Taraflar arasındaki “rücuen tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Büyükçekmece 2. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 16.06.2010 gün ve 2010/394 E., 2010/751 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 18.01.2011 gün ve 2010/14452 E., 2011/280 K. sayılı ilamı ile;
(...Davacı İçişleri Bakanlığı, trafik kazası nedeniyle yaşamını yitiren jandarma erinin yakınlarına 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Yasa gereğince ödenen nakdi tazminatın, haksız eylem sorumlusu olan davalıdan alınmasını istemiştir.
Davalı ise, 1 ve 10 yıllık zamanaşımı sürelerinin geçtiğini, ödenen tutarın değil, gerçek zararın hesaplanması gerektiğini ileri sürerek istemin reddedilmesi gerektiğini savunmuştur
Yerel mahkemece, rücu edilmek istenen nakdi tazminatın ödenmesine ilişkin komisyon kararının davacı İçişleri Bakanlığı tarafından onaylandığı 24.02.2009 günü ile davanın açıldığı 22.03.2010 günü arasında Borçlar Kanunu 60. maddesinde öngörülen 1 ve 10 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle istemin reddine karar verilmiştir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, haksız eylem nedeniyle zarara uğrayana ödenen tazminatın haksız eylem sorumlusuna rücuuna ilişkin olup bu tür davalarda zamanaşımı süresi ödeme gününden itibaren başlar ve bir yıldır. Ödemeye ilişkin komisyon kararı alınmış olması veya bu kararın onaylanması davacıya dava açma hakkını vermeyeceğinden zamanaşımı süresi; nakdi tazminat ödenmesi yönünde komisyon kararı alınması veya ödeme yapılmasına karar verilmesi ya da ödeme yapılmasına ilişkin komisyon kararının onaylanması ile başlamaz. Davacının rücu davasını açabilmesi için alınan kararda belirlenen tazminatın ödenerek paranın davacıdan çıkmış olması gerekir.
Yerel mahkemece açıklanan yönler ve ödemenin yapıldığı 06.05.2009 günü ile davanın açıldığı 22.03.2010 günü arasında 1 yıllık zamanaşımı süresinin geçmediği gözetilerek, işin esası incelenip varılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yerinde olmayan gerekçeyle, istemin zamanaşımı yönünden reddedilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir...)
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
TEMYİZ EDEN : Davacı vekili
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, rücuen tazminat istemine ilişkindir.
Yerel mahkemece, davanın reddine dair verilen karar davacı vekilinin temyizi üzerine, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde yazılı gerekçeyle bozulmuş; mahkemece önceki kararda direnilmiştir. Direnme kararını, davacı vekili temyize getirmiştir.
Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; dosya kapsamına göre rücuen tazminat isteminin zamanaşımına uğrayıp uğramadığı noktasında toplanmaktadır.
Öncelikle, rücu ve halefiyet kavramları üzerinde durmakta yarar vardır:
Rücu hakkı; başkasına ait bir borcu yerine getiren kişinin mal varlığında meydana gelen kaybı gidermeye yönelen, tazminat niteliğinde bir talep hakkıdır. Alacaklıyı tatmin eden kişi, alacaklının hakkından bağımsız kendi şahsında doğan bir hak elde etmektedir. Bunun sonucu olarak da rücu hakkı bu hakka sahip olan kişinin şahsında doğduğu anda muaccel olur. Bu nedenle, rücu hakkı için hakkın doğduğu andan itibaren zamanaşımı süresi işlemeye başlamaktadır.
Halefiyette ise, halef olan kişi alacaklıyı tatmin ettiği anda, yeni bir hak elde etmemekte, alacaklıya ait olan hakkı kanundan dolayı olduğu gibi devralmaktadır. Bu nedenle, böyle bir alacak için de daha önce zamanaşımı işlemeye başlamış ise, alacak halef olan kişiye intikal etmesine rağmen işlemeye devam eder. Zira, daha önceden muaccel olmuş alacağın yeniden muaccel olması ve yeni bir zamanaşımının işlemeye başlaması mümkün değildir. Salt halefiyet halleri ile yasanın rücu hakkı verdiği haller arasındaki en önemli fark, birincisinde alacaklıya ait bir hakkın intikal etmesi, ikinci halde ise, rücu hakkı sahibinin şahsında yeni bir hakkın doğmasıdır. Halefiyetin temelde bir rücu hakkına dayanmadığı hallerde alacak hakkı daha önce işlemeye başlayan zamanaşımı ile birlikte intikal eder. İkinci halde ise, rücu hakkı sahibi lehine, alacaklının hakkından bağımsız yeni bir hak meydana geldiğinden, bu andan itibaren yeni bir zaman aşımı işlemeye başlayacaktır.
