14. Hukuk Dairesi 2015/3961 E. , 2017/5906 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacılar vekili tarafından, davalılar aleyhine 03.05.2013 gününde verilen dilekçe ile baz istasyonun kaldırılması talebi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 21.10.2014 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacılar tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün evrak incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve dosya içeriğine göre, mahkeme kararı ve dayandığı gerekçeler usul ve yasaya uygun bulunduğundan yerinde olmayan temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edene yükletilmesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,
11.09.2017 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi
K A R Ş I O Y
Dava, komşuluk hukukundan kaynaklanan baz istasyonunun kaldırılması isteğine ilişkindir.
Mahkemece davanın reddine karar verilmiştir.
Hüküm, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Hemen belirtilmelidir ki; taraflar arasındaki uyuşmazlık, çekişme konusu ve baz istasyonu olarak adlandırılan tesisten kaynaklanan bir zararın bulunup bulunmadığı ve varsa bu zararın hangi durumlarda söz konusu olabileceği ile zararın giderilmesi konusunda ne gibi önlem yada önlemlerin alınması gerektiği noktasında toplanmaktadır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu"nun emsal dosyalarla ilgili olarak verdiği kararlardan 30.05.2012 tarih ve 2012/4-147 Esas, 2012/327 Karar sayılı ilamında; "...öncelikle belirtmek gerekir ki Anayasa"nın 17.maddesinde “Yaşama hakkı”, 22. maddesinde “Haberleşme Hürriyeti”, 35.maddesinde “Mülkiyet Hakkı” düzenlenmiştir. Yine Anayasa"nın; Sağlık Hizmetleri ve Çevrenin Korunması başlıklı 56. maddesinde, herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğu, çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemenin Devletin ve vatandaşın ödevi olduğu hükmüne yer verilmiştir. İnsan Hakları Evrensel beyannamesinin 25 maddesi de aynı yöndedir. Anayasa tarafından korumaya alınan “yaşama hakkı”, “haberleşme hürriyeti” ve “mülkiyet hakkı” gibi temel haklar arasında bir çatışma meydana gelmesi halinde bu durumun, yargılama makamları tarafından hassasiyetle değerlendirilmesi ve çatışan yararlar arasında öncelik düşüncesine dayalı bir denge kurulması gerekir. Dava konusu tesisin cep telefonlarının kullanımı için zorunlu olduğu ve bu tesisin geniş bir kitleyi ilgilendirmesi nedeniyle kamuya hizmet vermeyi amaçladığı tartışmasız ise de insan yaşamında tehlike yaratma ihtimalinin bulunması halinde insan yaşamına, sağlığına üstünlük tanınması gerekir. Başka bir deyişle; “Yaşama Hakkı” en kutsal ve birincil hak olup tehdit altında olma şüphesi dahi diğer Anayasal haklardan önce gözetilmesi gereğini doğurur. Aksi halde yaşam hakkının tehlikede olduğu bir yerde diğer tüm temel hak ve hürriyetlerin hiçbir değeri kalmayacaktır. Türk Medeni Kanunu"nun 737 vd. maddesinde ise komşuluk hukuku düzenlenmiş bu maddede herkese taşınmaz mülkiyetinden doğan yetkileri kullanırken komşularını olumsuz şekilde etkileyecek taşkınlıktan kaçınma yükümlülüğü getirilmiştir. Baz istasyonu yönetmeliğe uygun olarak çalıştırılsa dahi zararın veya zarar ihtimalinin bulunması halinde yönetmeliğe uygun olduğundan söz edilerek zarar verenin sorumluluktan kurtulması, kullanıma devam edilmesi sonucunu doğurmaz. Yönetmeliğe uygun değilse, zaten hukuka aykırılık gerçekleşmiş olacaktır. Hukuk kurallarındaki norm düzenlemesi itibariyle yönetmelik ve yönetmeliğe uygun bir işlem yapılsa bile buna karşın çevreye verilen zarardan eylemi gerçekleştirenin sorumlu olmayacağı sonucu doğmaz. Ayrıca yargıç uyuşmazlığın çözümünde yönetmeliğe değil, yasaya, genel hukuk kurallarına ve bu bağlamda sorumluluk ilkelerine göre karar vermek zorundadır. Bu bakımdan yönetmeliğe göre verilen sertifikayı bağlayıcı olarak kabul etmek mümkün değildir..." şeklinde açıklamalara yer verilmiştir.
