1. Hukuk Dairesi 2015/16088 E. , 2018/10742 K.
"İçtihat Metni".....
Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalılar tarafından yasal süre içerisinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 29.05.2018 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalı ... vekili Avukat ... ....., davalı ... vekili Avukat ... ile temyiz edilen davacı vekili Avukat ... geldiler, duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
-KARAR-
Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Davacı, mirasbırakan babası Şükrü Sipahioğlu’nun maliki ve paydaşı olduğu 110 ada 322 parsel sayılı taşınmazını bağış, 110 ada 323, 324, 325, 327, 287, 104 ada 46 ve 47 parsel sayılı taşınmazlarını ise satış suretiyle davalılara devrettiğini, temliklerin mirasçıdan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu belirterek tapu kayıtlarının iptali ile miras payı oranında adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalılar, temliklerin gerçek olduğunu, mirasbırakanın paylaştırma kastıyla hareket ettiğini belirterek davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, muvazaa olgusunun sabit olduğu gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; mirasbırakan..... maliki olduğu çekişme konusu 100 ada 322 parsel sayılı taşınmazını 20.06.1990 tarihinde bağış, 100 ada 327, 325 ve 325 parsel sayılı taşınmazlarını 16.08.1988, 110 ada 323 parsel sayılı taşınmazını 21.05.1974, 110 ada 287 parsel sayılı taşınmazı 12.08.1996 tarihinde davalı ...’a, 104 ada 6 parsel sayılı taşınmazını ise 06.04.1979 tarihinde davalı ...’ya satış suretiyle temlik ettiği, 1921 doğumlu murisin 15.05.2006 tarihinde öldüğü, geride mirasçı olarak davacı oğlu ..... ile dava dışı bir çok mirasçının kaldığı, davalıların murisin mirasçıları olmadığı anlaşılmaktadır.
Hemen belirtilmelidir ki, bağış, geçerli bir işlem olup koşullarının varlığı halinde ancak tenkise tabi olur ve bağış suretiyle yapılan temlikler bakımından 1.4.1974 tarih 1/2 sayılı Yargıtay İnançları Birleştirme Kararının uygulama yeri yoktur.
Somut olayda, çekişme konusu 110 ada 322 parsel sayılı taşınmazın 20.06.1990 tarihinde bağış suretiyle davalı ...’a temlik edildiği gözetildiğinde olayda koşulların bulunması halinde Türk Medeni Kanununun tenkis hükümlerinin uygulanması suretiyle bir karar verilmesi gerekeceği ancak eldeki davada tenkis yönünden de bir isteğin olmadığı açıktır.
Davalıların satış suretiyle devredilen dava konusu diğer taşınmazlara ilişkin temyiz itirazlarına gelince;
./..
Bilindiği üzere, uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (nitelikli-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 0l.04.1974 tarih 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere; görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de 4721 s. Türk Medeni Kanununun 706, 6098 s. Türk Borçlar Kanununun 237 (818 s. Borçlar Kanunun 213) ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki kişisel ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Somut olayda, davalılar, mirasbırakanın davacı ve ailesine de bazı taşınmazlarını devrettiğini, temlik edilen taşınmazların bir kısmının davalı ve ailesi tarafından kullanıldığını bildirmek suretiyle murisin gerçek iradesinin mirasçılardan mal kaçırmak olmadığı savunmasında bulunmuşlar, ne var ki, mahkemece bu husus araştırılmadığı gibi savunma üzerinde de durulmamıştır.
Hal böyle olunca, yukarıda belirtilen ilkeler ve olgular doğrultusunda araştırma ve inceleme yapılması, davalıların savunmasının üzerinde durularak mirasbırakan tarafından davacı ve ailesine devredilen bir taşınmaz bulunup bulunmadığının taraflardan da sorulmak suretiyle araştırılması, varsa tapu kayıtlarının istenilmesi, toplanan ve toplanacak delillerin birlikte değerlendirilerek murisin dava konusu temliklerdeki iradesinin duraksamaya yer bırakmayacak şekilde saptanması ve hasıl olacak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik soruşturma ile yetinilerek yazılı olduğu üzere karar verilmiş olması doğru olmadığı gibi çekişmeye konu 110 ada 322 parsel bakımından; 1.4.1974 tarih 1/2 sayılı Yargıtay İnançları Birleştirme Kararı olayda uygulanamayacağından, anılan taşınmaz yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması da isabetsizdir.
Davalıların yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK"un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 30.12.2017 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesi gereğince gelen temyiz edenler vekili için 1.630.00.-TL. duruşma vekâlet ücretinin temyiz edilenden alınmasına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 29.05.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.