1. Hukuk Dairesi 2014/2663 E. , 2015/2150 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : IĞDIR 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 18/01/2013
NUMARASI : 2009/189-2013/54
Taraflar arasında görülen elatmanın önlenmesi ve yıkım davası sonunda, yerel mahkemece bir kısım davalılar yönünden davanın kabulüne; davalı Abdulcabbar yönünden davanın reddine ilişkin olarak verilen karar davalı F.. Ç.. vd. vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
-KARAR-
Dava, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi ve yıkım isteklerine ilişkindir.
Davacı, kayden paydaşı olduğu 154 ada 724 (eski 148) parsel sayılı taşınmaza, bina yapmak ve duvar çekmek suretiyle davalılarca müdahale edildiğini ileri sürerek elatmanın önlenmesine ve yapıların yıkımına karar verilmesini istemiştir.
Davalılar Fırat ve Mustafa, davanın reddini savunmuşlar, diğer davalılar davaya cevap vermemişlerdir.
Mahkemece, elatma olgusunun sabit olduğu gerekçesiyle davalılar Fırat, Ahmet, Mehmet ve Mustafa yönünden davanın kabulüne; davalı Abdulcabbar tarafından herhangi bir müdahale bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden, dava dilekçesinde dava değerinin 7.500,00-TL olarak gösterildiği ve bu değer üzerinden harç yatırıldığı, yargılama sırasında 14.10.2011 tarihinde yapılan keşifte tecavüze konu yapıların değerinin ayrı ayrı belirlendiği, ancak müdahale edilen arsa değerinin belirlenmediği gibi, elatılan taşınmazın arsa değeri ve tecavüzlü yapıların değeri üzerinden harç ikmali yapılmadığı anlaşılmaktadır.
Hemen belirtilmelidir ki; iddianın içeriği ve ileri sürülüş biçiminden davanın taşınmaz malın aynına ilişkin olduğu ve konusunu oluşturan hakkın para ile değerlendirilmesinin mümkün bulunduğu açıktır. Bu tür bir davada, 6100 s. Hukuk Muhakemeleri Kanununun (HMK) 120 ve 492 sayılı Harçlar Kanununun 16. maddesi uyarınca dava değerinin elatılan taşınmazın ve yıkımı talep edilen yapıların değeri toplamından ibaret olacağı ve belirlenen bu değer üzerinden Harçlar Kanununun 26, 27, 28, 30 ve 32. maddelerinin öngördüğü şekilde işlemlerin yerine getirileceği ve gerekli olan harcın alınacağı tartışmasızdır.
Harçlar Kanunu harç alınmasını veya tamamlanmasını yanların isteklerine bırakmamış; değinilen yönün mahkemece kendiliğinden (re"sen) gözetilmesini hükme bağlamıştır. 492 Sayılı Kanunun 32. maddesinde yargı işlemlerinden alınacak harçlar ödenmedikçe müteakip işlemlerin yapılamayacağı vurgulanmış, 30. madde hükmünde ise ""... muhakeme sırasında tespit olunan değerin dava dilekçesinde bildirilen değerden fazla olduğu anlaşılırsa yalnız o celse için muhakemeye devam olunur; takip eden celseye kadar noksan değer üzerinden peşin karar ve ilam harcı tamamlanmadıkça davaya devam olunmaz, HUMK’nun 409. (HMK"nun 150.) maddesinde gösterilen süre içinde dosyanın muameleye konulması noksan olan harcın ödenmesine bağlıdır."" düzenlemesine yer verilmiştir.
Oysa, mahkemece değinilen ilkeler ve düzenlemeler gözetilmeksizin, ayrıca öngörülen usulü işlemler gerçekleştirilmeksizin sonuca gidilmiştir.
Hal böyle olunca, elatmanın önlenmesi ve yıkım istekleri yönünden bilirkişi tarafından dava tarihi itibariyle belirlenecek gerçek dava değeri üzerinden yukarıda açıklandığı şekilde işlem yapılması, ondan sonra bir hüküm kurulması gerektiği halde anılan husus gözardı edilerek işin esası bakımından yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir.
Kabule göre de, 21.10.2011 tarihli bilirkişi raporu sunulduktan sonra mahkemece, E harfi ile gösterilen bahçenin davalı Mustafa tarafından mı, davalı Mehmet tarafında mı kullanıldığı ile ilgili çelişkinin giderilmesi bakımından ek rapor alındığı, bilirkişilerin 17.01.2013 tarihli ek rapor ve krokilerinde E harfi ile gösterilen yerin davalı Mustafa tarafından kullanıldığını belirttikleri halde hükümde E harfi ile gösterilen kısım yönünden infazda tereddüt uyandıracak şekilde davalı Mehmet"in müdahalesinin önlenmesine karar verilmesi doğru olmadığı gibi, A harfi ile gösterilen yapının diğer kısmının üzerinde bulunduğu komşu taşınmaz maliki veya malikleri davaya dahil edilip taraf teşkili sağlanmadan yıkım isteği ile ilgili hüküm kurulması da isabetsizdir.
Davalı F.. Ç.. ve M.. Ö.. vekilinin bu yönlere ilişkin temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK"un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer hususların incelenmesine şimdilik yer olmadığına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 16.02.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.