Taraflar arasındaki “menfi tespit, istirdat ve manevi tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Borçka Asliye Hukuk Mahkeme’since davanın kabulüne dair verilen 02.02.2010 gün ve 2008/155 E.-2010/20 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 19.Hukuk Dairesi’nin 25.01.2011 gün ve 2010/5729 E-2011/603 K. sayılı ilamı ile;
(...Davacı, dava dilekçesinde davalı bankanın icra takibine konu ettiği Tarımsal Krediler İkraz Sözleşmesi"ndeki imzanın kendisine ait olmadığını ileri sürerek sözleşmeden dolayı davalıya borçlu olmadığının tespitine, takibin iptaline, kendisinden tahsil edilen 1.141.04 TL"nin tahsil tarihinden itibaren davalıdan istirdadına, 2.000,00 TL manevi tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı banka vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, benimsenen Adli Tıp Kurumu raporu doğrultusunda Tarımsal Krediler İkraz Sözleşmesindeki imzanın davacıya ait olmadığının belirlendiği gerekçesiyle davanın kabulüne, davacının davalıya 27.10.1999 tarihli ve 450 sayılı Tarımsal Krediler ikraz sözleşmesinden dolayı borçlu olmadığının tespitine karar verilmiş, hüküm davalı banka vekilince temyiz edilmiştir.
Dava konusu Tarımsal Kredi İkraz Sözleşmesi altındaki imzanın davacıya ait olmadığı Adli Tıp raporu ile tespit edilmiş ise de; davalı banka tarafından davacıya kredi ödemesi yapıldığının saptanması halinde davacının sorumluluğu söz konusu olacağından, mahkemece davacıya herhangi kredi ödemesi yapılıp yapıladığının belirlenmesi için banka kayıtları üzerinde araştırma ve inceleme yapılarak tüm deliller birlikte değerlendirilerek varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir…)
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
TEMYİZ EDEN : Davalı vekili
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, menfi tespit, istirdat ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
Yerel mahkemece, sözleşmede davacıya atfen atılan imzanın davacının eli ürünü olmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, davalı vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan gerekçeyle bozulması üzerine, bu kez Yerel Mahkemece davaya konu kredi sözleşmesi nedeniyle davacıya ödeme yapıldığına dair bir belgenin davalı tarafından sunulamadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Hükmü davalı vekili temyize getirmiştir.
Hukuk Genel Kurulu’ndaki görüşme sırasında, işin esasının incelenmesinden önce, kararı temyiz eden T.C.Ziraat Bankası tarafından temyiz harcı yatırılmasının gerekip gerekmediği hususu, birinci ön sorun olarak tartışılmıştır.
Bilindiği üzere harçlar; kamu hizmetinden yararlananların bu hizmetler dolayısıyla hizmetin maliyetine bir ölçüde katılmak üzere ödedikleri meblağlardır. Yani, idarece yapılan belirlenmiş bir hizmet sonucu, kamu hizmetinden yararlanma karşılığı olarak, bu hizmetten yararlananlar tarafından ödenmesi gereken kamu geliri niteliğini taşımaktadır. Bir kamu hizmetinden dolayı harç alınabilmesi, bu hizmetin kanunla belirlenmesine ve bu hususla ilgili harç alınmasına ilişkin düzenlemelerin de, kanunda yer almasına bağlıdır.
Nitekim T.C.Anayasası"nın 73.maddesi; “Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır.” hükmünü içermektedir.
