14. Hukuk Dairesi 2018/1457 E. , 2018/7652 K.
"İçtihat Metni" 14. Hukuk Dairesi
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacılar vekili tarafından, davalı aleyhine 15.08.2008 gününde verilen dilekçe ile suya elatmanın önlenmesi talebi üzerine Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 11.06.2009 tarihli 2009/4945 Esas, 2009/10015 Karar sayılı bozma ilamına uyularak yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 13.01.2016 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, suya elatmanın önlenmesi isteğine ilişkindir.
Davacı vekili, müvekkili ile İl Özel İdaresi arasında, İl Daimi Encümenin 309 sayılı ve 11.10.2005 tarihli kararı uyarınca, 25.10.2005 tarihinde 10 yıl süreli, ... İlçesi, ... köyüde bulunan 240 lt/sn debili 60 ton/yıl kapasiteli kaynak suyu kullanımı hususunda kira sözleşmesi yapıldığını, müvekkilinin bu sözleşmeye dayanarak ... İlçesinde balık havuzu yaparak balık yetiştirmeye başladığını, kira sözleşmesinin gereklerini eksiksiz yerine getirmesine rağmen kiraladığı sudan yararlanamadığını, bu hususta ... Sulh Hukuk Mahkemesinin 2008/41 D:iş sayılı dosyası ile tesbit yaptırdıklarını, davalıların suya müdahalede bulunduklarını bildirerek su rejimi düzenlenerek, ... ilave sulaması için yapılan kapalı boruya akan suyun kesilerek ... deresindeki suyun 0,240 m3/s miktarının müvekkiline, diğer kısmının davalı kooperatife bırakılmasını, kira sözleşlesine dayanarak müvekkilinin kullandığı suya vaki müdahalenin önlenmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, öncelikle görev sebebiyle davanın reddine, uygun görülmediği takdirde davanın esastan reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, görev sebebiyle dava dilekçesinin reddine karar verilmiştir.
Hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiş ve Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 11.06.2009 tarihli, 2009/4945 Esas, 2009/10015 Karar sayılı ilamıyla bozulmuştur. Bozma kararında, "Olayda, idarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetlerine ilişkin olarak tesis edilmiş bir işleme karşı ya da bu nitelikteki işlem ve eyleminden doğan zararların tazminine yönelik olarak 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2/1. maddesinde sayılan idari davalardan birisi açılmadığı gibi, esasen davacı ile idare arasında herhangi bir ihtilaf bulunmamaktadır. Kamu hizmetlerinin yasa ile idareye görev olarak verilmiş olması ya da su tahsis kararının bulunması, bir ayni hakka yapılan müdahalenin önlenmesi için açılan davanın idari yargı yerinde görülmesi için yeterli sayılmaz. Bu duruma göre, davacıya tahsisli suya davalı Kooperatif tarafından yapılan müdahalenin önlenmesine yönelik bulunan davanın, haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerinde çözümlenmesi gerekeceği düşünülmeden, yargı yolu bakımından davanın reddi doğru görülmemiştir..." gerekçesine yer verilmiştir.
Bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmü, davalı vekili temyiz etmiştir.
7201 sayılı Tebligat Kanunu, 19.01.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6099 sayılı Kanunla değiştirildikten sonra, gerçek kişilere yapılacak tebligatla ilgili olarak iki aşamalı bir yol benimsenmiştir. Bu değişikliğe göre, muhatabın adres kayıt sistemindeki adresine, Kanunun 21. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca doğrudan tebligat yapılması mümkün değildir. Muhataba çıkarılan ilk tebligat, bilinen veya gösterilen adresine yapılacaktır. Buna göre, ilk defa bildirilen adresin muhatabın (davalının) adres kayıt sistemindeki adresi veya başka bir adres olması arasında fark yoktur. Her iki adres de Tebligat Kanununun 10/1. maddesi kapsamında bilinen adrestir. Bildirilen adrese çıkarılan tebligatın bila tebliğ iade edilmesi halinde, Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 16/2. maddesi de nazara alınarak muhatabın adres kayıt sistemindeki yerleşim yeri adresine Tebligat Kanununun 21/2. maddesine göre tebligat çıkarılacaktır.
Tebligat Kanununda değişiklik öngören maddelerin gerekçelerine göre, tebliğ işleminin iki veya üç tebligatla yapılmasının amaçlandığı anlaşılmaktadır. Tebligat Kanununda yapılan değişiklikten sonraki hükümlerde ve bu değişikliğe uygun olarak çıkarılan uygulama yönetmeliği hükümlerinde, muhatabın sadece adres kayıt sistemindeki yerleşim yeri adresinin bilinen adres olarak bildirilmesi halinde ilk tebliğin 21/2"ye göre yapılacağına imkan tanınmamış, aksine bildirilen adres, adres kayıt sistemindeki adres olsa dahi tebligatın 10/1 ve 21/1 maddelere göre yapılacağı, bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması hâlinde, ikinci tebliğin 21/2"ye göre yapılabileceği belirtilmiştir.
Ayrıca Yönetmeliğin 16. maddesinde, Kanunun 21/2. maddesine göre çıkarılacak tebligatların açık mavi renkli zarflarla yapılacağı belirtilerek, bu usulün hemen başvurulacak bir yol olmadığına, istisna olarak ve belirli şartların oluşması halinde başvurulacak bir tebligat şekli olduğuna da işaret edilmektedir. İlk defa bildirilen adres, adres kayıt sistemindeki adres olsa dahi, tebliğ evrakının Kanunun 10. maddesine göre normal bir şekilde çıkarılması, Kanunun 20 ve 21. maddesinin birinci fıkrası ile Tebligat Yönetmeliğinin 29. maddesince muhatap lehine olan araştırmalar yapılarak tebligatın kendisine ulaşması ve bilgilendirme işlemlerinin yerine getirilmesi gerekir.
Somut olaya gelince: dosyadaki bilgi ve belgelerden, davacı ..."ün yargılama sırasında 04.09.2012 tarihinde öldüğü; ..."ün mirasçılarının bir kısmının, davacı ... adına davayı takip eden avukata vekalet vererek yargılamaya devam ettikleri; ancak diğer mirasçılardan ... ve ..."ın vekaletname vermedikleri, bu sebeple mahkemece kendilerine dava dilekçesinin tebliğe çıkarıldığı anlaşılmıştır. ..."a yapılan dava dilekçesi tebliğinin, adres kayıt sistemindeki adresine TK m. 21/2 uyarınca yapıldığı, söz konusu tebligatın 7201 sayılı Tebligat Kanunu ve Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin hükümlerine uygun olmadığı görülmüştür. Bu nedenle mahkemece, yukarıda belirtilen ilkelere uygun olarak dava dilekçesi tebliğ edilmeli, davada yer alması sağlanmalı, taraf teşkili tam olarak sağlandıktan sonra işin esası hakkında bir karar verilmelidir. Belirtilen hususlar gözardı edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair hususların şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,
12.11.2018 tarihinde oybirliği ile karar verildi.