Hukuk Genel Kurulu 2013/670 E. , 2014/423 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : Trabzon 3.Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 19/07/2012
NUMARASI : 2012/170 E-2012/216 K.
araflar arasındaki "muhtesatın aidiyetinin tespiti" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Trabzon 3.Asliye Hukuk Mahkemesi’nce davanın kısmen kabulüne dair verilen 28.04.2011 gün ve 2010/137 E.-2011/116 K sayılı kararın incelenmesi davalı B.. Ö.. vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 7.Hukuk Dairesi’nin 06.03.2012 gün ve 2011/6877 E.-2012/1489 K sayılı bozma ilamı ile;
...Dava taşınmaz üzerinde bulunan muhtesatın bağımsız bölümlerinin aidiyetinin tespiti ve tapu kaydına şerh verilmesi istemine ilişkindir.
ahkemece taşınmaz üzerinde bulunan E Blok zemin kattaki iki dükkânın davacı tarafından meydana getirildiğinin tespitine, diğer istemlerin reddine karar verilmiş ise de, tespit isteminin kabulü yönünden varılan sonuç yasal düzenlemelere ve yerleşik uygulamaya uygun düşmemiştir.
Aidiyet tespiti davaları kendine özgü davalardan olup dava sonucunda elde edilecek ilamın icra ve infaz kabiliyeti bulunmamaktadır. Bunun doğal sonucu olarak bu davaların uygulama alanı sınırlıdır. Kural olarak taşınmaz üzerinde bulunan muhdesat yönünden derdest ortaklığın giderilmesi davası ya da kamulaştırma işlemi bulunmadığı takdirde bu dava görülemez. Öğretide ve yerleşik Yargıtay uygulamasında eda davası açılmasının mümkün olduğu hallerde, aidiyet tespiti davası açılmasında hukuki bir yararın bulunmadığı kabul edilmiştir.
Bu hukuksal olguların ışığı altında duraksamasız belirtmek gerekirse hukuki yarar dava koşuludur.
Somut olaya gelince; dava konusu taşınmaz hakkında yapılan bir kamulaştırma işlemi veya açılmış bir ortaklığın giderilmesi davası bulunmadığı, tespit davası açılabilmesine imkan tanıyan 1086 sayılı HUMK"nun 567 ve Kamulaştırma Kanununun 19.maddesi hükmünün somut olayda uygulanmasına imkan olmadığı gözetildiğinde, davacının tespit davası açmakta hukuki yararının olmadığı kuşkusuzdur.
Hal böyle olunca; mahkemece hukuki yarar bulunmadığı gerekçesiyle davanın tümüyle reddine karar verilmesi gerekirken, işin esası incelenerek yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir...)
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve 6217 sayılı Kanun" un 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu"na eklenen "Geçici 3.madde" atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı H.U.M.K.nun 2494 sayılı Yasa ile değişik 438/II.fıkrası hükmü gereğince duruşma isteğinin reddine karar verilip dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, taşınmaz üzerinde bulunan muhtesatın bağımsız bölümlerinin aidiyetinin tespiti ve tapu kaydına şerh verilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece; davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, davalı B.. Ö.. vekilinin temyizi üzerine, Özel Dairece yukarıda açıklanan nedenlerle karar bozulmuştur.
Yerel Mahkemece, önceki gerekçeler genişletilmek suretiyle direnme kararı verilmiş, direnme kararı davalılar B.. Ö.. ve N.. K.. vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; paylı mülkiyetin söz konusu olduğu dava konusu taşınmazdaki bağımsız bölümler hakkında davacı paydaşın, tespit davası açmakta hukuki yararının bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.
Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle “tespit davasının” irdelenmesinde yarar vardır: Bir hukuki ilişkinin varlığı konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunuyorsa, bu uyuşmazlık tespit davası yoluyla giderilebilir. Davacının; bir hukuki ilişkinin varlığı, yokluğu veya içeriğinin belirlenmesi hakkında tespit hükmü elde etmek için açtığı davaya tespit davası denir. Tespit davası ile davalı bir şeyi yapmaya veya bir şeyden kaçınmaya mahkûm edilmez, sadece taraflar arasındaki hukuki ilişkinin varlığı veya yokluğu, ya da tereddütlü olan içeriği tespit edilir.
Tespit davası; mülga 1086 sayılı HUMK’nda açıkça düzenlenmiş değildi. Fakat bazı tespit davalarını düzenleyen özel kanun hükümleri bulunmaktaydı(MK.m.25; İİK.m.69, II, m.72, m.89, III; HUMK.m.519; 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri K. m.15, III.m.67, II; TK m.58/a; 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt K.m.46).
Türk Öğretisinde ve Yargıtay uygulamalarında istikrarlı şekilde caiz olduğu belirtilen tespit davaları, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)" nun 106.maddesinde: “(1) Tespit davası yoluyla, mahkemeden, bir hakkın veya hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun yahut bir belgenin sahte olup olmadığının belirlenmesi talep edilir.
(2) Tespit davası açanın, kanunlarda belirtilen istisnai durumlar dışında, bu davayı açmakta hukuken korunmaya değer güncel bir yararı bulunmalıdır.
(3) Maddi vakıalar, tek başlarına tespit davasının konusunu oluşturamaz.” şeklinde düzenlenmiştir.
Bu madde hükmüne göre; bir hakkın veya hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun yahut da bir belgenin sahte olup olmadığının belirlenmesini hedefleyen davalara tespit davası denir.
Tespit davası açan davacı, eda davası ile inşai davalardan farklı olarak dava açmakta hukuken korunmaya değer güncel bir yararının bulunduğu hususunu açıkça ortaya koymak, hukuki yararını ispatlamak zorundadır.
Maddi vakıalar tek başına tespit davasına konu yapılamaz; ancak bir hakkın yahut bir hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun belirlenmesi amacıyla tespite konu yapılabilir.
Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı tarafından yapıldığı bildirilen dava konusu muhtesat hakkında, paydaşlar arasında bu davadan sonra açılmış da olsa, bir ortaklığın giderilmesi davasının bulunduğu, bu dava sonunda taşınmazı iktisap edecek yeni zemin malikinin men’i müdahale ve kal davası açabileceğinden, davacının bu davayı açmakta hukuken korunması gereken bir hakkının olduğunun, bu bakımdan da, eldeki davayı açmakta hukuki yararının bulunduğunun kabulü gerekir.
Yapılan görüşmeler sırasında, bir kısım üyelerce, ortaklığın giderilmesi davasının sonradan açılmış olması nedeniyle dava tarihi itibariyle değerlendirme yapılarak, direnme kararının bozulması gerektiği ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğunca yukarıda belirtilen nedenlerle benimsenmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, davacının tespit istemekte hukuki yararının bulunmadığına işaret eden Özel Daire bozmasına karşı, yerel mahkemenin, davacının tespit davası açmakta hukuki yararının bulunduğuna ilişkin direnmesi yerindedir.
Ne var ki, Özel Dairece bozma nedenine göre davalı vekilinin işin esasına ilişkin temyiz itirazlarını incelemediğinden bu yönde inceleme yapılmak üzere, dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekir.
S O N U Ç : Yukarıda açıklanan nedenlerle DİRENME UYGUN OLUP; bozma nedenine göre daha önce incelenmeyen davalı vekilinin işin esasına ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi için DOSYANIN 7. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, 6217 sayılı Kanunun 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı HMUK. 440/1.maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 28.03.2014 gününde oyçokluğu ile karar verildi.