(1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere göre davacıların tüm, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine,
2- Davacılar 18.08.1992 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucu ölen sigortalının hak sahipleri olarak kısmi ve ek dava ile almadıkları maddi tazminata ilişkin alacaklarının genel haciz yoluyla tahsili için başlattıkları icra takibine, borçlunun yaptığı itirazının iptali ile takibin devamı ve icra inkâr tazminatı isteminde bulunmuştur.
Mahkemece itirazın iptali ile asıl alacak ve faiz yönünden takibin devamına ve alacak likit olduğundan % 40 icra inkar tazminatı ile tahsiline karar verilmiş ve bu karar süresinde taraflar vekillerince temiz edilmiştir.
Mahkemece verilen karar aşağıda açıklanan nedenlerle hatalı olmuştur.
Davacılar murisinin 18.08.1992 tarihli iş kazası sonucu ölümü nedeniyle hak sahipleri önce fazla haklarını saklı tutmak suretiyle kısmi dava açmıştır. Ankara 8. İş Mahkemesinde görülen kısmi davada, 12.10.2004 gün ve 2004/655E, 2004/1058K sayılı kararla Dairemiz bozma kararına uygun biçimde hak sahiplerinin maddi zararları belirlenerek verilen karar taraflarca temyiz edilmiş ve Dairemizce yapılan inceleme sonunda 25.01.2005 gün ve 2004/12527E, 2005/7 sayılı kararla onanmak suretiyle kesinleşmiştir.
Kısmi davanın kesinleşmesi üzerine davacılar vekili bu kez kısmi davada belirlenen ve saklı tutulan alacaklarına karşılık olmak üzere ek dava açma yoluna gitmiştir. 19.12.2005 tarihli ek dava dilekçesi ile ölenin eşi ile çocuklardan Gülşen, Tuba ve Takyettin bakımından kesinleşen kısmi davadaki hükme esas alınan 17.11.20003 tarihli hesap raporunda belirlenen zarardan, kısmi davada hükme esas alınan peşin sermaye değerlerini ve kısmi dava ile hüküm altına alınan maddi tazminat miktarlarını indirmek suretiyle, davacı Perihan için 3.576,53-TL, davacı Gülşen için 7.174,54-TL, Tuba için 8.621.09-TL ve Takyettin için 303,44-TL bakiye maddi tazminat alacağını istemiştir. Ankara 18. İş Mahkemesinde görülen ek davada, 23.12.2008 gün ve 1350-1222 sayılı kararla davacı Perihan’ın maddi zararı kısmi davada karşılandığından istemin reddine, davacılar Gülşen, Tuba ve Takyettin bakımından ise yeniden alınan hesap raporu ve hüküm tarihine en yakın tarihteki peşin sermaye değerleri düşülerek, maddi zarar davacı Gülşen için 13.859,51-TL, Tuba için 15.705,10-TL ve Takyettin için 4.963,38-TL ise de istemle bağlı kalınarak davacı Gülşen için 7.174,54-TL, Tuba için 8.621.09-TL ve Takyettin için 303,44-TL maddi tazminatın tahsiline karar verilmiştir. Bu kararın taraflarca temyiz edilmesi üzerine, Dairemizce 26.05.2009 gün ve 2413-7187 sayılı kararla temyizin kapsam ve nedenlerine göre tarafların temyiz itirazları reddolunarak onanmasına karar verilmiş ve bu suretle de kesinleşmiştir.
Davacılar Gülşen, Tuba ve Takyettin Ankara 18. İş Mahkemesinin kesinleşen kararında saklı tutulan maddi tazminatlarının tahsili için Ankara 14. İcra müdürlüğünün 2009/638 sayılı takip dosyası ile genel haciz yoluyla takibe geçilmiş ve borçlu tarafından süresinde borca faize ve ferilerine itiraz edilmesi ve takibin durmasına karar verilmesi üzerine görülmekte olan dava açılmıştır.
Davacıların maddi tazminat istemli olarak açtıkları ilk dava Ankara 8. İş Mahkemesinin 2004/655E sayılı dosyasında görülmüştür. Anılan dosyada hükme esas alınan bilirkişi raporu ile hesaplanan zarardan, hak sahiplerine 2330 sayılı Yasa gereğince yapılan ödemeler ve hüküm tarihine en yakın tarihte yürürlükte bulunan peşin sermaye değerleri düşülmek suretiyle hak sahiplerinin maddi zararları belirlenmiş ve taleple bağlı olarak karara bağlanmıştır. Anılan kararın kesinleşmiş olduğu dikkate alındığında, hak sahipleri bakımından bu dosyada tespit edilen maddi zararın aşılamayacağı ortadadır. Değişen ücret ve katsayı değişiklikleri nedeniyle hak sahiplerinin maddi zararlarının ek davada yeniden hesaplatılması, kesinleşen dosyadaki hesap raporunda belirlenen miktarın aşılabileceği anlamına gelmez. Burada amaç davanın niteliği gereği kısmi davadan sonra sigorta tahsislerindeki artışlar nedeniyle, ek dava açıldığında hak sahiplerinin zararlarının karşılanıp karşılanmadığını belirlemektir. Diğer bir deyişle ek davada kısmi davada belirlenen zararın bir bölümünün sigorta tahsisleri ile karşılandığı anlaşılıyorsa, ek davada daha az maddi tazminat karar verilebileceği gibi şartları varsa istem tümden reddolunabilir, ancak hiçbir koşulda kesinleşen kısmı davada sigorta tahsisleri düşülerek belirlenen karşılanmayan maddi zarar miktarı aşılamaz.
