
Esas No: 2014/11451
Karar No: 2014/11451
Karar Tarihi: 19/7/2017
Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
FERİDUN GÜLMEZ
BAŞVURUSU |
(Başvuru
Numarası: 2014/11451) |
|
Karar
Tarihi: 19/7/2017 |
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Burhan ÜSTÜN |
Üyeler |
: |
Serruh KALELİ |
|
|
Hicabi DURSUN |
|
|
Kadir ÖZKAYA |
|
|
Yusuf Şevki HAKYEMEZ |
Raportör |
: |
Mehmet Sadık YAMLI |
Başvurucu |
: |
Feridun GÜLMEZ |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, askerlik görevi sebebiyle kalıcı hastalığa
yakalanıldığından bahisle uğranılan zararın tazmini ve 12/4/1991
tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamında vazife malulü sayılma
istemlerinin kabul edilmemesi üzerine açılan davaların reddedilmesi ve davalı
idare lehine nispi vekâlet ücretine hükmedilmesi nedenleriyle adil yargılanma
hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvurucu
2014/11451 numaralı bireysel başvuruyu 14/7/2014
tarihinde, 2014/19903 sayılı bireysel başvuruyu ise 22/12/2014 tarihinde
yapmıştır.
3. Başvurular,
başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra
Komisyona sunulmuştur.
4. Birinci
Bölüm Birinci Komisyonunca başvuruların kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm
tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
6. Bölüm
Başkanı tarafından başvuruların kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin
birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
7. Her iki
başvuruda, başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına
(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü sunmuştur.
8. Bakanlık
tarafından sunulan görüşler başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlık
görüşlerine karşı beyanda bulunmamıştır.
9. Konu
yönünden irtibatları nedeniyle başvuruların birleştirilmesine, 2014/19903
numaralı bireysel başvurunun kapatılmasına ve incelemenin 2014/11451 numaralı
bireysel başvuru dosyası üzerinden yürütülmesine karar verilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
10. Başvuru
formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:
11. Başvurucu,
2008 yılı Ağustos ayında teğmen olarak sözleşmeli subay statüsünde göreve
başlamış ve 2009 yılı Haziran ayından itibaren Komando Tugay Komutanlığı
emriyle Hakkari"de görevlendirilmiştir. Bu
görevlendirme çerçevesinde 6/6/2010 tarihinde
Hakkari/Çukurca/Kavuşak bölgesinde icra edilen iç
güvenlik operasyonuna katılmıştır.
12. 9/6/2010 tarihli tutanağa göre başvurucu kırk bir saat kadar
süren operasyonun yaklaşık yirmi saatini yaya intikal ile geçirmiş, operasyon
sırasında ikmal için gelen helikoptere teröristlerce taciz ateşi açılmasıyla
gerekli yiyecek ve içecek ikmali kendilerine yapılamamış, ayrıca başvurucu
çatışmada yaralanan bir uzman çavuşun yaya olarak tahliye edilmesi faaliyetine
katılmıştır. Operasyon 8/6/2010 tarihinde saat 13.00 sıralarındatamamlanmıştır.
13. Başvurucu,
operasyonun tamamlandığı gün rahatsızlanarak hastaneye kaldırılmış; yapılan
muayenede kendisine addison
hastalığı teşhisi konulmuştur.
14. Devam
eden süreçte başvurucunun tedavisi GATA Asker Hastanesinde sürdürülmüştür. 16/9/2010 tarihli rapor ile adrenal
yetmezlik (addison hastalığı) teşhisiyle ""B/41/F1 sınıfında sözleşmeli subay görevine devam
edemez."" tespiti yapılmış, 24/12/2010 tarihli birinci kontrol
muayenesi sonucunda düzenlenen raporla primer adrenokortikal yetmezlik (addison hastalığı) teşhisiyle yine aynı yönde
tespit yapılmıştır.
15. Başvurucunun,
vazife malulü sayılması için yaptığı başvurusu reddedilmiş; bu arada sözleşmesi
sağlık nedeniyle 20/10/2011 tarihinde feshedilerek
15/12/2011 tarihinde kurumuyla ilişiği kesilmiştir.
16. Başvurucuya
2/4/2012 tarihinde adi malul aylığı bağlanmış, 3713
sayılı Kanun kapsamında aylık bağlanması talebi 23/10/2012 tarihli işlemle
reddedilmiştir.
17. Başvurucu,
terörle mücadele kapsamında yürütülen oparasyonun
ağır şartları sonucu hastalığının meydana geldiğini belirterek 3713 sayılı
Kanun kapsamında vazife malulü kabul edilmeme işleminin iptali talebiyle dava
açmıştır. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) Üçüncü Dairesi 16/1/2014 tarihli ve E.2013/518, K.2014/52 sayılı karar ile
davayı oybirliğiyle reddetmiştir. Daire, GATA Endokrinoloji ve Metabolizma
Hastalıkları Bilim Dalından konuya ilişkin tıbbi kanaat rapor istemiş ve bu
raporu karara esas almıştır. Raporda başvurucunun uzun mesafe yürümesinin,
susuz ve gıdasız kalmasının addison
hastalığının nedeni olmadığı; hastalığın sadece görünür hâle gelmesini
sağladığı belirtilmiştir.Buna
göre Daire, başvurucunun rahatsızlığının 3713 sayılı Kanun kapsamında icra
edilen vazifenin sebep ve tesirinden kaynaklanmadığı, rahatsızlığın bünyesel
olduğu sonuç ve kanaatine varıldığı gerekçesine dayanmıştır.
18. Başvurucunun
karar düzeltme istemi de aynı Dairenin 5/6/2014
tarihli ve E.2014/843, K.2014/766 sayılı kararıyla karar düzeltme sebeplerinin
bulunmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir. Kararda ayrıca, başvurucu aleyhine 226
TL karar düzeltme para cezasına hükmedilmiştir.