Öte yandan, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi"nin 2011 yılına kadar olan içtihatlarında aynı görüşler vurgulanıp, ayrıca "...baz istasyonlarının cep telefonlarının kullanımı için zorunlu olduğu ve sağlamış olduğu iletişim hizmeti nedeniyle de geniş halk kitlelerine büyük yarar sağladığı tartışmasızdır. Ancak, bu yararın sağlanması nedeniyle kişilerin sağlığına zarar verilmesi hoş görülemez. Zira, anılan tesislerin radyasyon yaydığı bilinen bir gerçekliktir. Bu bakımdan, bu tesisten üçüncü kişilerle birlikte davacı da yararlanmış olsa, sağlanan yararla verilen zararın dengelenmesi genel bir hukuk kuralıdır. Yarar, haberleşmeyi amaçlamaktadır. Zararın ise, insan sağlığı ve yaşamı ile ilgili olduğu gözetildiğinde, ikinci değere önem verilmesi gerekmektedir. Bu tesislerin vermiş olduğu zararlardan tesisleri kuran ve işletenler sorumludur. Bu sorumluluk ise, kusura dayanmayan bir tehlike sorumluluğudur. Baz istasyonlarının ilgili yönetmelik hükümlerine uygun olarak kurulması, sertifika verilerek faaliyete geçirilmesi hallerinde dahi, zarar verdikleri takdirde zarara neden olanlar sorumluluktan kurtulamaz. Bu özelliği itibariyle tesisi kuranların ve işletenlerin yüksek özen yükümlülüğü bulunmaktadır. Aksi halde, en küçük bir özensizliğin maddi değerlerle ölçülemeyecek kadar ağır sonuçlar doğurması kaçınılmazdır. Bunun için zarar görenin zararını değil, tesis ve işletme sahibinin, tesisin işletilmesinden dolayı kişilere, bu bağlamda çevreye bir zarar vermediği ve herhangi bir olumsuz sonuç yaratmadığının kanıtlanması gerekir. Bu sonuç, genel sorumluluk kurallarının aksine olarak, işletmenin ağır tehlike doğuracak özelliğinden kaynaklanmaktadır...Öte yandan; hiçbir hizmet, insan yaşamı kadar öncelik ve hayati önem taşımaz. Diğer bir anlatımla, yararlı bir hizmetin karşılığı olarak insanın ölümü uygun bir sonuç olarak kabul edilemez. İnsan sağlığını tehlikeye atan bir hizmetin, kişi yaşamının önüne geçmesi ve ona üstünlük tanınması doğru bir yaklaşım olarak düşünülemez. Bu nedenle; tek başına ölçüm sonuçlarının düşük olması, baz istasyonunun zarar doğurmayacağı anlamına gelmeyeceğinden, ölçüm değerlerinin yanı sıra diğer koşulların bu bağlamda, tesisin kurulduğu yerin yerleşim yerlerine, okula, çocuk parkına ve davacıların evine olan yakınlığı ile davacıların ailesi ile birlikte evlerinde uzun süreli oturduklarının da göz önünde tutulması gerektiği de gözetilerek, dava konusu baz istasyonunun işletilmesinin çevre sakinlerine, dolayısıyla davacılara zarar verip vermediğinin araştırılması gerekir..." biçiminde baz istasyonu tesis eden ve işletenin sorumluluğunun kapsamı açıklanmıştır.
Somut olayda; davalı AYEDAŞ"a ait aydınlatma direği üzerine diğer davalıya ait baz istasyonunun yerleştirildiği; davacılardan Coşkun ve Hamit"in 1146 ada 43 parsel sayılı ve kat mülkiyeti tesis edilmiş taşınmazda sırasıyla 3. kat 7 ve 8 nolu meskenlerin; diğer davacılar Suat ve Emine Gaye"nin ise, kat irtifakı kurulmuş 1146 ada 45 sayılı parselde sırasıyla 4. kat 9 nolu ve 5. kat 11 nolu dairelerin kayden malikleri oldukları; mahkemece yerinde elektrik-elektronik müh. bölümü öğretim üyesi ve araştırma görevlisi sıfatını haiz iki bilirkişi aracılığıyla keşif yapıldığı ve anılan bilirkişilerin ortak raporlarında "yaptıkları elektromanyetik radyasyon ölçümlerine göre, ölçüm sonuçlarının tamamının ilgili yönetmelikte öngörülen sınır değerlerin altında olduğunu; davacıların evlerinin güvenlik mesafesinin dışında bulunduklarını ve ayrıca antenlerin davacı konutlarına bakmadıklarını; ancak çekişmeli baz istasyonunun antenlerinin davacı ..."