
Esas No: 2020/4396
Karar No: 2021/1116
Karar Tarihi: 10.02.2021
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2020/4396 Esas 2021/1116 Karar Sayılı İlamı
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu İptal, Elatmanın Önlenmesi Ve Kal
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabul, kısmen reddine karar verilmiş olup, hükmün davacı vekili, davalılar ... ve ... vekili ve davalılar ... ve ... vekili ile davalılar ..., ..., ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı vekili, dava konusu 20 ada 10 parsel (yeni 1012 ada 2 parsel) arsa vasıflı taşınmazın davalılar tarafından bina olarak kullanıldığını, taşınmazın kıyı kenar çizgisi içinde yer aldığını açıklayarak, taşınmazın tapusunun iptali ile müdahalenin men’ini, binanın ise kal’ini talep etmiştir.
Davalılar vekilleri ayrı ayrı; davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece; ilk kararda, davalılardan ... dava açıldığı esnada vefat etmiş olduğundan davanın reddine karar verilmiştir. Hükmün davacı vekili tarafından temyizi üzerine, Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 06.12.2004 tarihli ve 2004/13381 Esas, 2004/13258 Karar sayılı ilamı ile ölü paydaşın mirasçılarına dava açılarak bu dava ile birleştirilmesi dava konusu taşınmazın kıyı kenar çizgisi içerisinde kalıp kalmadığının araştırılarak tüm paydaşlar yönünden karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle yerel mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir. Bu karar üzerine mahkemece bozmaya uyularak ... Mirasçılarına açılan dosya birleştirilmek suretiyle bu defa da hak düşürücü süre nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir. Hükmün davacı vekili tarafından temyizi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 31.03.2010 tarihli ve 2010/ 3113 Esas, 2010/3670 Karar sayılı ilamı ile Mahkemece verilen red kararında isbetsizlik bulunmadığından davacının temyiz itirazları yerinde görülmediyse de yargılama gideri, harç ve vekalet ücreti yönünden kararın bozulmasına karar verilmiştir. Davalı ... vekilinin karar düzeltme talebinin ise reddine karar verilmiştir. Mahkemece; bu defa yeniden davanın reddine karar verilerek 3402 sayılı Kanun"un 36. maddesine eklenen 36/A maddesi gereğince davalılar aleyhine vekalet ücreti de dahil yargılama giderlerine hükmolunamayacağı düzenlemesi getirildiğinden bu konuda karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Hükmün davacı vekili tarafından temyizi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 30.01.2012 tarihli ve 2011/12758 Esas, 2012/622 Karar sayılı ilamı ile Anayasa Mahkemesinin iptal hükmü gözetilerek henüz karar kesinleşmediğinden işin esasına girilerek karar verilmesi gerekçesi ile kararın bozulmasına karar verilmiştir. Bir kısım davalılar vekilinin karar düzeltme taleplerinin ise reddine karar verilmiştir. Bu defa Mahkemece bozma ilamına direnilerek davanın yeniden reddine karar verilmiştir. Davacı vekilinin temyizi üzerine dosya Hukuk Genel Kurulunca incelenmiş olup Özel Daire bozma kararına uyulması gerektiği gerekçesiyle yerel mahkemenin direnme kararının bozma ilamında gösterilen nedenlerle bozulmasına karar verilmiştir. Davalılar vekilinin karar düzeltme istemlerinin ise reddine karar verilmiştir. Nihai olarak mahkemece bozma ilamına uyularak açılan asıl davanın ve Mahkemenin birleştirilen 2007/474 E. 2008743 K. sayılı dosyasının kısmen kabul kısmen reddine , dava konusu 1012 ada 2 parsel (eski, 20 ada 10 parsel) taşınmazın 07.05.2019 havale tarihli bilirkişi raporuna ekli krokide (sayfa 16) 20,03 m2 lik alanın davalılar adına olan tapu kaydının bu kısmının kıyı kenar çizgisi içerisinde kalması nedeniyle iptali ile davacı hazine adına tesciline, fazlaya ilişkin talebin ise reddine karar verilmiştir. Hükmün davacı vekili ve bir kısım davalılar vekilleri ayrı ayrı süresinde temyiz etmiştir.
Dava; 3621 sayılı Kıyı Kanununa dayalı olarak açılmış kıyı kenar çizgisi içerisinde kalan taşınmazın tapusunun iptali ve kıyıya terkini ile elatmanın önlenmesi ve kal istemine ilişkindir.
