukarıda belirtildiği üzere fuhuş olgusu, sadece bireyi
ilgilendiren bir olgu olmayıp sosyal ve ekonomik boyutları olan, aynı zamanda
toplum sağlığı ve ahlaki değerleri de etkileyen çok boyutlu bir olgudur.
Günümüzde fuhuş demokratik toplumlarda insan onuru ile bağdaşmayan bir olgu
olarak kabul edilmektedir. Nitekim Birleşmiş Milletler İnsan Ticaretinin ve
İnsanların Fuhuş Yoluyla Sömürülmesinin Yasaklanması Sözleşmesi"nin başlangıç
kısmında fuhşun ve bunun beraberinde fuhuş amacıyla insan ticaretinin insan
onuru ve değeri ile bağdaşmadığı, bireyin, ailenin ve toplumun refahını
tehlikeye attığı belirtilmiştir. Bu yaklaşım nedeniyle demokratik ülkeler fuhşu
meslek edinmiş yetişkinleri cezalandırmaktan vazgeçmekte; bu kişilerin fuhuştan
kurtulmaları için onlara gerekli rehabilitasyon, istihdam ve teşvik programları
uygulamakta; fuhşa aracılık edenler ile cinsel ilişki satın alan kişileri
cezalandırma yoluna gitmektedirler.
110. Belirtilen ilkeler ve özellikle insan onuru kavramı
doğrultusunda bakıldığında 5326 sayılı Kanun"un 37. maddesi hükmünde belirtilen
mal ve hizmet satışının insan bedeninin fuhuş için "satışa
sunulmasını" da içerdiği, bu durumun herkes tarafından açık ve net olarak
böyle bilindiği ve anlaşıldığı yahut gerektiğinde hukuki yardım almak suretiyle
bireylerin bunu anlayabilecekleri sonucuna ulaşmak mümkün değildir. Kamu
makamlarının aksine yorumu, anılan hükmün amacını aşan zorlama ve öngörülemez
bir yorum olup insan bedeninin meta olarak algılanması anlamına geleceğinden
insan onuru ile bağdaşmaz.
111. Yasa koyucunun kişilerin fuhuş amacıyla başkalarını
rahatsız etmelerini önlemek için kanuni düzenleme yapması ve bu davranışı
yaptırıma bağlaması elbette mümkündür. Ancak insan onurunun korunduğundan söz
edilebilmesi için bu şekildeki bir kanun hükmünün açık ve net, öngörülebilir ve
sınırları belirli şekilde düzenlenmesi gereklidir.
112. Üstelik başvurucuya isnat edilen fuhuş amacıyla başkalarını
rahatsız etmek fiilinin cezasını belirleyen kanuni dayanağın ne olduğu
konusunda idarenin de tereddüt geçirdiği, dolayısıyla hangi somut eylem ve
olguya hangi hukuksal yaptırımın bağlandığı konusunun idare yönünden de açık,
net ve anlaşılır olmadığı görülmektedir. Zira Ankara Valiliğinin 28/6/2016
tarihli yazısından anlaşılacağı gibi (bkz. § 16) idare, aynı eyleme daha
önceden 5326 sayılı Kanun"un 32. maddesini uygulamakta iken idari yargı
mercilerinin iptal kararı vermesi üzerine bu kez anılan Kanun"un 37. maddesini uygulamaya
başlamıştır.
113. Tüm bu açıklamalar ışığında 5326 sayılı Kanun"un 37.
maddesinde yer alan "mal veya hizmet
satmak için başkalarını rahatsız etmek" hükmünün başvurucuya
isnat edilen "fuhuş yapmak için
başkalarını rahatsız etmek" fiili bakımından kanunilik unsurunu
taşımadığı ve anılan fiili kapsamadığı sonucuna varılmıştır.
114. Anayasa"nın 6. maddesine göre hiç kimse veya organ,
kaynağını Anayasa"dan almayan bir devlet yetkisini kullanamaz. Kamu
makamlarının kendilerince rahatsız edici buldukları hâl ve davranışları hukuk
boşluğu bulunduğunu öne sürerek yorum yoluyla cezalandırmaları, bu suretle
kanunda öngörülmeyen bir kabahat ihdas etmeleri kabul edilemez. Buna göre 5326
sayılı Kanun"da "fuhuş amacıyla
başkalarını rahatsız etmek" fiilini öngören bir kabahat
düzenlenmemiş olduğundan başvurucunun herhangi bir kanuni dayanak olmaksızın
cezalandırıldığı sonucuna varılmıştır.
