Abaküs Yazılım
20. Hukuk Dairesi
Esas No: 2019/6292
Karar No: 2020/773

Yargıtay 20. Hukuk Dairesi 2019/6292 Esas 2020/773 Karar Sayılı İlamı

20. Hukuk Dairesi         2019/6292 E.  ,  2020/773 K.

    "İçtihat Metni"

    MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi

    Taraflar arasındaki el atmanın önlenmesi davasından dolayı yerel mahkemece verilen yukarıda gün ve sayısı yazılı hükmün; Dairemizin 21/10/2019 gün 2019/3157-6064 E.- K. sayılı ilâmıyla temyiz isteminin süreden reddine karar verilmiş, süresi içinde davalı vekili tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla, dosya içindeki tüm belgeler incelenip gereği düşünüldü:
    K A R A R
    Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; dava konusu ana taşınmazın zemin katında işyeri işleten davalının apartmanın sığınağı mahiyetindeki bağımsız bölümü depo olarak uzun yıllardır kullandığını, 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanununun 4/2. maddesi gereğince ortak yer mahiyetindeki sığınağın boşaltılması gerektiğini beyan ederek; fazlaya ilişkin her türlü dava ve talep hakları saklı kalmak kaydıyla davalının haksız müdahalesinin önlenmesi ile haksız müdahale sonucu elde ettiği haksız kazancın ecrimisil olarak apartman yönetimine verilmesini dava etmiştir.
    Mahkemece; dava konusu yerin 1 nolu bağımsız bölümün altında kaldığı ve yan binada yer alan davalı mağaza işletmecisince kiralandığı, belediyeden aldırılan projede böyle bir eklentiden bahsedilmediği, dava konusu yerin 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanununun 4. maddesinde belirtilen ortak kullanım alanlarından olduğu ve kat maliklerinden biri tarafından kiraya verilmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle; davacının davasının kabulüyle, ... ilçesi, ... mahallesi, 458 ada 227 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan Gürol apartmanının zemin kattaki sığınağa yapmış olduğu elatmanın önlenmesine, ecrimisil yönünden sulh hukuk mahkemesinin görevi kapsamında olmadığı anlaşıldığından mahkemenin görevsizliğine karar verilmiş, davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 02/07/2018 gün ve 2017/3577 – 2018/5159 E.-K. sayılı ilamı ile hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
    Hükmüne uyulan bozma ilamında özetle; “ 1) Mahkemece davanın kabulü, davalının zemin kattaki sığınağa yapmış olduğu elatmanın önlenmesi yönünde hüküm kurulmuş ise de bu parsele ilişkin son tapu kayıtları ile yönetim planı ve onaylı mimari projenin yerinde uygulanabilmesi için mahallinde keşif yapılıp, mimari proje, yönetim planı ve tapu kaydı yerinde uygulanarak, tarafların iddia ve delilleri doğrultusunda araştırma yapılıp konusunda uzman bilirkişilerden, davalının işletmekte olduğu mağaza ile elattığı iddia edilen sığınağın aynı parselde mi/aynı apartmanda mı olduğu hususunda, ayrıca yönetim planının 9. maddesindeki, "Zemin kattaki işyerinin eklentisi olan bodrum kattaki depo bağlı bulunduğu dükkana aittir. Diğer bağımsız bölümlerin bu iş yeri ile herhangi bir ilişkisi yoktur." şeklindeki düzenlemenin de birlikte değerlendirilip, davalının apartmanın tam olarak hangi bölümüne ne şekilde bir müdahalede bulunduğuna dair gerekçeli rapor alındıktan sonra, sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken, yazılı olduğu şekilde eksik ve yetersiz inceleme ile karar verilmiş olması,
    2) Hüküm infaza elverişli değildir. HMK"nın 297/2. maddesi; "Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir." hükmünü amir olup, hüküm fıkrasının tarafların taleplerini karşılayacak şekilde açık ve maddeler halinde, infazda tereddüt yaratmayacak şekilde oluşturulması gerekirken, anılan kanun hükmüne aykırı olacak şekilde, dava konusu taşınmazın tam olarak hangi bölümüne, ne şekilde bir müdahalede bulunulduğu ve bu müdahalenin ne suretle giderilebileceği somut olarak belirtilmeksizin, bilirkişi raporunun gerekçeli kararın eki sayılmasına dair hüküm de kurulmaksızın özellikle hüküm fıkrasının 1 nolu bendinde; "zemin kattaki sığınağa yapmış olduğu el atmanın önlenmesine," şeklindeki genel ve soyut, infazda tereddüt yaratabilecek tarzdaki ifadelerle hüküm kurulması, hüküm fıkrasının açık, şeffaf, uygulanabilir ve gerekçe ile uyumlu olma, talepleri tek tek karşılama ilkesine aykırı olması nedeniyle bozmayı gerektirmiştir.
