Hukuk Genel Kurulu 2013/2337 E. , 2015/1764 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : İzmir 1. İş Mahkemesi
TARİHİ : 25/09/2013
NUMARASI : 2013/476-2013/555
Taraflar arasındaki “sigortalılık başlangıç tarihinin tespiti” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İzmir 1. İş Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 11.10.2012 gün ve 2011/643 E. 2012/708 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 26.03.2013 gün ve 2012/22130 E. 2013/5913 K. sayılı ilamı ile ;
“…Hükmüne uyulan Dairemizin 14.06.2011 gün 2010/10264 esas, 2011/8770 karar sayılı ilamında; 02.05.1978 tarihli giriş bildirgesinin aynı yılda ve süresinde intikal ettiğine, kimlik bilgilerinin davacıya ait olup daha sonraki çalışmaların aynı sicil üzerinden devam ettiğine, dinlenen iki tanığın giriş bildirgesindeki işvereni ve kapsam bilgilerindeki adresi ve işyerini bilmediklerini beyan ettiklerine, imza inceleme raporunda giriş bildirgesindeki imzanın davacının eli ürünü olmadığının belirtildiğine, mahkemece, aynı yöndeki rapor içeriği dikkate alınarak eylemli çalışmanın kanıtlanmadığı ve imzanın davacıya ait olmadığı gerekçe gösterilerek davanın reddine hükmedildiğine, ancak yapılan inceleme ve araştırmanın hüküm vermeye elverişli nitelikte olmadığına, Kurum cevap dilekçesinde; giriş bildirgesinde yer alan 98197.35 sicil numaralı iş yerinin “879. Sokak No:42 Bornova/İzmir” adresinde mukim “Tekta Apartman Yönetim Kurulu Başkanlığı” işyeri olup 01.04.1978 tarihinde kapsama alındığının ve 31.12.1978 tarihinde kapsamdan çıkarıldığının bildirildiğine, oysa, davaya konu giriş bildirgesinin düzenlendiği işyerinin 9.....sicil numaralı olmakla beraber adresinin “........ İzmir” olarak işverenin ise “E.. Ö.... olarak gösterildiğinin anlaşıldığına, mahkemece, öncelikle iş yerinin adres ve unvan olarak varlığı ve faal olup olmadığının giriş bildirgesindeki bilgilere göre araştırılıp açıklığa kavuşturulması gerektiğine, taraflarca bildirilecek gerekirse re’sen belirlenecek bordro tanıklarının gerek yukarıdaki hususlarda gerekse çalışmanın varlığına ve başlangıcına ilişkin hususlarda beyanlarına başvurulması gereğinin bulunduğuna, aksini düşündürecek delil ve belge bulunmadığı takdirde imzanın zaman içinde değişikliğe uğrayabileceğinin ve bu hususun tek başına davacı aleyhine sonuç yaratmayacağının kabulü gerektiğine, giriş bildirgesine konu iş yeri adresine göre iş yerinin vergi mükellefiyet durumu ile davalı işyerinin davaya konu dönemde, çalışma izni veya iskan ve kullanma ruhsatı ile elektrik-su-telefon aboneliğinin bulunup bulunmadığının ilgili belediye ve PTT müdürlüğünden sorulup belirlenmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gereğine işaret edilmiştir.
Bozmaya uyularak yürütülen yargılama sürecinde, Kurum tarafından bordro bulunmadığının bildirildiği, Belediye cevabi yazısında ise bildirilen adrese göre tapu tespitinin yapılamadığının ayrıca tapu bilgilerinin verilmesi gerektiğinin ifade edildiği, Telekom tarafından düzenlenen yazıda da bölgedeki adres bilgilerinin sonradan değişmesi nedeniyle bu yönde herhangi bir bilgiye ulaşılamadığının belirtildiği, vergi dairesi tarafından ise mükellefiyet kaydının olmadığının bildirildiği anlaşılmaktadır. Dinlenen tek davacı tanığı ise davacının kardeşinin yanında çalıştığını, davacının ise Bornova’da bir apartmanda, apartman görevlisi olarak çalıştığını ve kendisini birkaç kez işyerine bıraktığını ifade etmiştir. Bozma sonrası yapılan yargılama sonunda dahi işyerinin varlığının açık ve net bir biçimde belirlenemediği sonucuna varılmaktadır.
Bu tür sigortalı hizmetlerin saptanmasına ilişkin davaların, kamu düzeniyle ilgili olduğu ve bu nedenle de özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmesinin zorunlu ve gerekli bulunduğu açıktır. 506 Sayılı Yasanın 2. maddesi; bir hizmet akdine dayanarak bir veya birkaç işveren tarafından çalıştırılanların bu kanuna göre sigortalı sayılacağını, 4. maddesi ise; bu kanunun uygulanmasında 2. maddede belirtilen sigortalıları çalıştıran gerçek veya tüzel kişilerin işveren olduğunu düzenlemiştir. Diğer taraftan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 169. maddesi “Mahkeme, kendiliğinden veya talep üzerine taraflardan her birinin isticvabını karar verebilir. İsticvap, davanın temelini oluşturan vakıalar ve onunla ilişkisi bulunan hususlar hakkında olur.” hükmünü içermektedir. Mahkemece; öncelikle, davacı isticvap edilip işyerinin adres bilgileri açık ve net bir şekilde tespit edilmeli, anılan bilgiler ışığında, davaya konu dönemde iş yerinin mevcudiyeti ve faal olup olmadığı titizlikle araştırılıp belirlenmeli, bu bağlamda, komşu işyeri işverenleri ile varsa bordroda kayıtlı tanıklar belirlenip, gerek işyerinin varlığı ve akıbetine, gerekse çalışma iddiasının varlığı ve gerçekliğine yönelik beyanları saptanıp sonucuna göre bir karar verilmelidir.
O hâlde; davalı Kurum avukatının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli, hüküm bozulmalıdır…”
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
TEMYİZ EDEN: Davalı vekili
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
SONUÇ: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA,16.09.2015 gününde oybirliği ile karar verildi.