115. Kamu makamlarının 5326 sayılı Kanun"un 37. maddesine
ilişkin zorlama ve öngörülemez şekildeki uygulaması somut olayda yorumla
kabahat ihdas edilmesi sonucunu doğurmuştur. Ortaya çıkan bu sonuç Anayasa"nın
38. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen suç ve cezaların kanuniliği ilkesi
ile bağdaşmamaktadır.
116. Açıklanan nedenlerle başvurucunun 5326 sayılı Kanun"da
kabahat olarak öngörülmemiş olan fiili nedeniyle kamu makamlarınca yoruma
dayalı olarak idari para cezası ile cezalandırılmasının suç ve cezaların
kanuniliği ilkesini ihlal ettiği sonucuna ulaşılmıştır.
Celal Mümtaz AKINCI, M. Emin KUZ, Kadir ÖZKAYA, Rıdvan GÜLEÇ,
Recai AKYEL ve Yusuf Şevki HAKYEMEZ bu görüşe katılmamışlardır.
B. Diğer İhlal İddiaları
117. Başvurucu, tesis edilen idari para cezası ve bu karara
karşı yaptığı itirazın iddiaları dikkate alınmadan reddedildiğini belirterek
Anayasa"nın 36. maddesinde yer alan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini
ileri sürmüştür.
118. Suç ve cezaların kanuniliği ilkesinin ihlal edildiği
yönündeki yukarıdaki tespit dikkate alındığında başvurucunun adil yargılanma
hakkı kapsamındaki şikâyetinin incelenmesine gerek görülmemiştir.
C. 6216 Sayılı Kanun"un 50. Maddesi Yönünden
119. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun"un "Kararlar" kenar başlıklı 50. maddesinin ilgili
kısmı şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya
da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve
sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali
ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya
ilgili mahkemeye gönderilir. ...”
120. Başvurucu, ihlalin tespiti ile yeniden yargılama
yapılmasına hükmedilmesi talebinde bulunmuştur. Başvurucu, tazminat talep
etmemiştir.
121. Başvuru konusu olayda Anayasa"nın 38. maddesinde düzenlenen
suç ve cezaların kanuniliği ilkesinin ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
122. İhlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden
yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundan kararın bir örneğinin yeniden
yargılama yapılmak üzere Ankara 5. Sulh Ceza Hâkimliğine gönderilmesine karar
verilmesi gerekir.
123. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800
TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuya
ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Suç ve cezaların kanuniliği ilkesinin ihlal edildiğine
ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA Celal Mümtaz AKINCI, M. Emin KUZ,
Kadir ÖZKAYA, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL ve Yusuf Şevki HAKYEMEZ"in
karşı oyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
B. Anayasa’nın 38. maddesinde güvence altına alınan suç ve
cezaların kanuniliği ilkesinin İHLAL EDİLDİĞİNE Celal Mümtaz AKINCI, M. Emin
KUZ, Kadir ÖZKAYA, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL ve Yusuf Şevki HAKYEMEZ"in
karşı oyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
C. Kararın bir örneğinin suç ve cezaların kanuniliği ilkesinin
ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak
üzere Ankara 5. Sulh Ceza Hâkimliğine(Ankara 5. Sulh Ceza Hâkimliğinin
23/10/2014 tarihli ve 2014/2971 Değişik İş sayılı kararı ile ilişkilidir)
GÖNDERİLMESİNE,
D. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam
2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede
gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar
geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
18/10/2017 tarihinde karar verildi.
KARŞIOY GEREKÇESİ
Başvurucunun, kanunda eyleminin cezalandırılmasını öngören bir
hüküm bulunmamasına rağmen idarî para cezası ile cezalandırılması sebebiyle suç
ve cezaların kanuniliği ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin bireysel
başvurusunun kabul edilebilir olduğuna ve anılan ilkenin ihlal edildiğine karar
verilmiştir.
Başvurucu, işlediği fiilin, cezanın dayanağı olarak gösterilen
5326 sayılı Kanunun 37. maddesinde tanımlanan fiille uyuşmadığını, idarî para
cezası tutanağında belirtilen fiilin de 5326 sayılı Kanunda kabahat olarak
düzenlenmediğini, dolayısıyla Kanunda düzenlenmeyen ve kabahat olarak
nitelendirilmeyen fiilinden dolayı cezalandırılmasının suç ve cezaların
kanuniliği ilkesine aykırı olduğunu ileri sürmüştür.