5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun Geçici 13.Maddesi hükmü uyarınca; “Sermayesinin yarıdan fazlası kamu kurum ve kuruluşlarına ait olan ya da hisselerinin çoğunluğu üzerinde bu kurum ve kuruluşların idare ve temsil yetkisi bulunan ve özel kanunla kurulmuş bankalarda (Tasfiye Hâlinde T.Emlak Bankası A.Ş. dâhil ) 26.12.2003 tarihinden önce bankacılık teamüllerine göre teminatlı ve/veya yetersiz teminatlı kredi kullanıp da vadesi geçtiği halde henüz ödenmemiş, süresi uzatılmamış veya yeniden yapılandırılmamış kredileri kullananlar yada yeniden yapılandırma şartlarını ihlal edenler ile münferit veya karşılıklı verilen banka teminat mektupları, kabul kredileri ve avaller, taşınır ve taşınmaz rehni, ipotek, üst hakkı, intifa hakkı ve oturma hakkı gibi her türlü sınırlı aynî hak tesisine ilişkin sözleşmeden doğan hakların da diğer bankaların ve üçüncü kişilerin muvazaadan arî hakları aleyhine olmamak üzere Fon alacaklarının tahsiline ilişkin 123, 134, 136, 137, 138, 140, 142 ve 165 inci madde hükümleri…”nin uygulanacağı hükme bağlanmıştır. Bu madde ile atıf yapılarak kapsam dâhilindeki bankalar için de uygulanacağı hükme bağlanan aynı yasanın 140. maddesinde ise; Fon’un, her türlü vergi, resim ve harçtan muaf olduğu şeklinde düzenleme yapılmıştır.
Açıklanan bu maddi vakıalar karşısında Hukuk Genel Kurulunca; davaya konu kredi ödemesi iddiasının 2003 yılı öncesine ilişkin olması nedeniyle 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun Geçici 13.maddesi atfıyla aynı yasanın 140. maddesi hükmü uyarınca davalı bankanın her türlü vergi, resim ve harçtan muaf olduğuna ve somut olayda bu yönden bir ön sorun bulunmadığına oybirliği ile karar verilerek, diğer ön sorunun incelenmesine geçilmiştir.
İkinci ön sorun olarak değerlendirilen konu ise; temyize konu kararın gerçekte yeni hüküm niteliğinde olup olmadığı; dolayısıyla, temyiz incelemesinin Hukuk Genel Kurulu"nca mı, yoksa Özel Dairece mi yapılması gerektiği hususudur.
Bilindiği üzere; direnme kararının varlığından söz edilebilmesi için, mahkeme bozmadan esinlenerek yeni herhangi bir delil toplamadan önceki deliller çerçevesinde karar vermeli; gerekçesini önceki kararına göre genişletebilirse de değiştirmemelidir (6217 sayılı Kanunun 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 429.maddesi).
Eş söyleyişle; mahkemenin yeni bir delile dayanarak veya bozmadan esinlenerek gerekçesini değiştirerek veya daha önce üzerinde durmadığı bir hususu bozmada işaret olunan şekilde değerlendirerek karar vermiş olması halinde, direnme kararının varlığından söz edilemez.
Somut olayda ise; bozma öncesi ileri sürülmediği halde “…davaya konu kredi sözleşmesi nedeniyle davacıya ödeme yapıldığına dair bir belgenin davalı tarafından sunulamadığı” şeklindeki gerekçe, Özel Daire bozma ilamından sonra mahkemenin direnme olarak adlandırılan temyize konu kararında yer almıştır.
Mahkemenin direnme olarak adlandırdığı temyize konu kararın bu haliyle, bozmadan esinlenerek oluşturulmuş, Özel Daire denetiminden geçmeyen tamamen yeni bir delil ve gerekçeye dayalı yeni hüküm niteliğinde olduğu her türlü duraksamadan uzaktır.
Hal böyle olunca; kurulan bu yeni hükmün temyizen incelenmesi görevi, Hukuk Genel Kurulu’na değil, Özel Daireye aittir.
Bu nedenle, yeni hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosya Özel Daireye gönderilmelidir.
S O N U Ç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin yeni hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 19.HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, 6217 sayılı Kanunun 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı HUMK’nun 440/III. maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 05.10.2012 gününde oybirliği ile karar verildi.