20. Hukuk Dairesi 2017/8132 E. , 2020/1030 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi
Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı Hazine vekili tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; ... mahallesi, 27968 ada, 31 parsel sayılı taşınmazın 1958 yılında kesinleşen kadastro tespitine göre Hakkı Kemer ve ... adına tescil edildiğini, daha sonra malikler arasında bir kısım hisse devirleri olduğunu, 2008 yılında Hakkı Kemer’in ölümü üzerine de bir kısım davacıların intikalen malik olduklarını, Hazine tarafından ... 5. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/99 E. - 2014/404 K. sayılı ilamı ile dava konusu taşınmazın 2847,04 metrekarelik ve 19253,22 metrekarelik kısımlarının tapuda miktar fazlası yerlerden olup bataklık ve sazlık niteliğinde bulundukları gerekçesiyle anılan kısımların tapusunun iptaline, Hazine adına kayıt ve tesciline karar verildiğini, kararın 18/11/2013 tarihinde kesinleştiğini, kararın infazı sonucunda 2847,04 m²’lik kısmın 27968 ada 128 parsel, 19253,22 m²’lik kısmın ise 27968 ada 129 parsel olarak tescil edildiğini, müvekkilinin uğradığı zarardan Medeni Kanunun 1007. maddesi uyarınca Devletin sorumlu olduğunu beyan ederek; fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak üzere 5.000,00-TL. tazminatın dava tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, davacı vekili 30/09/2016 tarihli dilekçesiyle tazminat isteğini toplamda 1.900.622,36-TL"ye yükseltmiştir.
Mahkemece; davanın kabulüne, davacılar Neşet Doğan, ..., ..., ... için 237.577,80"er TL"nin; ..., ..., ... ve ... için 158.385,20"şer TL"nin davalı Hazineden 18/11/2013 tarihinden itibaren yasal faiziyle alınarak davacılara ayrı ayrı verilmesine karar verilmiş, hüküm davalı Hazine vekilince istinaf edilmiştir.
... 8. Asliye Hukuk Mahkemesinin 21/10/2016 tarihli 2014/532 E. - 2016/315 K. sayılı ilamının kaldırılması istemli istinaf başvurusu ile ilgili olarak ... Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesince; dava konusu ve emsal taşınmazın mukayesesinin daha etraflı yapılması, sazlık bataklık durumunun değere etkisinin irdelenmesi için bölge adliye mahkemesince duruşma açılarak bilirkişi heyetine bir inşaat mühendisi eklenmek suretiyle yeniden 24/03/2017 tarihli rapor alındığı, bilirkişi kurulu raporunda; taşınmazın arsa niteliğinde olduğu, önceki raporda olduğu gibi dava konusu taşınmazın hemen batısında bulunan aynı nitelikteki 27968 ada, 33 parselin emsal olarak alındığı, mukayese kriterlerinin ayrıntılı ve rakamsal olarak belirlenmesi sonucunda tapu iptali ve tescil kararının kesinleştiği "18/11/2013" değerlendirme tarihi itibariyle taşınmazın değerinin 1.900.622,36-TL olduğunun bildirildiği, bilirkişilerin de belirlediği üzere anılan taşınmaz bataklık, sazlık niteliğinde bulunsa da "Lara" turizm yoluna 1 km. ... ili merkezine 15 km. mesafede, büyükşehir belediyesi ve ... (merkez) ilçesi hudutları içerisinde, belediye hizmetlerinden yaralanan, çevresi
meskun bir yerde olup hemen yakınında bulunan emsal taşınmazın 1/6 hissesinin metrekare satış fiyatının tespit edilen metrekare birim fiyatına çok yakın serbest satış görmüş olduğu, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle; davalı tarafın istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, hüküm davalı Hazine vekilince temyiz edilmiştir.
Dava, tapu kaydının mahkeme kararı ile iptal edilmesi nedeniyle uğranılan zararın 4721 sayılı TMK"nın 1007. maddesi uyarınca tazmini isteğine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamına, kararın dayandığı gerekçeye göre arsa niteliğindeki taşınmaza tapu iptal kararının kesinleştiği tarih esas alınarak emsal metodu yöntemiyle değer taktir edilmesinde ve taşınmazların gerçek bedelinin TMK"nın 1007. maddesi gereğince davalı Hazineden tahsiline karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile temyiz olunan bölge adliye mahkemesi kararında yazılı gerekçelere göre, yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan bölge adliye mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK"nın 370. maddesi uyarınca ONANMASINA; dava dosyasının ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin bölge adliye mahkemesi"ne gönderilmesine, Harçlar Kanununun değişik 13/j maddesi gereğince Hazineden harç alınmasına yer olmadığına 26/02/2020 günü oy çokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Dava; davacılara ait taşınmazın bir kısmının miktar fazlası olarak sazlık ve bataklık olması nedeniyle tapusunun iptal edilmesinden kaynaklı tapu sicilinin tutulmasından kaynaklanan tazminat (TMK md.1007) istemine ilişkindir.
Türk Medenî Kanunun 1007. maddesinde; “Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur. Devlet, zararın doğmasında kusuru bulunan görevlilere rücu eder." hükmü yer almaktadır.
Davacılar vekili dava dilekçesinde müvekkillerine ait ..., ... ilçesi, ... mahallesinde 27968 ada 31 parsel sayılı taşınmazın bir bölümünün tapuda miktar fazlası yerlerden olup bataklık ve sazlık niteliğinde bulunduğu gerekçesi ile tapusunun iptal edildiğini ve bu şekilde mülkiyet haklarının bedelsiz olarak ihlal edildiğini ileri sürerek tazminat talebinde bulunmuştur.
