Taraflar arasındaki “alacak” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Bandırma 2. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 29.07.2010 gün ve 2009/2 E., 2010/262 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 3.Hukuk Dairesinin 14.06.2011 gün ve 5870-10241 E., K. sayılı ilamı ile;
(...Davacı vekili dava dilekçesinde, tarafların murisinden kalan ve harici taksim ile davacının yıllardır kullandığı 1365 ve 1612 nolu parsellerin davacı tarafından zeytinlik haline getirildiğini, daha sonra dava konusu taşınmazlarla birlikte babalarından kalan toplam 6 adet taşınmazın dava dışı şirkete satıldığını, tarla vasfındaki taşınmazın dönümü 11.000 TL"dan, zeytinlik olan yerin ise dönümü 25.000 TL"dan satıldığını, zeytin ağaçlarının davacı tarafından dikilmesi nedeniyle taşınmazların fazla miktara satılması sonucu davalıya miras payına göre ödenen bu fazlalık kadar davalının sebepsiz zenginleştiğini belirterek 35.000 TL alacağın davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı vekili cevabında, taşınmazların satışı sırasında mirasçıların payına göre ödeme yapıldığını, davacının rızaları dışında ağaç diktiğini beyan etmiştir.
Mahkemece, davanın kabulü ile 35.000 TL alacağın dava tarihi itibariyle yasal faizi ile tahsiline karar verilmiş, hükmü davalı vekili temyiz etmiştir.
Dosya kapsamına ve davalının beyanlarına göre dava konusu taşınmazların tarafların murisinden intikal ettiği ve davacı tarafından zeytinlik haline getirildiği anlaşılmaktadır.
Davada, davacının taşınmazlara diktiği zeytin ağaçları nedeniyle, taşınmazların satışı sonucunda oluşan fazla değerin BK 61-66 maddeleri gereğince tahsili talep edilmektedir.
Mahallinde yapılan keşif sonucu alınan bilirkişi raporunda taşınmazların zeytinlik olarak değeri ile tarım arazisi olarak hesaplanan değerden çıkarılarak oluşan fark bedeli 25.138 TL hesaplanmış olmasına rağmen, mahkemece gerekçe gösterilmeden 35.000 TL nin davalıdan tahsiline karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Bu durumda mahkemece yapılacak iş, mahallinde yeniden keşif yapılarak dava konusu ağaçların taşınmazların satışına kattığı değer fazlalığının araştırılarak, alınacak rapor doğrultusunda karar vermek olmalıdır.
Ayrıca, HUMK"nun 388 vd. maddeleri gereğince hükmün gerekçe kısmında deliller tartışılmadan, delillerin ret ve üstün tutma sebepleri ve bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepler gösterilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması da doğru değildir.
Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.....)
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
TEMYİZ EDEN : Davalı vekili
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, alacak istemine ilişkindir.
Mahkemenin davanın kabulü yönündeki kararı; Özel Dairece yukarıda başlık bölümüne aynen alınan nedenlerle bozulmuştur.
Yerel Mahkemece, Özel Daire bozma ilamında işaret edilen “HUMK"nun 388 vd. maddeleri gereğince hükmün gerekçe kısmında deliller tartışılmadan, delillerin ret ve üstün tutma sebepleri ve bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepler gösterilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması” şeklindeki bozmadan sonra mahkemece bu husus kabul edilerek ve gerekçe yazılmak suretiyle direnme olarak adlandırılan karar verilmiştir.
Hükmü temyize davalı vekili getirmiştir.
Hukuk Genel Kurulundaki görüşme sırasında, işin esasının incelenmesinden önce, temyize konu kararın gerçekte yeni hüküm niteliğinde olup olmadığı; dolayısıyla, temyiz incelemesinin Hukuk Genel Kurulu"nca mı, yoksa Özel Daire’ce mi yapılması gerektiği hususu, ön sorun olarak değerlendirilmiştir.
Bilindiği üzere; direnme kararının varlığından söz edilebilmesi için, mahkeme bozma kararı üzerine yeni herhangi bir delil toplamadan önceki deliller çerçevesinde karar vermeli; gerekçesini önceki kararına göre genişletebilirse de değiştirmemelidir (6217 sayılı Kanunun 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 429. maddesi).
Eş söyleyişle; mahkemenin yeni bir delile dayanarak veya bozmadan esinlenerek gerekçesini değiştirerek veya daha önce üzerinde durmadığı bir hususu bozmada işaret olunan şekilde değerlendirerek karar vermiş olması halinde, direnme kararının varlığından söz edilemez.
Somut olayda ise; mahkemece, bozma öncesi verdiği ilk kararda davanın kabulüne karar vermiş ise de, davanın kabulüne yönelik gerekçesini yazmamıştır. Diğer bir deyişle; 1086 sayılı HUMK"nun 388 vd. maddeleri gereğince hükmün gerekçe kısmında deliller tartışılmadan, delillerin ret ve üstün tutma sebepleri ve bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepler gösterilmeden hüküm kurulmuştur. Bozma ilamından sonra mahkemece, Özel Daire’nin bu yöndeki bozması benimsenerek davanın kabulüne yönelik gerekçenin direnme olarak adlandırılan kararda yazıldığı anlaşılmaktadır.
Mahkemenin direnme olarak adlandırdığı temyize konu kararın usul hukuku anlamında gerçek bir direnme kararı olmadığı; bozmadan esinlenilerek bozulan kararda tartışılıp, değerlendirilmemiş yeni gerekçeye dayalı, yeni hüküm niteliğinde olduğu her türlü duraksamadan uzaktır.
Hal böyle olunca; kurulan bu yeni hükmün temyizen incelenmesi görevi, Hukuk Genel Kurulu’na değil, Özel Daire’ye aittir.
Bu nedenle, yeni hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosya Özel Daire’ye gönderilmelidir.
S O N U Ç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin yeni hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 3.HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, 1086 sayılı HMUK 440/1 maddesi uyarınca kararın tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 28.09.2012 gününde oybirliği ile karar verildi.