8. Ceza Dairesi 2017/431 E. , 2017/5652 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : İşkence Yapma
HÜKÜM : Hükümlülük
Gereği görüşülüp düşünüldü:
6763 sayılı Kanunun 38. maddesi ile değişik 5320 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanunun geçici 10. maddesinin 1. fıkrası uyarınca direnme kararları, bozma kararı veren Yargıtay Dairesince incelenmesi öngörülmekle yapılan incelemede;
Katılanın aşamalarda değişmeyen beyanları, keşif tutanağı, bilirkişi ve doktor raporları ile tüm dosya içeriği dikkate alındığında mahkemenin kararında bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, dosya içeriğine, toplanıp karar yerinde gösterilen ve değerlendirilen delillere, oluşa ve mahkemenin soruşturma sonucunda oluşan inanç ve takdirine, suçun oluşumuna ve niteliğine uygun kabul ve uygulamasına, hukuka uygun, yasal ve yeterli olarak açıklanan gerekçeye göre sanıklar müdafilerinin, suçun sübutuna yönelik ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin ONANMASINA, 17.05.2017 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI DÜŞÜNCE
Sanıklar, ..., ..., ... ve ... hakkında açılan kamu davasının yerel Mahkemece yapılan yargılaması sonunda sanık ...’in TCK.nun 257/2, 62, 50, 52. diğer sanıkların TCK.nun 94/1., 62. maddeleri gereğince cezalandırılmalarına ilişkin hükmün onanmasına dair sayın çoğunluğun görüşüne aşağıdaki nedenlerle katılma olanağı olmamıştır.
Katılan ...’nun 30.11.2011 tarihinde işlediği iddia olunan cinsel istismar suçu nedeniyle Bandırma Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2011/6180 sayılı soruşturma kapsamında;
30.11.2011 günü saat 18.00’de Bandırma 6. Ana Jet Üs Tümen Komutanlığında nezarete alındığı, dosyada mevcut belgelere göre sanıklardan ... ve ...’nun nezaretçi gözetimci er olarak, sanık ...’ın inzibat eri olup, katılanı Bandırma Merkez Komutanlığından alıp İzmir Askeri Cezaevine teslim eden kişi olduğu, katılanın 01.12.2011 günü saat 08,30’da nezarethaneden çıkarılarak Bandırma Devlet Hastanesine götürüldüğü ve sanık ... tarafından darp ve cebir izi bulunmadığına dair rapor düzenlenip, katılanın Bandırma Sulh Ceza Mahkemesince tutuklanması üzerine aynı gün saat 17.00’da tekrar nezarete alındığı, 02.12.2011 günü saat 01.15’de Şirinyer Askeri Cezaevine sevki amacıyla nezarethaneden çıkarıldığı ve Şirinyer Askeri Cezaevi girişinde düzenlenen 02.12.2011 tarihli raporuna göre, boyun, kaş üzeri ve kollarda kesi, sıyrık ve ekimozların bulunduğu tespit edildiği, katılan ...’nun sanık olarak yargılandığı ...’nin 2011/233 esas sayılı dosyasının 02.03.2012 tarihli 3 nolu oturumda, nezarette kaldığı dönemde dövüldüğünü beyan etmesi üzerine mahkemece yapılan ihbar üzerine soruşturma başladığı ve kamu davasının açıldığı görülmektedir.
Katılan ...’nun, iddiası olaydan yaklaşık üç ay sonradır. Diğer yandan dosyada mevcut bilgi ve belgelere göre de özellikle katılanın sanık olarak yargılandığı Bandırma Ağır Ceza Mahkemesinin 2011/233 esas sayılı dosyasının suç ihbarının yapıldığı 02.03.2012 tarih üç nolu oturumda sanık müdafinin, sanığın zihinsel özürlü olduğunu, daha önce babasından darp gördüğü ve cinsel yönden tedavi gördüğü ve bu sebeple de mahkemece Adli Tıp Kurumuna sevkinin yapılmasına uygun görülmesi ve katılanın 11.02.2013 tarihli keşif esnasında sorulan sorulara ısrarla “kafam karışıktı” şeklindeki beyanları gözönüne alındığında katılanın beyanlarına değil, dosyada mevcut somut bilgi ve bulgulara itibar edilerek hüküm kurulması gerekmektedir.
Ancak, yerel mahkemece TCK.nun 32. maddesi kapsamında akıl hastalığı bulunmamakla birlikte zihinsel özürlü ve çelişkili beyanlarda bulunan katılanın beyanları esas alınarak hüküm tesis edilmiştir.
Keşif esnasında sorulan sorulara “kafam karışıktı” şeklinde kaçamaklı cevaplar veren ve akıl zayıflığı ileri sürülen katılanın beyanlarının mahkemece yapılan değerlendirmede hükme esas alınması ve bu beyanları “tutarlı” kabulü olanaklı değildir.
Bu sebeple, katılanın çelişkili, tutarsız beyanları yerine dosyada mevcut somut bulgu ve deliller esas alınarak delillerin değerlendirilmesi ve sanıkların hukuki durumlarının tayin ve takdiri gerekmektedir.
