3. Hukuk Dairesi 2016/11419 E. , 2018/2065 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasındaki alacak davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı dava dilekçesinde, Sağlık Bakanlığı ... ... Sağlık Ocağında görevli Dr. ..."ın 17.08.2005 ile 05.10.2007 tarihleri arasında part time çalışma onayı olmadığı halde mazeretsiz ve izinsiz olarak görev yerini terk ettiğini, davalının muayenehanedeki vergi kayıtları ile defter kayıtlarında yapılan inceleme neticesinde davalının 17.08.2005 tarihinden başlayarak özel muayenehanede hasta muayene ettiğinin tespit edildiğini, davalıya 17/08/2005 - 05/10/2007 tarihleri arasında fazladan 881,55 TL ek/yan maaş ödemesi ile 27.691,29 TL döner sermaye ödemesi yapıldığını, 30.07.2008 tarihinde davalıya tebliğ edildiği ancak bu zamana kadar ödemenin yapılmadığını,yapılan her bir ödemenin yapıldığı tarihten tarihten işleyecek yasal faizi ile birlikte iadesini, yargılama gideri ve vekalet ücretinin tahsilini talep etmiştir.
Davalı cevap dilekçesinde, görev yerini mesai saatleri içinde hiç terk etmediğini, 2005 yılından beri vergi açılış kaydının bulunduğunu ancak bu vergi kaydı üzerinden doktor olarak herhangi bir ekonomik faaliyette bulunmadığını, muayenehane ve özel sağlık merkezi işletmediğini ancak özel olarak çalışmak için bir takım hazırlık çalışmalarında bulunduğunu, yapılan tüm ödemelerin hizmet karşılığı emeğiyle hak ettiği ödemeler olduğunu, açıklanan nedenlerle aleyhine davacı kurum tarafından açılan davanın maddi ve yasal hiç bir dayanağı bulunmadığından reddi ile yargılama giderleri ve ücreti vekaletin davacı tarafa yükletilmesini dilemiştir.
Mahkemece, davanın kabulü ile, 881,55 TL fazla maaş ve 27.671,29 TL döner sermaye öoemesi toplam 28.552,84 TL"nin her bir ödemenin yapıldığı tarihten işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmiş, hüküm davalı tarafça temyiz edilmiştir.
Dava, sebepsiz zenginleşmeden kaynaklı alacak talebine ilişkindir.
1-6100 sayılı HMK"nın 266.maddesi hükmüne göre, çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren konularda bilirkişi oy ve görüşünün alınması zorunludur. Aynı kanunun 281. maddesinde ise, tarafların, bilirkişi raporunda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama
yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri; mahkemenin, bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için, bilirkişiden ek rapor alabileceği; ayrıca gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse, yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla, tekrar inceleme de yaptırabileceği açıklanmıştır.
Somut olayda, davalı 27.12.2007 tarihli dilekçesi ile hükme esas alınan bilirkişi raporuna gerekçelerini de göstermek suretiyle itiraz etmiş, ancak mahkemece, itirazlar karşılanmadan hüküm tesis edilmiştir. Çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren konularda, bilirkişi raporuna karşı itirazları değerlendirmek uzman bilirkişilerin görevidir.
O halde mahkemece; davalının hangi tarihten itibaren özel muayenehanede çalıştığının tespiti ile bu tarih itibariyle davalıya fazladan yapılan ödemelerin miktarının tespiti amacıyla, önceki bilirkişi dışında oluşturulacak konusunda uzman üç kişilik bilirkişi heyetinden denetime elverişli yeni bir bilirkişi raporu alınarak, davalının itirazlarını karşılar şekilde, davacı kurumun davalı taraftan isteyebileceği gerçek alacak miktarının duraksamasız belirlenmesi ve hasıl olacak sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken, yetersiz ve denetime açık olmayan bilirkişi raporu benimsenerek hüküm kurulması doğru görülmemiş, bu husus bozmayı gerektirmiştir.
2- Sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre borçludan faiz talep edilebilmesi için zenginleşenin bir ihtar ile ya da aleyhine bir takip ya da dava açılmak suretiyle temerrüde düşürülmesi gerekir. Borçlunun temerrüdü, borçluya gönderilen ihtarnamenin tebliğinden veya ihtarnamede ödeme için süre verilmişse bu sürenin bitiminden itibaren oluşur. İade talebinde bulunulmadan temerrüt faizi işlemez. TBK 117/1 maddesi anlamında temerrüt yok ise borçlunun dava tarihinde temerrüde düştüğü kabul edilmek suretiyle faiz yönünden bir karar verilmelidir.
Eldeki davada davacı, davalıya ödenen fazla ödemelerin her biri için ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte iadesini talep etmiş, mahkemece davalının hangi tarihte temerrüde düştüğü araştırılmaksızın yazılı şekilde her bir ödemenin yapıldığı tarihten itibaren işleyecek şekilde temerrüt faizine hükmedilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda birinci ve ikinci bentte açıklanan nedenlerle hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK"nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK.nun 440.maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 05.03.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.