22. Ceza Dairesi 2015/10092 E. , 2016/1750 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Çocuk Mahkemesi
SUÇ : Hırsızlık
HÜKÜM : Mahkumiyet
Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, kararın nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:
12-15 yaş aralığında olan suça sürüklenen çocuk hakkında açıklanması geri bırakılan hükmün CMK"nın 231/11. maddesi gereğince aynen açıklanması gerekirken ilk hükümde suça sürüklenen çocuğa verilen cezadan 5237 sayılı TCK"nın 31/2. maddesi uyarınca indirim yapıldığı halde hüküm açıklanırken anılan madde yerine aynı Kanunun 31/3. maddesi uygulanmak suretiyle fazla ceza tayini,
Bozmayı gerektirmiş, suça sürüklenen çocuk ... müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan diğer yönleri incelenmeyen hükmün bu sebepten dolayı isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 12/02/2016 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
Muhalif
- KARŞI OY -
Suça sürüklenen çocuk ... hakkında Gaziantep 1. Çocuk Mahkemesince kurulan 18.10.2011 tarih/393 Esas, 2011/731 Karar sayılı kararın bozulmasına ilişkin karara aşağıda belirtilen gerekçelerle katılmıyor, kararın öncelikle
../...
belirtilen nedenlerle bozulması gerektiğini düşünüyoruz.
Suça sürüklenen çocuk hakkında 14.03.2008 tarihinde işlediği iddia olunan hırsızlık suçu nedeni ile 14.05.2009 tarihinde mahkumiyet hükmü kurulmuş olup, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir.
Suça sürüklenen çocuk hakkında üç yıllık denetim süresi içinde 30.05.2010 tarihinde "kasten yaralama" suçunu işlediği gerekçesi ile Gaziantep 2. Çocuk Mahkemesine dava açılmış, bu mahkemece 18.04.2011 tarih 2010/176 Esas, 2011/256 Karar sayılı kararla, TCK 86/2-3-e, 29/1, 31/3, 62, 52/2. maddeleri gereğince 1000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Bu karar, 5320 sayılı yasanın geçici 2. maddesi gereğince miktar itibariyle kesin nitelikte olduğundan yasa yollarına başvurulmaksızın kesinleşmiştir.
Kesinleşen bu hüküm nedeni ile dosyamıza konu hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kaldırılması için ihbarda bulunulmuş, ihbar gereğince duruşma açılarak inceleme konusu hüküm açıklanmıştır.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin CMK 231/11. maddesinde "denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranması halinde, mahkeme hükmü açıklar." şeklinde düzenleme olduğu, eylemin kasıtlı bir suç olduğu ve mahkumiyet hükmü kurulduğunda bir ihtilaf bulunmamaktadır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu da 05.05.2015 tarih ve 2014/8-145 Esas, 2015/145 Karar sayılı kararında sırf lafzi yorumla konuya yaklaşarak, kasıtlı bir suç ile mahkumiyet hükmü kurulması halinde sanık hakkındaki hükmün açıklanmasına karar verilmesinde yasaya aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşmış ise de, ulaşılan bu sonucun anayasaya ve hukuka uygun olmadığını, konuya sadece suçun kasti suç olup olmadığı ve bu hükmün kesinleşip kesinleşmediği yönü ile bakılamayacağı düşüncesindeyiz. Zira hükmün açıklanmasına neden olan ikinci mahkumiyet hükmü kesin nitelikte para cezasına ilişkin olup, yasal denetimden geçmemiştir.
1412 sayılı CMUK 305/1. maddesinin iptaline ilişkin anayasa mahkemesinin 23.07.2009 tarih 2006/65 Esas, 2009/114 Karar sayılı kararın konumuzla ilgili kısmında "...Anayasa"nın "Hak arama hürriyeti" başlıklı 36. maddesinde, herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı ve davalı kimliğiyle sav ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir.
Yargı yerlerinin verdikleri kararlarda, gerek yanılma, gerekse normları değişik biçimde yorumlama sonucu olarak doğan ve olağan sayılması gereken yasaya ve hukuka aykırılıkların giderilmesini sağlamak amacıyla bazı yöntemlerin konulması yoluna gidilmiştir. Bir yargı yerinin verdiği kararda aykırılık olduğu savı ile ortaya çıkan uyuşmazlığın çözümlenmek üzere yargı önüne getirilmesi "kanun yolu"na başvurmadır. Kanun yoluna başvuru hakkı, adli yargılanma hakkının kapsamı içerisinde kabul edilmektedir. Bunun nasıl yapılacağı ise usul hükümleri ile gösterilmektedir. Anayasa"nın 142. maddesinde "mahkemelerin kuruluşunun, görev ve yetkilerinin, işleyişlerinin ve yargılama usullerinin" yasa ile düzenlenmesi öngörülmüştür. Yasa yoluna ilişkin düzenlemeler, yargılama usulü kapsamındadır. Yargılamanın olabildiğince hızlı sonuçlanması ve suçluların bir an önce cezalandırılması gerektiğinden her karara karşı değil, fakat önemli kararlara karşı kanun yoluna gidilmesi gereği benimsenmektedir. Mahkemelerce verilen tüm kararlara karşı kanun yolunun açık tutulması, kanun yolu kurumunu işlemez duruma getirebilir. Kaldı ki, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi"nin Ek 7 numaralı protokolünün "Cezai konularda iki dereceli yargılanma hakkı" başlıklı 2. maddesinde de bir mahkeme tarafından cezai bir suçtan mahkum olan kimsenin verilen
hükmü bir üst mahkemede inceletmek hakkına sahip olduğu ancak bu hakkın kullanılmasına yasada düzenlenmiş haliyle az önemli suçlar ya da ilgilinin
../...