19. Bu
karar 20/6/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş
ve başvurucu 14/7/2014 tarihinde 2014/11451 numaralı bireysel başvuruda
bulunmuştur.
20. Öte
yandan başvurucu, askerlik görevi sırasında ve askerlik görevi nedeniyle söz
konusu rahatsızlığın meydana geldiğini belirterek maddi ve manevi tazminata
karar verilmesi istemiyle önce 4/1/2012 tarihinde
Ankara 11. Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açmış, davanın görev yönünden
reddedilmesi üzerine aynı istemle 27/2/2013 tarihinde AYİM"de
tam yargı davası açmıştır.
21. AYİM
İkinci Dairesi, uyuşmazlığın çözümü için Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi
Endokrinoloji Bilim Dalından bilirkişi raporu istemiştir. Bu kapsamda
bilirkişilere aşağıdaki sorular sorulmuştur:
"1.Davacıdaki rahatsızlığın ne olduğu, bu rahatsızlığın oluşum ve
ilerleme süreci ve bu süreçte etkili olan etmenlerin neler olduğu,
rahatsızlığının bünyesel bir rahatsızlık mı, yoksa dış etkenlerden kaynaklanan
bir rahatsızlık mı olduğu,
2.Davacının rahatsızlığı bünyesel bir rahatsızlık değilse, bu
rahatsızlığın oluşumunda davacının asker olmasının ve dilekçesinde belirttiği
operasyon şartlarının sebep ve tesirinin bulunup bulunmadığı,
3.Davacının rahatsızlığı bünyesel bir rahatsızlık ise, bu rahatsızlığın
tetiklenmesinde ve ilerlemesinde askerliğin ve operasyon şartlarının sebep ve
tesirinin bulunup bulunmadığı,
4. Davacıda mevcut rahatsızlığın Haziran 2010 tarihinden önce mevcut
olup olmadığı."
22. Hazırlanan
5/2/2014 tarihli tıbbi bilirkişi raporu şöyledir:
"Davacının hastalığı "Addison hastalığı"dır. Bu hastalığın özelliği böbrek üstü
bezinden salgılanan "Kortizol hormonunun"
vücudun ihtiyacını karşılayacak oranda üretilememesidir. Hastalık sinsi
ilerler. Bazı zorlayıcı durumlarda (Örneğin: Ameliyat, ağır enfeksiyon,
yoğun stres vs) hastalık tablosu birden
ağırlaşabilir. Hastalık bünyesel bir hastalıklır. Dış
etkenler bünyeden kaynaklanan hastalığın belirtilerinin oluşmasında ve
hastalığın ağırlaşmasında etken olabilir. Bu durumu şöyle açıklamak da mümkün
olabilir. Feridun Gülmez"in bahsedilen ve zor şartıarda gerçekleştiği ifade edilen bu operasyona
katılması, bireyin hastalığının ortaya çıkmasında ve şiddetlenmesinde bir rol
oynamıştır. Davacının hastalığı bünyesel bir hastalıktır. Kesin oluş
mekanizmaları bilinmemekle birlikte değişik etkenler (Tüberküloz, otoimmün nedenler, böbrek üstü bezinin diğer granülomatöz hastalıkları, bağışıklık sistemini ileri
derecede bozan hastalıklar, vs) veya bilinmeyen
nedenlerden ortaya çıkmış olabilir. Hastalığın oluşumunda askerlik hizmetinin
bir etkisi yoktur. Ancak operasyon şartlarının hastalık belirtilerinin
gelişmesinde tesiri vardır. Mahkeme heyeti tarafından davacıda Addison hastalığının Haziran 2010 tarihinden önce oluşup
oluşmadığı sorulmaktadır. Bu hususla ilgili olarak dosyanın incelenmesinden ve
doktorların aldığı öyküden anlaşıldığı kadarı ile Addison
hastalığı belirtilerinden biri olabilecek, hastanın ciltteki koyulaşma
belirtilerinin Addison hastalığının klinik olarak
netleşmesinden bir yıl önce başladığı ifade edilmektedir. Bu ifadenin dışında Addison hastalığının 2010 yılından daha önce başladığmı düşündürecek bir belirti ve bulgu yoktur. Bu
nedenle 2010 yılından belki bir yıl önce hastalığın başlamış olabileceğini
ifade etmek dışında, kanıta dayalı tıp açısından, kesin kanaate varmak mümkün
değildir."
23. AYİM
İkinci Dairesi 9/4/2014 tarihli ve E.2013/533,
K.2014/522 sayılı kararıyla bilirkişi raporunun yanı sıra AYİM Üçüncü
Dairesinin 16/1/2014 tarihli kararına (bkz. § 17) ve bu karardaki GATA
Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bilim Dalından alınan konuya ilişkin
tıbbi kanaat raporuna da değinerek davayı oyçokluğuyla reddetmiştir. Kararda
ayrıca, başvurucu aleyhine 9.500 TL vekâlet ücretine hükmedilmiştir. Kararın
gerekçesi şöyledir:
"Dava dosyası, tıbbi
kayıtlar ve bilirkişi raporu birlikte dikkate alındığında TSK"da görev
yapamayacak hale gelmesine sebep olan "addison"
rahatsızlığının bünyesel olduğu, rahatsızlığın belirtilerinin 1 yıl önce ortaya
çıktığı, hastalığın oluşmasında askerlik hizmetinin bir etkisinin bulunmadığı,
ağır operasyon şartlarının hastalığın belirtilerinin ortaya çıkmasında ve
hastalığın ağırlaşmasında etkisi olabileceği ifade edilmiş ise de, hastalık
belirtilerinin 1 yıl önceden ortaya çıktığı, bu belirtinin dışında
06.06.2010-08.06.2010 tarihlerinde icra edilen operasyon şartlarının hastalık
belirtilerinin ortaya çıkmasında ve hastalığın ağırlaşmasında etkili olduğuna
dair bir bulgu olmadığı, meydana gelen zararla illiyet bağı içinde bulunan bir
idari eylem bulunmadığı, dolayısıyla idarenin meydana gelen zararı tazminle
sorumlu tutulamayacağı kanaatine varılarak, davanın reddine kararverilmesi
gerektiği sonucuna ulaşılmıştır."