Somut olayda, başvurucu hakkında 5326 sayılı Kanunun 37.
maddesine dayanılarak idarî para cezası uygulandığı ve başvurucunun ihlal
iddiasına ilişkin itirazlarının kanunî düzenlemenin yorumundan kaynaklandığı
anlaşılmaktadır.
Daha önce aynı konuya ilişkin olarak verilen birçok kararımızda
da belirtildiği üzere Anayasa Mahkemesinin görevi, kanun hükümlerinin nasıl
yorumlanması gerektiğini belirlemek değil, uygulamaya yansıyan yorumun
başvurucu tarafından o tarihte geçerli olan hukuk kapsamında makul ölçüde
öngörülebilir olup olmadığını incelemektir. Buna göre, ceza yaptırımlarına
ilişkin düzenlemelerin öngörülebilirliği ve erişilebilirliği konusundaki temel
kriter, kişilerin mahkemelerin yorumunu ve hangi fiillerin ne tür bir cezayla
karşılandığını, gerektiğinde hukukî bir yardımla bilebilmeleridir. Bu bağlamda
bütün ayrıntıların düzenleme içinde yer alması şart olmayıp belirli ölçüde
soyutluk içermesi, muhtemel bazı belirsizliklerin uygulamayla ve yargısal
yorumla açıklanıp aydınlatılması mümkündür. Bu noktada önemli olan, yorumla
ulaşılan sonucun, fiilin özü açısından tutarlı, makul ve kabul edilebilir
olmasıdır (Efendi Yaldız, B. No: 2013/1202, 25/3/2015, § 34).
Kanunların belli bir açıklıkta ve kesinlikte kaleme alınmış
olması ve yukarıda da belirtildiği gibi muhtemel etki ve sonuçları konusunda
yeteri kadar öngörülebilir olması gerekmekle birlikte kanun metninin bütün etki
ve sonuçları göstermesi her zaman beklenemeyeceğinden, öngörülebilirliğin
mutlak olması aranmamakta; aranan açıklığın ölçüsü, düzenlemenin konusuna ve
muhtevasına göre değişebilmektedir. Kanunun açıklığı bazen aşırı bir katılığı
da getirebilmekte, bu da hukukun zamanla ortaya çıkan değişikliklere ve
ihtiyaçlara uyarlanmasında güçlüklere yol açabilmektedir (Ercanlar Otomotiv, B.
No: 2013/2477, 20/4/2016, § 34). Bu itibarla kanunlar, işin doğası gereği,
yorumlanması ve uygulanması pratik gerçekliğe bağlı olan yoruma açık formüller
içermektedir (Murat Daş, B. No: 2013/3063, 26/6/2014,
§ 41; Rıza Gençoğlu, B.No. 2013/3543, 7/5/2015, § 53.
Aynı yöndeki AİHM kararı için bkz. Kayasu/ Türkiye,
B. No: 64119/00, 76292/01, 13/11/2008, § 83).
Ceza hukuku normları açısından bile geçerli olan bu tespitler,
kuşkusuz kabahat cezaları başta olmak üzere idarî cezaları düzenleyen kanunlar
için de öncelikle geçerlidir. Genelkamu düzenini,
başka bir ifadeyle asayişi, genel sağlığı ve genel toplumsal huzuru korumak
amacıyla genel kolluk mevzuatını ihlal edenlere verilen cezaları ifade eden ve
sonuçları itibariyle nisbeten daha hafif olan kabahat
cezaları (Ali Ulusoy, İdari Yaptırımlar, İstanbul 2013, s.12-13) bakımından
geçerli olan ilkelerin cürümler için geçerli olan ceza hukuku güvenceleriyle
aynı olmadığı, bunlara ceza hukukunun bütün ilke ve kurallarının değil,
bireyler için vazgeçilmez sayılan “çekirdek” güvencelerin uygulanacağı,
“tipiklik” gibi bazı ceza hukuku güvenceleri açısından ise daha esnek bir
şekilde uygulanabileceği bilinmektedir (Ulusoy, age., s. 26 ve 49).
