
Esas No: 2014/4900
Karar No: 2015/4147
Karar Tarihi: 02.06.2015
Yargıtay 23. Hukuk Dairesi 2014/4900 Esas 2015/4147 Karar Sayılı İlamı
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasındaki kayıt kabul davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
- K A R A R -
Davacı vekili, müflis şirket ile gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi imzalandığını ve satın alınan taşınmazın satış bedelinin 169.720,00 USD olarak ödendiğini, dairenin müvekkiline teslim edilmediğini, sadece sözleşme gereğince davalıya ait masraflar da müvekkilince karşılanmak suretiyle kat irtifak tapusunun alındığını, gecikilen her ay için 190,00 USD gecikme cezası kararlaştırıldığını, 169.720,00 USD anapara alacağı, 8.170,00 USD gecikme tazminatı alacağı ve 22.492,00 USD iflas tarihine kadarki işlemiş faiz alacağı olmak üzere toplam 200.382,00 USD alacakların masaya yazdırılmaları talebinin reddedildiğini ileri sürerek, 200.382,00 USD alacağın davalı müflisin iflas masasına kayıt ve kabulüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacının iflas masasına yaptığı başvuruda ödediği miktarın iadesini istemekle seçimlik hakkını sözleşmenin feshi yönünde kullanmış olduğundan ayrıca gecikme tazminatı talep edemeyeceğini, müflis şirketin temerrüte düşürülmemesi sebebiyle faiz isteminin de yerinde olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre; davacıların seçimlik hak konusundaki iradelerini açıkça belirtmeseler de; ifa ettikleri edimi geri istedikleri anlaşılmakla seçimlik haklarını sözleşmeden dönme ve tazminat olarak kullandıklarının kabulü gerektiği, bu durumda borçludan isteyebilecekleri zararın müspet zarar olduğu, sözleşme ifa edilmiş olsaydı davacıların sözleşme konusu taşınmaza sahip olabilecekleri, sözleşme konusu taşınmazın değerinin 400.000,00 TL olarak tespit edildiği, bu miktardan davacılara devredilen arsa payı bedeli olarak hesaplanan 196.087,35 TL düşüldükten sonra istenebilecek müspet zarar miktarının 203.912,65 TL olduğu, iflas masasına başvuru tarihi olan 13.02.2007 tarihindeki kur üzerinden talep doğrultusunda dövize çevrildiğinde 145.839,40 USD müspet zararın bulunduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 145.839,40 USD alacağın iflas masasına kayıt ve kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalı iflas idaresi vekilince temyiz edilmiştir.
Davacı tarafça müflis şirkete ödenen 169.720,00 USD asıl alacak, 8.170,00 USD gecikme tazminatı alacağı ve 22.492,00 USD işlemiş faiz alacağı olmak üzere toplam 200.382,00 USD"nin kayıt ve kabulüne karar verilmesi istenmiştir. 818 sayılı Borçlar Kanunu"nun 117/1. (6098 sayılı TBK 136/1.) maddesinde borcun ifası borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle imkânsızlaşırsa, borcun sona ereceği düzenlenmiştir. 818 sayılı Borçlar Kanunu"nun 96-108. maddelerinde borçların ödenmemesinin sonuçları düzenlenmiştir. Borcun ifası başta ya da temerrütten önce imkânsız değilse, ifa edilmemesi
durumunda borçlu kusursuzluğunu kanıtlayamaması halinde dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan BK"nın 96. maddesine göre alacaklının uğramış olduğu zararları tazmin etmekle yükümlüdür. Borcun ifası temerrütten sonra imkânsız hale gelirse kusurlu imkânsızlık nedeniyle anılan 96. madde hükmü uyarınca sorumlu olacak, temerrütten önce imkânsız ve bunda bir kusuru yok ise BK"nın 117. maddesine göre borcundan kurtulacaktır. Hali hazırda davalı müflis şirketin iflası nedeniyle subjektif fiili imkânsızlık söz konusu ise de, imkânsızlık öncesi davalı tarafın temerrüde düştüğü uyuşmazlık dışıdır. Bu durumda, somut olayda, davalı kusurlu imkânsızlık nedeniyle davacının uğradığı zarardan da sorumludur. Karşılıklı taahhütleri içeren bir sözleşmede iki taraftan biri mütemerrit olduğu takdirde BK’nın 106. maddesi hükmü öteki tarafa üç seçimlik hak tanımaktadır. Sözleşmenin direngen olmayan tarafı, her zaman edimin ifasını ve gecikme nedeniyle oluşan zararının giderilmesini veya sözleşmenin yerine getirilmesinden ve gecikme nedeniyle tazminat isteminden vazgeçtiğini hemen bildirerek, edimin ifa olunmaması ve bu kapsamda borcun ödenmemesinden doğan zararı için tazminat isteyebilir ya da sözleşmeyi bozabilir. Her ne kadar davacılar vekilince 25.03.2010 tarihli dilekçe ile taleplerinin sözleşmenin feshine yönelik olmayıp, müflis şirketin yükümlülüklerini yerine getirmemesi sebebiyle müvekkillerinin uğrağı zararın kayıt ve kabulü olduğu açıklanmış ise de, davacı masaya kayıt kabul başvurusu sırasında sözleşme uyarınca ödemiş olduğu paranın işlemiş faiziyle birlikte tahsilini talep etmiş olmakla iradesinin sözleşmeden dönme yönünde olduğunun kabulü gerekir.
