Abaküs Yazılım
20. Hukuk Dairesi
Esas No: 2017/8361
Karar No: 2020/1154

Yargıtay 20. Hukuk Dairesi 2017/8361 Esas 2020/1154 Karar Sayılı İlamı

20. Hukuk Dairesi         2017/8361 E.  ,  2020/1154 K.

    "İçtihat Metni"

    MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi




    Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:

    K A R A R

    Davacı vekili 06/11/2015 havale tarihli dilekçe ile; müvekkilinin maliki olduğu ... ilçesi,.... köyü 115 ada 35 parsel sayılı taşınmazın tamamının ... 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2015/263 E. - 2015/280 K. sayılı kararıyla orman olduğu gerekçesiyle bedelsiz olarak hükmen tapusunun iptaline karar verildiğini, tapunun iptal edilmesi sebebiyle zararın oluştuğunu ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı tutup şimdilik 150.000,00.-TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte Hazineden tahsiline karar verilmesi istemiyle dava açmıştır. Daha sonra 07/12/2016 tarihli ıslah dilekçesiyle toplam 184.980,55.-TL tazminatın tapu iptalinin kesinleştiği 02/11/2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tahsilini istemiştir.
    Mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kabulüne ve 184.980,55.-TL"nin 150.000,00.-TL"sinin tapu iptal tarihi olan 02/11/2015 tarihinden, 34.980,55.-TL"sinin ise ıslah tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı Hazineden alınarak davacıya ödenmesine karar verilmiş, hükme karşı her iki taraf vekilleri tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş ve ... Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesince davaya konu taşınmazın arazi olarak nitelendirilerek tapu iptalinin kesinleştiği tarih itibariyle gelir metoduna göre değerinin belirlenmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı ancak ıslahla artırılan miktar yönünden tapu iptal kararının kesinleştiği tarihten itibaren faiz işletilmesi gerekirken ıslah tarihinden itibaren faiz işletilmesinin usul ve kanuna uygun bulunmadığı gerekçesiyle HMK’nın 353/1-b-2. maddesi gereğince kararın kaldırılmasına, davanın kabulüne, 184.980,55.-TL"nin tapu iptal kararının kesinleştiği 02/11/2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, hüküm taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
    Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, tapu kaydının mahkeme kararı ile iptal edilmesi nedeniyle uğranılan zararın 4721 sayılı TMK"nın 1007. maddesi uyarınca tazmini isteğine ilişkindir.
    Tazminat istemine dayanak ...mahallesi, 115 ada 35 parsel sayılı taşınmaz 2005 yılında yapılan kadastro sırasında 10.039,65 m2 yüzölçümü ve fındıklık vasfı ile davacı adına tespit ve tescil edilmiş iken Hazine tarafından davacı aleyhine açılan dava sonucu ... 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2015/263-280 sayılı kararı ile tamamının evveliyatı itibariyle orman sayılan yerlerden olduğu ve eylemli orman olduğu gerekçesiyle tapu kaydının iptaline orman niteliğiyle Hazine adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş, verilen karar temyiz edilmeksizin 02/11/2015 tarihinde kesinleşmiştir. Eldeki dosyada davacı tazminat davasını 06/11/2015 tarihinde açmıştır.
    İncelenen dosya kapsamına, kararın dayandığı gerekçeye, davacının, adına kayıtlı bulunan taşınmazının tapu kaydının iptaline ilişkin mahkeme kararının kesinleşmesinden itibaren 10 yıllık zamanaşımı süresi içerisinde eldeki davayı açmasında ve arazi niteliğindeki taşınmaza gelir metodu ile tapu iptal kararının kesinleştiği tarih esas alınarak değer biçilmesinde ve taşınmazın gerçek bedelinin TMK"nın 1007. maddesi gereğince davalı Hazineden tahsiline karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığına göre, yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile usûl ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA, dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir suretinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı onama harcının davacıya yükletilmesine, Harçlar Kanununun değişik 13/j maddesi gereğince Hazineden harç alınmasına yer olmadığına 04/03/2020 günü oy çokluğu ile karar verildi
