1. Hukuk Dairesi 2015/6059 E. , 2018/140 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL
Taraflar arasında görülen davada;
Davacılar, mirasbırakanları...in maliki olduğu çekişme konusu 150 ada 9 parsel sayılı taşınmazdaki 1/3 payını torunu olan davalı ..."e 04.11.2011 tarihinde satış suretiyle devrettiğini, aynı gün başka bir yevmiye ile de anılan taşınmazda kat irtifakı tesis edilip 3 nolu bağımsız bölümün davalı adına tescil edildiğini, temlikin mirasçılardan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek davalı adına olan kaydın iptali ile miras payları oranında adlarına tesciline karar verilmesini istemişlerdir.
Davalı, mirasbırakanla birlikte yaşayıp onunla ilgilendiğini, dava konusu devrin mal kaçırma amaçlı olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, muvazaa iddiasının kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacılar vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi ..."in raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü.
-KARAR-
Dosya içeriğine, toplanan delillere, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre; davacıların temyiz itirazları yerinde değildir. Reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı 8.20.-TL. bakiye onama harcının temyiz eden davacılardan alınmasına, 11.01.2018 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
(Muhalif)
-KARŞI OY-
Dava, muris muvazaasına dayalı payları oranında tapu iptal - tescil isteğine ilişkindir.
Muris, maliki olduğu taşınmazlardan bir bağımsız bölümü temlik tarihinde 20 yaşında olan tek oğlundan olma erkek torunu davalıya satış göstermek suretiyle temlik etmiştir.
Sayın çoğunluk ile uzlaşılamayan husus, bu temlikin muvazaalı olup olmadığı, bir başka ifadeyle murisin temlik amacının diğer mirasçılardan mal kaçırmak olup olmadığı hususudur.
Uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 1.4.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu"nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu"nun (TBK) 237. ve Tapu Kanunu"nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Somut olaya gelince; temlik tarihinde muris 83, davalı torun ise 20 yaşındadır. Davacı tanıkları, murise davacıların baktığını, davalının garson olarak çalışıp taşınmazı alacak ekenomik gücünün bulunmadığını, murisin tek oğlundan olma aynı apartmanda yaşadığı erkek torununu çok sevdiği için bedelsiz olarak temlikte bulunduğunu, murise davacıların baktıklarını beyan etmişler, davalı tanıkları ise; murise davalı ve annesinin baktığını, davalının annesine isabet eden miras geliri ile bir kısım bedelin ödendiğini bu nedenle temlikin yapıldığını belirtmişlerdir.
Davacı ve davalı tanıklarının beyanları çelişmektedir. Bu durumda tanık beyanları değerlendirilirken diğer deliller ile birlikte beyanların hayatın olağan akışına uygun olup olmadığı göz önüne alınmalıdır.
Askerlikten önce garsonluk yaparak geçimini temin eden davalının ekonomik olarak ihtiyacı bulunmayan murise bakması hayatın olağan akışına uygun değildir. Diger yandan Ülkemizin sosyal ve kültürel yapısı nedeniyle dedenin (özellikle oğlundan olma) erkek torununa karşılıksız mal temlik ettiği bir gerçektir. Bu nedenlerle davalı tanıklarının murise davalının baktığı yönündeki beyanlarına itibar edilmemiştir. Davalının annesi baksa dahi temlik, bakana yapılmadığı için bu savunmaya da itibar etmek mümkün değildir.
Muris muvazaasında asıl olan murisin temlik iradesinin tespitidir. Bu iradenin tespiti her zaman kolay olmayabilmektedir. Özellikle ölümün üzerinden uzun zaman geçmişse bu durum hepten güçleşmektedir. Bu nedenle yukarıda belirttiğimiz ilkeler her defasında tekrar somut olaya uygulanmaktadır. İradenin tespitinde yapılan işlemden doğan sonuç da gözden uzak tutulmamalıdır. İradeyi çoğu zaman ortaya çıkan sonuç belirler.
Olayımızda, Muris dedenin torununa yaptığı temlikin bedelsiz olduğu tartışmasızdır. Bedelin mutlaka para olması gerekmemektedir. Bakım da bir bedeldir. Ne var ki davalı, murise bakabilecek durumda değildir. Bir başkasının bakmasının da, davalının bakımı olarak kabul edilemeyeceği açıktır.