Somut olayda davacıların kesinleşen 2004/655 Esas sayılı dosyada hak ettikleri maddi zararlarının belirlendiği ve bu dosyada karar altına alınmayan alacak kesiminin de Ankara 18. İş Mahkemesinin 2005/1350 Esas sayılı dosyasında dava konusu yapılarak hüküm altına alındığının anlaşılmasına, kesinleşen davadaki tazminat miktarları göz önüne alındığında ek davada fazla hakkın saklı tutulduğunun karar altına alınmasının bağlayıcı bir yönünün bulunmamasına göre 3. ek dava niteliğindeki takip talebine yapılan itirazın iptali isteminin reddine karar verilmek gerekirken, yazılı şekilde itirazın iptaline karar verilmesi hatalıdır.
Öte yandan kabul şekli bakımından mahkemece icra inkâr tazminatına karar verilmesi de hatalıdır. Gerçekten bu yönüyle davanın yasal dayanağını oluşturan İİK’nun 67/b maddesinde göre itirazın iptali davalarında alacağın belli ve bilinebilir (likit) olması durumunda istek halinde yerleşmiş Yargıtay kararları doğrultusunda icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerekmekte ise de icra takibin konu alacağın iş kazası sonucu ölüm nedeniyle maddi tazminat istemine ilişkin olup, bu tür tazminat istemleri Sosyal Sigortalar Kurumu tarafından karşılanmayan zararın ödetilmesine yöneliktir. Başka bir anlatımla, mükerrer ödemeyi ve haksız zenginleşmeyi önlemek için hüküm tarihine en yakın tarihte belli olan katsayı ile hak sahiplerinin gelirlerindeki artışlar saptanmak suretiyle, belirlenen bu miktarın yeniden hesaplanan hak sahiplerinin maddi zararından indirilmesi gerekir. Hal böyle olunca da alacağın likit olmadığı ancak hesaplama sonucu ve mahkeme kararı ile belirleneceğinden icra inkar tazminatına da hükmedilmemesi gerektiği de ortadadır.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın davanın reddi yerine yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli, hüküm bozulmalıdır.)
gerekçesiyle, davacı tarafın temyiz itirazları reddedilip; davalı yararına bozularak, dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
TEMYİZ EDENLER : 1- Davacılar vekili
2- Davalı vekilleri
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, itirazın iptali istemine ilişkindir.
Yerel mahkemece, davanın kabulüne dair verilen karar taraf vekillerinin temyizi üzerine, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde yazılı gerekçeyle bozulmuştur.
Mahkemece, icra inkar tazminatı yönünden kabul biçimine göre oluşturulan bozmaya uyulmuş; işin esasını teşkil eden (itirazın iptali) asıl bozma nedenine ise direnilmiştir.
Direnme kararını, davalı vekilleri tüm yönleriyle temyiz etmiş; davacı vekili ise hükmün düzeltilerek onanmasını istemiştir.
İşin esasına girilmeden önce, davalı tarafın ilk kararı temyizine ilişkin dilekçesi kapsamına göre, temyiz isteminin sadece icra inkar tazminatına mı, yoksa hem asıl alacağa, hem de tazminata mı yönelik olduğu; varılacak sonuca göre asıl alacak yönünden yerel mahkeme kararının temyiz edilmeyerek kesinleşip kesinleşmediği ön sorun olarak ele alınıp; tartışılmıştır.
İlk kararın verilmesini müteakip, davalı vekili, süresi içerisinde ibraz ettiği süre tutum dilekçesinde:“Ankara 13. İş Mahkemesince 03.12.2009 tarihinde aleyhimize verilen kararın aleyhe olan hususlarını bozma talepli temyiz ediyoruz.” şeklinde temyiz sebebini belirttikten sonra dilekçenin son paragrafında mahkeme kararının icra ve inkar tazminatı yönünden bozulmasını istemiş; yine süresi içerisinde verdiği temyiz dilekçesinde de sadece icra ve inkar tazminatına ve vekalet ücretine ilişkin açıklamalarda bulunup, bu hususu temyiz etmekle birlikte, dilekçe sonunda “re’sen bulunacak nedenler” ibaresini de kullanmıştır.
Davacı vekili de hükmü, icra ve inkar tazminatının miktarı ile lehlerine hükmedilen vekalet ücreti noktasından temyiz etmiş; kararın bu yönlerden düzeltilerek onanmasını istemiştir.
Hal böyle olunca; Hukuk Genel Kurulunca davalı tarafın dilekçesinde kullandığı “resen” ibaresi nedeniyle hükmü tüm yönleriyle temyiz ettiğinin oybirliğiyle kabulü ile ön sorun böylece aşılmıştır.
Davalı vekilinin işin esasına yönelik temyizine gelince;
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Davacı vekilinin direnme kararının gerekçesine yönelik temyizi ise bozma nedenine göre bu aşamada incelenmemiştir.
S O N U Ç : Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanunun 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma nedenine göre davacı vekilinin direnme kararının gerekçesine yönelik temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 16.03.2012 gününde yapılan ilk görüşmede oybirliği ile karar verildi.