Abaküs Yazılım
Hukuk Genel Kurulu
Esas No: 2014/1019
Karar No: 2015/2687
Karar Tarihi: 25.11.2015

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2014/1019 Esas 2015/2687 Karar Sayılı İlamı

Hukuk Genel Kurulu         2014/1019 E.  ,  2015/2687 K.

    "İçtihat Metni"

    MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi


    Taraflar arasındaki "tapu iptal ve tescil" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul 20. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 10.05.2012 gün ve 2010/200 E.- 2012/224 K sayılı kararın incelenmesi davacı idare vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 14.02.2013 gün ve 2012/13753-1932 E. K. sayılı ilamı ile;
    (…Asıl ve birleşen dava, yolsuz tescil nedeniyle tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.
    Mahkemece; “asıl ve birleşen davaların dava tarihi itibariyle davacı Hazinenin aktif dava ehliyeti bulunmaması sebebi ile husumetten reddine” karar verilmiştir.
    Dosya içeriği ve toplanan delillerden; dava konusu 470 ada 1 parsel sayılı taşınmazın müşterek mülkiyet halinde olup, davalıların dava dışı kişilerle birlikte kayden paydaş bulundukları ve taşınmazda “Sultan Beyazıt Vakfından icareli” şerhinin olduğu anlaşılmaktadır.
    Davacı; çekişmeli taşınmazın 06.11.1950 tarihinde kadastro ile Hidiv İsmail Paşa adına kayıtlı iken gerçeği yansıtmayan veraset ilamına dayanılarak...(...) adına tescil edilip, bazı payların davalılara satış suretiyle temlik edildiğini, yolsuz tescil nedeniyle davalıların iyiniyet iddiasında bulunamayacaklarını ileri sürerek, eldeki asıl ve birleşen davayı açmış; bilahare intikale ilişkin veraset ilamının iptali için açılan davanın sonucunun beklenilmesi gerektiğini ve hazinenin mirasçı olma olasılığının bulunduğunu beyan etmiştir.
    Hemen belirtilmelidir ki; davacı Hazine mirasçı olabileceğini iddia ettiğine göre, yolsuz tescil olduğu ileri sürülen intikale esas veraset ilamının iptali davasının sonucunun beklenilmesi gerektiği kuşkusuzdur.
    Öte yandan, dava konusu taşınmazın tapu kaydında vakıf şerhi bulunduğuna göre, Vakıflar İdaresinin davadan haberdar edilmesi gerektiği de açıktır.
    O halde, davacı Hazine tarafından açılan veraset ilamının iptali davasının sonucunun bekletici mesele yapılması ve davanın Vakıflar idaresine ihbarı gerekirken, yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir...)
    gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmiş, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.