    Dava, kesinleşmiş orman kadastrosuna göre orman sınırları içerisinde kalan davacılara ait taşınmazın tapusunun iptal edilmesi nedeniyle tapu sicilinin tutulmasından kaynaklanan tazminat (TMK md.1007) istemine ilişkindir.
    Türk Medenî Kanunun 1007. maddesinde; “Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur. Devlet, zararın doğmasında kusuru bulunan görevlilere rücu eder." hükmü yer almaktadır.
    Davacı vekili dava dilekçesinde müvekkiline ait ... ilçesi, ...köyü 115 ada 35 parsel sayılı taşınmazın orman sınırları içerisinde kaldığı gerekçesiyle tapusunun iptal edildiğini ve bu şekilde mülkiyet haklarının bedelsiz olarak ihlal edildiğini ileri sürerek tazminat talebinde bulunmuştur.
    Taşınmazın bulunduğu yerde 1949 yılında yapılan orman kadastrosunda dava konusu yer orman sınırları içerisinde yer almış, yapılan bu kadastro çalışması ilan edilerek kesinleşmiştir. Daha sonra aynı bölgede 2015 yılında yapılan kadastro çalışması sırasında orman tahdit sınırları içerisinde bulunan davaya konu bu taşınmaz, davacı adına tespit edilmiş, itiraz edilmediği için de kesinleşerek tespit gibi tapu kaydı oluşmuştur.
    Bir yerde tapulama çalışması (arazi kadastrosu) yapılırken, daha önceden yapılmış olan ve kesinleşen orman kadastrosu var ise bu sınırlara riayet edilerek tapulama çalışmasının yapılması gerekir. Tazminata konu olan taşınmaz 1949 yılında yapılan orman kadastrosu sırasında orman olarak ilan edilip kesinleşen orman tahdit sınırları içerisinde kalan bir yer olduğu sabittir. Ancak buna rağmen aynı yerle ilgili ikinci bir kadastro işlemi yapılmıştır.
    Anayasamızın 169. maddesinde; "...Devlet ormanlarının mülkiyeti devrolunamaz. Devlet ormanları kanuna göre, Devletçe yönetilir ve işletilir. Bu ormanlar zamanaşımı ile mülk edinilemez ve kamu yararı dışında irtifak hakkına konu olamaz..." hükmü yer almaktadır. Bu hükümde de açıkça yer aldığı üzere ormanların özel mülkiyete konu olması mümkün değildir.
    Davaya konu olan taşınmaz, daha önceden ilan edilip ve kesinleşen orman kadastrosuna göre orman niteliğinde olduğundan, özel mülkiyete konu olamayacağı Anayasamızın hükmü gereğidir. Hem Anayasamızın hükmü ve hem de yapılan arazi kadastrosunun ikinci kadastro niteliğinde olması nedeniyle davacı adına yapılan tespit ve tescil, yolsuz tescil niteliğindedir. Hukuk Genel Kurulu Kararlarında ve Dairemizin yerleşik uygulamasında bu tür tesciller yok hükmünde kabul edilmektedir.
    Her ne kadar şeklen bir tapu kaydı oluşmuş ise de bu tapu kaydı mülkiyeti kazandıran bir belge niteliğinde değildir.
    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, tapu kaydını tereddütsüz bir mülkiyet belgesi olarak kabul etmekte ise de, Türk Hukukundaki uygulama farklı yöndedir.
    AİHM, mülkiyet hakkının kapsamını belirlerken iç hukuktaki düzenlemeler ile yargısal uygulamaları gözeterek bir sonuca varmaktadır. Buna göre, orman veya mera gibi alanların kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile kazanılamayacağına dair Türk Hukukundaki düzenlemeler nedeniyle, başvurucuların bu taşınmazların mülkiyetini elde etmelerini sağlayabilecek bir meşru beklentilerinin doğmasının mümkün bulunmadığı kabul edilmektedir. (Sarısoy ve Diğerleri/Türkiye, B.No: 21303/07, 14.10.2014; Usta/Türkiye, B.No: 32212/11, 27.11.2012)
