14. Hukuk Dairesi 2017/1266 E. , 2017/5792 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacılar vekili tarafından, davalılar aleyhine 09.04.2010 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil talebi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 08.05.2012 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalılar vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Davacılar vekili, müvekkillerinin murisinin uzun yıllar önce dava konusu taşınmazı haricen satın alarak edindiğini, civardaki bir çok taşınmazın da aynı şekilde edinildiğini ve hiçbirisinin tapu devrinin yapılmaması nedeniyle taşınmazları satın alan kişilerin birleşerek 67 ortaklı adi şirket kurduğunu, adi şirketin amacının ortakların zilyedliğinde bulunan taşınmazların hukuki, cezai ve idari kararlar ile veya satın alınarak ortaklar adına hisseleri nispetinde tapuya bağlanmasını sağlamak olduğunu, şirket yönetimine ise davalılardan ...’ın getirildiğini, bu doğrultuda İzmir 9. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 1981/977-708 E-K sayılı Hakem Kararı’yla taşınmazın şirket yöneticisi adına tapuya kaydedildiğini, bu durumu fırsat bilen davalı şirket yöneticisinin, avukatı olan davalı ...’e muvazaalı olarak tapudan satıp devrettiğini belirterek müvekkillerinin murisine ait olan ve önce murisleri daha sonra da müvekkilleri tarafından bu zamana kadar kullanıla gelen dava konusu 978 ada 6 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptaliyle davacılar adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili, zamanaşımının geçtiğini, açılan davanın haksız ve yersiz olduğunu ileri sürerek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, dava konusu taşınmazın satın alındığı tarihten bu yana davacılar ve murisi tarafından kullanıldığı, davalı ...’ın burada herhangi bir tasarrufunun bulunmadığı ve adi ortaklık sözleşmesi ve hakem kararı gereğince hak sahipleri olan davacılara taşınmazın tapusunu devretmediği gibi muvazaalı olarak diğer davalı ...’e devrettiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmü, davalılar vekili temyiz etmiştir.
İnançlı işlemler, inananın teminat oluşturmak veya yönetilmek üzere mal varlığı kapsamındaki bir şey veya hakkını, inanılana devretmesi ve inanılanın da inanç anlaşmasındaki koşullara uygun olarak inanç konusu şeyi kullanmasını, amaç gerçekleştiğinde ise belirlenen şekilde inanana iade etmesini içeren işlemlerdir.
İnançlı bir işlem ile inanan, sahibi olduğu bir mülkiyet veya alacak hakkını inanılana kazandırıcı bir işlemle devretmekte ancak borçlandırıcı bir sözleşme ile de onu bazı yükümlülükler altına sokmaktadır.
İnançlı işlemin taraflarını, inanan ve inanılan oluşturur. Bir hakkı ya da nesneyi, güvendiği bir kişiye inançlı olarak devreden kimseye “inanan” adı verilir. Devredilen hak veya nesneyi, kendisine ait bir hak olarak kendi yararına, doğrudan doğruya ve dolaylı olarak kullanan kişiye de “inanılan” denir. İnananın, inanılana inançlı olarak kazandırdığı hak ya da nesne ise “inanç konusu şey” olarak nitelenir. İnançlı bir işlemde, kazandırıcı işlemin tarafları ile borç doğuran anlaşmanın tarafları aynıdır.
İnançlı işlemde inanılan, hakkını kullanırken kararlaştırılan koşullara uymayı, amaç gerçekleşince veya süre dolunca hak veya nesneyi tekrar inanana (veya onun gösterdiği üçüncü kişiye) devretmeyi yüklenmektedir. İnançlı işlem, kazandırmayı yapan kişiye yani inanana belirli şartlar gerçekleşince, kazandırmanın iadesini isteme hakkı sağlayan bir sözleşmedir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebilir.
Somut olaya gelince; adi ortaklık sözleşmesi ve hakem kararı gözetildiğinde davanın kabulünde kural olarak bir isabetsizlik yoktur.
Ancak, anılan sözleşme ve hakem kararı uyarınca davacıların hakettikleri payların belirlenmesi bakımından öncelikle 1330 sayılı kadastro parselinin imar uygulamasına tabi tutulduğunun, imar uygulaması öncesinde davalı ... adına hükmen tescil kararlarıyla intikaller yapıldığının anlaşılmasına rağmen, hükmen tescil kararlarına ilişkin dava dosyalarının tamamı dosyaya getirtilmediği gibi, şüyulandırmaya ilişkin dağıtım cetveli getirtilerek düzenleme ortaklık payı alınıp alınmadığının veya oranının belirlenmediği anlaşılmaktadır.
O halde, davacıların dosya kapsamındaki sözleşme, hakem kararı ve hükmen tescil ilamları da gözönüne alınarak dava konusu imar parselinde adlarına tescili gereken pay oranının kuşkuya yer bırakmayacak şekilde açıklığa kavuşturulması, ondan sonra bir karar verilmesi gerekirken noksan soruşturmayla yetinilerek yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru görülmemiş, bu sebeple kararın bozulması gerekmiştir.
Kabule göre de, dava taşınmazın tamamı hakkında açıldığından kısmen kabule karar verilmesi gerekirken talep sonucunun tamamı kabul edilmiş gibi hüküm kurulmuş olması doğru değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 06.07.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.