1. Hukuk Dairesi 2020/1230 E. , 2021/2693 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 1. HUKUK DAİRESİ
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL - BEDEL
Taraflar arasında görülen tapu iptali-tescil ve bedel davası sonunda, yerel mahkemece davanın bedel yönünden kabulüne karar verilmiş, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1.Hukuk Dairesi tarafından da davalının istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin olarak verilen karar davalı tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi ..."nun raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
-KARAR-
Dava, muris muvazaası hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil olmaz ise bedel istemine ilişkindir.
Davacılar, ortak mirasbırakan ..."nin 01/03/2016 tarihinde öldüğünü, geriye mirasçı olarak eşi davalının, çocukları davacıların ve dava dışı Alican"ın kaldığını, mirasbırakanın maliki olduğu 13 ve 14 numaralı bağımsız bölümleri satış işlemi ile davalıya devrettiğini, temliklerin mirasçılardan mal kaçırma amacıyla, muvazaalı ve bedelsiz olarak yapıldığını ileri sürerek bağımsız bölümlerin tapu kaydının iptali ile miras payları oranında adlarına tesciline, olmaz ise bedele karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı, murisin mal kaçırma amacının bulunmadığını, başka taşınmazlarının bulunduğunu, son dönemde yatağa bağlı yaşayan mirasbırakana kendisinin baktığını, davacıların hasta babaları ile ilgilenmediklerini, minnet duygusu ile satışın gerçek değerin altında yapıldığını, davaya konu taşınmazların murisin borçlarının ödenmesi için satıldığını belirterek davanın reddini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesince, devirlerin muvazaalı olduğu gerekçesi ile davanın bedel yönünden kabulüne karar verilmiş, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1.Hukuk Dairesi tarafından da davalının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişme konusu 13 ve 15 nolu dairelerin muris ... ,... adına iken 27.9.2007 tarihinde davalıya satış sureti ile temlik edildiği, davalının da anılan taşınmazları dava tarihinden önce dava dışı kişilere satış sureti ile devrettiği anlaşılmaktadır.
Uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (nitelikli-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada mirasbırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve l.4.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere; görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de 4721 s. Türk Medeni Kanunu" nun (TMK) 706, 6098 s. Türk Borçlar Kanunu"nun (TBK) 237 (818 s. Borçlar Kanunu"nun (BK) 213) ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle mirasbırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki kişisel ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
TMK 6. maddesinde; "Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça ,taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür", HMK 190/1. maddesinde; "İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir " düzenlemeleri yeralmaktadır.
Somut olayda, davacılar tanık deliline dayanmaktan vazgeçmiş, dinlenen davalı tanığı ... beyanında; mirasbırakanın yanında çalıştığını, mirasbırakanın davalıya ve kendisine daire verdiğini, para alış verişi olmadığını, mirasbırakanın bağış yaptığını, gözlerinden ve kalbinden rahatsız olan mirasbırakanın yedi yıl yatalak kaldığını, davalının dava konusu daireleri sattığını, satış bedelini mirasbırakanın için harcadığını, mirasbırakanın on üç tane daha dairesi olduğunu belirtmiştir.
Mirasbırakanın davalı eşine kendisine baktığı için minnet duyduğu, taşınmazlarını bu duygu ile devrettiği, satış bedelinin sadece para olması gerekmediği, bakım ve hizmetin de semen olabileceği, mirasbırakanın terekesinde çok sayıda taşınmazının bulunduğu olguları birlikte değerlendirildiğinde temlikin mal kaçırma amacıyla yapılmadığı sonucuna varılmaktadır.
Hal böyle olunca; davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizdir.
Davalının yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 373/1. maddesi uyarınca İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1.Hukuk Dairesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının yukarıda yazılı nedenlerle 6100 sayılı HMK’nın 371/1-a maddesi uyarınca BOZULMASINA, dosyanın kararı veren Bakırköy 8.Asliye Hukuk Mahkemesi’ne, kararın bir örneğinin İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi’ne gönderilmesine, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 29/04/2021 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
(Muhalif)
-KARŞI OY-
Muris muvazaasına dayanan uyuşmazlıkların çözümünde delillerin eksiksiz toplanması yanısıra doğru şekilde değerlendirilmesi de önem taşır. Bunun için ülke gelenek görenekleri, toplumsal eğilimler, olayların akışı, murisin sözleşme yapmakta haklı ve makul nedeninin bulunup bulunmadığı, davalının alış gücünün olup olmadığı, gerçek değer farkı, taraflar ile muris arasındaki kişisel ilişkiden faydalanılmalıdır.
Somut olayda; murisin davalı ikinci eşi lehine, ilk evliliğinden olan çocukları davacılardan mal kaçırmak amacıyla bedelsiz olarak dava konusu taşınmazları temlik ettiği, mal satmaya ihtiyacının olmadığı, temlikin ölünceye kadar bakma akdi şeklinde değil satış olduğu hususları da gözetildiğinde ilk derece mahkemesi ile bölge adliye mahkemesi kararları doğrudur. Hüküm onanmalıdır. Çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.