21. Hukuk Dairesi 2016/2013 E. , 2016/4351 K.
"İçtihat Metni"
Davacı, davalı Kuruma borçlu olmadığının tespitiyle dava değerinin %20"sinden az olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
Dava, davacının eski eşi ile birlikte yaşadığından bahisle kesilen ölüm aylığının yeniden bağlanması, kuruma borçlu olmadığının tespiti ve davalı Kurumun kötüniyet tazminatına mahkum edilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulü ile 03/12/2014 Tarihli kurum yazısı ile tahakkuk ettirilen 22.974,15-TL"den davacının davalı Kuruma borçlu olmadığının tespitine, Davacının kötü niyet tazminatı talebinin reddine, davalı Kurum tarafından davacıya bağlanan maaşın kesilmesi kararının iptaline, kesilen maaşın kesildiği tarihten itibaren yeniden bağlanmasına karar verilmiştir.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden, davacının, 15/07/2010 kesinleşme tarihli ilam ile eski eşinden boşandığı, babasının ise 17/09/2007 tarihinde vefat ettiği, davacının 01/11/2010 tarihli başvurusu üzerine davacıya ölen babasından dolayı ölüm aylığı bağlandığı anlaşılmış, davalı Kurum tarafından başlatılan tahkikat sonucu düzenlenen 22/07/2014 tarihli durum tutanakta isimli kişinin davacının eşi ile kaldığını, düğünden beri birlikte oturduklarını, taşınma durumunun olmadığını ancak davacının eşinin başkalarının hayvanlarına bakmak için dağa gidince 3 ay sonra geldiğini beyan ettiğini, Kurum tarafından davacıya bağlanan aylığın kesilerek yersiz aylık olarak ödenen aylıkların davacıdan talep olunduğu, yargılama aşamasında yapılan kolluk araştırması neticesi davacının eski eşi "nın köyün ortak kullanımına ait köy odası tabir edilen yerde kaldığı , davacı ile "nin ikamet ettiği yer arasında 50 metre mesafe bulunduğu, şahısların komşusu "a sorulduğunda ayrı yaşadıkları, aynı mahalleden birkaç kişiye sorulduğunda cevap vermekten kaçındıkları tespit edilmiş, İlçe Nüfus Müdürlüğünden gelen yazı cevabında davacı ve eski eşinin mernis adreslerinin 26/06/2013 tarihine kadar aynı olduğu, 2010-2011 yılları arası gerçekleştirilen seçimlerde aynı sandıkta seçmen kaydının bulunduğu, tanık olarak dinlenen muhtar A.. D.."ın ise davacı ile akrabalığının bulunduğu anlaşılmaktadır.
Davanın, yasal dayanağı 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu"nun 56"ncı maddesinin ikinci fıkrasıdır. Fıkrada “Eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen eş ve çocukların, bağlanmış olan gelir ve aylıkları kesilir. Bu kişilere ödenmiş olan tutarlar, 96"ncı madde hükümlerine göre geri alınır.” düzenlemesine yer verilmiştir. Anılan madde 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 5510 sayılı Yasanın 56 maddesinin Anayasa"ya aykırı olduğu gerekçesiyle iptali istemiyle Anayasa Mahkemesi"ne yapılan 2009/86 Esas numaralı başvurunun, 28.04.2011 tarihinde verilen karar ile reddedilmiştir.
5510 sayılı Kanun"un 56"ncı maddesinin ikinci fıkrası, daha önceki sosyal güvenlik kanunlarında yer almayan, boşanılan eşle fiilen (eylemli olarak) birlikte yaşama olgusu, gelir/aylık kesme nedeni olarak düzenlendiği gibi, eylemli olarak birlikte yaşama, aynı zamanda gelir/aylık bağlama engeli olarak da benimsenmiştir.Burada, eylemli olarak birlikte yaşama olgusunun/durumunun tanımlanması, hukuki sınır ve çerçevesinin çizilip ortaya konulması önem arz etmektedir. Taraflar arasında hangi hukuki sebep ve maddi vakıaya dayanmış olursa olsun, sona ermiş evlilik birliğinin hak ve yükümlülüklerinin sürdürüldüğü beraberlikler veya kesinleşmiş yargı kararına bağlı olarak gerçekleşmiş boşanmanın var olan/olası sonuçlarını ortadan kaldırıcı/giderici nitelikteki birliktelikler madde kapsamında değerlendirilmeli, ortak çocuk/çocuklar yönünden, boşanma kararına bağlanan veya bağlanmayan kişisel ilişkilerin yürütülmesini sağlamaya yönelik olarak, eşlerin belirli aralıklarda ve günlerde zorunlu şekilde bir araya gelmeleri durumunda ise kanun koyucunun bu türden ilişkinin varlığının gelir/aylık bağlanmaması veya kesilmesi nedeni olarak öngörmediği kabul edilmeli, boşanılan eşle kurulan/yürütülen ilişkinin, eylemli olarak birlikte yaşama kavramı kapsamında yer alıp almadığı dikkatlice irdelenerek saptama yapılmalıdır.
