Hukuk Genel Kurulu 2013/1102 E. , 2014/641 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : Erzurum 3. Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 27/11/2012
NUMARASI : 2012/325-2012/671
Taraflar arasındaki “tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Erzurum 3.Asliye Hukuk Mahkemesi’nce davanın reddine dair verilen 23.02.2010 tarih, 22-49 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 17.Hukuk Dairesi’nin 30.01.2012 tarih, 7018 esas, 797 karar sayılı ilamı ile;
(…Davacı vekili, müvekkiline ait, davalıya kasko sigortalı aracın tek taraflı kaza sonucu ağır şekilde hasarlanarak kullanılamaz hale geldiğini, trafik ekipleri tarafından gerekli incelemenin yapılarak kaza tespit tutanağı tanzim edildiğini, müvekkili hakkında kazaya ilişkin sigortayı dolandırıcılık suçundan Erzurum Ağır Ceza Mahkemesi"nde dava açıldığını ve yapılan yargılama sonucu müvekkilinin beraat ettiğini, davalı sigortaya zararın karşılanması için başvuru yapıldığını ancak sigortanın 16.500 TL ödenebileceğini bildirdiğini, aracın kasko bedelinin 28.000 TL olduğunu belirterek kasko bedelinin olay tarihinden itibaren işleyecek temerrüt faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili, davacıya teklif edilen bedelin aracın kasko değeri değil aracın rayiç değeri olduğunu, uygulamanın da bu şekilde olduğunu, kazanın ne şekilde oluştuğu hususunun muamma olduğunu, kaza tespit tutanağında kazanın sürücünün anlattığı şekilde olamayacağının belirtildiğini ve sigortalı hakkında dolandırıcılık suçundan dava açıldığını bildirerek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, toplanan deliller ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, kazanın oluş şeklinin sigortadan para almaya yönelik kurguya dayalı bir şekilde meydana getirildiği kanaatine varıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kasko sigorta poliçesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.
Davacıya ait aracın davalı şirkete kasko sigorta poliçesi ile sigortalı olduğu ve araçtaki hasarın poliçe yürürlük süresi içinde meydana geldiği tarafların kabulündedir.
Mal sigortası türünden olan kasko sigorta sözleşmeleri gerek kuruluşlarında, gerek devamı sırasında ve gerekse rizikonun gerçekleşmesi aşamasındaki ihbar yükümlülükleri bakımından iyiniyet esasına dayalı sözleşme türlerindendir.
Kasko Sigortası Genel Şartlarının A/1 maddesine göre, gerek hareket gerekse durma halinde iken sigortalının veya aracı kullananın iradesi dışında araca ani ve harici etkiler neticesinde sabit veya hareketle bir cismin çarpması veya aracın böyle bir cisme çarpması, müsademesi, devrilmesi, düşmesi, yuvarlanması gibi kazalar ile üçüncü kişilerin kötüniyet ve müziplikle yaptıkları hareketler, aracın yanması, çalınması veya çalınmaya teşebbüs sonucu oluşan maddi zararların bu tür sigortanın teminat kapsamında olduğu anlaşılmaktadır.
Diğer taraftan, TTK. 1282. maddesi uyarınca, sigortacı, geçerli bir sigorta ilişkisi kurulduktan sonra oluşan rizikolardan sorumlu olduğu gibi aynı Yasanın 1281. maddesi hükmüne göre, kural olarak rizikonun teminat dışında kaldığına ilişkin iddianın sigortacı tarafından kanıtlanması gerekmektedir. Olayın sigortalının ihbar ettiği şekilde değil de, sigortacının iddia ettiği şekilde gerçekleşmesi halinde ise, bu oluş şeklinin Kasko Sigortası Genel Şartlarının A.5.maddesinde sayılan "teminat dışında kalan zararlardan" olması gerekmektedir.
Keza, Kasko Sigortası Genel Şartları B.1.5 maddesine göre, sigortalı, sigortacının isteği üzerine rizikonun gerçekleşmesi nedenlerini ayrıntılı şekilde belirlemeye, zarar miktarı ile delilleri saptamaya ve rücu hakkının kullanılmasına yararlı bilgi ve belgelerin gecikmeksizin sigortacıya vermekle yükümlüdür.
Görüldüğü gibi, ihbar yükümlülüğünün gereği gibi yerine getirilmemesi durumunda, müeyyidesi genel şartlarda düzenlenmediği gibi, bu husus rizikonun teminat dışında kaldığı haller arasında da sayılmamıştır. Bu halde, konunun TTK.nun 1290 ve 1292/son madde hükümlerine göre çözümlenmesi gerekir. Buna göre, sigorta ettiren kimse kasten ihbarda bulunmamış ise, sigorta haklarını zayi edeceği, kusurunun bulunması halinde ağırlığına göre sigortacının ödemekle yükümlü olduğunun kabulü gerekmektedir. Diğer bir anlatımla, sigortalı rizikonun gerçekleştiğine dair doğru ihbar mükellefiyetini kasten yerine getirmez veya iyiniyet kurallarına açıkça aykırı şekilde, sigorta teminatı dışında kalan bir hususu sanki, teminat içinde kalmış gibi ihbar edildiği sigortacı tarafından somut delillerle kanıtlanılırsa, ispat külfeti yer değiştirip sigortalıya geçer.
