
Esas No: 2013/1489
Karar No: 2014/428
Karar Tarihi: 02.04.2014
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2013/1489 Esas 2014/428 Karar Sayılı İlamı
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İzmir 1. İş Mahkemesi
TARİHİ : 24/04/2013
NUMARASI : 2013/159-2013/240
Taraflar arasındaki “tespit” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İzmir 1. İş Mahkemesi’nce davanın kısmen kabulüne dair verilen 19.07.2012 gün ve 2012/238 E. 2012/542 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 10. Hukuk Dairesi"nin 16.10.2012 gün ve 2012/18593 E. 2012/19322 K. sayılı ilamı ile;
(…Dava konusu somut olayda; davacının, malûllük sigortası hükümlerine göre davalı Kuruma 19.04.2004 tarihinde başvurarak aylık tahsis isteminde bulunduğu,davalı Kurumca, 05.07.2006, 08.12.2006 ve 11.12.2006 tarihli raporların değerlendirilmesi sonucunda, çalışma gücünün en az üçte ikisinin yitirilmediği gerekçesiyle reddedilmesinden sonra, işbu davanın açıldığı; yargılama aşamasında alınan Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu raporunda, davacının, "07.12.2009 tarihinde yapılan muayenesi ve incelenen tetkikleri neticesinde mevcut rahatsızlıklarının kişinin beden çalışma gücünün 2/3"sini kaybetmiş olduğunun bildirilmesine göre; mahkemece, davacı hakkından maluliyet aylığı bağlanması hususunda yasal şartlar oluşmakla, Adli Tıp Kurumu rapor tarihini izleyen aybaşından itibaren maluliyet aylığına hak kazandığının tespitine karar verildiği anlaşılmaktadır.
Dairemizin 21.02.2012 tarih 2011/17350Esas-2012/2958Karar sayılı bozma ilamında özetle; "Mahkemece, davacı sigortalının malüliyet aylığına hak kazanıp kazanmadığı konusunda çelişkinin giderilmediği ve diğer taraftan Adli Tıp Kurumu raporunda da maluliyetin başlangıcına ilişkin bir açıklığın bulunmadığı ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu "nun 2011/21-488 E, 2011/565 K ve 28.09.2011 tarihli kararı da gözetilerek, Adli Tıp İhtisas Kurulundan alınan raporla çelişki bulunduğu anlaşılmakla, Adli Tıp Genel Kurulu"ndan rapor alınarak, davacının çalışma gücünü 2/3 oranında kaybedip kaybetmediğinin, çalışma gücünü 2/3 ünü kaybetmemekle birlikte, çalışma gücünü en az %60 oranında kaybedip-kaybetmediğinin ve maluliyetin başlangıç tarihinin tespit edilerek, 5510 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği tarih de gözetilerek, varılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve hatalı yorum sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir." gerekçesine yer verilmiştir.
Mahkemece, davacı tarafa dosyanın Adli tıp Kurumu Genel Kurulu"na sevki konusundaki yargılama giderlerini karşılaması için verilen kesin süreye karşın bu konudaki gereklerin davacı tarafça yerine getirilmemiş olduğu ; davacı vekilinin , önceki karar doğrultusunda maluliyet aylığı başlangıcı esas alınmak suretiyle önceki gibi hüküm kurulmasını talep ettiği anlaşılmaktadır.
Mahkemece,bozma ilamına uyulmasına rağmen, bozma ilamının gerekleri yerine getirilmemiştir.
Davaların uzaması veya uzatılmasını engellemek amacıyla, işlemin yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 163. maddesiyle getirilen kesin mehil kuralı, Kanunun amacına uygun kullanılmalı, başka bir anlatımla davanın reddi için araç görülmemelidir. Kesin mehile ilişkin ara kararı her türlü yanlış anlamayı önleyecek şekilde açık ve eksiksiz olmalı, yapılacak işlerin neler olduğu tek tek gösterilmeli, ara karar gereğinin yerine getirilmesi için davacı tarafından yatırılması gereken masraf tutarının ayrıntılı olarak saptanması ve paranın nereye yatırılacağı ile bunun için verilen sürenin kesin süre olduğunun özellikle yazılması gerekir. Mahkemenin, paranın nereye yatırılacağının yazılmaması nedeniyle, 31.12.2009 tarihli celsede verilen kesin mehil ihtarı usulsüz bulunmuştur. 6100 sayılı Yasanın delil ikamesi için avansı düzenleyen 324. maddesi gereği, kesin mehile ilişkin hükümlerin, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyeceği dava ve işler hakkında uygulanmayacağı hususu ile, aksine bir düzenleme bulunmaması durumunda usul hükümlerine ilişkin değişikliklerin derhal yürürlüğe gireceği ve eldeki davalarda tamamlanmamış usul işlemlerine uygulanması gerektiğinin bundan sonraki yargılamada gözetilmesi gerekir.