1. Dosya muhtevası, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına ve uyulan bozma ilamında açıklandığı üzere işlem yapılıp sonucu dairesinde hüküm tesis edildiğine göre davalılar vekillerinin ayrı ayrı temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. Davacı vekilinin temyiz itirazlarına gelince;
a) Hemen belirtmek gerekir ki; T.C. Anayasası"nın 141/3 maddesi gereğince bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerekir. 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu"nun 388/1-3. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu"nun 297/1-c. maddesi, bir mahkeme hükmünün kapsamının ne şekilde olması gerektiğini açıklamıştır.
Bir mahkeme hükmünde, tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla, bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin birer birer, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde hükümde gösterilmesi gereklidir. Bu kısım, hükmün gerekçe bölümüdür. Gerekçe, hakimin (mahkemenin) tespit etmiş olduğu maddi vakıalar ile hüküm fıkrası arasında bir köprü görevi yapar. Gerekçe bölümünde hükmün dayandığı hukuki esaslar açıklanır. Hakim, tarafların kendisine sundukları maddi vakıaların hukuki niteliğini (hukuk sebepleri) kendiliğinden (re’sen) araştırıp bularak hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar.
Hakim, gerekçe sayesinde verdiği hükmün doğru olup olmadığını, yani kendini denetler. Üst mahkeme de, bir hükmün hukuka uygun olup olmadığını ancak gerekçe sayesinde denetleyebilir. Taraflar da ancak gerekçe sayesinde haklı olup olmadıklarını daha iyi anlayabilirler. Bir hüküm, ne kadar haklı olursa olsun, gerekçesiz ise tarafları doyurmaz (Kuru, Baki/ Arslan, Ramazan/ Yılmaz, Ejder; Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı 6100 sayılı HMK’na göre Yeniden Yazılmış, 22 Baskı, Ankara 2011, s.472). Anayasa’nın 141. maddesi gereğince bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olması gereklidir. Gerekçenin önemi Anayasal olarak hükme bağlanmakla gösterilmiş olup gerekçe ve hüküm birbirine sıkı sıkıya bağlıdır.
Yasa"nın aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, infaz edilebilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir. Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay’ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur.
Az yukarıda vurgulanan hususlar, Hukuk Genel Kurulu"nun 19.06.1991 tarihli ve Esas: 323, Karar: 391; 10.09.1991 tarihli ve Esas: 281, Karar: 415; 25.09.1991 tarihli Esas: 355, Karar: 440; 19.04.2006 tarihli ve Esas: 2006/4-142, Karar: 229; 05.12.2007 tarihli ve Esas: 2007/3-981, Karar: 936; 23.01.2008 tarihli ve Esas: 2008/14-29, Karar: 4; 19.03.2008 tarihli ve Esas: 2008/15-278, Karar: 254; 18.06.2008 tarihli ve Esas: 2008/3-462, Karar: 432; 21.10.2009 tarihli ve Esas: 2009/9-397, Karar: 453; 24.02.2010 tarihli ve Esas: 2010/1-86, Karar: 108; 28.04.2010 tarihli ve Esas: 2010/11-195, Karar: 238; 22.06.2011 tarihli ve Esas: 2011/11-344, Karar: 436 sayılı kararlarında da, benimsenmiştir. Nitekim, 07.06.1976 tarihli ve 3/4-3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı"nın gerekçesinde yer alan “Gerekçenin ilgili bilgi ve belgelerin isabetle takdir edildiğini gösterir biçimde geçerli ve yasal olması aranmalıdır. Gerekçenin bu niteliği yasa koyucunun amacına uygun olduğu gibi, kararı aydınlatmak, keyfiliği önlemek ve tarafları tatmin etmek niteliği de tartışma götürmez bir gerçektir.” şeklindeki açıklama ile de aynı ilkeye, vurgu yapılmıştır.
Bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerektiğini öngören Anayasa"nın 141/3. maddesi ve ona koşut bir düzenleme içeren 6100 sayılı HMK"nin 297. (Mülga HUMK"un 388.) maddesi, işte bu amacı gerçekleştirmeye yöneliktir. Yine HMK"nin 27. maddesinin (HUMK"un 73.m) 2. bendi “c” bölümünde de hukuki dinlenilme hakkının “Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini” de içerdiği açıklanarak bu husus vurgulanmıştır.
Öte yandan, mahkeme kararlarının taraflar, bazen de ilgili olabilecekleri başka hukuki ihtilaflar yönünden etkili ve bağlayıcı kabul edilebilmeleri, başka bir dava yönünden kesin hüküm, kesin veya güçlü delil oluşturup oluşturamayacağı gibi hukuksal değerlendirmeler de bu kararların yukarıda açıklanan nitelikte bir gerekçeyi içermesiyle mümkündür.