24. Karşıoyda ise özetle başvurucunun rahatsızlığının bünyesel
olduğu ancak zor şartlarda gerçekleşen operasyona katılmış olduğu ve
operasyondan dolayı hastalığının hissedilir derecede ortaya çıktığı ve
ağırlaştığı, yapılan hizmetle ortaya çıkan zarar arasında illiyet bağı
bulunduğu, başvurucunun zararlarının bünyesel rahatsızlığı da gözönüne alınarak karşılanması gerektiği belirtilmiştir.
25. Başvurucunun
karar düzeltme istemi de aynı Dairenin 5/11/2014
tarihli ve E.2014/1642, K.2014/1493 sayılı kararıyla karar düzeltme
sebeplerinin bulunmadığı gerekçesiyle oyçokluğuyla reddedilmiştir. Kararda
ayrıca, 226 TL karar düzeltme para cezasına hükmedilmiştir.
26. Bu
karar 24/11/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş
ve başvurucu,22/12/2014 tarihinde 2014/19903 numaralı bireysel başvuruda
bulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
27.
Anayasa’nın 125. maddesinin son fıkrası şöyledir:
“İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan
zararı ödemekle yükümlüdür.”
28. 3713 sayılıKanun"un 21. maddesinin
ilgili kısmı şöyledir:
""Kamu görevlilerinden yurtiçinde ve
yurtdışında görevlerini ifa ederlerken veya sıfatları kalkmış olsa bile bu
görevlerini yapmalarından dolayı terör eylemlerine muhatap olarak yaralanan, sakatlanan,
ölen veya öldürülenler hakkında 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması
Hakkında Kanun hükümleri uygulanır. Ayrıca;
a) (Değişik bent: 28/02/1995
- 4082/6 md.) Malul olanlarla, ölenlerin aylığa müstehak dul ve yetimlerine bağlanacak aylığın toplam
tutarı, bunların görevde olan emsallerinin almakta oldukları aylıklardan;
emekli olanların öldürülmeleri halinde ise, dul ve yetimlerine bağlanacak
aylığın toplam tutarı ve Kanuna göre kendisine bağlanabilecek emekli aylığından
az olamaz. Yaşamak için gereken hareketleri yapamayacak ve başkasının yardım ve
desteğine muhtaç olacak derecede malül olanlar ile
ölenlerin dul ve yetimlerine en yüksek devlet memuru aylığı üzerinden,
diğerlerine mevcut aylıkları üzerinden, 30 yıl hizmet yapmış gibi emekli ikramiyesi
ödenir. Bu bent hükümlerine göre ilgililere fazla olarak yapılan ödemeler,
faturası karşılığı ilgili sosyal güvenlik kuruluşlarınca Hazineden tahsil
edilir.
j)...(Ek fıkra: 04/07/2012
- 6353 S.K./75. md.) Kamu görevlileri ile birinci
fıkranın (h) ve (j) bentleri kapsamına girenlerden terör olaylarını önlemek
amacıyla her türlü patlayıcı maddeye bağlı olarak meydana gelen olaylar
sonucunda ya da her ne şekilde olursa olsun terör olaylarının önlenmesi, takibi
veya etkisiz hale getirilmesi amacıyla ifa edilen görevler sırasında veya bu
görevlere gidiş dönüşler esnasında meydana gelen kazalar sonucunda yaralanan,
sakatlanan, hastalanan veya hayatını kaybedenler, birinci fıkranın durumlarına
uygun hükümlerinden yararlandırılır...""
29. 26/9/2011 tarihli ve 659 sayılı Genel Bütçe Kapsamındaki
Kamu İdareleri ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk Hizmetlerinin Yürütülmesine
İlişkin Kanun Hükmünde Kararname"nin (KHK) “Davalardaki
temsilin niteliği ve vekalet ücretine hükmedilmesi ve dağıtımı” kenar
başlıklı 14. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“(1) Tahkim usulüne tabi olanlar dahil adli ve
idari davalar ile icra dairelerinde idarelerin vekili sıfatıyla hukuk birimi
amirleri, muhakemat müdürleri, hukuk müşavirleri ve
avukatlar tarafından yapılan takip ve duruşmalar için, bu davaların idareler
lehine neticelenmesi halinde, bunlar tarafından temsil ve takip edilen dava ve
işlerde ilgili mevzuata göre hükmedilmesi gereken tutar üzerinden idareler
lehine vekalet ücreti takdir edilir.”
B. Uluslararası Hukuk
30. Avrupa
İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme/AİHS) 6. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
“Herkes
medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda
kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş
bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde,
hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir...”
31. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme"nin 6.
maddesinin (1) numaralı fıkrasında ifade edilen hakkın kurucu unsurlarından
birinin mahkemeye erişim hakkı olduğunu belirtmiştir (Golder/Birleşik Krallık, B. No: 4451/70, 21/2/1975, § 36).
Mahkemeye erişim hakkı, Sözleşme"nin 6. maddesinde yerini bulan güvencelerin
doğal bir parçası olup (Lawyer Partners A.S./Slovakya, B.