Öte yandan, geçerli bir sebebe dayanmaksızın bir kişinin mal varlığından diğerinin mal varlığına kayan değerlerin eksiksiz iadesi denkleştirici adalet düşüncesine dayanır. Denkleştirici adalet ilkesi ise, haklı bir sebep olmaksızın başkasının mal varlığından istifade ederek kendi mal varlığını artıran kişinin elde ettiği bu kazanımı geri verme zorunda olduğunu ve gerçek bir eski hale getirme yükümlülüğü bulunduğunu ifade eder.
Hukuken geçersiz sözleşmeler, haksız iktisap kuralları uyarınca tasfiye edilirken, denkleştirici adalet kuralı hiçbir zaman gözardı edilmemelidir. Bu husus hakkaniyetin ve adaletin bir gereğidir. Bu bakımdan iadeye karar verilirken, satış bedeli TL olarak verilen paranın alım gücünün ilk ödeme tarihindeki alım gücüne ulaştırılması ve bu şekilde iadeye karar verilmesi uygun olacaktır. Aksi takdirde kısmi iade durumu oluşacak, iade dışındaki zenginleşme iade borçlusu yedinde haksız zenginleşme olarak kalacak, iade borçlularının iadede direnmelerine neden olacaktır. Sebebsiz zenginleşmeden kaynaklanan iade borcunda, temerrüt için ayrıca alacaklının ihtarının aranması gereğini düzenleyen bir yasa hükmü bulunmamaktadır. Sorun, sebepsiz zenginleşme ve temerrüt kavramlarının hukuksal yapı ve nitelikleri, hukukun genel ilkeleri ve bilimsel görüşler çerçevesinde çözüme kavuşturulmalıdır. Sebepsiz zenginleşme dava tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı BK"nın genel kurallarına ilişkin birinci kısmın birinci bölümünde “borç ilişkilerinin kaynakları arasında” ve üçüncü ayırımında 61 ilâ 66.maddeler arasında düzenlenmiştir. 61. maddesinin 1. cümlesine göre, haklı bir neden olmaksızın başkasının zararına zenginleşen kimse, onu geri vermek zorundadır.
Hemen belirtilmelidir ki, sebepsiz zenginleşmeden söz edilebilmesi için; bir taraf zenginleşirken diğerinin fakirleşmesi, zenginleşme ve fakirleşme arasında uygun nedensellik bağının bulunması ve zenginleşmenin hukuken geçerli bir nedene dayalı olmaması gerekir.
BK"nın konuya ilişkin 61 ve ardından gelen maddelerindeki düzenlemelere göre, sebepsiz zenginleşme; geçerli olmayan veya tahakkuk etmemiş yahut varlığı sona ermiş bir nedene ya da borçlu olunmayan şeyin hataen verilmesine dayalı olarak gerçekleşebilir.
Sebepsiz zenginleşme bunlardan hangisi yoluyla gerçekleşmiş olursa olsun, sebepsiz zenginleşen, aleyhine zenginleştiği tarafa karşı, geri verme borcu altındadır.
Sebepsiz zenginleşmede iade borcunun kapsamını ve iade sırasında hangi masrafların istenebileceğini düzenleyen BK"nın 63. ve 64. maddeleri, zenginleşenin iyiniyetli sayılıp sayılmamasına göre farklı hükümler içermektedir.
BK"nın 63/1. maddesine göre iyiniyetli zenginleşen iade zamanında elinde kalanla sorumlu olacağı halde, aynı maddenin ikinci fıkrası uyarınca kötü niyetli zenginleşen kural olarak bu şekilde zenginleşmenin azaldığı savunmasını yapamayacaktır.
Yine, BK"nın 64. maddesi hükmüne göre, iyiniyetli zenginleşen yaptığı faydalı masrafları daima isteyebilecek iken, kötüniyetli zenginleşen bunları iade anında değer fazlalığı oranında isteyebilecektir.
