21. Hukuk Dairesi 2016/9257 E. , 2017/6254 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacı, ölüm aylığını kesen ve borç çıkartan Kurum işleminin iptaline, kesilen aylığının kesildiği tarihten yasal faiziyle birlikte tekrar bağlanmasına karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okundu, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
Dava; 5510 sayılı Yasa"nın 56/2.fıkrası uyarınca boşandığı eşi ile birlikte yaşadığı tespit edilen davacının, ölüm aylığının kesilmesine ilişkin davalı Kurum işleminin iptali ve maaşından yapılan kesintilerin faizi ile birlikte iadesi istemine ilişkindir.
Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hüküm, davalı Kurum vekilince temyiz edilmiştir.
Dosyadaki kayıt ve belgelerin incelenmesinden; Davacı ...’ın ilk eşi ..."ten dolayı dul aylığı aldığı, 21.01.1991 yılında ikinci eşi ... ile evlendiği, 2. eşi ... ’dan 23.05.1995 tarihinde boşandığı, Sosyal Güvenlik Denetmeni tarafından düzenlenen 07.04.2014 tarih ve 82 sayılı rapora göre; davacının boşandığı eşi ile fiilen birlikte yaşamaya devam ettiğinin tespit edildiği, bu rapora dayanılarak Kurumca 01.11.2008-31.03.2014 tarihleri arasında ödenen 39.586,50 TL aylık tutarı ve 15.634,65 TL işlemiş faizinin borç çıkarıldığı, 07.04.2014 tarih ve 82 sayılı denetmen raporundan; davacının ve eşinin konuya ilişkin beyanlarının alındığı, her ikisinin de ikametgahlarının ayrı olduğunu, boşanmalarından 10 yıllık bir süreden sonra tekrar görüştüklerini,davacının eşi ...nın; 2002 yılından sonra davacının rahatsızlıkları nedeniyle görüştüklerini, kendisini hastaneye götürdüğünü, hatta davacının oturduğu apartmandaki toplantılara katıldığını, zaman zaman köpeğini gezdirdiğini, kendisinin ayrı evi olduğunu, birlikte yaşamadıklarını beyan ettiği, Nüfus Müdürlüğünden yapılan araştırmada davacının 2007 den beri adresi “... Mah. ...”, eski eş ..."nın ise 11/03/2011 beyan tarihinden itibaren “... Mah. ... Sok. ...” adresi olarak tespit edildiği, denetmence 2007-2011 arası tarafların adresinin aynı olması ve denetmene verdikleri beyanlarından davacının eski eşi ile birlikte ... Mah...adresinde 2007-2011 tarihleri arasında birlikte yaşadıkları kanaatine varıldığı anlaşılmıştır.
Davanın, yasal dayanağı 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 56. maddesinin ikinci fıkrasıdır. Fıkrada: “Eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen eş ve çocukların, bağlanmış olan gelir ve aylıkları kesilir. Bu kişilere ödenmiş olan tutarlar, 96. madde hükümlerine göre geri alınır.” düzenlemesine yer verilmiştir.
Düzenleme ile ölen sigortalının kız çocuğu veya dul eşi yönünden, boşanılan eşle boşanma sonrasında fiilen birlikte olma durumunda, ölüm aylığının kesilmesi ve ödenmiş aylıkların geri alınması öngörülmektedir. Buna göre, daha önce sosyal güvenlik kanunlarında yer almayan, boşanılan eşle fiilen birlikte yaşama olgusu, gelir veya aylık kesme nedeni ve bağlama engeli olarak benimsenmiştir.
Anılan maddenin gerekçesinde de açıklandığı üzere, düzenleme ile hakkın kötüye kullanımının olası uygulamaları engellenmek istenmiş ve bu amacın gerçekleştirilebilmesi için kötüye kullanımın varlığı belirlendiği takdirde ilgiliyi haktan yararlandırmama; hakkın kötüye kullanılması durumunda hak sahipliğinin ortadan kalkması ve dolayısıyla gelir veya aylıktan yararlandırılmama yöntemi benimsenmiştir.
5510 sayılı Yasa"nın 56. maddesinde oldukça yalın olarak; "eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen" ibareleri yer almakta olup kanun koyucu tarafından örneğin; "sosyal güvenlik kanunları kapsamında ölüm aylığına hak kazanmak amacıyla eşinden boşanan", " hak sahibi sıfatını haksız yere elde etme amacıyla eşinden boşanan", "gerçek boşanma iradesi söz konusu olmaksızın (muvazaalı olarak) eşinden boşanan" veya bunlara benzer ifadelere yer verilmemiş, sade olarak kaleme alınan metinle uygulama alanı genişletilmiştir. Maddede, boşanma amacına/saikine yönelik herhangi bir düzenlemeye yer verilmediğinden, gerek Kurum"ca, gerekse yargı organlarınca uygulama yapılırken, eşlerin boşanma iradelerinin gerçekliğinin/samimiliğinin araştırılıp ortaya konulması söz konusu olmamalı, boşanmanın muvazaalı olup olmadığına ilişkin herhangi bir araştırma/irdeleme ve boşanma yönündeki kesinleşmiş yargı kararının geçerliliğinin sorgulaması yapılmamalı, özellikle kesinleşmiş yargı organının verdiği karara dayanan "boşanma" hukuki durum ve sonucunun, eşlerin gerçek iradelerine dayanıp dayanmadığının araştırılmasının bir başka organın yetki ve görevi içerisinde yer almadığı, kaldı ki, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununda "anlaşmalı boşanma" adı altında hukuki bir düzenlemenin de bulunduğu dikkate alınmalıdır. Şu durumda sonuç olarak vurgulanmalıdır ki, boşanma tarihi itibariyle gerçek/samimi boşanma iradelerine sahip olan (evlilik birliği temelinden sarsılan) veya olmayan tüm eşlerin, maddenin yürürlük tarihi olan 01.10.2008 tarihinden itibaren her ne sebeple olursa olsun eylemli olarak birlikte yaşadıklarının saptanması durumunda gelirin/aylığın kesilmesi zorunluluğu bulunmaktadır.
Tüm bu açıklamalar ve Sosyal Güvenlik Denetmeni tarafından düzenlenen 30/01/2015 tarih ES/19 sayılı rapor içeriği, ayrı yaşanıldığı iddia edilen eve ait krokiden anlaşılan dış girişi tek , içerden merdivenle üst kata çıkılan evin ayrı yaşamaya müsait olmadığı, bu koşullarda ayrı yaşanıldığı iddiasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu, polis araştırmasından sonra mernis adreslerinin değiştirilmesi hususları birlikte değerlendirildiğinde davacının ve eşinin aynı adreste birlikte yaşadıkları sabit olup, 5510 sayılı yasanın 59/2. maddesi gereğince Kurumun denetim ve kontrol ile görevlendirilmiş memurları tarafından düzenlenen tutanak içeriğinin de aksi ispat edilemediğinden, davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi isabetsiz olmuştur.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular dikkate alınmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 15/06/2017 gününde oy birliğiyle karar verildi.