    HUKUK GENEL KURULU KARARI

    Hukuk Genel Kurulunca incelenerek kararın süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
    Dava, yolsuz tescil nedenine dayalı tapu kaydının iptali ve tescili istemine ilişkindir.
    Davacı Hazine vekili, asıl ve birleşen dosyada Sarıyer İlçesi, Kireçburnu Mahallesi, Arabayolu mevkiinde bulunan 470 ada 1 parsel sayılı taşınmazın, tapu kayıtlarına göre, Hidiv İsmail Paşa adına tescilli iken hatalı şekilde Hidiv İsmail Paşa ve varisleri adına kayıt edildiği, Hidiv İsmail Fazıl Paşa"nın mirasçısı ve oğlu Mahmut Hamdi"nin mirasçısı olarak Fatma Azize Biricik (Tokurçal) olduğunu belirleyen Üsküdar 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin 12.08.1981 gün 1981/665-737 E.K. sayılı mirasçılık belgesinin Kadriye Biricik"in nüfus kaydına dayanılarak düzenlendiği ve gerçeği yansıtmadığı, Üsküdar 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 1985/502 E 1985/737 K sayılı mirasçılık belgesinde Kadriye"nin babasının Mahmut Hamdi gösterildiğinden, iptalleri istemiyle Sarıyer 2. Sulh Hukuk Mahkemesinde 2010/347 E sayısında dava açıldığından, 470 ada 1 parsel sayılı taşınmazdaki davalılara ait hisselerin tapu kaydının iptali ile Hazine adına tescilini talep ve dava etmiştir.
    Davalılar vekilleri, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkemece, dava tarihi itibariyle, davacı Hazinenin aktif dava ehliyetinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; davacı Hazine vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde yer alan nedenlerle hüküm bozulmuş, mahkemece önceki kararın gerekçeleri genişletilmek suretiyle direnilmiştir.
    Direnme kararını davacı Hazine vekili temyize getirmektedir.
    Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacı tarafından ileri sürülen mirasçı olma olasılığının varlığına ilişkin iddia nedeniyle, dava tarihi itibariyle Hazinenin aktif dava ehliyetinin bulunup bulunmadığı; varılacak sonuca göre açılan mirasçılık belgelerinin iptali davalarının sonucunun bekletici mesele yapılıp yapılmayacağı noktasında toplanmaktadır.
    Öncelikle, dava ehliyeti ve taraf sıfatı kavramları üzerinde durulmalıdır:
    Dava ehliyeti, kişinin bizzat veya vekili aracılığıyla bir davayı davacı veya davalı olarak takip etme ve usuli işlemleri yapabilme ehliyetidir. Dava ehliyeti, medeni hakları kullanma ehliyetinin usul hukukunda büründüğü şekildir (TMK. m.9); dolayısıyla, medeni hakları kullanma ehliyetine (fiil ehliyetine) sahip gerçek ve tüzel kişiler dava ehliyetine de sahiptirler.
    Taraf sıfatına gelince, bir hakkı dava etme yetkisi (dava hakkı) kural olarak o hakkın sahibine aittir (Bunun, C.Savcısının kamu yararının bulunduğu durumlarda bazı hukuk davalarını açabilme yetkisinin bulunması gibi bazı istisnaları vardır). Bir hakkın sahibinin kim olduğu, dolayısıyla o hakkı dava etme yetkisinin kime ait olduğu, (o davada davacı sıfatının kime ait olacağı) tamamen maddi hukuk kurallarına göre belirlenir. Ancak, bir davanın davacısının o dava yönünden davacı sıfatına sahip bulunmadığının belirlenmesi halinde, mahkeme dava konusu hakkın mevcut olup olmadığını inceleyemeyeceğinden sıfat yokluğundan davanın reddine karar vermek zorunda olduğu için, taraf sıfatı usul hukukunun da düzenleme alanındadır.
    Eş söyleyişle sıfat, dava konusu sübjektif hak (dava hakkı) ile taraflar arasındaki ilişkidir. Taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve davayı takip yetkisi, davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olduğu halde, taraf sıfatı dava konusu sübjektif hakka ilişkindir (Kuru, Baki-Arslan, Ramazan-Yılmaz, Ejder: Medeni Usul Hukuku, 7.Baskı, Ankara 1995, s.231).
    O halde, dava konusu şey üzerinde kim veya kimler hak sahibi ise, davayı da bu kişi veya kişilerin açması gerekir. Davayı açabilmek için gerekli sıfat, dava konusu şey üzerinde hak sahibi olan kişiye aittir. Bir kimsenin davacı veya davalı sıfatına sahip olup olmadığı tıpkı hakkın mevcut olup olmadığının tayininde olduğu gibi maddi hukuka göre belirlenir(Kuru, Baki-Arslan, Ramazan-Yılmaz, Ejder:age., s.231-232; Üstündağ, Saim:Medeni Yargılama Hukuku, Alfa Basım Yayım Dağıtım, İstanbul 1997, s.307).