Sebepsiz zenginleşen ister iyiniyetli ister kötüniyetli olsun, kendisinden iade talep edilmeden önce temerrüde düşmüş sayılması mümkün olabilecek midir? Belirtilmelidir ki, haksız fiilde ve sebepsiz zenginleşmede temerrüt için ihtarın gerekmediği yolunda açık bir yasa hükmü yoktur. Ne var ki, müşterek hukukun "Gaspeden daima temerrüt halindedir" şeklindeki genel ilkesi, günümüzde de uygulama yerine sahiptir. Bu ilkeye göre, haksız fiilin faili ve sebepsiz zenginleşen daima temerrüt halinde bulunduğu için zaten gerçekleşmiş olan temerrüdü sağlamak üzere alacaklının bunlara ayrıca bir ihtarda bulunması gerekmez. Haksız iktisap tarihinden itibaren temerrüt faizi yürütülmelidir.Öte yandan, sebepsiz zenginleşmede davacının geri alma hakkının, buna karşın davalının geri verme borcunun doğması, bunların malvarlıklarının birbirinin zararına ve yararına olmak üzere karşılıklı yoksullaşma ve zenginleşmelerine bağlıdır ve bunun doğal sonucu olarak da, kural olarak, bu geri alma hak ve borcunun doğum anı, sebepsiz yoksullaşma ve zenginleşme olgularının gerçekleştikleri andır. O halde geri isteme hakkının kapsamı da kural olarak, anılan hak ve borcun doğdukları tarihten daha önce belirlenemez. Zira, geri alma, bu yoksullaşma ve zenginleşmenin sonucudur ve bu olgular gerçekleşmeksizin geri alma söz konusu değildir.
Şu durumda; sebepsiz zenginleşmede geri verme borcu, zenginleşmenin geçersiz bir nedene dayanması durumunda hemen; geleceğe yönelik bir neden bulunuyorsa onun oluşmadığı an; var olan bir neden bulunuyorsa da onun ortadan kalktığı zaman doğmuş olur. Edim yerine getirildiği sırada geçerli bir hukuksal nedenin bulunmasına karşın sonradan bu neden ortadan kalkmış olursa, bu durumda sebepsiz zenginleşme, nedenin ortadan kalktığı an meydana gelir.(Yargıtay 11. H.D"nin 17.11.1997 tarih ve 7469/8241; 08.10.2001 tarih ve 4464/7553; 17.06.2002 tarih ve 2756/6224; 23.07.2007 tarih ve 960/3318; Dairemizin 18.06.2012 tarih ve 2873/4261; 11.07.2013 tarih ve 3545 E., 4883 K; YHGK"nın 13.11.1991 tarih ve 11-303/567; 17.12.2003 tarih ve 13-787/774; 06.02.2008 tarih ve 340/102 sayılı kararları bu yöndedir.) Doktrinde de genellikle, gerçekleşen sebepsiz zenginleşme hallerinde, zenginleşme anından iade anına kadar faiz istenebileceği, bu faizin BK"nın. 63. maddesinde öngörülen "zenginleşmede iade" kapsamı içinde olduğu benimsenmektedir. ( Bkz. Dr. H. Becker, İsviçre MK. şerhi, BK. Madde 63. Şerhi, sh. 392, A. Von Tuhr, Borçlar Hukuku Umumi Esasları, çeviri, sh. 438. Dr. M. Turgut Öz Öğreti ve Uygulamada Sebebsiz Zenginleşme, İst. 1990, sh. 173-175; Andreas Von Tuhr, Borçlar Hukukunun Umumi Kısmı, Cevad Edege Çevirisi, 1. Cilt, İstanbul 1952 , Sh: 466 vd; Tekinay/Akman/Burcuoğlu/Altop, Borçlar Hukuku Genel Hükümleri, 7. Baskı, İstanbul 1983, Sh: 756 vd; Kenan Tonçomağ, Borçlar Hukuk 1. Cilt, İstanbul 1969, Sh: 390 vd.) Zenginleşmenin gerçekleştiği tarih ile geri vermenin talep edildiği tarih arasındaki süre için, paranın kullanma değerinin karşılığı olarak, temerrüt faizi kadar faizle yükümlü tutulmalıdır. (Nihat Yavuz, Sebepsiz İktisap,
Ankara 1998, sh: 561 ve devamı) Nedensiz zenginleşmede dava tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı BK döneminde, sebepsiz zenginleşenin iyiniyetli olup olmaması ayrımı yapılmadan, (TBK"nın 117/2. maddesinde ise sebepsiz zenginleşenin iyiniyetli olmaması halinde) haksız iktisap tarihinden itibaren temerrüt faizi istenebilir. Sözleşmeden dönen taraf kusurlu olsun ya da olmasın BK"nın 108/1. maddesi uyarınca sözleşme gereğince ödediği bedeli nedensiz zenginleşme kapsamında sebepsiz zenginleşenin iyiniyetli olup olmaması ayrımı yapılmaksızın, haksız iktisap tarihinden itibaren temerrüt faizi ile birlikte tahsilini ve sözleşmenin feshi nedeniyle uğradığı menfi zararların tazminini fesihte tamamen haklı ise talep edebilir. Somut olayda olduğu gibi müspet zarar kapsamından olan kira tazminatını ve bilirkişilerce hesaplanan ve mahkemece hüküm altına alınan ifa yerine müspet zararı sözleşmede aksi bir hüküm de bulunmadığından isteyemez.