No: 54252/07, 16/6/2009, § 52) bu kapsamda (1)
numaralı fıkra, herkesin kişisel hakları ve yükümlülükleriyle ilgili her türlü
iddiasını bir mahkeme veya bir yargı yeri önüne çıkarma hakkını güvence altına
alır (Golder/Birleşik Krallık, § 36).
32. Mahkemeye erişim hakkı, niteliği gereği devlet tarafından
düzenleme yapılmayı gerektirdiğinden mutlak bir hak olmayıp sınırlamalara
tabidir. AİHM"e göre bu hak, Sözleşme"nin tanımlamaksızın
kabul ettiği bir hak olduğundan bir hakkın kapsamını belirleyen (çerçevesini
çizen) sınırlardan başka sınırlamalara da tabi olabilir. Ancak hiçbir durumda
bu sınırlamalar hakkın özünü zedelememelidir (Golder/Birleşik Krallık, § 38).
33. Ayrıca bu sınırlama, meşru bir amaç izlemeli ve kullanılan
araçlarla gerçekleştirilmek istenen amaç arasında makul bir orantılılık
ilişkisi bulunmalıdır, aksi takdirde bu sınırlama 6. maddenin (1) numaralı
fıkrasıyla bağdaşmaz (Ashingdane/Birleşik Krallık, B. No: 8225/78,28/5/1985, § 57).
34. Öte yandan AİHM içtihatlarına göre Sözleşme’deki
hakların etkili bir biçimde korunması için davaya bakan mahkemelerin
Anayasa’nın 36. maddesine göre “tarafların dayanaklarını, iddialarını ve
delillerini etkili bir biçimde inceleme görevi” vardır (Dulaurans/Fransa, B. No: 34553/97, 21/3/2000,
§ 33). Ulusal mahkemeler kararlarını dayandırdıkları gerekçeleri yeterince açık
belirtmelidir ( Hadjıanastassıou/Yunanistan, B. No: 12945/87, 16/12/1992, § 33). Bir mahkemenin davaya yaklaşımı,
başvurucuların iddialarına yanıt vermekten ve başvurucuların temel
şikâyetlerini incelemekten kaçınmalarına neden olması hâlinde Sözleşme’nin 6.
maddesi davanın hakkaniyete uygun bir biçimde incelenmesi hakkı bakımından
ihlal edilmiş olur (Kuznetsov/Rusya, B. No: 184/02, 11/4/2007,
§§ 84, 85).
35. AİHM, yerleşik içtihadı uyarınca Sözleşme ile korunan hak ve
özgürlükleri ihlal etmedikleri süreceulusal
mahkemelerce yapılan hukuki ya da maddi hataları ele almanın kendi görevi
olmadığını belirtmektedir (bkz. García Ruiz /İspanya [BD], B. No: 30544/96, § 28; Perez/Fransa
[BD], B.No: 47287/99, § 82). Bu içtihada göre
Sözleşme"nin 6. maddesi adil yargılanma hakkını güvenceye almakla birlikte
delillerin kabul edilebilirliğine ya da delillerin nasıl değerlendirileceğine
ilişkin herhangi bir kural koymaz, bu hususlar öncelikli olarak ulusal hukukun
ve mahkemelerin düzenleme alanına girer. Normal şartlarda ulusal mahkemelerin
belirli delil unsurlarına ya da önlerindeki uyuşmazlıktaki tespit ya da
değerlendirmelere tanıyacakları ağırlık gibi meseleler Mahkemenin yeniden
inceleme alanına girmez. AİHM bir dördüncü derece yargı yeri gibi
davranmamalıdır, dolayısıyla keyfî olduğu ya da açıkça makul olmadığı
görülebilecek tespitlerde bulunmadıkları takdirde ulusal mahkemelerin
kararlarını 6. maddenin birinci fıkrası kapsamında sorgulamaz ( Bochan/Ukrayna,B. No: 22251/08,
§61).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
36. Mahkemenin
19/7/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru
incelenip gereği düşünüldü:
A. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin
İddia
1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü
37. Başvurucu; bölücü terör örgütüne yapılan operasyon sırasında
yani görevi başında iken rahatsızlandığı açık olduğu hâlde tazminat talebininve vazife malulü sayılması isteminin kabul
edilmemesinin hukuka aykırı olduğunu, rahatsızlığının doğrudan vazife kaynaklı
olmadığı kabul edilse bile vazifenin yıkıcı etkisi neticesinde ortaya çıktığı
ve kendisinin de iddialarını bu şekilde temellendirdiği hâlde AYİM"in hem esas hem karar düzeltmeye ilişkin kararlarında
bunun kabul edilmeme gerekçesinin açıklanmadığını belirterek adil yargılanma
hakkı kapsamında gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş,
ihlalin tespit edilerek yeniden yargılama yapılmasını ve hak kayıplarının
giderilmesini talep etmiştir.
38. Bakanlık tarafından sunulan görüşte Anayasa Mahkemesi ve
AİHM içtihatlarına yer verilerek özetle belirli bir davaya ilişkin olarak
delilleri değerlendirme ve gösterilmek istenen delilin davayla ilgili olup olmadığına
karar verme yetkisinin derece mahkemelerine ait olduğu, mevcut yargılamada
sunulan delilin geçerli olup olmadığını ve delil sunma ve inceleme
yöntemlerinin yasaya uygun olup olmadığını denetlemenin Anayasa Mahkemesinin
görevi kapsamında olmadığı, Mahkemenin görevinin başvuru konusu yargılamanın
bütünlüğü içinde adil olup olmadığını değerlendirmek olduğu belirtilmiştir.
2. Değerlendirme
39. Anayasa"nın
36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin adil yargılanma hakkına sahip olduğu
belirtilmiş ancak açıkça gerekçeli karar hakkından açıkça söz edilmemiştir.