birinci derece mahkemesi olarak en yüksek mahkemede yargılandığı veya beraatini müteakip bunun temyiz edilmesi üzerine verilen mahkumiyet hallerinde istisnaya tabi tutulabileceği hükmüne yer verilmiştir.
Anayasa"nın tüm maddeleri aynı etki ve değerde olup, aralarında bir üstünlük sıralaması bulunmadığından, uygulamada bunlardan birine öncelik tanımak olanaklı değildir. Bu nedenle, kimi zaman zorunlu olarak birlikte uygulanan iki Anayasa kuralından biri, diğerinin sınırını oluşturabilmektedir.
Hak arama özgürlüğü Anayasa"nın 36. maddesinde düzenlenmiş ve anılan maddede hak arama hürriyeti için herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş ise de mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usullerinin kanunla düzenleneceğini öngören Anayasa"nın 142. ve davaların mümkün olan süratle sonuçlandırılmasını ifade eden Anayasa"nın 141. maddelerinin, hak arama hürriyetinin kapsamının belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır.
Anayasa"nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuk güvenliğini sağlayan, bütün etkinliklerinde hukuka ve Anayasa"ya uyan, işlem ve eylemleri bağımsız yargı denetimine bağlı olan devlettir. Yasaların kamu yararının sağlanması amacına yönelik olması, genel, objektif, adil kurallar içermesi ve hakkaniyet ölçütlerini gözetmesi hukuk devleti olmanın gereğidir. Bu nedenle yasakoyucunun hukuki düzenlemelerde kendisine tanınan takdir yetkisini anayasal sınırlar içinde adalet, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütlerini göz önünde tutarak kullanılması gerekir.
İtiraz konusu kuralda, ceza mahkemelerince sonuç olarak hükmedilen ikimilyar liraya kadar adli para cezalarına ilişkin hükümlerin temyiz edilemeyeceği belirtilmektedir. Söz konusu kuralla, verilen cezanın doğrudan ya da kısa süreli hapis cezasından çevrilen adli para cezası olup olmadığı dikkat alınmaksınız, yalnızca sonuç olarak hükmedilen ceza miktarını esas alınmıştır. Yasakoyucunun ceza mahkemelerinden verilen kararların bir kısmına temyiz yolunu kapatmadaki amacının tüm kararların Yargıtay iş yükünün artacağı ve sonuçta yargılamanın yavaşlayacağı düşüncesi olduğu açıktır. Bir başka ifade ile yasakoyucu, önemsiz sayılabilecek bazı suçlardan ötürü verilen kararlara karşı temyiz yoluna başvurulmasına yasa ile sınır getirmiştir. Ceza adalet sisteminde "önemsiz sayılabilecek suçlar" kategorisi içerisinde mütalaa edilebilmeleri mümkün bulunan doğrudan para cezası verilmesini gerektiren suçlar için öngörülen temyiz edilebilme sınırının, paranın bugünkü satın alma gücü karşısında adalet duygusunu rencide edecek veya hukuk devleti kavramıyla bağdaşmayacak sonuçlara yol açacak boyutta bulunmaması nedeniyle, itiraz konusu kuralın doğrudan hükmedilen adli para cezaları yönünden Anayasa"nın 2., 36., 141. ve 142. maddelerine aykırı bir yönü bulunmamaktadır.
Buna karşılık, hapis cezasının gerektiren suçları ve dolayısıyla da bu suçlardan ötürü verilen adli para cezalarını "önemsiz" olarak kabul etmek mümkün değildi. Nitekim , Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi"nin Ek 7 numaralı protokolünün 2. maddesinde iki dereceli yargılanma hakkının istisnası olarak gösterilen "az önemli suçlar" ya da "hafif suçlar" tabirinin, aynı Sözleşme"nin maddeye ilişkin açıklanmasında suçun cezasının hapis cezasını gerektirip gerektirmeyeceğine bakılarak saptanması gerektiğinin ifade edilmesi karşısında, itiraz konusu kuralla getirilen düzenlemenin hapis cezasından çevrili adli para cezaları bakımından adil yargılanma hakkıyla bağdaşmadığı açıktır.