    3) Ecrimisil davası yönünden;
    Davacının dava dilekçesinde ecrimisil de talep ettiği anlaşılmaktadır. 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanununun Ek-1. maddesinde, bu Kanunun uygulanmasından doğacak her türlü anlaşmazlığın sulh hukuk mahkemesinde çözümleneceği hükme bağlanmış olup ecrimisil davası Kat Mülkiyeti Kanununun uygulanmasından kaynaklanmadığından; anılan Kanun maddesinin bu istem yönünden uygulama imkanı bulunmamaktadır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 2. maddesine göre, dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesidir. Ecrimisil istemi de malvarlığı haklarına ilişkin olduğundan, davanın bu niteliğine göre davaya bakma görevi asliye hukuk mahkemesine ait olduğundan, mahkemece, ecrimisil talebi yönünden dosyanın tefrik edilerek görevsizlik kararı ile asliye hukuk mahkemesine gönderilmesine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
    4) Ayrıca kabule göre de; Kat Mülkiyeti Kanununun 33. maddesi gereği, mahkemece eski hale getirme yönünde hüküm kurulmasına rağmen, davalıya, aykırı eylemlerine son vermesi yönündeki uyarıyla birlikte makul süre takdir edilmemiş olması bozmayı gerektirmiştir.” gereğine değinilmiştir.
    Mahkemece bozma ilamına uyulduktan sonra yapılan yargılama sonucu davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 21/10/2019 tarih 2019/3157-6064 E.- K. sayılı ilâmıyla “Dosya içerisindeki belgelerin incelenmesinde; ... Sulh Hukuk Mahkemesince 17/04/2019 tarihli 2018/477 E. - 2019/264 K. sayılı kararın her ne kadar tebliğden itibaren iki hafta içinde Yargıtay yasa yolu açık olmak üzere verildiği anlaşılmışsa da aynı mahkemece daha önce 18/05/2016 tarihinde verilen 2015/652E. - 2016/358 K. sayılı kararın Yargıtay 20. Hukuk Dairesince incelenerek 2017/3577 E. - 2018/5159 K. sayılı kararıyla bozulmasına karar verildiği görülmekle; 6100 sayılı HMK"nın geçici 3/2. maddesi uyarınca bölge adliye mahkemelerinin görevli olmadığı ve 1086 sayılı HUMK"nın uygulanması gerektiğinden ilgili kararın istinaf yoluna değil temyiz yoluna tabi olduğu tespit edilmiştir.
    ... Sulh Hukuk Mahkemesinin 2018/477 E. - 2019/264 K. sayılı kararı, davalı ... vekiline 19.05.2019 tarihinde tebliğ edilmiş, ancak yasal 8 günlük süreden sonra 31.05.2019 tarihinde karar temyiz edilmiştir. Bu durumda HUMK"nın 437. maddesi hükmünde öngörülen 8 günlük temyiz süresi geçmiş bulunduğu” gerekçesiyle temyiz isteminin süreden reddine karar verilmiş, davalı vekili tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiştir.
    6100 sayılı HMK"nın geçici 3. madde 1. fıkrasına göre; bölge adliye mahkemelerinin, 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2. maddesi uyarınca Resmî Gazetede ilan edilecek göreve başlama tarihine kadar, 1086 sayılı Kanunun temyize ilişkin yürürlükteki hükümlerinin uygulanmasına devam olunur. 2. fıkrasına göre; bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce verilen kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar
    1086 sayılı Kanunun 26/9/2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ilâ 454. madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunur. Bu kararlara ilişkin dosyalar bölge adliye mahkemelerine gönderilemez. 3. fıkrasına göre; bu Kanunda bölge adliye mahkemelerine görev verilen hallerde bu mahkemelerin göreve başlama tarihine kadar 1086 sayılı Kanunun bu Kanuna aykırı olmayan hükümleri uygulanır. Aynı maddenin (2) fıkrası gereğince de; Bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Kanunun 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ilâ 454. madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunacaktır ve 1086 sayılı HUMK"nın 437. maddesinde sulh hukuk mahkemesi kararlarına karşı temyiz süresi 8 gündür.
