Hukuk Genel Kurulu 2013/1299 E. , 2014/438 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : Şanlıurfa 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 03/06/2009
NUMARASI : 2009/39-2009/239
Taraflar arasındaki “tespit ve iade” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Şanlıurfa 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce davanın kısmen kabulüne dair verilen 27.12.2005 gün ve E:2003/530, K:2005/742 sayılı kararın incelenmesi davalı banka vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi"nin 02.04.2007 gün ve 2006/5183-2007/4321 sayılı ilamı ile;
(...Dava, haksız fiil nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
Davacı, davalı Şekerbank’ın çek tahsilinde müşteri kimlik bilgisini tespit etmediğini, bu kusurlu davranışı ile yargılanmasına sebep olduğunu ileri sürerek maddi ve manevi tazminat isteminde bulunmuştur.
Davalı, davacının yargılanması ile Şekerbank’ın eylemi arasında illiyet bağının olmadığını, mevzuat gereği kimlik tespit zorunluluğunun bulunmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.
11 Nisan Belediyesinde muhasip olarak görev yapmakta olan davacının kimlik bilgileri ve imzası kullanılarak davalı bankadan çek tahsili yapıldığı anlaşılmaktadır. Tahsilata konu olan hamiline çek dava dışı .. Otomotiv San. Ltd. Şti.’ne ait olup 11 Nisan Belediyesinin alacağına karşılık şirket yetkilisi tarafından 11 Nisan Belediyesi görevlilerine verilmiştir. Bakanlar Kurulunun 96/8443 sayılı kararına istinaden çıkarılan Yönetmeliğin “kimlik zorunluluğu” başlıklı 2. maddesinde; “…toplam tutarı 1.000.000.000 TL’yi aşan çek senet tahsili işlemlerinde müşterilerin kimliklerini tespit ve usulü dairesinde son işlem tarihinden itibaren 5 yıl muhafaza etmek zorundadırlar” ve Şekerbank T.A.Ş. Genel Müdürlüğünün 4/9/1996 tarih 96/103 sayılı genelgesinde de “Şubelerimizin mali kurumlar ile kamu kurum ve kuruluşları ile gerçekleştirilen kimlik tespit zorunluluğu kapsamındaki işlemlerde kimlik tespiti yapmak zorunda değildir” hükmü yer almaktadır. Bakanlar Kurulu kararına istinaden çıkarılan Yönetmelik ile Şekerbank Genel Müdürlüğü tarafından çıkarılan genelge gereği davalı bankanın 17.000.000 TL tutarındaki hamiline çekin tahsiline kimlik tespiti yapmamış olmasında mevzuata aykırılık bulunmamaktadır. Davalı bankanın eylemi ile davacının zararı arasında uygun illiyet bağı olduğundan söz edilemez. Şu halde açıklanan nedenlerle davanın reddi gerekirken dosya kapsamına uygun olmayan gerekçelerle davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olması doğru değildir. Karar bu nedenle bozulmalıdır...)
Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, haksız fiil nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne dair verilen karar davalı banka vekilinin temyizi üzerine, Özel Daire"ce yukarıda belirtilen gerekçelerle bozulmuştur. Yerel mahkemece, önceki kararda direnilmiştir. Direnme kararını, davalı banka vekili temyize getirmiştir.
Hukuk Genel Kurulu’ndaki görüşme sırasında, esasa girilmeden önce, direnme kararının yeterli gerekçe içerip içermediği önsorun olarak tartışılıp incelenmiş ve yapılan görüşmede özellikle dosyanın geçirdiği aşamalar da gözetilerek direnme kararının yeterli gerekçeyi içerdiği oybirliği ile kabul edilerek önsorun aşılıp, işin esasının incelenmesine geçilmiştir.
İşin esasına gelince:
Uyuşmazlık; davalı bankanın hukuki sorumluluğunun bulunup bulunmadığı, noktasında toplanmaktadır.
Bilindiği üzere, kişilerin sözleşme dışı sorumluluğunda kural olarak kusur sorumluluğu esastır (mülga 818 sayılı BK m.41); ne var ki, yasa koyucu değişik sebeplerle kusursuz sorumluluk (objektif sorumluluk) hallerini de kabul etmiştir. Bu nedenle sözleşme dışı sorumluluktan söz edebilmek için, kişinin kusura dayanan bir sorumluluğunun veya kusuru olmasa dahi yasadan doğma bir sorumluluğunun bulunması zorunludur.
818 sayılı Borçlar Kanunu (BK)’nun “İstihdam edenlerin mes’uliyeti” başlığı altında düzenlenen 55.maddesinde, “Başkalarını istihdam eden kimse, maiyetinde istihdam ettiği kimselerin ve amelesinin hizmetlerini ifa ettikleri esnada yaptıkları zarardan mes’uldür” hükmü öngörülmüştür.
Anılan maddede deyimini bulan, istihdam edenlerin, müstahdemlerinin eylemlerinden sorumlu tutulmaları ilkesi, kendi yararı için başkasını çalıştıran kimsenin, bu işin ifasından meydana gelecek zarar tehlikesini bazı şartlar altında üzerine alması esasına dayanır. İstihdam edenlerin sorumluluğu hakkında gerek doktrindeki, gerekse içtihatlardaki (27.03.1957 gün ve 1/3; 22.06.1966 gün ve 7/7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararları) baskın görüş bunların kusursuz bir sorumluluğa tabi tutulmaları doğrultusundadır.İstihdam eden, müstahdem veya işçilerini seçerken, onları çalıştırırken, başkalarına zarar vermemelerini sağlamakla ve buna dikkat ve özen göstermekle yükümlüdür. Esasen istihdam edenin sorumluluğunun dayanağı, onun müstahdeme nezaret ve özen hususundaki objektif vazifesinin ihlali teşkil eder.