Anılan 56"ncı maddede, oldukça yalın olarak “eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen” ibareleri yer almakta olup, kanun koyucu tarafından örneğin; “sosyal güvenlik kanunları kapsamında ölüm aylığına hak kazanmak amacıyla eşinden boşanan”, “hak sahibi sıfatını haksız yere elde etme amacıyla eşinden boşanan”, “gerçek boşanma iradesi söz konusu olmaksızın (muvazaalı olarak) eşinden boşanan” veya bunlara benzer ifadelere yer verilmemiş, sade olarak kaleme alınan metinle uygulama alanı genişletilmiştir. Maddede boşanma amacına/saikine yönelik herhangi bir düzenlemeye yer verilmediğinden, gerek Kurumca, gerekse yargı organlarınca uygulama yapılırken; eşlerin boşanma iradelerinin gerçekliğinin/samimiliğinin araştırılıp ortaya konulması söz konusu olmamalı, boşanmanın muvazaalı olup olmadığına ilişkin herhangi bir araştırma/irdeleme ve boşanma yönündeki kesinleşmiş yargı kararının geçerliliğinin sorgulaması yapılmamalı, özellikle, kesinleşmiş yargı organının verdiği karara dayanan “boşanma” hukuki durum ve sonucunun eşlerin gerçek iradelerine dayanıp dayanmadığının araştırılmasının bir başka organın yetki ve görevi içerisinde yer almadığı, kaldı ki, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu"nda “anlaşmalı boşanma” adı altında hukuki bir düzenlemenin de bulunduğu dikkate alınmalıdır. Şu durumda sonuç olarak vurgulanmalıdır ki, boşanma tarihi itibarıyla gerçek/samimi boşanma iradelerine sahip olan (evlilik birliği temelinden sarsılan) veya olmayan tüm eşlerin, maddenin yürürlük tarihi olan 01.10.2008 tarihinden itibaren her ne sebeple olursa olsun eylemli olarak birlikte yaşadıklarının saptanması durumunda gelirin/aylığın kesilmesi zorunluluğu bulunmaktadır.
Sonuç olarak; 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu"nun 56 ncı maddesinin ikinci fıkrasına dayalı açılan bu tür davalarda eylemli olarak birlikte yaşama olgusunun tüm açıklığıyla ve özellikle taraflar arasındaki uyuşmazlık konusu dönem yönünden ortaya konulması önem arz etmektedir. Bu nedenle farklı adreslerde oturduğu iddia olunan davacı ve boşandığı eşinin 01.10.2008 tarihi ve sonrasında ayrı yaşadığının belirlenebilmesi için, ilgililerin su, elektrik, doğalgaz, telefon aboneliklerinin hangi adreste kimin adına tesis edildiği saptanmalı, varsa davacı ve boşandığı eşin çalışmalarından dolayı resmi/özel kurum ve kuruluşlara verilen belgelerde yer alan adresler dikkate alınmalı, boşanan eşler 4857 sayılı Kanun hükümleri kapsamında yer almakta iseler adlarına ödeme yapılabilecek özel olarak açılan banka hesabı bulunup bulunmadığı belirlenmeli, boşanan eşlerin kayıtlı oldukları mahallenin/köyün muhtar ve azalarının tanık sıfatıyla bilgi ve görgülerine başvurulmalı, böylelikle “boşanılan eşle eylemli olarak birlikte yaşama” olgusunun gerçekleşip gerçekleşmediği toplanan kanıtlar ışığı altında değerlendirildikten sonra elde edilecek sonuca göre karar verilmelidir.
Yapılacak iş, davacı ile boşandığı eşinin boşanmaya rağmen aynı adreste birlikte yaşayıp yaşamadığını tespit için, yukarıdaki açıklamalar kapsamında ayrıntılı araştırma yapmak ve özellikle Sosyal Güvenlik Denetmenliği"nin 22/07/2014 tarihli tutanakta adı geçen ile var ise ihbarcıları dinlemek, davacının eski eşi "nın oğlu "nın yanına yerleştiği yönünde tanık beyanları bulunması nedeniyle "nın komşuları dinlemek ve bu adreste kolluk araştırması yaptırmak, davacı ve eski eşinin ne şekilde yaşadığını tespit ettikten sonra sonucuna göre karar vermekten ibarettir.
Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, Mahkemece eksik inceleme ve araştırma sonucu davanın kabulüne karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 15/03/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.