1. Hukuk Dairesi 2015/16051 E. , 2018/12848 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen tapu iptal ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın kısmen kabul kısmen reddine ilişkin olarak verilen karar davacılar ile asıl davalı ... ile dahili davalılar ..., ... tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi ..."nun raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
-KARAR-
Asıl dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil olmadığı takdirde tenkis, birleşen dava vasiyetnamenin iptali istemlerine ilişkindir.
Asıl davada davacılar, mirasbırakanları ..."un paydaşı oluğu 267 ada 7 parsel sayılı taşınmaz için dava dışı yüklenici ile 11/05/1998 tarihinde kat karşılığı inşaat sözleşmesi akdettiğini, bu sözleşme ile mirasbırakana isabet eden iki adet bağımsız bölümün mirasbırakanın isteği doğrultusunda mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla bedelsiz ve muvazaalı olarak davalılara devredildiğini ileri sürerek davalılar adına kayıtlı taşınmazların tapu kayıtlarının iptali ile mirasçılar adına tesciline olmadığı takdirde tenkise karar verilmesini istemişler, birleştirilen davada, mirasbırakanın 13/07/1993 tarihli vasiyetname ile çekişme konusu taşınmazı davalı ...’ye vasiyet ettiğini ancak daha sonra yapılan kat karşılığı inşaat sözleşmesi ile vasiyet ettiği mal üzerinde ayni hakkı etkileyecek şekilde tasarrufta bulunduğunu belirterek vasiyetnamenin ortadan kaldırılmasına karar verilmesini talep etmişlerdir.
Davalılar, dava konusu taşınmazları resmi senette gösterilen bedelleri karşılığı dava dışı İmza Daşdemir’den devraldıklarını, birleştirilen davaya konu vasiyetnamenin ... 1.Sulh Hukuk Mahkemesinin 2011/340 esas sayılı dosyası ile açıldığını, asıl davaya konu olan taşınmazlardan birinin davalı ... tarafından satın alındığını bu nedenle açılan davanın yersiz olduğunu belirterek davanın reddini savunmuşlar, davalılardan Hatice’nin yargılama sırasında ölümü üzerine mirasçıları davaya dahil edilmişlerdir.
Mahkemece, asıl davaya konu temliklerin mal kaçırmak amacıyla gerçekleştirildiği gerekçesi ile davanın kabulüne, birleştirilen davada, vasiyetnamenin iptali koşulları oluşmadığından davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; mirasbırakan ..."un 13.10.2011 tarihinde öldüğü, geride ilk eşi ......, ilk eşinden olan davacı çocukları ........................... ile 1986 yılında ölen oğlundan olma torunları ......... ve davalı ...’in mirasçı olarak kaldıkları, davalı ...’nin ise mirasbırakanın ölene kadar fiilen birlikte yaşadığı kişi olduğu, mirasbırakanın paydaşı olduğu eski 267 ada 2 parsel sayılı taşınmaza ilişkin olarak 11.05.1998 tarihinde dava dışı yüklenci ile kat karşılığı inşaat sözleşmesi akdettiği, bu sözleşmeye göre 2 adet bağımsız bölüm isabet ettiği, sözleşme gereği yapılan tevhid işlemi neticesinde taşınmazın 267 ada 7 parsele gittiği ve mirasbırakanın bu taşınmazdaki 180/869 payını 10.09.2001 tarihinde satış suretiyle yükleniciye devrettiği, yüklenicinin de sözleşme gereği 21.08.2002 tarihinde mirasbırakana isabet eden 5 nolu bağımsız bölümü davalı ...’ye, 17 nolu bağımsız bölümü de davalı ...’e satış suretiyle devrettiği anlaşılmaktadır.
Hemen belirtilmelidir ki, temliklerin mal kaçırmak amacıyla muvazaalı olarak yapıldığı gözetilerek asıl davanın kabulüne, TMK"nın 557.maddesinde sınırlı bir şekilde sayılan vasiyetnamenin iptali sebepleri arasında ifa imkansızlığı yer almadığından birleştirilen davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik yoktur. Asıl ve birleştirilen davacıların tüm, davalı ... ile bir kısım dahili davalının bu yöne ilişkin temyiz itirazları yerine olmadığından reddine.