Taşınmazın Kasım 1952 tarihli tapunun revizyon görmesi sonucunda 1958 yılındaki kadastro çalışmaları sırasında 787 sayılı parsel olarak 1/2 paylı olarak Hakkı Kemer ve Mehmet Emin Aksöz adına tescil edilmiştir. Daha sonra Hakkı Kemer, 1965 yılında Mehmet Emin Aksöz"ün hissesini satın alarak taşınmazın tamamına malik olmuş, onun ölümü ile de dava konusu taşınmaz mirasçıları olan davacılara intikal etmiştir.
Her ne kadar, tapu fazlası olarak sazlık bataklık niteliğindeki dava konusu yer ile ilgili şeklen bir tapu kaydı oluşmuş ise de bu tapu kaydı mülkiyeti kazandıran bir belge niteliğinde değildir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, tapu kaydını tereddütsüz bir mülkiyet belgesi olarak kabul etmekte ise de, Türk Hukukundaki uygulama farklı yöndedir.
Hukuk Genel Kurulu 19.02.2003 gün 2003/20-102 E. - 2013/90 K. sayılı ilamında; "Türk Medenî Kanunun kabul ettiği sisteme göre tapuya tescilin geçerli olabilmesi ve mülkiyet hakkının doğması için geçerli bir hukuksal nedene dayanması zorunludur. Geçerli bir hukuksal nedene dayanmayan tesciller, yolsuz tescil niteliğinde olup sahibine mülkiyet hakkı kazandırmaz... Yolsuz tescille, kamu malı niteliğinde olan taşınmazların özel mülkiyete dönüştürülerek hukuksal niteliklerinin değiştirilmesi hukuken mümkün değildir..." yönünde karar vermiştir. Dava konusu taşınmaz yolsuz tescil olduğundan tapu kaydının mülkiyet hakkını temsil etmediği, başka bir deyişle, mülkiyet kazanılmadığı için davacı adına oluşan tapu kaydının iptal edilmesi ile de mülkiyet hakkının ihlal edilmesi söz konusu olmayacaktır. Dava konusu yerin revizyon gören tapu kapsamında kalmadığı ve miktar fazlası olduğu sabittir. Miktar fazlası kısım için mülkiyetin kazanılabilmesi özel mülkiyete konu olabilecek bir yerin imar ihya ve zilyetlik şartlarının gerçekleşmesine bağlıdır. Dava konusu yer özel mülkiyete konu olabilecek bir yer olmadığı gibi sazlık ve bataklık olan bu yerin imar ihya ve zilyedlik şartlarının da oluşmadığı da ortadadır. Bu durumda tescil, mülkiyet hakkını kazandıracak bir hukuksal nedenden yoksundur.
AİHM, mülkiyet hakkının kapsamını belirlerken iç hukuktaki düzenlemeler ile yargısal uygulamaları gözeterek bir sonuca varmaktadır. Buna göre, orman veya mera gibi alanların kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile kazanılamayacağına dair Türk Hukukundaki düzenlemeler nedeniyle, başvurucuların bu taşınmazların mülkiyetini elde etmelerini sağlayabilecek bir meşru beklentilerinin doğmasının mümkün bulunmadığı kabul edilmektedir. (Sarısoy ve Diğerleri/Türkiye, B.No: 21303/07, 14.10.2014; Usta/Türkiye, B.No: 32212/11, 27.11.2012)
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, tapunun orman olduğu gerekçesi ile iptal edilmesi durumunda hiçbir bedel ödenmemesini hak ihlali kabul etmiş, makul bir tazminat ödenmesi gereğine değinmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, makul tazminat miktarını, taşınmazın rayiç bedeli olarak kabul etmektedir (29.09.2010 tarih 2010/ 14-386 Esas 2010/427 Kararı). Ancak, kanaatimce; bu şekilde Türk Hukukuna göre geçerli bir hukuksal sebebe dayanmadığı için mülkiyetin kazanılamayacağı durumlarda tapunun iptal edilmesi halinde iç hukuka göre mülkiyet kazanılamayacağı için makul tazminat miktarı taşınmazın rayiç bedeli değil, bu kayda güvenerek tapu sahibinin imar ve ihya çalışmaları nedeniyle taşınmaza yapmış olduğu masraflar ve katmış olduğu müspet değer miktarında olmalıdır.
Bu açıklamalar ışığında, davacıların tapusunun iptal edilmesi nedeniyle mülkiyet hakkından yoksun bırakıldığı iddiası, mülkiyet hakkının hiç doğmaması nedeniyle hukukî gerçeği yansıtmadığı gibi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları doğrultusunda Hazinenin sorumlu tutulması gerektiği kabul edilse dahi, hükmedilmesi gereken tazminat miktarının taşınmazın rayiç bedeli değil, tapu malikinin bu kayda güvenerek, imar ve ihya çalışmaları nedeniyle taşınmaza yapmış olduğu masraflar ve katmış olduğu müspet değer miktarında olması gerektiği kanaatinde olduğumdan, taşınmazın rayiç bedeli miktarında tazminata hükmedilmesine ilişkin kararın bozulması gerektiği,
Kabule göre de, ekonomik olarak kullanılması mümkün olmayan sazlık ve bataklık bir yere emsal alınan taşınmazın aynı nitelikte bir yer olması, aksi halde belirlenecek emsale göre değerinde indirime gidilmesi gerektiği kanaatinde olduğumdan sayın çoğunluğun onama yönündeki görüşüne muhalifim.