Somut olaya gelince; Davacı vekili dava dilkeçesinde elatmanın önlenmesi ve kal talebinde de bulunmuş olup her ne kadar hüküm kısmında fazlaya ilişkin istekler reddedilmişse de elatmanın önlenmesi ve kal yönünden gerekçede red sebebi açıklanmadığından Mahkemece verilen bu red hükmünün elatmanın önlenmesi ve kal talebini içerip içermediği içeriyorsa neden reddedildiği açık değildir. O halde Mahkemece yapılacak iş; taraflarca sunulan tüm deliller ile yapılan keşif ve alınan bilirkişi raporundaki açıklamalar da değerlendirilerek az yukarıdaki ilkeler karşısında tüm delilleri birlikte değerlendirmek, sonucuna göre her bir taleple ilgili kabul ve ret sebeplerini içeren, tarafları doyurucu, hukuki denetimi mümkün ve özellikle Anayasa"nın 141/3. maddesi ve ona koşut bir düzenleme içeren 6100 sayılı HMK"nin 297. (Mülga HUMK"un 381, 388 ve 389.) ve 27. maddeleri de gözetilerek gerekçelerini açıkça kaleme aldığı anlaşılabilir, denetlenebilir ve infazı mümkün nitelikte bir hüküm kurmak olmalıdır.
b) Anayasa"nın 43 ve 3621 sayılı Kıyı Yasası"nın 5. maddesine göre kıyılar; Devlet"in hüküm ve tasarrufu altındadır, herkesin eşit ve serbest olarak yararlanmasına açıktır. Deniz, göl ve akarsu kıyıları ile deniz ve göllerin kıyılarını çevreleyen sahil şeritlerinden yararlanmakta, öncelikle kamu yararı gözetilir. 4.madde hükmüne göre Kıyı çizgisi: Deniz, tabii ve suni göl ve akarsularda, taşkın durumları dışında, suyun karaya değdiği noktaların birleşmesinden oluşan çizgi, Kıyı Kenar çizgisi: Kıyı çizgisinden sonraki kara yönünde su hareketlerinin oluşturulduğu kumluk, çakıllık, kayalık, taşlık, sazlık, bataklık ve benzeri alanların doğal sınır, Kıyı ise: Kıyı çizgisi ile kıyı kenar çizgisi arasındaki alandır. TMK"nin 999. maddesine göre de; özel mülkiyete tâbi olmayan ve kamunun yararlanmasına ayrılan taşınmazlar, bunlara ilişkin tescili gerekli bir aynî hakkın kurulması söz konusu olmadıkça kütüğe kaydolunmaz, tapuya kayıtlı bir taşınmaz, kayda tâbi olmayan bir taşınmaza dönüşürse, tapu sicilinden çıkarılır.
Uyuşmazlığın bu niteliğine göre, öncelikle yöntemince kıyı-kenar çizgisinin belirlenmesi ve zemine uygulanması gerekir. Bu doğrultuda, dava konusu taşınmazın bulunduğu yerde idarece oluşturulmuş kıyı kenar çizgisinin bulunup bulunmadığı Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü"nden sorularak belirlenmelidir. İdarece oluşturulmuş ve kesinleşmiş kıyı kenar çizgisi var ise, buna ilişkin karar ve dayanağı olan belgeleri ile kroki ve haritasının birlikte getirtilip dosya arasına konulması, mahallinde yerel ve teknik bilirkişi ile harita mühendisi aracılığıyla yapılacak keşifte araziye uygulanması, çekişme konusu taşınmazın yeri belirlenip harita üzerine işaretletilmesi gerekir.
İdarece oluşturulmuş kıyı kenar çizgisinin bulunmaması yahut idari yargı yerinde iptal edilmiş veya oluşturulan harita 28.11.1997 tarihli ve 5/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında kabul edilen ilkeye göre ilgililerine tebliğ edilerek kesinleştirilmemiş ve davalının itirazına uğramışsa; adli yargı mahkemesince, 3621 sayılı Kıyı Kanunu"nun 4. maddesindeki tanımlamalar dikkate alınarak, aynı Kanunun 5 ve 9. maddeleri ile 13.03.1972 tarihli ve 7/4 sayılı, 28.11.1997 tarihli ve 5/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararları göz önünde tutularak, Kanunun 9/2. maddesinde belirtilen bilirkişi kurulu aracılığıyla, keşif yapılarak açıklanan kural ve yöntemler doğrultusunda kıyı kenar çizgisi oluşturulmalıdır. Mahkeme aracılığıyla bu çalışma yapılırken, varsa idarenin önceden kıyı kenar çizgisi oluşturmak için yaptığı saptamalar ve bu konuda kurulan komisyonun çalışmalarının ortaya çıkardığı bilimsel değerlerin bulunduğu da göz ardı edilmemelidir.
