1. Hukuk Dairesi 2015/9542 E. , 2018/9022 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL-TENKİS
Taraflar arasında görülen tapu iptal tescil-tenkis davası sonunda, yerel mahkemece davanın reddine ilişkin olarak verilen karar davacı tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi,Tetkik Hâkimi ...’un raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
-KARAR-
Dava, ehliyetsizlik ve muris muvazaası hukuksal nedenlerine dayalı tapu iptali ve tescil olmadığı taktirde tenkis isteklerine ilişkindir.
Davacı, mirasbırakan annesi ...’un ölümünden önce 20, 21 parsel sayılı taşınmazlarını ve 18 parsel sayılı taşınmazdaki 3/12 payını davalı oğlu ...’a, 11 parsel sayılı taşınmazdaki 1476/1736 payını davalı kızı ...’a satış suretiyle temlik ettiğini, bu taşınmazların satışının muvazaalı ve diğer mirasçılardan mal kaçırma amaçlı olup ayrıca mirasbırakanın ehliyetsizliği nedeniyle de işlemlerin geçersiz olduğunu ileri sürerek tapu kayıtlarının iptali ile muris adına tescilini, olmadığı taktirde tenkisini istemiştir.
Davalılar ... ve ... bir savunma getirmemişlerdir.
Davanın reddine dair verilen karar Dairece; “ Davada muris muvazaası yanında ehliyetsizlik iddiasına da dayanıldığı ancak mahkemece ehliyetsizlik yönünden bir araştırma yapılmadığı, o halde, ehliyetsizlik iddiasının üzerinde durulması, davacının akit tarihinde hukuki ehliyeti haiz olup olmadığı konusunda tarafların gösterecekleri tüm delillerin toplanılması, tanıklardan bu yönde açıklayıcı, doyurucu somut bilgiler alınması, varsa ehliyetsiz olduğu iddia edilen kişiye ait doktor raporları, hasta müşahede kağıtları, film grafilerinin toplanarak ... Kurumundan rapor alınması ve varılacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken değinilen hususlar gözardı edilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir." gerekçesiyle bozulmuş, mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda, ... Kurumu 4. İhtisas Kurulu raporu uyarınca mirasbırakanın temlik tarihlerinde hukuki işlem ehliyetini haiz olduğunun anlaşıldığı, muvazaa iddiasının ise kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; mirasbırakan ... kayden maliki olduğu 194 ada 21 ve 185 ada 20 parsel sayılı taşınmazlarını 28.12.1990 tarihinde oğlu olan davalı ..."ya, 199 ada 11 parseldeki 1476/1736 payını ise vekili davalı ... aracılığı ile 07.10.1991 tarihinde davalı kızı ... satış suretiyle devrettiği, yine mirasbırakanın 230 ada 18 parsel sayılı taşınmazdaki 3/12 payını, davalı ... ve diğer mirasçılar ..., ..., ..., ...’nin paylarıyla birlikte vekil davalı ... aracılığı ile 14.10.1991 tarihinde davalı ...’e temlik ettiği, ...’in bu taşınmazda mirasbırakan ve bir kısım mirasçıdan temlik aldığı paylar da dahil olmak üzere toplam 9/12 payını 26.05.1992 tarihinde satış suretiyle davalı ...’ya devrettiği, davacının devirler esnasında mirasbırakan ... tasarruf ehliyetinin bulunmadığını, anılan devirlerin mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek eldeki davayı açtığı, mirasbırakan ... 21.12.1991 tarihinde öldüğü ve geride mirasçı olarak davacı oğlu ... ile davalı olan çocukları ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... kaldığı, bozma kararına uyularak yapılan inceleme sonucu alınan ... Kurumu 4. İhtisas Kurulu’nun 25/02/2015 tarihli raporunda muris Yaşar’ın 28/12/1990 ve 07/10/1991 işlem tarihlerinde fiil ehliyetini haiz olduğunun bildirildiği anlaşılmaktadır.
Hemen belirtmek gerekir ki, mirasbırakan ...’ın temlik tarihinde ehliyetli olduğu ... Kurumu raporuyla saptanmak suretiyle ehliyetsizlik iddiası yönünden davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik yoktur.
Muvazaa iddiasına gelince;
Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa,niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türü dür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve l.4.1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Medeni Kanunun 706, Borçlar Kanununun 213 ve Tapu Kanununun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tesbitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Somut olaya gelince, her ne kadar dinlenen tanıklar mirasbırakanın, davacıdan ve davalı ... ile ... dışındaki diğer mirasçılarından mal kaçırmasını gerektiren bir neden ortaya koymamışlar ise de, mirasbırakana tüm çocuklar tarafından bakıldığı, mirasbırakanın ise tüm malvarlığını davalı çocukları ... ve ...’ya temlik ettiği, davalıların alım gücünün olmadığı gözetildiğinde davaya konu temliklerin muvazaalı olduğu sonucuna varılmaktadır.
Hâl böyle olunca; davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
Davacının bu yönlere ilişkin temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK"un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 12.04.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.