ın dairesine 8 metre, davacı ..."nin yatak odasına 11 metre, diğer davacılar Hamit"in dairesinin önüne 50 metre, Coşkun"un dairesinin önüne 65 metre mesafede bulunduğunu; ayrıca baz istasyonunun antenlerinin kurulu bulunduğu yüksekliğin 6 metre olup, çevresindeki binalara göre daha düşük yükseklikte kaldığını" bildirdikleri, ek raporlarında da "şehir içinde elektromanyetik radyasyon düzeyini en düşük düzeyde tutmak için küçük bir alana hizmet veren düşük güçlü baz istasyonu antenlerinin yüksek bina çatılarına, iş merkezi, alışveriş merkezi üstlerine yada kulelere yerleştirilerek kullanıldığını, yurt dışında da mümkün olduğunca bölgenin en yüksek binaları üstüne konulduğunu, ülkemizde olduğu gibi sokak başlarına aydınlatma direklerine konularak binalara çok yakın bulunmadığını, bu açıdan dava konusu baz istasyonunun çevredeki yüksek binaların üstüne konumlandırılmasının mümkün gözüktüğünü, ayrıca bulunduğu yere göre evlerden daha uzakta faaliyet gösterebileceği daha uygun noktaların mevcut olabileceğini" beyan ettikleri; mahkemece uzman halk sağlığı uzmanı bilirkişi olarak re"sen elektrik mühendisi sıfatını haiz başka bir bilirkişi tayin edilerek rapor alındığı ve bu bilirkişinin de raporunda "evine -teknik sınırlamalar dışında kalsa da- 6,5 metre mesafede bir baz istasyonu bulunan kişilerin, kaygı, tedirginlik, ümitsizlik ve tasa içinde olduğu..., davalıların sokakta yaşayan insanlara huzur verecek alternatif bir çözüm bulmaları gerektiği kanaatinde olduğunu..." bildirdiği görülmektedir.
Her ne kadar mahkemece tıp alanında uzman bilirkişiden rapor alınmamış ise de; alınan bilirkişi raporlarında, çekişmeli baz istasyonunun davacıların meskenlerine çok yakın mesafede ve aydınlatma direğine takılı bulunduğu ve çevre binalardan daha düşük yükseklikte olup, mevcut yerinden ve yerleşim yerlerinden uzakta ve daha yüksekte kurulmasının uygun olduğu, bu haliyle yakın çevresindeki insanlarda kaygı, tedirginlik ve ümitsizlik yarattığı bildirilmiş olmakla; anılan tesisin yaydığı radyasyonun referans değerlerin altında olsa bile, meskun alanlarda yarattığı radyasyondan dolayı, bu alanlarda uzun süreli radyasyona maruz kalacak insanların sağlığının olumsuz yönde etkileneceği, bu bağlamda dosya kapsamı itibariyle dava konusu istasyonun konumu, yerleşim yerlerine ve davacılara yakınlığı gözetildiğinde, kısa zaman dilimi içinde olmasa dahi uzun zaman diliminde zarar verebileceği; bu nitelikteki bir istasyonun halen bulunduğu yerde kullanılmasının sakıncalı olup, bunun daha uygun ve yerleşim çevresinden daha uzakta ve ayrıca daha yüksekte kurulması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Başka bir ifadeyle, davacıların evleri uzun süreli oturulup vakit geçirilen mekanlar olup, baz istasyonunun yaydığı radyasyon referans değerlerinin altında olsa bile, bu radyasyona uzun süre maruz kalacak insanların ileriki yıllarda sağlıklarının olumsuz yönde etkilenme olasılığı vardır. Bu riskin varlığı durumunda dahi böyle bir duruma müsaade edilemez.
Hal böyle olunca; yukarıda değinilen ilkelerle dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; çekişmeli baz istasyonunun bulunduğu yer, konumu, yüksekliği ve davacıların meskenlerine olan yakınlığı itibariyle; -özellikle son zamanlarda ülke genelinde ortaya çıkan ve medyada zaman zaman yer alan olumsuz vakıaların çoğaldığı da gözetildiğinde- davacıların oturmakta olduğu binalarda ve çevre binalarda yaşayanlar için sağlık bakımından uzun süreç içeresinde çok ciddi hastalıklara yakalanabilecekleri konusunda büyük endişeye neden olduğu ve bunun da psikolojik yapılarında tedirginlik ve ümitsizlik yaratarak, kişilerin çalışmalarını ve sağlık değerlerini olumsuz yönde etkilediği, bu haliyle davacıların zarar gördüğü dikkate alınarak davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu üzere hüküm kurulmasının doğru olmadığı ve bu nedenle hükmün bozulması görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun onama kararına iştirak edemiyorum.