14. Hukuk Dairesi 2016/9839 E. , 2018/8367 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 12.11.2013 gününde verilen dilekçe ile ... iptali ve tescil ya da tazminat talebi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın açılmamış sayılmasına dair verilen 09.11.2015 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, şahsi hakka dayalı ... iptali ve tescil, ikinci kademede tazminat istemine ilişkindir.
Davacı, davalı ile birlikte yaklaşık 8 yıldır karı koca gibi yaşadıklarını, icra takiplerinden kurtulmak amacıyla maliki olduğu ... ilçesi, ... Mahallesi 1106 ada 6 parselde kain 1 no"lu dükkan vasfındaki bağımsız bölümü 25.01.2006 tarihinde davalının kardeşi ..."e devrettiğini, onun da 15.03.2006 tarihinde dava dışı ... Tanıtım Eğitim Hizmetleri Ltd. Şti."ye devretmiş olup dava dışı bu şirketin de taşınmazı 15.07.2008 tarihinde davalıya tapuda devri karşılığında davalının 13/48 oranında paydaş olduğu ... ilçesi, ... Köyü 4 parsel sayılı taşınmazın yarısına kendisinin malik olduğunu, ayrıca taşınmaz üzerindeki ev için de harcamalar yaptığını ileri sürerek dava konusu 4 parsel sayılı taşınmazda davalı adına kayıtlı olan payın 1/2"sinin iptali ile adına tescilini, olmadığı taktirde bedelinin davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı, dava konusu taşınmazdaki payı, dava dışı ... ile aralarında noterde yaptıkları 23.05.2008 tarihli satış vaadi sözleşmesi ile satın aldığını ve 10.07.2008 tarihinde tapuda tescil işleminin yapıldığını, satış parasını ise maliki olduğu 87 ada 83 parsel D Blokta bulunan 7 no"lu bağımsız bölümün satışından elde ettiği parayla ödediğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davaya konu taşınmazın keşifte belirlenen değeri üzerinden eksik harcın tamamlanması için davacı tarafa kesin süre verildiği, kesin süre içerisinde harcı tamamlamayan davacının adli yardım talebinde bulunduğu, ancak talebinin yerinde olmadığı gerekçesiyle adli yardım talebinin reddine ve kesin süre içerisinde harç tamamlanmadığından HMK"nın 150/1. maddesi hükmü ile 492 sayılı Harçlar Kanunu uyarınca dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilmiş; 09.11.2015 tarihli kararı ile de üç aylık yasal süre içerisinde harç yatırılmak suretiyle yenilenmeyen davanın HMK"nın 150/5. maddesi gereğince açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.
Hükmü, davacı vekili temyiz etmiştir.
6100 Sayılı HMK"nın 336. maddesine göre adli yardım talebinin, asıl talep veya işin karara bağlanacağı mahkemeden; icra ve iflas takiplerinde ise takibin yapılacağı yerdeki icra mahkemesinden isteneceği, kanun yollarına başvuru sırasında adli yardım talebinin ise bölge adliye mahkemesine veya Yargıtaya yapılacağı düzenlenmiştir.
Aynı Kanunun adli yardım talebinin incelenmesi başlıklı 337. maddesinde mahkemenin, adli yardım talebi hakkında duruşma yapmaksızın karar verebileceği düzenlenmiş; 11.04.2013 gün ve 6459 Sayılı Kanunun 23. maddesiyle eklenen cümle ile de talep hâlinde incelemenin duruşmalı olarak yapılacağı, adli yardım taleplerinin reddine dair mahkeme kararlarında sunulan bilgi ve belgelerin kabul edilmeme sebebinin açıkça belirtileceği düzenlemesi getirilmiştir.
Yine 6459 Sayılı Kanun ile yapılan değişiklik sonunda, adli yardım talebi hakkında verilen kararlara karşı itiraz yasa yoluna gidilebileceği; buna göre adli yardım talebinin reddine dair kararlara karşı tebliğinden itibaren bir hafta içinde kararı veren mahkemeye dilekçe vermek suretiyle itiraz edilebileceği, kararına itiraz edilen mahkemenin, itirazı incelemesi için dosyayı o yerde adli yardım talebi yapılan hukuk mahkemesinin birden fazla dairesinin bulunması hâlinde numara olarak kendisini izleyen daireye, son numaralı daire için birinci daireye, o yerde adli yardım talebi yapılan hukuk mahkemesinin tek dairesi bulunması hâlinde ise aynı işlere bakmakla görevli en yakın mahkemeye göndereceği, itiraz incelemesi neticesinde verilen kararın kesin olacağı düzenlenmiştir.