Diğer taraftan, hapisten çevrilen adli para cezalarına ilişkin mahkumiyet kararlarının mevzuatımızda hükümlü bakımından dolaylı olarak hak yoksunluğu sonucunu
doğurabilecek suçlara ilişkin olması durumunda, sanıkların bu kararları temyiz edememesi hakkaniyete aykırı bir takım sonuçlara da yol açabilecektir. Örneğin hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik veya güveni kötüye kullanma suçlarında, malın değerinin azlığı,
../...
etkin pişmanlık veya diğer cezai indirim nedenlerinin uygulanması sonucunda, sonuç olarak hükmedilecek hapisten çevrili adli para cezalarını temyiz edilebilirlik sınırının altında kalma olasılığı mevcuttur. Bu durumda, temyiz sınırının altında kalan hapisten çevrili bir adli para cezasına mahkum olan kişi devlet memuru olamayacak, milletvekili seçilemeyecek veya bir siyasi partiye üye olamayacaktır. Kişi hakkında böylesi ağır sonuçlar doğurabilecek bir suçtan dolayı verilecek mahkumiyet kararını önemsiz veya hafif saymaya olanak bulunmadığı gibi, korunan hukuki yarar ve yasakoyucuya tanınan takdir yetkisi birlikte değerlendirildiğinde, söz konusu düzenlemenin adalet ve hakkaniyet ilkeleriyle de bağdaşmadığı açıktır.
Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kuralla yalnızca sonuç olarak hükmedilen adli para cezası esas alınarak, hapisten çevrili adli para cezalarının nitelikleri ve kişi bakımından sonuçları göz ardı edilerek, bunları da kapsayacak biçimde temyiz yoluna getirilen parasal sınır, Anayasa"nın 2. ve 36. maddelerine aykırıdır. Kuralın iptali gerekir." denmektedir. Bu kararda da vurgulandığı üzere ülkeler, yargılamanın hızlandırılması, yargının iş yükünün azaltılması gerekçesi ile bir kısım önemsiz sayılabilecek hükümlerin yasa yolları incelemesinden geçmeksizin kesinleştirilmesini kabul edebilir. Ancak bunlar kişilerin hayatları, özgürlükleri ve gelecekleri üzerinde önemli etki yapmayacak nitelikte hükümlerdir. Yasamız da karar tarihi itibariyle 3000 TL nin altında para cezalarını bu şekilde kabul etmiştir. Ancak yasanın önemsiz kabul edip temyiz yolunu kapattığı bir hükmü esas alarak sanık hakkındaki 11 ay 20 gün hapis cezasına ilişkin hükmün açıklanması ve mahkumiyet hükmü kurulması, sadece sanığın hürriyetinin kısıtlanmasını değil aynı zamanda geleceği, meslek sahibi olması ve tüm hayatını etkiler nitelikte bir sonuç doğuracaktır. Dolayısı ile bu kadar vahim bir sonuca dayanak olan kararın yasa yolu incelemesinden geçip geçmediği ve doğruluğunun denetlenip denetlenmediği önem arz etmektedir. Eğer bu karara karşı yasa yolu kapatılmış ise o takdirde bu karar kendisinden daha fazla önem arz eden başka bir dayanak yapılamaz.
Yani kesin nitelikteki bu karara dayanarak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararın açıklanmasına karar verilemez. Esasen CMUK 305. maddesi de bu sonucu öngörmüş ve son fıkrasında "bu suretle verilen hükümler tekerrüre esas olmaz" şeklinde düzenleme yapmıştır. CMUK"un 305. maddesinde tekerrür dışında hangi hallerde kesin hükümlerin dikkate alınmayacağının tek tek sayılması beklenemez. Üst yargı denetiminden geçmeden kesinleşen hükümlerin kendilerinden daha önemli sonuçlar doğuran hallerde dikkate alınmayacağı adil yargılanma hakkının ve hukukun gereği genel bir ilkedir.
Usul hükümlerinde kıyas yapılmasında bir engel bulunmadığı dikkate alındığında CMUK"un 305/son fıkrasının kıyasen hükmün açıklanmasını geri bırakılmasında da uygulanması mümkündür. Yargıtay ceza dairelerinin bir kısmı da bu şekilde uygulama yapmaktadır.
Belirtilen nedenlerle öncelikle suça sürüklenen çocuk hakkında açıklanması geri bırakılan hükmün açıklanması için gerekli şartların oluşmadığı gerekçesi ile hükmün bozulması gerektiği düşüncesinde olduğumuzdan ve bu hususun da bozma kararına yazılması gerektiğinden, sayın çoğunluğun bozma gerekçesinin eksik olduğu düşüncesindeyiz.12.02.2016