AİHM kararlarında da, şüphesiz kabahatler hukukunun yukarıda
belirtilen genel amacı itibariyle zorunlu olan pratiklik, esneklik ve derhal
müdahale zorunluluğu da gözönünde bulundurularak,
muhatapları üzerinde ağır ve çok önemli sonuçlar doğurmayan kabahat cezaları
açısından genel ceza hukuku güvencelerinin aynı kapsamda geçerli olmadığı kabul
edilmektedir (Ulusoy, age., s. 28). Bu itibarla, kabahat eylemleri nedeniyle
uygulanan cezalarda, genel ceza hukuku güvencelerinin adlî suç ve cezalara göre
daha esnek uygulanması ve bu kapsamda “tipiklik” unsuru da dahil olmak üzere
suçun unsurlarına ve ispata ilişkin standartların daha düşük olması söz konusu
olabilir (Ulusoy, age., s.26. Aynı yönde bkz. Fameka
İnş. Plastik San. ve Tic. Ltd. Şirketi, B. No: 2014/3905, 19/4/2017, § 31).
Zira idare, adlî soruşturma makamlarına benzer üstün kamusal yetkilere sahip
olmadığı gibi (Fameka, § 31) asayişi, genel sağlığı
ve toplumun huzurunu sağlamak amacıyla öngörülen kabahat cezalarının etkili olabilmesiiçinmevzuat ihlali üzerine anında, hiç
bekletilmeden ve peşinen uygulanmasında zorunluluk bulunmaktadır (Ulusoy, age.,
s. 147).
Bu sebeplerle, çoğunluğun kararında esasa ilişkin inceleme
yapılırken “Genel İlkeler” başlığı altında suç ve cezaların kanuniliği ilkesi
bakımından yer verilen ve kabahatler başta olmak üzere idarî suç ve cezaların
yasal düzenlemelerinde ve uygulanmasında yukarıda belirtilen özelliklerini gözönünde bulundurmayan değerlendirmelere de, bunların
somut olaya uygulanmasına ilişkin tespitlere de katılmamız mümkün değildir.
Diğer taraftan, idarenin -kararda atıf yapılan- yazısından (§
16), söz konusu fiilin cezasını belirleyen kanunî dayanak konusunda tereddüt
yaşandığının ve bu hususun idare yönünden de açık ve net olmadığının
anlaşıldığı belirtilmekte ise de (§ 112) sokak, cadde ve yol üzerinde fuhuş
amacıyla bekleyen kişilere 5442 sayılı İl İdaresi Kanununun 11. maddesine
dayanılarak alınan karar doğrultusunda 5326 sayılı Kanunun “Emre aykırı
davranış” başlıklı 32. maddesi, bu kişilerden başkalarını rahatsız edenlere de “Rahatsız
etme” başlıklı 37. maddesi uyarınca idarî para cezası uygulandığı
anlaşılmaktadır (§ 16,18 ve 20).
Çoğunluğun kararında ilgili komisyonun kararı idarî yargı
tarafından iptal edildiğinden 5326 sayılı Kanunun 32. maddesinin uygulanamaz
hâle geldiği belirtilmediği gibi, iptal edilen komisyon kararının yerine
yetkili makamlar tarafından kamu düzeninin ve genel sağlığın korunması amacıyla
32. maddenin uygulanmasını gerektirecek yeni bir emir verilip verilmediği de
anlaşılamamaktadır. Ancak başvuruya konu olayda verilen idarî para cezasına
karşı yapılan itirazın yetkili yargı merciince incelenerek yerinde görülmediği
ve reddedildiği açıktır.
Kuşkusuz bireysel başvuruya konu olaylarda kabahatin oluşup
oluşmadığının değerlendirilmesi, bu konudaki deliller ve olgular ile hukuk
kurallarının yorumlanması derece mahkemelerinin takdirindedir. Bu nedenle,
idarenin aynı eyleme iki ayrı maddeyi uygulayarak tutarsız davrandığı yönündeki
tespitin isabetli olmadığı düşünülmektedir.
Kararda, kamu makamlarının rahatsız edici buldukları
davranışları, hukuk boşluğu bulunduğunu öne sürerek yorum yoluyla
cezalandırmalarının kanunda öngörülmeyen bir kabahat ihdas etmeleri anlamına
geleceği yönündeki değerlendirmeye katılmakla birlikte, somut olayda bunun söz
konusu olmadığını ve başvurucuya isnad edilen fiilin
5326 sayılı Kanunda bir kabahat olarak düzenlenmediği şeklindeki tespitte de (§
114) isabet bulunmadığını düşünmekteyiz.
