3. Hukuk Dairesi 2018/3788 E. , 2018/6666 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :AİLE MAHKEMESİ
Taraflar arasındaki ziynet eşyasının iadesi davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen kararın, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı vekili özetle, müvekkilinin evliliği boyunca davalıdan tehdit, şiddet ve baskı gördüğünü, bu nedenle boşanmak istediğini ancak yakınlarının araya girmesi nedeniyle boşanmaktan vazgeçtiğini, bunun üzerine davalının şiddet ve baskısını artırdığını, müvekkilini darp ettiğini, bu nedenle müvekkilinin aynı gün intihara kalkıştığını, hastaneden müşterek eve dönüşü olmadığını, ziynet eşyalarının davalının yedinde kaldığını ileri sürerek ziynet eşyalarının aynen iadesine, mümkün olmaması halinde fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere şimdilik 10.000TL bedelin dava tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili; taraflar arasındaki geçimsizliğinin kaynağının davacı olduğunu, davalının davacıyı darp etmediğini, davacı üzerindeki morlukların davacının intiharı nedeniyle sedyeye alınması sırasında olabileceğini, davacının daha önceki evden ayrılışında ziynetlerini yanında götürdüğünü savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, davacının evden ayrılış biçimine göre takıları yanına alamayacağı düşünülse de dinlenen davacı tanıklarının takıların niteliği ve akıbeti konusunda çelişkili beyanda bulunduğu, ispat yükü kendisinde bulunan davacı kadının, söz konusu ziynetlerin davalı kocada kaldığını ispat edemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ,hükmü davacı vekili temyiz etmiştir.
Türk Medeni Kanunu’nun 6.maddesi hükmü uyarınca; kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını kanıtlamakla yükümlüdür. Gerek doktrinde, gerek Yargıtay içtihatlarında kabul edildiği üzere ispat yükü hayatın olağan akışına aykırı durumu iddia eden ya da savunmada bulunan kimseye düşer. Öte yandan, ileri sürdüğü bir olaydan kendi yararına haklar çıkarmak isteyen kimse iddia ettiği olayı kanıtlaması gerekir.
Ziynet eşyası rahatlıkla saklanabilen, taşınabilen, götürülebilen türden eşyalardandır. Bu nedenle evden ayrılmayı tasarlayan kadının bunları önceden götürmesi, gizlemesi her zaman mümkün olduğu gibi, evden ayrılırken üzerinde götürmesi de mümkündür. Bunun sonucu olarak, normal koşullarda ziynet eşyalarının kadının üzerinde olduğunun kabulü gerekir. Bu durumda, ziynet eşyasının varlığını, evi terk ederken bunların zorla elinden alındığını ve götürülmesine engel olunduğunu, evde kaldığını, kadının ispatlaması gerekir. Bunların davalı tarafın zilyetlik ve korumasına terk edilmesi olağan durumla bağdaşmaz.
Diğer taraftan, düğün sırasında takılan ziynet eşyaları kim tarafından takılırsa takılsın, aksine bir anlaşma bulunmadıkça kadına bağışlanmış sayılır ve artık onun kişisel malı niteliğini kazanır. Bu eşyaların iade edilmemek üzere kocaya verildiği, kadının isteği ve onayı ile bozdurulup müşterek ihtiyaçlar için harcandığı hususu davalı tarafça kanıtlandığı takdirde, koca bunları iadeden kurtulur.
Somut olayda davacı kadının iddiası, düğünde takılan ziynetleri alamadan evden ayrılmak zorunda kaldığı ve ziynetlerinin davalı tarafta kaldığı yönündedir.
Gerek boşanma dosyasından gerekse iş bu dosyada dinlenen ve birbirini teyit eden tanık beyanlarından davacı kadının eşinden şiddet gördükten sonra ortak konutta intihara kalkıştığı, hastaneden çıkınca ise müşterek eve bir daha dönmediği, ziynetlerini alamadan evden ayrıldığı anlaşılmaktadır. Bu halde davacının, ziynet eşyalarının davalı yedinde kaldığını ispatlamış olduğunun kabulü gerekir. Bu durumun aksini, yani davacının önceki evi terk edişinde ziynetleri yanında götürdüğü savunmasını ise davalı kanıtlayamamıştır.
Hal böyle olunca mahkemece; davacı kadına ait ziynet eşyalarının miktar ve değeri taleple bağlı kalınmak koşulu ile belirlendikten sonra, hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK"nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK.nun 440.maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 18.06.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.