Somut olayda, davalı sigorta şirketi, rizikonun teminat dışı kaldığı savunmasını, kaza tespit tutanağında belirtilen, kazanın meydana geldiği yol üzerinde direksiyon hakimiyetini kaybettirecek çukur bulunmadığı, 60 km/saat hızla giden aracın ani fren yapması sonucu yolda fren izinin olması gerektiği, araç uçuruma yuvarlanmadan önce sürücünün kendisini araçtan aşağı attığını iddia etmesine rağmen sürücü ve yol üzerinde buna ilişkin bir bulguya rastlanmamış olması, sürücüsüz bir aracın yan yuvarlanması gerekirken dik şekilde uçuruma düşmesi gibi belirlemelerine dayandırmaktadır.
Davalı sigortacı, araç maliki ve araç sürücüsü hakkında Çat İlçe Jandarma Komutanlığına şikayeti üzerine dava konusu kaza nedeniyle sigortayı dolandırıcılık suçundan Erzurum 1. Ağır Ceza Mahkemesi"nde açılan kamu davasında, sanıkların delil yetersizliği nedeniyle beraatlerine karar verilmiştir.
Hükme esas alınan ve trafik komiseri tarafından tanzim edilen bilirkişi raporun da, kaza tespit tutanağındaki belirlemeler esas alınarak, kaza yerinin çıkış eğimli olması nedeniyle aracın yüksek hızda olamayacağı ve bu nedenle kaza noktası yerde çukurlar veya tam bilinmeyen bir nedenle aniden refleksle aracının direksiyon hakimiyetini kaybetmesi sonucu yolun kenarındaki dereye düşmesiyle kazanın meydana gelemiyeceği, kazanın bilerek yapıldığı, kurgu olduğu kanaati bildirilmiş ve bu rapora göre karar verilmiştir.
Yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda, somut olaya baktığımızda kaza tespit tutanağındaki tespitler ile hükme esas alınan bilirkişi raporundaki görüşlerin varsayımsal değerlendirmeler olup, somut olgulara dayanmadığı, davalı tarafça iddia edilen kazanın kurgu olduğu, sigortalı araç sürücüsü tarafından aracın bilerek uçuruma yuvarlandığı iddiası somut delillerle ispat edilemediği gibi yetersiz bilirkişi raporu hükme esas alınarak yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Bu durumda yapılacak iş; İTÜ veya Karayolları Fen Heyeti gibi kurumlardan seçilecek kusur uzmanı bilirkişi kurulundan ceza, hasar dosyaları, resimler ve dosyadaki tüm deliller birlikte değerlendirilerek kazanın sürücünün anlattığı şekilde olup olamayacağı, hasarın teminat dışında kalıp kalamayacağı konularında ayrıntılı, gerekçeli ve denetime açık rapor alınarak sonucuna göre karar vermekten ibarettir.....)
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
TEMYİZ EDEN: Davacı vekili
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, kasko sigorta poliçesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.
Davacı vekili, davacıya ait, davalı şirkete kasko sigortalı aracın tek taraflı kaza sonucu ağır şekilde hasarlanarak kullanılamaz hale geldiğini, trafik ekipleri tarafından gerekli incelemenin yapılarak kaza tespit tutanağı tanzim edildiğini, müvekkili hakkında kazaya ilişkin sigortayı dolandırıcılık suçundan Erzurum Ağır Ceza Mahkemesi"nde dava açıldığını ve yapılan yargılama sonucu müvekkilinin beraat ettiğini, davalı şirkete zararın karşılanması için başvuru yapıldığını ancak sigortanın 16.500 TL ödenebileceğini bildirdiğini, aracın kasko bedelinin 28.000 TL olduğunu belirterek kasko bedelinin olay tarihinden itibaren işleyecek temerrüt faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, kazanın oluş şeklinin sigortadan para almaya yönelik kurguya dayalı bir şekilde meydana getirildiği kanaatine varıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hükmün, davacı vekili tarafından temyizi üzerine Özel Dairece, yukarıya metni aynen alınan ilamla bozulmuştur. Yerel mahkemece önceki kararda direnilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu’nda bozma sonrası Yerel Mahkemece kurulan hükmün gerçekte yeni hüküm niteliğinde olup olmadığı, dolayısıyla, temyiz incelemesinin Hukuk Genel Kurulu"nca mı, yoksa Özel Dairece mi yapılması gerektiği hususu ön sorun olarak tartışılıp, değerlendirilmiştir.
Bilindiği üzere; direnme kararının varlığından söz edilebilmesi için mahkeme bozmadan esinlenerek yeni herhangi bir delil toplamadan önceki deliller çerçevesinde karar vermeli; gerekçesini önceki kararına göre genişletebilirse de değiştirmemelidir. (1086 sayılı HUMK. m.429).
Yerel Mahkemece, bozma sonrasında Çat Devlet Hastahanesi’ne, Çat İlçe Jandarma Komutanlığı’na müzekkereler yazılmış, 27.11.2012 günlü celsede aracın sürücüsü B.. Ç.. tanık olarak dinlenildikten sonra, deliller irdelenerek hüküm kurulduğundan, mahkemenin yeni bir delile veya bilgiye dayanması, ilk kararının gerekçesinde dayandığı hukuki olgunun yanında veya dışında yeni bir hukuki olguya dayanarak karar vermiş olması nedeniyle, direnme kararının varlığından söz edilemeyeceğinden, yerel mahkemenin direnme olarak adlandırdığı temyize konu karar, yeni bir hüküm niteliğindedir.
Hal böyle olunca; kurulan bu yeni hükmün temyizen inceleme görevi, Hukuk Genel Kurulu’na değil, Özel Daire’ye ait olduğundan, yeni hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosya Özel Daireye gönderilmelidir.
SONUÇ: Yukarıda gösterilen nedenlerle davacı vekilinin yeni hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 17. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, 6217 sayılı Kanun"un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu"na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı HUMK 440. maddesi uyarınca hükmün tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 14.05.2014 gününde oybirliği ile karar verildi.