Anayasa Mahkemesi, 5326 sayılı Kanunun 32. maddesini de, mülga
765 sayılı Türk Ceza Kanununun 526. maddesinde düzenlenen aynı yöndeki hükmü de
suç ve cezaların kanuniliği ilkesine ve Anayasaya aykırı bulmamıştır (4/5/2017
tarihli ve E.2015/41, K.2017/98 sayılı; 7/6/1973 tarihli ve E.1973/12, K.
1973/24 sayılı kararlar).
Her iki kararda da kanunların, bazı kabahatlerin cezasını ve
konusunu belirleyerek kabahat oluşturan fiili idarenin düzenleyici işlemlerine
bırakmasının mümkün olduğu belirtilerek, bu tür açık ceza hükmü
düzenlemelerinin suç ve cezalarda kanunilik ilkesine aykırı olmayacağı kabul
edilmiştir.
Bireysel başvuru üzerine verilen bir kararımızda da, 5442 sayılı
Kanunun 11. maddesi ile valilere il sınırları içinde huzurun, güvenliğin ve
kamu esenliğinin sağlanması için gereken karar ve tedbirleri alma yetkisi
verildiği, bu karar ve tedbirlere aykırı davranışların 5326 sayılı Kanunun 32.
maddesi uyarınca kabahat oluşturacağı ve bu kabahati işleyenlere ceza verilebileceği
belirtilerek, anılan hükmün erişilebilir ve öngörülebilir bir kanun hükmü
olduğu ve başvuru konusu cezanın “kanunilik” şartını taşıdığı kabul edilmiştir
(Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası [Eğitim Sen] ve Diğerleri, B. No:
2014/920, 25/5/2017 §§ 52-69).
Aksinin kabulü ve yukarıda da açıklanmaya çalışıldığı üzere suç
ve cezaların kanuniliği ilkesinin kabahatler bakımından cürümler gibi anlaşılıp
bunlara ilişkin ceza hukuku güvencelerinin esas alınması Kabahatler Kanununda
yüzlerce maddelik düzenlemelerin bile yetersiz kalacağı anlamına gelecektir.
İncelenen başvuruya konu somut olayda, başvurucu hakkında
düzenlenen idarî para cezası tutanağında fiilin niteliği belirlenmek suretiyle
5326 sayılı Kanunun 37. maddesinin uygulandığı, mezkûr hükmün kişilerin
davranışlarının sonuçlarını öngörebilmelerine izin verecek bir açıklıkta
olduğu, başvurucunun yorum yoluyla cezalandırılmasının ve Kanunda öngörülmeyen
bir kabahat ihdas edilmesinin söz konusu olmadığı, nitekim başvurucunun
itirazlarını yargı makamlarına da ulaştırdığı ve itirazın reddedildiği, sonuç olarakiddiaların kanunun yorumundan kaynaklandığı
anlaşılmaktadır.
Bu sebeplerle başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması
sebebiyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerektiğini düşündüğümüzden,
kabul edilebilir bulunarak esas incelemesine geçilmesi yönündeki çoğunluk
görüşüne ve aynı sebeplerle çoğunluğun ihlal kararına katılmıyoruz.
Üye Celal Mümtaz AKINCI |
Üye M. Emin KUZ |
Üye Kadir ÖZKAYA |
Üye Rıdvan GÜLEÇ |
Üye Recai AKYEL |
KARŞIOY
1. Başvurucu; kendisinin “seks işçisi” olduğunu ifade ederek
26.08.2014 tarihinde gece 00.00-00.30 sıralarında Bülbülderesi
Caddesi üzerinde müşteri beklerken kolluk görevlilerinin yanına gelip kendisini
karakola götürüp ceza yazacaklarını söylediklerini, başvurucuya 91 TL para
cezası kestiklerini, kesilen idari para cezası tutanağında “fuhuş yapmak
amacıyla rahatsızlık vermek” yazdığını, avukatı aracılığıyla Ankara 5. Sulh
Ceza Mahkemesi nezdinde açtığı davanın kabul edilmediğini ve bunun üzerine
Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yaptığını belirtmiştir.