Bununla birlikte Anayasa"nın 36. maddesine "adil yargılanma"
ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye"nin taraf olduğu uluslararası
sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılama hakkının madde metnine
dâhil edildiği vurgulanmıştır. Nitekim Sözleşme"nin 6. maddesinin (1) numaralı
fıkrasındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının kapsamına gerekçeli karar
hakkının da dâhil olduğu AİHM"in birçok kararında
vurgulanmıştır ( bkz. §34). Dolayısıyla Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen
adil yargılanma hakkının gerekçeli karar hakkı güvencesini de kapsadığının
kabul edilmesi gerekir.
40. Nitekim
Anayasa"nın 141. maddesinin üçüncü fıkrasında “Bütün
mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.”
denilerek mahkemelere kararlarını gerekçeli yazma yükümlülüğü yüklenmiştir.
Anayasa’nın bütünlüğü ilkesi gereği anılan Anayasa kuralı da gerekçeli karar
hakkının değerlendirilmesinde gözönünde
bulundurulmalıdır.
41.
Gerekçeli karar hakkı, kişilerin adil bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve
denetlemeyi amaçlamaktadır. Tarafların muhakeme sırasında ileri sürdükleri
iddialarının kurallara uygun biçimde incelenip incelenmediğini bilmeleri ve
ayrıca demokratik bir toplumda, kendi adlarına verilen yargı kararlarının
sebeplerini toplumun öğrenmesinin sağlanması için de gereklidir (Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No:
2013/7800, 18/6/2014, §§ 31, 34).
42. Bir
kararda tam olarak hangi unsurların bulunması gerektiği davanın niteliğine ve
koşullarına bağlıdır. Muhakeme sırasında açık ve somut bir biçimde öne sürülen
iddia ve savunmaların davanın sonucuna etkili olması, başka bir deyişle davanın
sonucunu değiştirebilecek nitelikte bulunması hâlinde davayla doğrudan ilgili
olan bu hususlara mahkemelerce makul bir gerekçe ile yanıt verilmesi gerekir (Sencer Başat ve diğerleri, § 35).
43.
Mahkemelerin anılan yükümlülüğü, yargılamada ileri sürülen her türlü iddia ve
savunmaya karar gerekçesinde ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi gerektiği
şeklinde anlaşılamaz. Ancak derece mahkemeleri, kendilerine sunulan tüm
iddialara yanıt vermek zorunda değilse de (Yasemin
Ekşi, B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 56)
davanın esas sorunlarının incelenmiş olduğu gerekçeli karardan anlaşılmalıdır.
44. Öte
yandan kanun yolu incelemesi yapan mercinin,
yargılamayı yapan mahkemeyle aynı sonuca ulaşması ve bunu aynı gerekçeyi
kullanarak veya aynı atıfla kararına yansıtması, kararın gerekçelendirilmiş
olması bakımından yeterlidir (Yasemin Ekşi,
§ 57).
45. Somut
başvuruların temelini başvurucunun addison rahatsızlığının askerlik
görevinin sebep ve tesiri ile meydana gelip gelmediği oluşturmakta olup bu
hususun açıklığa kavuşturulması başvurucunun hem 3713 sayılı Kanun kapsamında
vazife malulü sayılıp sayılmayacağında hem de başvurucuya tazminat ödenip
ödenmeyeceğinde oldukça önemlidir.
46. Vazife
maluliyeti ile ilgili uyuşmazlığı AYİM Üçüncü Dairesi incelemiştir. Daire, GATA
Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bilim Dalından konuya ilişkin tıbbi
kanaat raporu istemiş ve bu rapordaki tespitleri dikkate alarak başvurucununrahatsızlığının 3713 sayılı Kanun kapsamında
icra edilen vazifenin sebep ve tesirinden kaynaklanmadığı, rahatsızlığın
bünyesel olduğu sonuç ve kanaatine varıldığı gerekçesiyle davayı reddetmiştir.
Karar düzeltme aşamasında, karar düzeltme sebeplerinin bulunmadığı gerekçesine
yer verilmiştir.
47. Tazminat
istemini ise AYİM İkinci Dairesi incelemiştir. Daire, hem
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji Bilim Dalından bilirkişi raporu
almış hem deAYİM Üçüncü Dairesinin kararına ve bu
karardaki tıbbi kanaat raporuna değinerek hastalık belirtilerinin bir yıl
önceden ortaya çıktığı, icra edilen operasyon şartlarının hastalık
belirtilerinin ortaya çıkmasında ve hastalığın ağırlaşmasında etkili olduğuna
dair bir bulgu olmadığı, meydana gelen zararla illiyet bağı içinde bulunan bir
idari eylem bulunmadığı, dolayısıyla idarenin meydana gelen zararı tazminle
sorumlu tutulamayacağı kanaatine varıldığı gerekçesiyle davayı reddetmiştir. Karar
düzeltme aşamasında, karar düzeltme sebeplerinin bulunmadığı gerekçesine yer
verilmiştir.
48.
Başvuruya konu her iki AYİM kararında davanın reddine ilişkin yeterli gerekçe
bulunduğu, davanın esasını oluşturan "addison
rahatsızlığının askerlik görevinin sebep ve tesiri ile meydana gelip
gelmediği" meselesinin incelenmiş olduğu ve davanın sonucunu
etkileyebilecek iddiaların makul bir şekilde cevaplandığı gerekçeli karardan
anlaşılmaktadır.
49. Dolayısıyla
başvurucunun, davanın sonucuna etkili olabilecek tüm iddia ve savunmalara
tartışılarak karar verildiği ve kararda hükme ulaşılması için yeterli gerekçe
bulunduğu görülmektedir. Karar düzeltme incelemesi sonucunda verilen kararda da
değerlendirme konusu hüküm ve gerekçenin uygun bulunduğu ve karar düzeltme
nedenlerinin bulunmadığı belirtilerek istem reddedilmiştir. Dolayısıyla esas ve
karar düzeltme kararlarında gerekçeli karar hakkına yönelik bir ihlal
olmadığının açık olduğu anlaşılmaktadır.