İstihdam edenin bu özen ödevi doktrin ve uygulamada genellikle dört esasta mütalaa edilmektedir. Adam kullanan, müstahdem veya işçisini seçmede; talimat vermede; denetim ve gözetimde; işin organizasyonunu esaslı ve doğru bir şekilde kurmakta, özen göstermelidir.
Ancak hemen belirtmek gerekir ki, istihdam edenin göstermekle mükellef olduğu bütün bu dikkat ve özen önlemleri (tedbirleri) almaması- 27.03.1957 gün ve 1/3; 22.06.1966 gün ve 7/7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararları göz önüne alınırsa- bunlara uyulmamasının objektif olarak tavsif edilebilecek karşılığının ihmal veya kusur olduğu görülür.
Çünkü burada söz konusu olan, gösterilmesi gereken dikkat ve özenin gösterilmemiş olmasıdır. Bu özen ödevi ve buna riayet edilmemesi olgusu, objektif olarak takdir olunur. Sübjektif bakımdan mazur görülebilecek bir neden iş gördüreni sorumluluktan kurtaramaz (Haluk Tandoğan, Türk Mes’uliyet Hukuku, Ankara, 1961, sf.108 vd.).
Gerek doktrinde ve gerekse uygulamada benimsenen görüşe göre; Borçlar Kanunu’nun 55.maddesinde düzenlenen, iş gördürenlerin sorumluluğu, bir kusur karinesine dayanmamaktadır. İsviçre Hukuku gibi Türk Hukukunda da kabul edilen hal tarzına göre, burada ne istihdam edenin ve ne de müstahdemin kusuru aranmamaktadır. Sorumluluk her ikisinin kusurundan bağımsız olarak teessüs etmektedir. Bunun için istihdam edenin sorumluluğu, bir “sebep sorumluluğu” olarak kabul edilmektedir
Nitekim 27.03.1957 gün ve 1/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının 4.paragrafında da belirtildiği gibi, Kanun’un 55.maddesinin istihdam edene verdiği kurtuluş beyyinesi imkânı, kusursuzluğun ispatı olmadığı kabul edilmiştir.
Sorumluluktan kurtulma nedenlerinin yasaya konuluşu ile güdülen tek amaç, iş sahiplerini sorumluluktan kurtulacakları düşüncesiyle zararları önleyici tedbirleri almaya teşvik etmek, sosyal tehlikeyi azaltma düşüncesidir; yoksa yasa metnine kusur unsurunu sokma düşüncesi değildir. O halde özetlenecek olursa, kusur öğesi hariç haksız eylemin diğer üç unsuru bir zararlandırıcı olayda birleşince adam kullanan sorumlu tutulacaktır.
Nitekim, aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulu’nun 14.03.2012 gün ve E:2011/4-824, K:2012/134 sayılı ilamında da benimsenmiştir.
Somut olayda; 11 Nisan Belediyesi’nde muhasip olarak görev yapmakta olan davacının kimlik bilgileri ve imzası kullanılarak davalı bankadan çek tahsili yapıldığı anlaşılmaktadır. Tahsilata konu olan hamiline çek dava dışı ... Otomotiv San. Ltd. Şti.’ne ait olup, 11 Nisan Belediyesinin alacağına karşılık şirket yetkilisi tarafından 11 Nisan Belediyesi görevlilerine verilmiştir. Davacı anılan çek nedeniyle yargılanmış ve Şanlıurfa 1.Ağır Ceza Mahkemesi’nin 24.10.2002 tarih ve E:2001/354, K:2002/215 sayılı ilamıyla, Adli Tıp Kurumu raporunda çekin arkasında isim ve imzanın (cironun) davacıya ait olmadığının anlaşılması ve başkaca bir delil bulunmaması nedeniyle, zimmet suçundan beraatına karar verilmiştir.
Davacının kimlik bilgileri ve imzası kullanılarak davalı bankadan çek tahsili yapıldığı anlaşıldığına ve bu nedenle davacının Şanlıurfa 1.Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanmasına neden olunduğuna göre, davalı bankanın meydana gelen olayda hukuki sorumluluğu için aranan yasal şartların gerçekleştiğinin kabulü gerekir.
Buna göre, mahkemenin davalı bankanın hukuki sorumluluğunun bulunduğuna yönelik kabulünde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
Hal böyle olunca; yerel mahkemenin, yukarıda açıklanan hususları gözeterek, Özel Daire bozma ilamına karşı önceki kararda direnmesi usul ve yasaya uygundur.
Ne var ki, bozma nedenine göre, hükmedilen tazminat miktarına ilişkin temyiz itirazları Daire’ce incelenmediğinden, bu yönde inceleme yapılmak üzere dosyanın Özel Daire"ye gönderilmesi gerekir.
SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle direnme uygun bulunduğundan, davalı banka vekilinin hükmedilen tazminatın miktarına ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 4.HUKUK DAİRESİ’NE GÖNDERİLMESİNE, 6217 Sayılı Kanunun 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı HUMK"un 440/III-(1). maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 02.04.2014 gününde oybirliği ile karar verildi.