2. Bireysel başvuru formunda başvurucu, idarenin İdari Para
Cezası Tutanağında yer verdiği “fuhuş yapmak amacıyla rahatsızlık verme” ibaresinin
5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 37. maddesindeki “mal veya hizmet satmak için
rahatsızlık etme” fiiliyle uyuşmadığını zira ilgili maddede “fuhuş”tan bahsedilmediğini, bu nedenle Anayasa’nın 38.
maddesindeki suç ve cezaların kanuniliği ilkesinin ihlal edildiğini ileri
sürmüştür.
3. Anayasa Mahkemesi kararında, başvurucunun kanunda fuhuş
eylemine karşılık bir yaptırım bulunmadığı hâlde cezalandırıldığı ve bu yöndeki
itirazlarının derece mahkemesi kararında incelenmediği yolundaki iddialarının
Anayasa"nın 38. maddesinde güvence altına alınan suç ve cezaların kanuniliği
ilkesi kapsamında incelenmesi gerektiği (§ 87), geçimini fuhuş yoluyla
sağladığından söz konusu para cezalarıyla sürekli karşılaşması ihtimali
nedeniyle özel hayatın gizliliğinin ve ekonomik özgürlüğünün zarar gördüğünü
ileri sürmesine rağmen olayda başvurucunun fuhuş yapmaktan tamamen
alıkonulması, fuhuş yapmasının yasaklanması veya fuhuş yaptığı için
cezalandırılması hususlarının söz konusu olmadığı, bu nedenle İdari Para Cezası
Tutanağı"nda "fuhuş amacıyla başkalarını
rahatsız etmek" fiili belirtilmiş olduğundan söz konusu idari yaptırımın
salt fuhuş yapmaya yönelik değil ancak bu amaçla "başkalarını rahatsız
etmek" fiiline dayandırıldığı anlaşıldığından fuhşun meslek edinilmesi
olgusunun özel hayata saygı hakkı çerçevesinde korunması gerekli hukuki bir
menfaat olup olmadığı hususunun mevcut başvuruda tartışılmasına gerek olmadığı
(§ 88), eşitlik ilkesi yönünden ise bu şikâyetin temellendirilemediği
gerekçesiyle ayrıca inceleme yapılmasına gerek bulunmadığı belirtilmiştir (§
88,89).Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar
verilmesini gerektirecek başka bir nedeninin de bulunmadığı anlaşılan suç ve
cezaların kanuniliği ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın ise kabul
edilebilir olduğuna karar verilmiştir (§ 90).
4. Mahkeme, esas yönünden yaptığı değerlendirmede ise
başvurucunun 5326 sayılı Kanun"da kabahat olarak öngörülmemiş olan fiili nedeniyle
kamu makamlarınca yoruma dayalı olarak idari para cezası ile
cezalandırılmasının suç ve cezaların kanuniliği ilkesini ihlal ettiği sonucuna
ulaşmıştır (§ 115).
5. Kanaatimce de somut başvurunun kabul edilebilirlik yönünden
sadece suç ve cezaların kanuniliği ilkesi bağlamında incelemesi gerekir.
Başvuru formunda belirtilenlere bakıldığında başvurucunun da idari para cezası
nedeniyle suç ve cezaların kanuniliği ilkesinin ihlal edildiği iddiasına
odaklandığı görülmektedir Bu nedenle Anayasa Mahkemesi kararında özel hayata
saygı ve eşitlik ilkesi yönünden kabul edilemezlik kararı verilmesi görüşüne
katılmaktayım. Ancak somut başvurudaki temel mesele olan suç ve cezaların
kanuniliği ilkesi ile ilgili bugüne kadarki bireysel başvurular sonucunda verdiği
kararlarla Anayasa Mahkemesinin bu konunun farklı yönlerini belirlemiş olması,
kesilen cezanın miktarı ve bu cezanın başvurucuya kişisel etkisi birlikte
değerlendirildiğinde başvurunun anayasal ve kişisel önemden yoksunluk
gerekçesiyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerektiği için çoğunluk
görüşüne katılmamaktayım.