50. Açıklanan
nedenlerle başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden
incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun
olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Yargılamanın Sonucuna İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü
51. Başvurucu;
sağlam şekilde göreve başladığını, zorlu eğitim koşullarını tamamladığını, bu
sırada herhangi bir rahatsızlığının bulunmadığını, rahatsızlığınınbölücü
terör örgütüne yapılan operasyon sırasında yani görevi başında iken meydana
geldiğinin açık olduğunu belirterek açtığı her iki davanın reddedilmesinin
hukuka aykırı olduğunu ileri sürmüştür.
52. Bakanlık
tarafından sunulan görüşte başvurunun bu kısmıyla ilgili olarak Anayasa
Mahkemesinin önceki kararlarında benzeri şikâyetlerin incelenmesinde gözönüne alınacak kriterlerin
belirlendiği, somut başvurular açısından da bu kriterlerden ayrılarak farklı
bir sonuca ulaşmayı gerektirecek herhangi bir neden bulunmadığı belirtilmiştir.
2. Değerlendirme
53. Anayasa’nın
148. maddesinin dördüncü fıkrasında, kanun yolunda gözetilmesi gereken
hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği
belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler önünde dava konusu yapılmış
maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının
yorumlanması ve uygulanması ileuyuşmazlıkla ilgili
varılan sonucun adil olup olmaması bireysel başvurukonusu
olamaz. Ancak bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkil
eden, bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik
içeren tespit ve sonuçlar bu kapsamda değildir (Ahmet Sağlam, B. No: 2013/3351, 18/9/2013,
§ 42).
54. Somut
olayda, başvuruya konu her iki yargılamada AYİM Daireleri yaptıkları inceleme
sırasında aldıkları bilirkişi raporularına dayalı
olarak başvurucunun addison
rahatsızlığının askerlik görevinin sebep ve tesiri ile meydana gelmediği
kanaatine varmış ve bu kanaate dayalı olarak da davayı reddetmişlerdir.
55. Başvurucu
tarafından ileri sürülen iddialar, Derece Mahkemesince delillerin
değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının yorumlanmasına ilişkin olup AYİM
kararlarında bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik
oluşturan bir durumun da bulunmadığı dikkate alındığında ihlal iddialarının
kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır.
56. Açıklanan
nedenlerle başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden
incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun
olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
C. Mahkemeye Erişim
Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Karar Düzeltme Para Cezası Yönünden
a. Başvurucunun
İddiaları ve Bakanlık Görüşü
57. Başvurucu,
karar düzeltme para cezasına hükmedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal
edildiğini ileri sürmüş ve para cezasının tarafına iadesine karar verilmesini
istemiştir.
58. Bakanlık, başvurunun bu kısmı ile ilgili görüş sunmamıştır.
b. Değerlendirme
59. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan
hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini
kendisi takdir eder (Tahir Canan,
B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun
iddiasının adil yargılanma hakkının güvenceleri arasında yer alan mahkemeye
erişim hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
60. Adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri olan
mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve
uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına
gelir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını anlamsız
hâle getiren, bir başka ifadeyle mahkeme kararını önemli ölçüde etkisizleştiren
sınırlamalar mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).
61. Mahkemeye erişim hakkı, kural olarak sınırlandırılabilen bir
haktır. Bununla birlikte sınırlandırmaların; hakkın özünü zedeleyecek nitelikte
olmaması, meşru bir amaç izlemesi, ölçülü olması ve başvurucuya ağır bir yük
getirmemesi gerekir (Serkan Acar,
B. No: 2013/1613, 2/10/2013, § 38). Mahkemelerin
gereksiz yere meşgul edilmemesi veuyuşmazlıkların
makul sürede bitirebilmesi amacıyla karar düzeltme istemlerinin reddi hâlinde
uygulanan ve yüksek miktarlı olmayan cezalar, başvurucular üzerinde aşırı bir
yük oluşturmadığı gibi bu yola başvurulmasını imkânsız kılmadığı veya aşırı
derecede zorlaştırmadığından mahkemeye erişim hakkının ihlali niteliğinde kabul
edilemez (Faik Gümüş, B. No:
2012/603, 20/2/2014, § 36).
62. Somut olayda başvuruya konu yargılamalarda ayrı ayrı
hükmedilen 226 TL cezanın, gözetilen meşru amaç ile korunmak istenen hak
açısından orantılı olduğu ve başvurucu üzerinde ağır bir yük oluşturmadığı
görüldüğünden mahkemeye erişim hakkına yönelik bir ihlal olmadığının açık
olduğu anlaşılmaktadır.
63. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının, diğer kabul
edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez
olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Aleyhe Nispi Vekâlet Ücretine Hükmedilmesi
Yönünden
a. Başvurucunun
İddiaları ve Bakanlık Görüşü
64. Başvurucu, tazminat istemine ilişkin AYİM İkinci Dairesinde
görülen davada aleyhine 9.500TL vekâlet ücretine hükmedilmesi nedeniyle
mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve vekâlet ücretinintarafına
iadesine karar verilmesini istemiştir.
