22. Hukuk Dairesi 2016/28012 E. , 2020/933 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ:İş Mahkemesi
DAVA TÜRÜ: ALACAK
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı ... nezdinde 15.04.1993-01.05.2014 tarihleri arasında kadrolu işçi olarak çalıştığını, emeklilik nedeni ile iş sözleşmesinin sona erdirildiğini, müvekkilinin sendika üyesi olduğunu, işyerinde yürürlükte bulunan Toplu İş Sözleşmesine göre hesap edilmesi ve ödenmesi gereken fazla çalışma ücreti, ulusal bayram ve genel tatil ücreti ile yıllık izin ücreti alacaklarının ödenmediğini ileri sürerek fazla çalışma ücreti, ulusal bayram ve genel tatil ücreti ile yıllık izin ücreti alacaklarının alacaklarının hüküm altına alınmasını talep etmiştir.
Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili, davacının ödenmeyen işçilik alacağı bulunmadığını ileri sürerek, davanın reddini talep etmiştir.
Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, toplanılan deliller ve bilirkişi raporuna dayanılarak davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Temyiz:
Kararı, davalı vekili süre tutum dilekçesi ile temyiz etmiştir.
Gerekçe:
1-Dosyadaki yazılara, belgelere ve tüm dosya kapsamına göre ve özellikle temyiz edenin sıfatına göre, yerinde bulunmayan ve sebepleri bildirilmiş olmayan bozma isteğinin reddiyle, kamu düzenine aykırılık bağlamında yapılan inceleme sonucunda, davalının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2-Taraflar arasında, davacının yıllık izin ücreti alacağının miktarı noktasında uyuşmazlık vardır. 6100 sayılı HMK"nun 31. maddesinde hâkim, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz yahut çelişkili gördüğü hususlar hakkında, taraflara açıklama yaptırabilir, soru sorabilir, delil gösterilmesini isteyebilir şeklinde düzenleme yapılarak hakime yargılama sonunda doğruya ulaşma görevini yüklemiştir. Anayasamızın 141. maddesine göre, yargı basit, çabuk ve ucuz gerçekleşmelidir. Devlet yargının basit, ucuz ve çabuk gerçekleşmesi için gerekli düzenlemeleri yapmak durumundadır. Zira hakkın tanınması ve korunmasındaki gecikmeler, hukuk devleti ilkesi ile uyumlu değildir, adil yargılanma hakkını ihlâl eder. Bu sebeple yargılama sonucunda ulaşılacak hüküm, doğru, gecikmemiş ve kendisinden beklenen etkiyi gösteren bir niteliğe sahip olmalıdır. Bundan dolayı belirsiz vakıaların açıklattırılmasına, eksikliklerin hâkim tarafından işaret edilerek taraflarca giderilerek yargılamanın uzatılmasının önüne geçilmesine ilişkin hâkimin davayı aydınlatma yükümlülüğü bulunmaktadır. Usul hukuku için haksızlığın önlenmesinin anlamı, doğru hüküm kurulmasıdır. Bu hususta yapılacak bir inceleme içinse, tarafların iddialarını eksiksiz ve zaman, yer gibi somut unsurlarıyla tam bir açıklık içinde yargılamaya getirmeleri gerekmektedir. Doğru hüküm kuramama, bazen ise zayıf olan tarafın bir usuli hakkı bilmiyor olması dolayısıyla söz konusu olmaktadır. Böyle bir durumda, hakkın özünün, usule kurban edilmesi mümkün olmadığından, tarafın bir vakıayı bütün ayrıntılarıyla getirmemiş olması dolayısıyla yargılamanın doğru ve adil bir hüküm kurmaya elverişli olacak şekilde aydınlatılmamış olması durumunda hâkim devreye girecek ve söz konusu usûlî olanağı tarafa hatırlatacaktır. Somut olayda davacı vekili tüm çalışma süresi boyunca yıllık izin haklarının kullandırılmadığını iddia etmiştir. Mahkemece, davacının toplam hizmet süresine göre 21 yıllık dönemde yalnızca 55 gün izin kullandığı gerekçesiyle davacının çalışpma süresince toplu iş sözleşmesine göre hak kazandığı 580 günlük izin hakkından bu miktar mahsup edilmek suretiyle bakiye 525 gün yıllık izin hakkının bulunduğu kabul edilerek yıllık ücretli izin alacağı hüküm altına alınmıştır.