Öte yandan, yabancı para alacaklarının iflas masasına kayıt şekli konusunda İcra ve İflas Kanunu"nda açık bir hüküm yoktur. Sadece İcra ve İflas Kanunu"nun 198. maddesinin 1. fıkrasında, konusu para olmayan alacakların, ona eşit bir kıymete para alacağına çevrileceği öngörülmüştür. Öğretide, konusu yabancı para olan alacakların da anılan yasa hükümlerine göre iflasın açıldığı andaki döviz kuru üzerinden Türk Lirası"na çevrilerek iflas masasına yazdırılacağı kabul edilmiştir. (Kuru: B. İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, 2013, 2. Baskı, Ankara, sf.1244) İcra İflas Kanunu"nun 195. maddesinde iflasın açılması ile müflisin borçlarının muaccel olacağı ve iflasın açıldığı güne kadar işlemiş faiz ve takip masraflarının ana paraya ilave edilerek masaya kaydedileceği öngörülmüştür. Bu hükmün amacı, iflas tarihinde masanın aktif ve pasiflerinin eşit şekilde ve aynı zamanda belirlenerek müflisin tüm alacaklılarına eşit ödeme yapılmasıdır. Bunu sağlamak için de yabancı para alacaklarının, aynı paraya (Türk Parasına) çevrilmesi gerekir. Çeviri zamanı ise, yabancı para alacakları ve konusu para olmayan alacaklar için iflas kararının verildiği tarih olmalıdır. Diğer taraftan yabancı para alacağının aynen kaydı, alacaklılar arasında eşitliği ön planda tutan İflas Hukuku"nun bu prensibini de zedelemiş olacaktır. Zira, iflasta imtiyazlı alacaklar İİK"nın 206. maddesinde ilk beş sırada sayılmış olup, yabancı paranın masaya aynen kaydedilmesi halinde, yabancı para alacakları lehine kanunda öngörülmeyen bir imtiyaz yaratılmış olur. Bu durumda ise, aynı sırada bulunan ülke parası alacaklısı ile yabancı para alacaklısı arasında eşitsizlik meydana gelecektir. Bu sonuç ise, her sıradaki alacaklıların eşit hakka sahip olduğunu belirten İİK"nın 207. maddesine aykırılık teşkil eder. (Yargıtay 19. Hukuk Dairesi"nin 08.05.1997 tarih ve 2756 E., 4683 K. sayılı ilamı ile Dairemizin 11.03.2014 tarih ve 2013/7176 E., 2014/1802 K. ve 12.05.2015 tarih ve 2014/5224 E., 2015/3582 K. sayılı ilamları bu yöndedir.)
Bu durumda mahkemece, taraflar arasındaki taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin yapıldığı tarih itibariyle, davacıya verilen kat irtifaklı arsanın değerinin satışı yapılan taşınmazın toplam değeri olan 169.720,00 USD"den mahsubu ile belirlenen tutarın, davacı tarafça taraflar arasındaki sözleşmeden dönüldüğünden, sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre ihtar aranmaksızın ödeme tarihinden itibaren istenebileceği gözetilerek, ödeme tarihinden iflas tarihine kadar işlemiş faizi hesaplanıp, tespit edilen asıl alacak ve işlemiş faiz tutarı toplamının iflasın açıldığı tarihteki Merkez Bankası"nın efektif satış kuru üzerinden Türk Lirası"na çevrilerek masaya kayıt kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde yanılgılı gerekçeye dayalı olarak hüküm tesisi doğru olmamıştır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, müflis davalı şirket iflas idaresi vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün, davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, kararın tebliğinden itibaren 10 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 02.06.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.