8. Hukuk Dairesi 2014/12644 E. , 2015/12264 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ İcra Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Şikayet
Yukarıda tarih ve numarası yazılı Mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki temyiz eden tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden Daire"ye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü
İcra takibinin dayanağı 09.08.2005 tarihli noterde düzenleme şeklinde müşterek ve müteselsil borç ve kefalet senedidir. Borçlu vasisi ... ... borçlu........ adına çıkarılan icra emri tebliğatı üzerine İcra Mahkemesi"ne başvurusunda vasisi bulunduğu borçlu ......"nun şizofreni hastası olması nedeniyle Sulh Hukuk Mahkemesi"nin 14.12.2009 tarih, 2009/143 Esas, 2009/169 Karar sayılı ilamı ile kısıtlılığına karar verildiğini ve kendisinin vasi olarak atandığını, her ne kadar takip dayanağı belgeye imza atmış ise de, Medeni Yasa kapsamında kısıtlının bilmeden attığı imzanın geçerli olmadığını belirterek icra takibinin iptalini istemiştir. İcra Mahkemesi"nce borçlunun kısıtlı olması nedeniyle takip ehliyetinin bulunmadığı gerekçesiyle takibin iptaline karar verilmiştir.
Her ne kadar borçlu......."nun vesayet altına alındığına dair Sulh Hukuk Mahkemesi kararı mevcut ise de alınan vesayet kararı, vesayet altına alınan hakkında takip yapılmasına engel değildir. Şöyle ki
İcra (ve iflas) takibinin tarafları, alacaklı ile borçludur; daha doğrusu, alacaklı olduğunu bildirerek icra takibini yapan kimse ile onun takip talebinde borçlu olarak gösterdiği kimsedir. Hukuk davalarında olduğu gibi, icra takibinin taraflarının (alacaklı ve borçlunun) da, taraf ehliyetine sahip olmaları gerekir. Medeni haklardan istifade (hak) ehliyeti bulunan her gerçek ve tüzel kişi, icra takibinde taraf olma ehliyetine (yeteneğine) de sahiptir. Medeni Usul hukukundaki dava ehliyetinde olduğu gibi, icra takibinin taraflarının da takip ehliyetine sahip olmaları gerekir. Takip ehliyeti, bir kimsenin bizzat ve ya iradesi ile tayin ettiği bir temsilci (avukat) vasıtasıyla, alacaklı olarak icra takibi ve bununla ilgili işlemleri yapabilmesi veya icra takibinin borçlusu olarak haklarını koruyacak işlemlerde bulunabilmesi (mesela ödeme emrine itiraz edebilmesi) ehliyetidir. Takip ehliyeti bulunmayan borçluya karşı yapılan icra takibinde, borçlu kanuni temsilcisi (veya onun atayacağı vekil) tarafından temsil edilir. (Baki Kuru, Baki: İcra ve İflas Hukuk; Ankara 1983, S.104, 105, 107, 109)
Açıklanan nedenlerle, İcra Hukukuna göre takip ehliyeti olmayan kişiye karşı takip yapılırken, olması gereken, borçlu (taraf) olarak takip ehliyeti olmayan kişinin ( küçüğün veya kısıtlının), temsilcisi olarak da kanuni temsilcisinin adı, soyadı ve adresi yazılır. Ancak takip sadece takip ehliyeti olmayan kişiye ( küçüğe ve kısıtlıya) karşı yapılır ve takip talebinde kanuni temsilcisinin isim ve adresi gösterilmese dahi, takip bu nedenle iptal edilmez, bu durumda yapılması gereken borçlunun kununi temsilcisine tebligat yapılarak takibe dahil edilmesinin sağlanması olmalıdır. Zira aksi durum hem usul ekonomisi ilkesi hem Hukuk Devlet ilkesi ile bağdaşmayan neticeler doğrucaktır.
Kaldı ki borçlunun vasisi takipten haberdar olarak dayanak belgenin geçersizliği yönünde de şikayetini yapmıştır. Yeni takipten haberdar olmuş ve takibe dahil olarak usul eksikliğini gidermiştir. Hal böyle olunca, mahkemenin borçlunun husumete ehil olmadığı yönündeki gerekçesinde isabet bulunmamaktadır.
Borçlu vasisinin dayanak belgenin geçersizliği yönündeki iddiası ise genel mahkemelerde yargılamayı gerektirir bir husus olup, dar yetkili icra mahkemesince değerlendirilemeyeceğinden şikayetin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle kabul edilerek takibin iptaline karar verilmesi doğru değildir.
SONUÇ: Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK"nun 366. ve 6100 sayılı HMK"nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK"nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK"nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve İİK"nun 366/3. maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 02.06.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.