Davalı ..., dahili davalı ... ve .........’nin diğer temyiz itirazlarına gelince;
Bilindiği üzere, elbirliği (İştirak) halinde mülkiyet, yasa veya yasada belirtilen sözleşmeler uyarınca aralarında ortaklık bağı bulunan kişilerin, bu ortaklık nedeniyle bir mala veya hakka birlikte malik olma durumudur.
4721 s. Türk Medeni Kanununun (TMK). 701. ila 703. maddelerinde düzenlenen bu tür mülkiyetin (ortaklığın) tüzel kişiliği olmadığı gibi eşya üzerinde ortaklardan her birinin doğrudan doğruya bir hakkı da yoktur. Mülkiyet bir bütün olarak ortakların tümüne aittir. Başka bir anlatımla ortaklık tasfiye oluncaya kadar ortaklardan birinin ayrı mal veya hak sahipliği bulunmayıp, hak sahibi ortaklıktır. Değinilen mülkiyet türünde malikler mülkiyet payları ayrılmadığından paydaş değil, ortaktır. Bu kural, TMK"nin 701. maddesinde (...Kanun ve kanunda öngörülen sözleşmeler uyarınca oluşan topluluk dolayısıyla mallara birlikte malik olanların mülkiyeti, elbirliği mülkiyetidir. Elbirliği mülkiyetinde ortakların belirlenmiş payları olmayıp her birinin hakkı, ortaklığa giren malların tamamına yaygındır.) biçiminde açıklanmıştır. Elbirliği (İştirak) halinde mülkiyetin bu özelliği itibariyle ortaklar arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmaktadır. Şayet yasa veya elbirliği (iştirak) halinde mülkiyeti oluşturan anlaşmada ortaklık adına hareket etme yetkisinin kime ait olacağı belirtilmemişse, ortaklığın tasfiyesini isteme hakkı dışındaki tüm işlemlerde ortakların (iştirakçilerin) oybirliğiyle karar almaları ve birlikte hareket etmeleri zorunluluğu vardır.
TMK"nin 702/2.maddesi bu yönde açık hüküm getirmiştir. Ancak, açıklanan kural yargısal uygulamada kısmen yumuşatılmış bir ortağın tek başına dava açabileceği, ne var ki, davaya devam edebilmesi için öteki ortakların olurlarının (onaylarının) alınması veya miras şirketine atanacak temsilci aracılığı ile davanın sürdürülmesi gerektiği kabul edilmiştir. (11.10.1982 tarihli 1982/3-2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı) Nitekim bu görüş bilimsel alanda da aynen benimsenmiştir.
Somut olayda, davacılardan ...... yargılama sırasında 05.02.2015 tarihinde ölmüş olup, davacı ......’nin terekesi elbirliği (iştirak) halinde mülkiyete tabidir ancak mirasçılardan ......... davaya onay vermediğini bildirmiştir.
O hâlde, davacı ......‘nin miras şirketine TMK"nın 640. maddesi uyarınca atanacak temsilci aracılığı ile davanın sürdürülmesi gerekmektedir.
Hâl böyle olunca; yukarıda açıklandığı şekilde taraf teşkili sağlandıktan sonra bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm tesisi isabetsizdir.
Kabule göre ise; asıl davada 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu"nun 326. maddesi uyarınca, davada haksız çıkan ve aralarında ihtiyari dava arkadaşlığı bulunan davalıların adlarına kayıtlı taşınmazlar bakımından davacıların miras paylarına isabet eden dava değeri üzerinden, harç, yargılama giderleri ve yargılama giderlerinden sayılan avukatlık ücretinden ayrı ayrı sorumlu tutulmaları gerekirken, mecburi dava arkadaşlığı olmadığı halde birlikte sorumlu tutulmaları doğru olmadığı gibi; davacı ......’nin miras payı yönünden 6100 Sayılı HMK 297/2. maddesi ve hakimin doğru sicil oluşturma ilkesine aykırı olarak infazda tereddüt yaratacak şekilde hüküm kurulması ve davaya muvafakat vermeyen mirasçı .........’nin gerekçeli karar başlığında davalı olarak gösterilmesi de doğru değildir.
Davalı ..., dahili davalı ... ve dahili davalı ...’nin yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK"un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan harcın temyiz edenlere geri verilmesine 26.09.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.