1- a) Sanıklardan ..., Bandırma Devlet Hastanesinde görevli pratisyen hekim olup 4483 sayılı Kanun gereğince hakkında ilgili mercilerden soruşturma izni almadan genel hükümlere göre soruşturma yapılarak kamu davası açılması nedeniyle öncelikle CMK.nun 223/7 maddesi uyarınca durma kararı verilerek 4483 sayılı Kanun gereğince işlem yapılması beklenilerek sonucuna göre karar verilmelidir.
b) Sanık ..., katılan ...’yu 01.12.2012 günü sabah saatlerinde muayene etmiş ve rapor düzenlemiştir. Dosya kapsamına göre katılanın aynı gün saat 17.00’da tekrar nezarete alındığı 02.12.2011 günü saat 01.15’de İzmir ilinde sevkinin yapıldığı ve yaralama izleri bulunduğuna dair raporunda 02.12.2011 günü alınmış olması karşısında, yaralanmanın, katılanın iddia ettiği gibi ilk gün değil, sanık ...’ın muayenesinden sonraki süreçte meydana gelmiş olabileceği, bu hususun şüpheli olup Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun bir çok kararında da söz edildiği üzere şüpheden sanığın yararlanacağı genel ilkesi uyarınca sanık ...’in beraatine karar verilmesi gerekmektedir.
2- TCK.nun 94. maddesinde düzenlenen işkence suçunun hareket unsuru “insan onuruyla bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışları gerçekleştirmek...” olarak gösterilmiştir.
Suçun oluşması için, gerçekleştirilen davranış ve hareketlerin insan onuru ile bağdaşmaması ve aynı zamanda bu hareketlerin mağdurun bedensel ve ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine veya aşağılanmasına yol açacak biçimde olması gerekmektedir.
10 Şubat 1984 tarihli “İşkenceye ve Diğer Zalimane, Gayriinsani veya Küçültücü Muamele veya Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesinin” 2. maddesinde işkence kavramı tanımlanmıştır. Buna göre;
“İşkence, bir şahsa veya üçüncü bir şahsa, bu şahsın veya üçüncü şahsın işlediği veya işlediğinden şüphe edilen fiil sebebiyle, cezalandırmak amacıyla, bilgi veya itiraf elde etmek için veya ayırım gözeten herhangi bir sebep dolayısıyla bir kamu görevlisinin veya bu sıfatla hareket eden bir başka şahsın teşviki veya rızası veya muvafakatıyla uygulanan fiziki veya manevi ağır acı veya ızdırap veren fiil anlamına gelir.
Bu yalnızca yasal müeyyidelerin uygulanmasından doğan, tabiatında olan veya arızi olarak husule gelen acı ve ızdırabı içermez.”
Anayasanın 17. maddesinin 3. fıkrasında “Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.” hükmü yer almaktadır.
TCK.nun 94. maddenin gerekçesinde işkence suçunun hareket unsuru olarak gösterilen fiillerin sistematik ve belli bir süreç içinde işlenmesi gerektiği “işkence teşkil eden fiiller, aslında kasten yaralama, hakaret, tehdit, cinsel taciz niteliği taşıyan fiillerdir. Ancak, bu fiiller ani olarak değil, sistematik bir şekilde ve belli bir süreç içinde işlenmektedir. Bir süreç içinde süreklilik arzeder bir tarzda işlenen işkencenin en önemli özelliği, kişinin psikolojisi, ruh sağlığı, algılama ve irade yeteneği üzerindeki tahrip edici etkilerinin olmasıdır.” denilmek suretiyle açıkça ifade edilmiştir.
10 Şubat 1984 tarihli “İşkenceye ve Diğer Zalimane, Gayriinsani veya Küçültücü Muamele veya Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi” ile TCK.nun 94. maddesi ve diğer yasal düzenlemeler gözönüne alındığında belli bir sürece yayılmayan ve sistematik olmayan davranışlara işkence suçunu değil, davranışın oluşturduğu suçu oluşturacaktır.
Katılanın yaralanmasına ilişkin rapor incelendiğinde darp izlerinin baş, boyun ve kürek kemiği bölgelerinde olduğu görülmektedir.
Katılanın iddiası ile mahkemenin kabulü gibi üç kişi tarafından saatlerce tekme, tokat ve sair aletlerle katılanın dövülmesi durumunda yaraların yalnızca raporda belirtilen bölgelerde değil, kol, bacak, diz, ayak, bel, kalça gibi bölgelerde de oluşması gerekmektedir.
Katılanın iddiaları ile katılanın iddialarını esas alınarak kurulan mahkumiyet hükmünün dosyadaki somut delillerde örtüşmemesi karşısında, sanıklarca katılanın yaralanması fiilinin belli bir sürece yayıldığı ve sistematik bir şekilde gerçekleştiği hususuda şüpheli kalmaktadır. Zira, katılandaki yaraların, baş, boyun ve kürek kemiği civarında oluşu göz önüne alındığında fiilin belli bir zaman diliminde yayılmayacak şekilde ani olarak gerçekleştiğinin kabulü gerekecektir.
Bu durumda da, aynı mekan ve zaman dilimi içinde ani olarak gerçekleşen yaralama fiilinin işkence olarak değil kasten yaralama olarak kabulü ile buna göre hüküm kurulmalıdır.
Diğer yandan, suç şüphesi nedeniyle Polis Merkezi Amirliği"nde bulunan mağdura bilgi veya itiraf elde etmek için vurulmadığı gibi fiilin “arizi” olarak meydana gelmesi ve ani gelişmesi, belli bir sürece yayılmaması ve sistematik olmayışı gözetildiğinde sanığın fiilinin “İşkenceye ve Diğer Zalimane, Gayriinsani veya Küçültücü Muamele veya Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesinin 1. maddesi ile TCK.nun 94. maddesi kapsamında işkence olarak kabulü olanaklı değildir.
Bu itibarla, sanıklar ..., ... ve ...fiillerin kasten yaralama suçunu oluşturduğu düşünüldüğünden, işkence suçundan mahkumiyetlerine ilişkin yerel mahkeme kararının onanmasına dair sayın çoğunluğun görüşüne iştirak edilmemiştir. 17.05.2017