    Anayasa Mahkemesi de birçok kararında başvurucuların gerekçeli kararda belirtilen süreye güvenerek hareket etmesinin makul görülebileceğini, mahkemenin kanun yolunu ve süresini taraflara doğru gösterme yükümlülüğü dikkate alındığında, temyiz süresinin mahkeme kararında farklı belirtilmiş olması karşısında, kanunda belirtilen süre olduğunu kabul ederek dilekçenin reddine karar veren değerlendirmelerin mevzuat hükümleri çerçevesinde ve öngörülebilirlik sınırları içinde olduğunun kabul edilemeyeceğini, yapılan yorumun başvurucuların temyiz hakkını kullanmayı imkânsız kılacak ölçüde ve aşırı şekilci bir yaklaşımla elde edildiğini ve bu açıdan kararın başvurucuların mahkemeye erişim hakkını zedelediği sonucuna ulaşarak, Anayasa"nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir. (Anayasa Mahkemesinin 2014/819 başvuru numaralı ve 09.06.2016 tarihli (29757 sayılı ve 29.06.2016 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan kararı).
    Somut olayda; ilk derece mahkemesince kısa kararda ve gerekçeli kararda temyiz süresi kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta olarak açıklanmıştır. Gerekçeli karar davalı ... vekiline 19/05/2019 tarihinde tebliğ edilmiş, davalı ... vekili ise 31/05/2019 tarihinde, kısa kararda ve gerekçeli kararda bildirilen 2 haftalık süre içinde harç ve giderlerini yatırarak karara karşı temyiz yoluna başvurmuştur. Belirtilen sebeple adil yargılanma hakkı, adalete erişim hakkının zedelenmemesi gözönünde bulundurularak temyizin süresinde sayılarak karar düzeltme isteminin kabulü ile işin esasına girilerek davacı vekilinin temyiz sebepleri incelenmesine karar verilmiştir.
    Dosya içindeki bilgi ve belgelerle, tapu kaydı ve yönetim planının incelenmesinden; davaya konu sitenin birden fazla parsel üzerinde kurulu olduğu, yönetim planlarının yazım tarzı itibari ile aynı olmasının parsellerin birlikte yönetildiği anlamına gelmeyeceği, Kat Mülkiyeti Yasası"nda değişiklik yapılmasına ilişkin 5711 sayılı Kanunun 22. maddesi ile Kat Mülkiyeti Kanununun 66. ve devamı maddelerinde düzenlenen Toplu Yapılara İlişkin Özel Hükümler uyarınca sitede henüz toplu yapı yönetimine geçilmediği, ortak yönetim planından söz edilebilmesi için toplu yapı yönetim ve organlarını gösteren toplu yapıyı oluşturan parsellerin birbirleriyle ilişkilendirildiği tek yönetim planının olması gerektiği ve dava konusu yerde kanun koruyucu aradığı anlamda ortak yönetimin söz konusu olmadığı anlaşılmaktadır. Dava konusu sığınağın 458 ada 227 ve 458 ada 233 parselde bulunan binaların altında olması Sulh Hukuk Mahkemesini görevli hale getirmez. Bu nedenle uyuşmazlıkta Kat Mülkiyeti Kanunu hükümlerinin değil, genel hükümlerin uygulanması gerekmektedir. Buna göre görev hususu da genel hükümler uyarınca belirlenmelidir.
    Hukuki uyuşmazlıklarda asliye hukuk mahkemelerinin görevi asıl, sulh hukuk mahkemesinin görevi ise istisnadır. Özel bir kanun hükmü ile açıkça sulh hukuk mahkemesinde bakılacağı bildirilmeyen bütün dava ve işler asliye hukuk mahkemesinde görülür. Bu nedenle mahkemece, genel hükümlere göre asıl görevli mahkeme olan asliye hukuk mahkemesinde bakılmak üzere dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar verilmesi gerekirken, esas hakkında hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
    SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davalı ... vekilinin karar düzeltme isteminin KABULÜNE, Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 21/10/2019 tarih 2019/3157-6064 E.-K. sayılı temyiz isteminin süreden reddine kararının ortadan kaldırılmasına, yukarıda açıklanan
    nedenlerle davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile ... Sulh Hukuk Mahkemesinin 17/04/2019 tarih 2018/477 E. -2019/264 K. sayılı kararının BOZULMASINA karar düzeltme harcının istek halinde iadesine 17/02/2020 günü oy çokluğu ile karar verildi.
    KARŞI OY YAZISI
    Sulh hukuk mahkemesi kararlarının 8 gün içinde temyiz edilebilmesine rağmen yerel mahkemece kısa kararda temyiz süresinin “iki hafta” olarak belirtilmiş olması nedeniyle davalı vekilinin kararın tebliğinden 9 gün sonra verdiği temyiz dilekçesinin süresinde kabul edilip edilmeyeceğinin yürürlükteki mevzuat hükümleri ve hukuki istikrar açısından değerlendirilmesi gerekmektedir.