Rücû talebi bakımından on yıllık uzun zamanaşımı süresini 818 sayılı BK’nun 60. maddesinin kıyasen uygulanması sonucunda, haksız fiilin meydana geldiği tarihten itibaren işlemeye başlaması mümkün değildir. Çünkü haksız fiilin meydana geldiği tarihte henüz rücû alacağı doğmamıştır. Henüz rücû alacağının doğmadığı bir dönemde zamanaşımı süresinin işlemeye başlaması isabetli olmadığından, rücû alacağı bakımından on yıllık uzun zamanaşımı süresi de rücû alacağının doğduğu ve muaccel olduğu an olan, alacaklıya tazminatın ödendiği tarihten itibaren işlemeye başlamalıdır (Leyla Müjde Kurt, Haksız Fiil Sonucu Oluşan Zarardan Birden Çok Kişinin Sorumlu Olduğu Hallerde Rücû Talebinin Tâbi Olduğu Zamanaşımı, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, Temmuz- Ağustos 2011, Yıl: 24, Sayı: 95, s. 149).
Somut olayın açıklanan ilkeler çerçevesinde değerlendirilmesine gelince; davacı İçişleri Bakanlığı 20.09.1977 tarihinde trafik kazası nedeniyle yaşamını yitiren jandarma erinin yakınlarına 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Yasa gereğince 06.05.2009 tarihinde ödenen nakdi tazminatın, haksız eylem sorumlusu olan davalıdan 22.03.2010 tarihli dava dilekçesi ile talep etmiştir. Davalı ise, 1 ve 10 yıllık zamanaşımı sürelerinin geçtiğini ileri sürerek istemin reddedilmesi gerektiğini savunmuştur. Yerel Mahkemece, tazminatın onay tarihi ile dava tarihi arasında 818 sayılı Borçlar Kanunu (818 sayılı BK)’nun 60. maddesinde öngörülen 1 yıllık ve yine haksız fiil tarihi ile dava tarihi arasında aynı madde de öngörülen 10 yıllık sürelerin geçtiğinden bahisle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Yukarıda da açıklandığı üzere, rücu hakkı; başkasına ait bir borcu yerine getiren kişinin mal varlığında meydana gelen kaybı gidermeye yönelen, tazminat niteliğinde bir talep hakkı olduğundan, alacaklıyı tatmin eden kişi, alacaklının hakkından bağımsız kendi şahsında doğan bir hak elde etmektedir. Bunun sonucu olarak da rücu hakkı bu hakka sahip olan kişinin şahsında doğduğu anda muaccel olur. Bu nedenle, rücu hakkı için hakkın doğduğu andan itibaren zamanaşımı başlamaktadır. Diğer bir deyişle; davacının rücu davasını açabilmesi için belirlenen tazminatın ödenerek paranın davacıdan çıkmış olması gerekir.
Bu nedenle rücuda 1 ve 10 yıllık zamanaşımı süreleri “tazminatın tamamının ödendiği ve birlikte sorumlu kişinin öğrenildiği” tarihten itibaren işlemeye başlayacaktır. Bu durumda da somut olayda zamanaşımının gerçekleşmediği anlaşılmaktadır.
Öte yandan, somut olayda uygulanma imkanı bulunmasa da 01.07.2012 tarihinde yürürlüğü giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (6098 sayılı TBK)’nun 73. maddesinde rücu isteminde zamanaşımının açıkça “tazminatın tamamının ödendiği ve birlikte sorumlu kişinin öğrenildiği” tarihten başlayacağı benimsenmiştir.
Bu nedenle Yerel Mahkemece, somut olayda 1 ve 10 yıllık zamanaşımı sürelerinin geçtiği kabul edilerek davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
O halde, Yerel Mahkemece, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
S O N U Ç : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanunun 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, aynı Kanunun 440/1 maddesi uyarınca kararın tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 28.09.2012 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
Dava, 2330 sayılı Yasaya göre ödeme yapan davacının haksız fiil failine rücu davası olup, olay ve karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanununda rücu davası için özel bir zamanaşımı kararlaştırılmamıştır.
Davacı, zarar görene halefen davalıya rücü ettiğine göre zarar görenin sahip olduğu haklardan daha fazlasına sahip olmamalıdır. Haksız fiil faili olan davalıdan ancak BK.nun 60. maddesine göre 1 ve 10 yıllık süreler içinde talepte bulunabilir. Bu surelerin başlangıç tarihleri de aynı madde de gösterilmiş olup " ödeme tarihi" ve "onay tarihi" gibi bir tarih bulunmamaktadır.
Haksız fiil tarihi 20.09.1977 olup 20.09.1987 tarihinde zamanaşımı dolduğundan mahkeme kararının onaylanması gerektiği görüşündeyim.