Yine; sosyal güvenlik hakkı, kaynağını Anayasanın 60. maddesinden alan temel nitelikte bir hak olup, bu sebeple sosyal güvenlik hukuku kamu hukuku disiplini içinde yer alan bir hukuk dalıdır ve hakimin bakmakta olduğu davanın çözümü için gerekli bütün delillere kendiliğinden başvurması gerekir. Bu husus Türk yargı sisteminde, hukuk hakiminin davayı kendiliğinden inceleyerek çözüme kavuşturamayacağı ve delillerin taraflarca hazırlanması gerektiğine dair kuralın istisnasını teşkil eder. Açıklanan nedenlerle gerçeğe ulaşabilmek ve sosyal güvenlik hakkını gecikmeden sigortalı veya haksahibine teslim edebilmek için kamu düzenine dayanan resen araştırma ilkesinden hareketle, yargılamanın en az masrafla sonuçlandırılması gerektiği de gözetilerek, gerektiğinde HMK 325. maddesi (HUMK 415. madde) gereği ilerde aleyhine hüküm verilenden tahsil edilmek kaydıyla, mahkemece takdir edilen masrafların Devlet hazinesinden ödenmesine karar verilebilecektir.
Mahkemenin yukarıda açıklanan maddi ve hukuki esaslar doğrultusunda yargılama yaparak, aldırılacak rapor ile elde edilecek sonuca göre karar vermesi gerekirken, masrafların davacı vekili tarafından yatırılmadığı gerekçesi ile, yazılı şekilde hüküm kurması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
Ne var ki, davacı tarafın kararı temyiz etmemiş olması nedeniyle usuli kazanılmış hakkı gözetilerek hüküm tesis edilmesi gerekmektedir.
O halde, davalı Kurum vekilinin, bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır…) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz e dildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, 1479 sayılı Kanun"un 27 ve devamı maddelerine dayalı, çalışma gücünün 2/3 oranında kaybedilmesi nedeni ile yaşlılık aylığı bağlanması istemine ilişkindir.
Davacı vekili, davacının davalı kurumun sigortalısı olduğunu, geçirdiği rahatsızlıklar nedeni ile, çalışma gücünün 2/3 oranından fazlasını kaybettiği inancı ile maluliyet aylığı bağlanması için yaptığı başvurunun Kurumca reddedildiğini belirterek; mesleğini devam ettirmesi imkansız olan müvekkilinin meslekte kazanma gücünü yitirdiğinin ve maluliyet aylığına hak kazandığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Kurum vekili; davacının malulen emeklilik için Kuruma başvuruda bulunduğunu, davacının hastaneye sevkinin sağlanarak yapılan muayene ve tetkikler sonucunda çalışma gücünü 2/3 oranında kaybetmemiş olduğundan malul sayılamayacağına karar verildiğinden açılan davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Yerel Mahkemenin; davacının 12.11.2010 tarihli Adli Tıp Kurumu raporu ile maluliyet durumunun tespit edildiği gözetilerek, 01.12.2010 tarihinden itibaren maluliyet aylığına hak kazandığının tespitine dair verdiği ilk karar, taraf vekillerinin temyizi üzerine Özel Dairece; Adli Tıp İhtisas Kurulundan alınan raporla çelişki bulunduğu anlaşılmakla, Adli Tıp Genel Kurulu"ndan rapor alınarak, davacının çalışma gücünü 2/3 oranında kaybedip kaybetmediğinin, çalışma gücünü 2/3 ünü kaybetmemekle birlikte, çalışma gücünü en az %60 oranında kaybedip-kaybetmediğinin ve maluliyetin başlangıç tarihinin tespit edilerek, 5510 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği tarih de gözetilerek, varılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekçesiyle bozulmuştur.
Yerel Mahkemece, bozmaya uyulmasına karşın verilen ikinci kararda; "raporlar arasında giderilmesi gereken çelişki bulunmadığı gibi; Adli Tıp Kurumu raporu uyarınca ve rapor tarihi itibariyle çalışma gücünün 2/3"ünü kaybettiği tıbbi bulgularla sabit olup; bu rapor tarihi öncesinde aylığa hak kazanıp kazanamayacağı yolundaki incelemenin davacı tarafından da talep edilmediği" gerekçesiyle davacının 12.11.2010 tarihli Adli Tıp Kurumu raporu ile maluliyet durumunun tespit edildiği gözetilerek, 01.12.2010 tarihinden itibaren maluliyet aylığına hak kazandığının tespitine karar verilmiş, bu karar da davalı Sosyal Güvenlik Kurumu vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece içeriği yukarıya alınan gerekçe ile bozulmuş, Yerel Mahkemece, önceki kararda direnilmiştir.