    Bir davanın açılmasıyla başlayan yargılama faaliyetinde, karara ulaşmak bakımından, mahkeme ve taraflarca yapılması gereken belirli işlemler vardır ve her işlemin belli bir zaman aralığında yapılması gerekmektedir. Usul hükümleri ile normatif bir değer kazanan bu zaman aralıklarına süre denilmektedir. Böylece usul işlemlerinin yapılması zamansal olarak tarafların ya da mahkemenin arzularına, inisiyatifine bırakılmamış olmaktadır.
    Bir uyuşmazlık mahkemeye taşınmış olmakla, kamu alanına, toplumun da çıkarını ilgilendiren bir platforma aktarılmış olmaktadır. Bu nedenle bir davanın makul sürede sona erdirilmesinde en az taraflar kadar toplumun da yararı vardır.
    Şu halde, süreye ilişkin normların kabulüyle medeni usul hukukunda gerçekleştirilmek istenen amaçlar; adaletin bir an önce sağlanması, keyfiliğin önlenmesi, mahkemenin aynı işle uzun süre meşgul olmasının, başka ifadeyle diğer dava ve işlere yeterince zaman ayıramaz duruma düşürülmesinin önlenmesi; uluslar üstü ve ulusal nitelikteki emredici normlar uyarınca davanın makul sürede sonuçlandırılmasının sağlanması, yargılamanın belli bir düzen ve kestirilebilir bir zamansallıkla yürütülmesi, başka bir anlatımla yargılamanın adil şekilde yapılmasının sağlanması olarak özetlenebilir.
    Sürelerin önemli bir kısmı, taraflar için konulmuş sürelerdir. Taraflar, bu süreler içinde belli işlemleri yapabilirler veya yapmaları gerekir. Bu süre içinde yapılamayan işlemler, tekrar yapılamaz ve süreyi kaçıran taraf aleyhine sonuç doğurur. Taraflar için konulmuş süreler, kanunda belirtilen süreler ve hâkim tarafından belirtilen süreler olmak üzere ikiye ayrılır. Kanunda belirtilen süreler, kanun tarafından öngörülmüş sürelerdir. Cevap süresi, temyiz süresi gibi. Bu süreler kesindir ve bir işlemin kanuni süresi içinde yapılıp yapılmadığı, mahkemece re’sen gözetilir. Hâkimin tespit ettiği süreler ise, kural olarak kesin değildir. (Kuru, Baki, Prof. Dr.; Arslan, Ramazan, Prof. Dr.; Yılmaz, Ejder, Prof. Dr.; Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı, 6100 sayılı HMK’na Göre Yeniden Yazılmış 22. Baskı, Ankara 2011, s.749).
    Hâkim, kendi tayin etmiş olduğu süreyi, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)’nun 90/2. maddesine göre iki tarafı dinledikten sonra haklı nedenlere dayanarak, azaltıp çoğaltabilir. Hâkim, tayin ettiği sürenin, kesin olduğuna da karar verebilir (HMK m.94/2, HUMK m.163).
    Yukarıda da belirtildiği üzere hakim tarafından da sürenin belirlenebildiği durumlar var olmakla birlikte kanunda belirlenen süreler üzerinde hakimin tasarruf yetkisi bulunmamaktadır. Eş söyleyişle kanun öngördüğü bir süre hakim tarafından uzatılıp kısaltılamaz. Temyize ilişkin süreler de yasa tarafından düzenlenen kesin sürelerdir ve resen gözetilmesi gerekir.
    6100 sayılı HMK’nun geçici 3. maddesinin (1). fıkra hükmü; “Bölge adliye mahkemelerinin, 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2. maddesi uyarınca Resmî Gazete’de ilan edilecek göreve başlama tarihine kadar, 1086 sayılı Kanunun temyize ilişkin yürürlükteki hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.” şeklindedir.
    1086 sayılı HUMK’nın 437. maddesini yeniden düzenleyen 5236 sayılı Kanunun 16 md. öncesindeki hali “Sulh mahkemesi kararlarına karşı temyiz süresi sekiz gündür. Bu süre ilamın usulen taraflardan herbirine tebliği ile işlemeye başlar….” şeklindedir.
    Tüm bu nedenlerle kanunda belirtilen istisnai durumlar dışında, hakim kanundaki süreleri arttıramaz veya eksiltemez. Halen yürürlükte bulunan yasa hükümlerine göre sulh hukuk mahkemesi kararlarına karşı temyiz süresi 8 gün olduğu halde hüküm sonucunda mahkeme hakimince hatalı şekilde kararın 2 hafta içinde temyiz edilebileceğinin belirtilmesi hükmü temyiz eden tarafa herhangi bir hak sağlamayacağından, temyiz isteminin süresinde sayılması yönündeki sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum.



    Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

    Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


    Avukat Web Sitesi