03.04.2012 tarihli Resmi Gazete"de yayınlanan Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yönetmeliğinin 45. maddesine göre adli yardım talebiyle açılan dava ve işlerde adli yardım konusunda bir karar verilinceye kadar harç, gider ve delil avansı alınmaz. Kanunlardaki özel hükümlerin saklı olduğu belirtilmiştir.
Somut olayda mahkemece, davaya konu taşınmazın 05.12.2014 tarihli bilirkişi raporunda belirlenen değeri üzerinden hesaplanacak eksik harcın iki haftalık kesin sürede tamamlanması için davacı tarafa 25.02.2015 tarihli celsede kesin süre verilmiş, duruşma zaptında da kesin sürenin sonuçlarının ihtar edildiği belirtilmiştir. Bunun üzerine davacı vekili 18.03.2015 havale tarihli dilekçesi ile adli yardım talebinde bulunmuş; mahkemece, 15.04.2015 tarihli celsede adli yardım talebinin reddine ve kesin süre içerisinde harç tamamlanmadığından dosyanın işlemden kaldırılmasına; 09.11.2015 tarihli kararı ile de üç aylık yasal süresi içerisinde harç yatırılmak suretiyle yenilenmeyen davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.
Bu durumda mahkemece, yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda, öncelikle adli yardım talebi ile ilgili yasal prosedürün yerine getirilmesi, daha sonra oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, bu husus gözardı edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir.
Kabule göre de, 492 sayılı Harçlar Kanununun 30. maddesi gereğince muhakeme sırasında tespit olunan değerin, dava dilekçesinde bildirilen değerden fazla olduğu anlaşılırsa, yalnız o celse için muhakemeye devam olunur, takip eden celseye kadar noksan değer üzerinden peşin karar ve ilam harcı tamamlanmadıkça davaya devam olunmaz.
Öte yandan, 6100 sayılı HMK’nın 90. maddesi gereğince; süreler, kanunda belirtilir veya hâkim tarafından tespit edilir. Kanunda belirtilen istisnai durumlar dışında, hâkim kanundaki süreleri artıramaz veya eksiltemez. Hâkim, kendisinin tespit ettiği süreleri, haklı sebeplerle artırabilir veya eksiltebilir; gerekli gördüğü takdirde, bu konudaki kararından önce tarafları da dinler.
Aynı Kanunun 94. maddesi gereğince; kanunun belirlediği süreler kesindir. Hâkim, tayin ettiği sürenin kesin olduğuna karar verebilir. Aksi hâlde, belirlenen süreyi geçirmiş olan taraf yeniden süre isteyebilir. Bu şekilde verilecek ikinci süre kesindir ve yeniden süre verilemez. Kesin süre içinde yapılması gereken işlemi, süresinde yapmayan tarafın, o işlemi yapma hakkı ortadan kalkar.
Kanun ya da hakim tarafından tayin edilmiş olan kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen bir işlemin bu süre geçtikten sonra yerine getirilmesine yasal olanak bulunmamaktadır. Kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen işlem bazen davanın kaybedilmesi sonuçlarını da doğurmaktadır. Davaların uzamasını veya uzatılmak istenmesini engellemek üzere konan kesin süre kuralı, kanunun amacına uygun olarak kullanılmalı, davanın reddi için bir araç sayılmamalıdır.
Bu nedenle de hakim tarafından kesin süre verilirken;
1-Kesin süreye konu işlemin gerekli ve tarafların yerine getirebileceği bir işlem olması,
2-Verilen sürenin işlemin yapılması için yeterli ve makul bir süre olması, duruşma gününe kadar kesin süre nedeniyle yapılacak işlem sonrası başka bir işleme gerek yok ise bu sürenin takip eden duruşma gününe kadar verilmesi,
3-Yapılması gereken iş veya işlemler birer birer, varsa masraflarının da miktarıyla birlikte açıkça gösterilmesi,
4-Sürenin kesin olduğu ve sonuçlarının tarafa açıklanması zorunludur.
Mahkemece, davacı tarafın yatırması gereken eksik dava harcının miktarı açık olarak belirtilmediğinden verilen kesin sürenin usulüne uygun olmadığı anlaşılmakla eksik dava harcının miktarı açıkça belirtilmeksizin kesin süre içerisinde harcın tamamlanmadığından söz edilerek yazılı şekilde karar verilmesi de doğru görülmemiş; bu nedenlerle hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 28.11.2018 gününde oybirliği ile karar verildi.