65. Bakanlık, başvurunun bu kısmı ile ilgili görüş sunmamıştır.
b. Değerlendirme
66. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan
hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini
kendisi takdir eder (Tahir Canan,
§ 16). Başvurucunun iddiasının adil yargılanma hakkının güvenceleri arasında
yer alan mahkemeye erişim hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği
değerlendirilmiştir
67. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri
önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına
sahiptir.”
c. Kabul
Edilebilirlik Yönünden
68. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine
karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan
mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir
olduğuna karar verilmesi gerekir.
d. Esas
Yönünden
i. Müdahalenin
Varlığı ve Hakkın Kapsamı
69. Anayasa’nın 36. maddesinin birici
fıkrasında, herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı
mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma
hakkına sahip olduğu belirtilmiştir.
70.
Anayasa"nın 36. maddesine 2001 yılı değişiklikleriyle eklenen "adil
yargılanma" ibaresine ilişkin gerekçede, Türkiye"nin taraf olduğu
uluslararası sözleşmelerce güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde
metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Bu sözleşmelerden AİHS ile AİHS"i yorumlayan AİHM içtihadındaki adil yargılanma hakkı
güvencelerinden birini mahkemeye erişim hakkı oluşturmaktadır (bkz. §§ 31-33).
71. Anayasa
Mahkemesi içtihadına göre de bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve
uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelen
mahkemeye erişim hakkı, Anayasa"nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak
arama özgürlüğünün temel unsurlarından biridir (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013,
§ 52).
72. Mahkemeye
erişimi etkisiz kılacak ya da yargı yoluna başvurmayı önemli ölçüde
zorlaştırıcı veya caydırıcı nitelikte(AYM, E.2013/40, K.2013/139, 28/11/2013) ya da kişinin mahkemeye başvurmuş olmasını
anlamsız hâle getiren sınırlamalar, mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (İbrahim Can Kişi, B. No: 2012/1052,
23/7/2014, § 31).
73. Vekâlet
ücreti yargılama gideri olup bununla, davacı veya davalının o dava nedeniyle
aldıkları hukuki yardım karşılığında avukata ödedikleri ücretin telafisi
amaçlanmaktadır (AYM, E.2013/95, K.2014/176, 13/11/2014).
Dava aşamasında kimin lehine ya da aleyhine olacağı önceden belli olmayan bu
ücret yükümlülüğü, bir usul kuralı olup mahkemeye erişim hakkı ile ilişkilidir
(Serkan Acar, B. No: 2013/1613, 2/10/2013, § 38). Taraflardan birinin yargılamadaki başarı
oranına göre kazanılan veya kaybedilen değer oranında lehine veya aleyhine
vekâlet ücretine hükmedilmesine yönelik düzenlemeler mahkemeye erişim hakkına
müdahale teşkil etmektedir (Serkan Acar,
§ 39; Muhbet Adanır ve diğerleri, B, No: 2014/10261, 8/12/2016, § 101).
74. Başvurucuya
konu davada AYİM İkinci Dairesi tarafından başvurucu aleyhine 9.500 TL nispi
vekâlet ücretine hükmedilmesinin başvurucunun mahkemeye erişim hakkına müdahale
olduğu açıktır.
ii. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı
75. Anayasa’nın
13. maddesi şöyledir:
“Temel hak ve
hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde
belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu
sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik
Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
76. Adil
yargılanma hakkının görünümlerinden biri olan mahkemeye erişim hakkı, mutlak
bir hak olmayıp bu hakkın sınırlandırılması mümkündür. Ancak mahkemeye erişim
hakkına müdahalede bulunulurken temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına
ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa"nın 13. maddesinin gözönünde bulundurulması gerekmektedir (Murat Kara ve diğerleri, B. No: 2014/6042,
9/3/2017, § 59).
77. Yukarıda
anılan müdahale Anayasa"nın 13. maddesinde belirtilen koşullara uygun olmadığı
müddetçe Anayasa"nın 36. maddesini ihlal eder.
78. Bu
sebeple müdahalenin Anayasa"nın 13. maddesinde öngörülen ve somut başvuruya
uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, haklı bir sebebe dayanma, ölçülülük ilkesine
aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.
(1) Kanunilik
79. Başvuru
konusu olayda 659 sayılı KHK"nın 14. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca
başvurucu aleyhine vekâlet ücretine hükmedilmiştir. Dolayısıyla müdahalenin
kanuni dayanağının bulunduğu anlaşılmaktadır.
(2) Meşru Amaç
80. Anayasa"nın 36. maddesinde, hak arama özgürlüğü için
herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte, bunun hiçbir
şekilde sınırlandırılması mümkün olmayan mutlak bir hak olduğu söylenemez. Özel
sınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da hakkın doğasından kaynaklanan bazı
sınırları bulunduğu kabul edilmektedir. Ayrıca hakkı düzenleyen maddede
herhangi bir sınırlama nedenine yer verilmemiş olsa da Anayasa"nın başka
maddelerinde yer alan kurallara dayanarak bu hakların sınırlandırılması mümkün
olabilir. Dava açma hakkının kapsamına ve kullanım koşullarına ilişkin bir
kısım düzenlemelerin hak arama özgürlüğünün doğasından kaynaklanan sınırları
ortaya koyan ve hakkın norm alanını belirleyen kurallar olduğu açıktır. Ancak
bu sınırlamalar Anayasa"nın 13. maddesinde yer alan güvencelere aykırı olamaz
(AYM, E.2014/112, K.2014/203, 25/12/2014).
81. 659 sayılı KHK ile idarenin taraf olduğu davaların, idarenin
bünyesinde görev yapan kadrolu hukuk müşavirleri ve avukatlar tarafından takibi
öngörülmüş olup davanın reddi hâlinde idare lehine avukatlık ücretine
hükmedilmesi düzenleme altına alınmıştır.