6. Bilindiği gibi 6216 Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve
Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre
Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın uygulanması ve yorumlanması veya temel hakların
kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi açısından önem taşımayan ve
başvurucunun önemli bir zarara uğramadığı başvuruların kabul edilemezliğine
karar verebilmektedir. (Bu yöndeki ilk karar için bkz.: K.V. [GK], B. No: 2014/2293,
1/12/2016). Anayasa Mahkemesine göre bu hükümle anayasal ve kişisel önemden
yoksun başvuruların esastan incelenmemesine imkan tanıyan ek bir kabul
edilebilirlik kriteri getirilmiş olup, diğer tüm kabul edilebilirlik
kriterlerini taşısa hatta esas hakkında incelemeye geçildiğinde ihlal kararı
verilebilecek nitelikte olsa bile Kanun"da belirtilen nitelikteki bir başvuru
kabul edilemez bulunabilecektir (K.V. [GK],
B. No: 2014/2293, 1/12/2016, § 55). Bu aşamada anayasal ve kişisel
önemden yoksun olması nedeniyle başvurunun kabul edilemezliğine karar
verilebilmesi için başvurunun Anayasa’nın uygulanması ve yorumlanması veya
temel hakların kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi açısından önem
taşımaması ve başvurucunun önemli bir zarara uğramaması koşullarının birlikte
sağlanması gerekmektedir (K.V. [GK], B. No:
2014/2293, 1/12/2016, § 57).
7. Somut başvuruda da esasında bu iki koşulun birlikte
sağlandığı görülmektedir. Zira Anayasa Mahkemesi kendisine yapılan bireysel
başvurular neticesinde daha önceki birçok kararında suç ve cezada kanunilik
ilkesinin kapsamı ve sınırlarının belirlemesini yaparak konuya ilişkin
içtihadını ortaya koymuştur. (Bu yöndeki Anayasa Mahkemesi kararları için bkz.:
Serhat Aktuğ, B. No: 2013/5199, 14/4/2016; Abdurrahim Balur, B. No:
2013/5467, 7/1/2016; Efendi Yaldız, B. No: 2013/1202, 25/3/2015; Fikriye Aytin ve Diğerleri, B. No: 2013/6154, 11/12/2014; Karlis A.Ş.,B. No: 2013/849, 15/4/2014; Sedef Ural [GK], B.
No: 2013/5876, 4/6/2015; Ali Rıza Sümbül, B. No: 2014/2328, 14/9/2017; Süleyman
Akbağ, B. No: 2014/15072, 24/6/2015;Mahmut Başar, B.
No: 2014/4481, 19/7/2017; Öztaş Hafriyat Kum Çakıl Sanayi ve Ticaret A. Ş., B.
No: 2014/1128, 22/3/2017; Mehmet Güzeloğlu, B. No: 2014/3134, 7/5/2015).
Anayasa Mahkemesi bu ilke kapsamında hiç kimsenin kanunen yasaklanmamış veya
yaptırıma bağlanmamış fiillerden dolayı keyfî bir şekilde suçlanıp
cezalandırılamayacağını, idari para cezasını gerektiren kabahatlerin de diğer
cezalar gibi kanunla düzenlenmesi gerektiğini içtihadında ifade etmiştir.
8. Esasında somut başvuruda Kabahatler Kanunu’nda, kesilen 91
TL’lik cezaya dayanak olarak gösterilen hükmün bu fiile tam olarak karşılık
geldiği ve belirlilik açısından sorun taşımadığı kolaylıkla söylenemez. Ancak
somut başvuruda başvurucu “cürüm” ya da “kabahat” olarak nitelendirilmeyen bir
eylem nedeniyle cezalandırılmasının suç ve cezaların kanuniliği ilkesini ihlal
ettiğini ileri sürmüştür. Anayasa Mahkemesi de bugüne kadarki içtihatlarıyla
konuya ilişkin yaklaşımını net bir biçimde ortaya koymuştur. Bu başvuruda
anılan içtihatların ötesinde farklı bir yorum yapmayı gerektirecek sistematik
bir soruna işaret eden bir yön de bulunmamaktadır.
9. Öte yandan başvurucunun uğradığını ileri sürdüğü kişisel
zararın da 2014 yılı rakamları ile 91 TL olduğu dikkate alındığında bu miktarın
başvurucu açısından ne derece önemli bir kişisel zarar oluşturduğu ortaya
konulabilmiş değildir.
10. Yukarıda açıklanan gerekçelerle başvurunun anayasal ve
kişisel önemden yoksun olması nedeniyle kabul edilemez bulunması gerektiği
düşüncesiyle çoğunluk kararına katılamamaktayım.
|
|
|
|
Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ |
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.