Mahkemece, davacının davayı somutlaştırma yükü (HMK m.194), hakimin de davayı aydınlatma yükümlülüğü (HMK m. 31) bulunduğu göz önüne alınarak, davacının 21 yıllık çalışma süresi boyunca yalnızca 55 gün yıllık izin kullandığı hususu hayatın olağan akışına ters olduğundan, davacının beyanı alındıktan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilip, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.Öte yandan; Her ne kadar mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda, davacının tüm çalışma dönemi boyunca sendika üyesi olduğu kabul edilerek yıllık izin süresi çalışma süresince yürürülükte bulunan Toplu İş Sözleşmelerine göre belirlenmiş ise de, dosyada yer alan 01.01.2007 ve sonrasına ilişkin ücret bordrolarında sendika aidat kesintisi tahakkuku bulunduğu anlaşılmakta ise de, bu tarihten öncesine ilişkin davacının sendikaya üye kayıt fişi ile üyeliğin işverene bildirildiğine ilişkin belgelerin dosya içerisinde yer almadığı anlaşılmıştır.
6356 sayılı Kanunun 39. maddesi düzenlemesine göre;
(1)Toplu İş Sözleşmesinden taraf işçi sendikasının üyeleri yararlanır.
(2)Toplu İş Sözleşmesinden, sözleşmenin imzalanması tarihinde taraf sendikaya üye olanlar yürürlük tarihinden, imza tarihinden sonra üye olanlar ise üyeliklerinin taraf işçi sendikasınca işverene bildirildiği tarihten itibaren yararlanır.Buna göre, öncelikle davacının Yozgat Belediyesi"nde uygulanmakta olan toplu iş sözleşmelerinden yararlanıp yararlanmadığının tespiti için ilgili sendikadan varsa sendika kayıt fişinin istenmesi, sendika kayıt fişi yoksa dayanışma aidatı ödeyerek ya da sendikanın muvafakati ile toplu iş sözleşmelerinden faydalanıp faydalanmadığının tespit edilmesi gerekir. Davacının toplu iş sözleşmelerinden faydalandığı tarihe göre dava konusu alacaklar yeniden bir değerlendirmeye tabi tutulmalıdır.
3-6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu"nun 26. maddesi “Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir.” hükmü uyarınca taleple bağlılık kuralına aykırı olarak talepten fazlasına karar verilmesi usule aykırıdır.Dava dilekçesi içeriği dikkate alındığında, davacı vekilinin davacının bekçi olarak çalıştığı 01.05.2009-30.04.2014 tarihleri arasındaki döneme ilişkin fazla çalışma ücreti alacağını talep ettiği ve bu dönem için aylık fazla çalışma süresini 37,5 saat ile sınırladığı anlaşılmaktadır. Yine dava dilekçesi içeriğine göre, davacı vekilinin 01.01.2010-01.05.2014 tarihleri arasında toplam 62 gün ulusal bayram ve genel tatil bulunduğunu ve davacının da bu günlerin yarısında çalıştığı için 31 günlük ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacağı bulunduğunu beyan ettiği görülmektedir. Mahkemece, hükme esas alınan bilirkişi raporunda dava dilekçesi içeriği dikkate alınmaksızın, davacı tanıklarının son 7 yıllık çalışma süresine tanıklık etmeleri sebebiyle 01.01.2007 tarihinden itibaren ve de dava dilekçesinde belirtilen fazla çalışma süresi ile ulusal bayram ve genel tatil günleri aşılacak şekilde hesaplama yapıldığı görülmektedir. Fazla çalışma ücreti ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının yukarıdaki kanun maddesi ve taleple bağlılık ilkesi ihlal edilmek suretiyle hüküm altına alınmış olması da hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebeplerle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 22.01.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.