    Görülmektedir ki, mahkemenin taraflar arasında dava konusu hakkın esası hakkında bir karar verebilmesi için, bu kişilerin o davada gerçekten davacı ve davalı sıfatlarına sahip olmaları gerekir. Bir davada taraf olarak gösterilen kişiler, taraf ve dava ehliyetine ve davayı takip yetkisine sahip olsalar bile, taraflardan birinin o davada gerçekten davacı ve davalı sıfatı yoksa, davanın esası hakkında bir karar verilemeyeceğinden, dava sıfat yokluğundan (husumetten) reddedilir. Taraf sıfatı usul hukuku sorunu olmayıp, dava konusu sübjektif hakkın özüne ilişkin bir maddi hukuk sorunu olduğundan taraf sıfatının yokluğu, davada taraf olarak gözüken kişiler arasında dava konusu hakkın doğumuna engel olduğu için def"i değil, yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülmesi mümkün ve mahkemece de kendiliğinden nazara alınması zorunlu bir itiraz niteliğindedir.
    Nitekim aynı ilkeler, Hukuk Genel Kurulunun 23.06.2004 gün ve E:2004/4-371, K:2004/375; 18.04.2007 gün ve E:2007/5-233, K:2007/221;04.03.2009 gün ve E:2009/10-34, K:2009/104;04.11.2009 gün ve E:2009/2-402, K:2009/484;03.02.2010 gün ve E:2010/4-4 , K:2010/56; 22.12.2010 gün ve E:2010/19-638, K:2010/694; 09.02.2011 gün ve E:2010/15-657, K:2011/49; 07.12.2011 gün ve E:2011/1-631, K:2011/745 sayılı kararlarında da benimsenmiştir.
    Bunun yanında, “Taşınmazlarda hak karinesi” başlığını taşıyan 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK)"nun 992.maddesi; “Tapuya kayıtlı taşınmazlarda, hak karinesinden ve zilyetlikten doğan dava açma hakkından yalnız adına tescil bulunan kimse yararlanır” hükmünü,
    "Tescil" başlığını taşıyan 705. maddesi; "Taşınmaz mülkiyetinin kazanılması, tescille olur.
    Miras, mahkeme kararı, cebri icra, işgal, kamulaştırma halleri ile kanunda öngörülen diğer hallerde, mülkiyet tescilden önce kazanılır. Ancak, bu hallerde malikin tasarruf işlemleri yapabilmesi, mülkiyetin tapu kütüğüne tescil edilmiş olmasına bağlıdır."
    "Devlet" başlığını taşıyan 501. maddesi ise; "Mirasçı bırakmaksızın ölen kimsenin mirası Devlete geçer" hükmünü içermektedir.
    Bu anılan madde hükümleri dikkate alındığında görülmektedir ki, adına tescil bulunan kimsenin kullanabileceği dava açma hakkını, TMK"nun 495 ilâ 500. maddeleri arasında sayılan kanuni mirasçıları niteliğindeki kan hısımları, eşi veya evlatlığı, bu şekilde mirasçısı bulunmayan kimsenin mirasçısı TMK 501. maddesi uyarınca Devlet olacağından, Hazine tarafından kullanabilecektir.
    Tüm bu bilgiler ışığında somut olaya bakıldığında, davacı Hazine tarafından 470 ada 1 parsel sayılı taşınmazdaki Hidiv İsmail Paşa"ya ait hissenin devrine ilişkin alınan veraset ilamlarının gerçeği yansıtmadığından iptalleri için dava açıldığı belirtilerek, taşınmazdaki davalılara ait hisselerin iptali ile Hidiv İsmail Paşa adına tescili istenilmiştir. Davacı Hazine tarafından yukarıda belirtilen TMK"nun 501. maddesindeki mirasçılık hakkına dayalı olarak dava açıldığı, iptali istenen veraset ilamlarının iptal edilmesi halinde alınacak yeni veraset ilamı ile Hazinenin hak sahibi olduğunun ortaya çıkabileceği, bu halde Hazinenin murisin ölüm tarihi itibariyle hak sahibi olacağından, veraset ilamlarının iptaline ilişkin davaların sonucunun beklenmesi gerekirken Hazinenin aktif dava ehliyetinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi doğru değildir.
    Hukuk Genel Kurulu görüşmeleri sırasında bir kısım üyeler tarafından, davanın açılma zamanında dava şartlarının bulunması gerektiği, 6100 sayılı HMK"nun 114. maddesinde düzenlenen dava takip yetkisinin dava açıldığı tarihte bulunmadığından, yerel mahkeme direnme hükmünün onanması gerektiği ileri sürülmüşse de, bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından yukarıda açıklanan nedenlerle benimsenmemiştir.
    Hal böyle olunca; yerel mahkemece, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
    Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
    SONUÇ : Davacı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, 25.11.2015 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

    ...



    Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

    Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


    Avukat Web Sitesi