İdarenin kıyı kenar çizgisi çalışmalarında, o yere ilişkin kamu görevlilerince önceden oluşturulmuş komisyon çalışmalarını içerir kayıt ve belgeler getirtilmeli, bunlardaki verilerle, mahkemece kıyı kenar çizgisi oluşturmak için bilirkişilerce yapılan çalışmalarda elde edilen veri ve bulguların örtüşmemesi durumunda, bunun nedenleri hakkında bilirkişilerden bilimsel gerekçelere ve maddi bulgulara dayalı, doyurucu ve denetime açık ek rapor alınmalıdır. Başka bir anlatımla, eldeki uyuşmazlıkta idari saptamalardan takdiri delil olarak yararlanılması zorunludur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu"nun 26.06.2003 tarihli ve 97/110 sayılı kararı da bu doğrultudadır. Yapılacak bu araştırmalarla, dava konusu taşınmazın kıyı kenar çizgisinin hangi tarafında kaldığı duraksamaya yer vermeyecek şekilde belirlendikten sonra, oluşacak durum, dosya içeriği, iddia ve savunma doğrultusunda toplanan diğer tüm deliller birlikte tartışılıp değerlendirilerek, uyuşmazlık hakkında bir karar verilmesi gerekir.
Somut olaya gelince; 31.03.2017 tarihinde 1 fen, 1 inşaat, 1 arkeolog, 3 jeoloji mühendisi ve 1 şehir plancısı bilirkişilerin düzenlediği raporda; iptal edilen ve yeni belirlenen kıyı kenar çizgisinin harita mühendisi tarafından krokide gösterildiğini, yeni belirlenen kıyı kenar çizgisine göre dava konusu taşınmazın 126,97 m2 lik kısmının kıyı kenar çizgisi içerisinde, 11,28 m2 lik kısmının ise bilirkişi kurulunca belilenen kıyı kenar çizgisi dışında kaldığı belirlenmiştir. Mahkemece yeniden alınan 07.05.2019 havale tarihli farklı bilirkişilerce düzenlenen raporda ise jeofizik rezistivite ölçüm çalışması yapılmış olup 1955 yılına ait hava fotoğrafları da incelendiğinde dava konusu parselin kuzey sınırının bittiği yerde Marmara Denizinin başladığı, keşif sırasında görülen belediye tarafından dolgu yapılan alanın yapılı olmadığı da belirtilerek, eski hava fotoğrafları referans alınarak kıyı hattının çizilerek gerçek kenarın tespit edildiği de belirtilerek yapılan değerlendirme sonucunda dava konusu 1012 ada 2 parselin 20,03 m2 lik kısmının kıyı kenar çizgisi içerisinde, 118,22 m2lik kısmının ise bilirkişilerce belirlenen kıyı kenar çizgisi dışında kaldığı belirtilmiştir. Görüldüğü üzere farklı bilirkişilerden alınan raporlar arasında kıyı kenar çizgisi içerisinde kalan kısım yönünden çelişki bulunmakta olup Mahkemece son rapora itibar edilerek hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
O halde Mahkemece; bilirkişi raporları arasındaki çelişkinin nedenlerinin bilimsel verilere dayalı olarak bilirkişilere açıklattırılması, dosya kapsamında dava konusu taşınmazın komşu parsellerine Hazine tarafından açılmış aynı sebebe dayalı davalar ve kesinleşmiş kararlar olduğu tespit edilmiş olup dosya arasında olanlar dışında varsa başkaca kararlar da araştırılarak onların da dosya arasına alınması ve bu davalarda belirlenip kesinleşen bir kıyı kenar çizgisinin olup olmadığının değerlendirilmesi; eğer var ise bilirkişi kurulundan bu hususları da karşılayacak şekilde yeniden rapor aldırılması gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
c) Ayrıca kıyı kenar çizgisi kapsamında kalan kısım yönünden tapu kaydının iptali ile tapudan terkinine karar verilmesi gerekirken, kıyı olarak belirtilen kısmın tapuya tesciline karar verilmesi de doğru değildir.
SONUÇ: Yukarıda 2. bendin a-b-c maddelerinde açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK"nin Geçici 3. maddesi yollaması ile HUMK"un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle ise davalılar vekillerinin temyiz itirazlarının REDDİNE, taraflarca HUMK"un 440/1. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 3402 Sayılı Kanunun 36/A maddesi gereğince harç alınmasına mahal olmadığına, 10.02.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.