21. Hukuk Dairesi 2016/6554 E. , 2017/8273 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacı, iş kazası sonucu maluliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davacı ile davalılar vekillerince temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okundu, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar verildi.
K A R A R
Dava, iş kazası sonucu sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece, maddi tazminat talebinin kabulüne, manevi tazminat talebinin kısmen kabulüne karar verilmiştir.
1- Davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde;
a- Dosya kapsamından, davacının 28.12.2009 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucu % 12,30 oranında sürekli iş göremezliğe uğradığı, iş kazasının meydana gelişinde davalıların % 65, davacı sigortalının ise % 35 oranında kusurlu oldukları anlaşılmaktadır.
Gerek mülga BK’nun 47 ve gerekse yürürlükteki 6098 sayılı TBK’nun 56. maddesinde hakimin bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi zarar adı ile ödenmesine karar verebileceği öngörülmüştür. Hakimin manevi zarar adı ile zarar görene verilmesine karar vereceği para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin Duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 26.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.
Manevi tazminatın tutarını belirleme görevi hakimin takdirine bırakılmış ise de hükmedilen tutarın uğranılan manevi zararla orantılı, duyulan üzüntüyü hafifletici olması gerekir.
Hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları tarafların sosyal ve ekonomik durumları paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu olayın ağırlığı olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması, bunun yanında olayın işverenin işçi sağlığı ve güvenliği önlemlerini yeterince alınmamasından kaynaklandığı da gözetilerek gelişen hukuktaki yaklaşıma da uygun olarak tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda manevi tazminat takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır. ( HGK 23.6.2004, 13/291-370)
Bu ilkeler gözetildiğinde, davacı yararına hükmedilen 5.000,00 TL manevi tazminat azdır.
b- Değinilmesi gereken diğer bir husus da şudur; iş kazalarından kaynaklanan maddi tazminat davalarında kazalının sürekli iş güçü kaybı zararının hesaplanmasında Kurumun iş kazası nedeniyle kazalıya bağladığı gelirin ilk peşin sermaye değerinin ve geçici iş göremezlik ödeneğinin rücu edilebilir kısmının düşülmesi esastır. Rücu edilebilir sosyal güvenlik ödemesi ise kazalının kusuru oranında indirim yapılan ödemedir. Bu kapsamda somut olayda hükme esas alınan hesaba ilişkin bilirkişi raporunda davacıya bağlanan gelirin ilk peşin sermaye değerinin davalı tarafın kusuru oranında rücu edilebilir kısmının tenzil edilmesi suretiyle sonuca gidilmesi gerekirken Ocak 2013 tarihine kadar geçerli peşin sermaye değerinin tamamının düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
2- Davalılar vekillerinin temyiz itirazlarının incelemesine gelince;
Davacının maddi zarar hesabı için davalı işveren şirketten aldığı ücretin artık bilinen gerçek ücret olduğunun kabul edilerek hesap tarihine kadar yapılan ödemelere ilişkin ücret bordrolarının celbedilmesi ve buna göre hesaplama yaptırılması gerekirken varsayıma dayalı artışlara göre hesaplama yapılarak sonuca gidilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, taraf vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde taraflara iadesine, 24.10.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.