    Hukuk Genel Kurulunun 19.02.2003 gün ve 2003/20-102 E. - 2013/90 K. sayılı ilamında; "Türk Medenî Kanunun kabul ettiği sisteme göre tapuya tescilin geçerli olabilmesi ve mülkiyet hakkının doğması için geçerli bir hukuksal nedene dayanması zorunludur. Geçerli bir hukuksal nedene dayanmayan tesciller, yolsuz tescil niteliğinde olup sahibine mülkiyet hakkı kazandırmaz... Yolsuz tescille, kamu malı niteliğinde olan taşınmazların özel mülkiyete dönüştürülerek hukuksal niteliklerinin değiştirilmesi hukuken mümkün değildir..." yönünde karar verilmiştir. Aksinin kabulü, Anayasamızın 169. maddesi hükmünün yok sayılması ve dolanılması anlamına gelecektir. Dava konusu taşınmaz yolsuz tescil olduğundan tapu kaydının mülkiyet hakkını temsil etmediği, başka bir deyişle, mülkiyet kazanılmadığı için davacı adına oluşan tapu kaydının iptal edilmesi ile de mülkiyet hakkının ihlal edilmesi söz konusu olmayacaktır.
    Ayrıca Hazine tescil tarihinden itibaren Kadastro Kanunun 12/3. maddesinin vermiş olduğu 10 yıllık süre içinde kadastro öncesi bir sebebe dayanarak dava açma yetkisini kullanarak tapuyu iptal ettirmiştir. Her ne kadar, Dairemizce kadastro işlemleri bir bütün olarak kabul edilmekte ve burada yapılan yanlışlıklardan TMK"nın 1007. maddesi kapsamında Hazinenin sorumluluğu kabul edilmekte ise de bu durum kadastro uygulaması ve tapunun oluşumu içerisinde yer alan Kadastro Kanununun öngördüğü bir süreçtir. Taraflar bu süreci ve 10 yıllık hak düşürücü süre içinde kadastro öncesi sebeplerle tapunun iptal edilebileceğini bilmektedir. Bu 10 yıllık süre içinde ortada bir tapu var ise de mülkiyet hususu tartışmaya açık haldedir. Davacı tapu iptal edildiğinde halen kadastro tespiti yapılan malik olduğu için tapuya güven ilkesinden yararlanacak iyi niyetli üçüncü kişi konumunda da değildir. Bu kişi kadastro öncesi sebeplere dayanarak hakkında dava açılabileceğini bilmekte ya da Kadastro Kanununa göre bilebilecek durumdadır. Bu nedenle, mülkiyet hakkından yoksun bırakılma iddiası dosya kapsamı ile uyuşmadığından davacının mülkiyet hakkından bedelsiz yoksun bırakıldığına ilişkin iddiası ve buna mukabil taşınmazın rayiç bedeli kadar tazminat verilmesi uygulaması yönündeki mahkeme hükmü yerinde değildir.
    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, tapunun orman olduğu gerekçesi ile iptal edilmesi durumunda hiçbir bedel ödenmemesini hak ihlali kabul etmiş, makul bir tazminat ödenmesi gereğine değinmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, makul tazminat miktarını, taşınmazın rayiç bedeli olarak kabul etmektedir (29.09.2010 tarih 2010/ 14-386 Esas 2010/427 Kararı). Ancak kanaatimce; öncelikle orman kadastrosunun yapılıp kesinleştiği yerlerde sonradan tesis (arazi) kadastrosu yapılması ve hukuken orman olduğu kesinleşen bir yerin ikinci kadastro olara
    yapılan arazi kadastrosu ile mülkiyeti kazanılamayacağı için makul tazminat miktarı taşınmazın rayiç bedeli değil, bu kayda güvenerek tapu sahibinin imar ve ihya çalışmaları nedeniyle taşınmaza yapmış olduğu masraflar ve katmış olduğu müspet değer miktarında olmalıdır.
    Bu açıklamalar ışığında, davacının tapusunun iptal edilmesi nedeniyle mülkiyet hakkından yoksun bırakıldığı iddiası, mülkiyet hakkının hiç doğmaması nedeniyle hukuki gerçeği yansıtmadığı gibi Kadastro Kanununda öngörülen bir hukuki süreç sonunda, tapunun iptalinden dolayı Hazineyi TMK’nın 1007. maddesi gereğince sorumlu tutmanın mümkün olmadığı, bir an için sorumlu tutulması gerektiği kabul edilse dahi, hükmedilmesi gereken tazminat miktarının taşınmazın rayiç bedeli değil, tapu malikinin bu kayda güvenerek, imar ve ihya çalışmaları nedeniyle taşınmaza yapmış olduğu masraflar ve katmış olduğu müspet değer miktarında olması gerektiği kanaatinde olduğumdan, taşınmazın rayiç bedeli miktarında tazminata hükmedilmesine ilişkin kararın bozulması gerektiği kanaatiyle sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.





    Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

    Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


    Avukat Web Sitesi