Direnme hükmünü, davalı Sosyal Güvenlik Kurumu vekili temyiz etmiştir.
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; uyulmasına karar verilen bozma ilamının gereğinin yerine getirilip getirilmediği varılacak sonuca göre Adli Tıp Kurumu Genel Kurulundan rapor alınmasına gerek olup olmadığı, noktalarında toplanmaktadır.
Uyuşmazlığın çözümü, “usuli kazanılmış hak” kavramının açıklanmasını ve açıklanan olgular karşısında somut olay ve taraflar yönünden gerçekleşip gerçekleşmediğinin irdelenmesini gerekli kılmaktadır.
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda “usuli kazanılmış hak” kavramına ilişkin açık bir hüküm bulunmamaktadır.
Bu kurum, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Anlam itibariyle, bir davada, mahkemenin yada tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir.
Bir mahkemenin Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. “Usuli kazanılmış hak” olarak tanımlayacağımız bu olgu mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirmektedir (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı YİBK).
Mahkemenin, Yargıtay’ın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usuli kazanılmış hak doğabileceği gibi, bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usuli kazanılmış hak gerçekleşebilir. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış hak oluşturur (04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK).
Kazanılmış haklar hukuk devleti kavramının temelini oluşturan en önemli unsurlardandır. Kazanılmış hakları ortadan kaldırıcı nitelikte sonuçlara yol açan yorumlar Anayasanın 2.maddesinde açıklanan “Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devletidir” hükmüne aykırılık oluşturacağı gibi toplumsal kararlılığı, hukuksal güvenceyi ortadan kaldırır, belirsizlik ortamına neden olur ve kabul edilemez.
Yargıtay içtihatları ile kabul edilen “usuli kazanılmış hak” olgusunun, bir çok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır:
Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararı (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı YİBK) ya da geçmişe etkili bir yeni kanun çıkması karşısında, Yargıtay bozma ilamına uyulmuş olmakla oluşan usuli kazanılmış hak hukukça değer taşımayacaktır.
Benzer şekilde; uygulanması gereken bir kanun hükmü, karar kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesi’nce iptal edilirse, usuli kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir (HGK.nun 21.01.2004 gün, 2004/10-44 E, 19 K.).
Bu sayılanların dışında ayrıca; görev konusu, hak düşürücü süre, kesin hüküm itirazı, harç ve maddi hataya dayanan bozma kararlarına uyulmasında olduğu gibi kamu düzeni ile ilgili konularda usuli kazanılmış haktan söz edilemez (Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü-6. Baskı, cilt 5, 2001).
Usuli kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için; bir davada, ya taraflar ya mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 12.07.2006 gün ve 2006/4-519 E., 527 K., 31.05.2006 gün ve 2006/10-307 E., 337 K., 10.05.2006 gün ve 2006/4-230 E., 288 K. sayılı ilamları).
Somut olayda, Özel Dairenin 21.02.2012 tarihli ilk bozma kararı sonrasında, Yerel Mahkemenin bozmaya uyulmasına karar vermesi karşısında, bozma ilamında değinilen biçimde; Adli Tıp Genel Kurulu"ndan rapor alınarak, çelişkinin giderilmesi hususunda davalı lehine usuli kazanılmış hak oluşmuştur. Doğmuş olan bu usuli kazanılmış hakka Yerel Mahkeme uymak zorunda olduğundan, daha sonra usuli kazanılmış hakkı ihlal eder şekilde, davacının 12.11.2010 tarihli Adli Tıp Kurumu raporu ile maluliyet durumunun tespit edildiği gözetilerek, 01.12.2010 tarihinden itibaren maluliyet aylığına hak kazandığının tespitine karar verilmesi doğru değildir.
Diğer taraftan, mahkemece 09.07.2012 tarihli duruşmada “davacı tarafça 200,00 TL mahkeme avansının 1 haftalık kesin süre içerisinde, mahkemeler veznesine yatırılmasına…” denilerek verilen kesin sürede paranın mahkeme veznesine yatırılması gerektiği bildirildiği halde Özel Daire bozma ilamında paranın nereye yatırılacağının bildirilmediği denilmesinin maddi hataya dayalı olduğu kabul edilmiş; bu nedenle “paranın nereye yatırılacağı” ibaresinin ilamdan çıkarılması gerekmiştir.
Şu durumda, Hukuk Genel Kurulu’nca da, az yukarıda vurgulanan ifadelerin bozma ilamından çıkartılması suretiyle benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
S O N U Ç : Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile; direnme kararının, Özel Daire bozma ilamından geçen “paranın nereye yatırılacağı” ibaresinin çıkartılması suretiyle, Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanunun 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 8/3.fıkrası uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 02.04.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.