82. 659
sayılı KHK"nın genel gerekçesinde KHK"nın amacının "hukuk hizmetlerinin, etkili, verimli ve usul ekonomisine uygun
bir şekilde yerine getirilmesini sağlamak" olduğu
belirtilmiştir. Dolayısıyla idare lehine vekâlet ücretine hükmedilmesinin
amacının, gereksiz başvuruların önlenerek dava sayısının azaltılması ve böylece
kamu kaynaklarının etkili, verimli ve usul ekonomisine uygun bir şekilde
kullanılmasının sağlanması olduğu ifade edilebilir. Kamu kaynaklarının etkili,
verimli ve usul ekonomisine uygun bir şekilde kullanılmasının teminine yönelik
düzenleme yapılması da hukuk devleti ilkesinin bir gereği olup bu sebeple
yapılan müdahalenin meşru bir amaca yönelik olduğu anlaşılmıştır(Murat Kara ve diğerleri, § 70).
(3) Ölçülülük
(a) Genel İlkeler
83. Anayasa"nın 13. maddesi uyarınca hak ve özgürlüklerin
sınırlandırılmasında dikkate alınacak ölçütlerden biri olan ölçülülük, hukuk
devleti ilkesinden doğmaktadır. Hukuk devletinde hak ve özgürlüklerin
sınırlandırılması istisnai bir yetki olduğundan bu yetki ancak durumun
gerektirdiği ölçüde kullanılması koşuluyla haklı bir temele oturabilir.
Bireylerin hak ve özgürlüklerinin somut koşulların gerektirdiğinden daha fazla
sınırlandırılması, kamu otoritelerine tanınan yetkinin aşılması anlamına
geleceğinden hukuk devletiyle bağdaşmaz (AYM, E.2013/95, K.2014/176, 13/11/2014).
84. Taraflardan
birinin yargılamadaki başarı oranına göre kazanılan veya kaybedilen değer
oranında lehine veya aleyhine mahkeme masraflarının hükmedilmesine yönelik
düzenlemeler mahkemeye erişim hakkına müdahale oluşturmakta ise de abartılı,
zorlama veya ciddiyetten yoksun talepleri disipline etmeye yönelik orantılı
müdahaleler makul görülebilir. Ancak bu sınırlamaların hakkın özüne zarar
vermeyecek nitelikte ve kullanılan aracın sınırlama amacı ile orantılı olması,
kamu yararının gerekleri ile bireyin hakları arasında kurulmaya çalışılan adil
dengeyi bozacak şekilde birey aleyhine katlanılması zor külfetler yüklememiş
olması gerekir (Özkan Şen, §§ 61,
62).
85. Bir hukuki uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyan başvurucuların
reddedilen dava konusu miktar üzerinden hesaplanan avukatlık ücretini karşı
tarafa ödemeye mahkûm edilmeleri ihtimali veya olgusu, belirli dava koşulları
çerçevesinde mahkemeye başvurmalarını engelleme ya da mahkemeye başvurmalarını
anlamsız kılma riski taşımaktadır. Bu kapsamda davanın özel koşulları çerçevesinde
masrafların makullüğü ve orantılılığı, mahkemeye erişim hakkının asgari
sınırını teşkil etmektedir (Özkan Şen,
§ 54).
(b) İlkelerin Olaya Uygulanması
86. Başvuru konusu olayda başvurucu 70.000 TL maddi, 20.000 TL
manevi tazminat talebinde bulunmuştur. AYİM, davayı reddederek başvurucu
aleyhine 9.500 TL vekâlet ücretine hükmetmiştir.
87. Başvurucuların
tam yargı (tazminat) davasını açtığı tarih itibarıyla yürürlükteki usul
hükümlerinde, dava dilekçesinde belirtilen talep konusu miktarın sonradan ıslah
yoluyla değiştirilmesini öngören bir düzenleme bulunmamaktadır.
88. Tazminat alacağının miktarı ancak bilirkişi incelemesi ve
benzeri araştırmalardan sonra mahkemenin takdir yetkisi çerçevesinde
belirlenebilen bir olgudur. Tazminat müessesesinin bu özelliği gereği, hak
kazanılan tazminat miktarının dava açılmadan önce tam olarak bilinmesi veya
öngörülmesi mümkün değildir. Dava açılması aşamasında karşı karşıya kalınan bu
belirsizliğin talep edilen miktarın sonradan düzeltilmesi (ıslah) yoluyla
aşılması da değişiklik yapılmadan önceki hâliyle 4/7/1972
tarihli ve 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu gereği mümkün
olmadığından hak kaybına uğramak istemeyen davacıların tazminat taleplerine
ilişkin miktarları yüksek tutmaktan başka seçeneklerinin olmadığı
görülmektedir.
89. Somut olayın koşulları bir bütün hâlinde
değerlendirildiğinde başvurucunun, dava açtığı sırada ıslah imkânının olmaması
nedeniyle hak kaybına uğramamak için talebini yüksek tuttuğu ve yargılama
sonucunda davasının reddedilmesi nedeniyle 9.500 avukatlık ücretini davalı
idareye geri ödemek zorunda kaldığı görülmüştür. Böylece ıslah imkânı olmaması
nedeniyle yüksek tazminat talebinde bulunarak açılan davaya ilişkin yargılama
sonucunda başvurucu aleyhine hükmedilen avukatlık ücretinin, Anayasa
Mahkemesinin emsal kararlarında belirlediği kriterlere göre ölçülü olmadığı
saptandığından mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır
(Benzer yöndeki kararlar için bkz. Galip Kocuk, B. No: 2014/5639, 24/6/2015;
Metin Taşdemir, B. No: 2014/6991,
26/2/2015; Lütfi Karaca, B. No:
2013/6808, 4/2/2016).
90. Açıklanan nedenlerle başvuruya konu müdahale ölçülü
olmadığından başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan
mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
D. 6216 Sayılı Kanun"un 50. Maddesi Yönünden
91. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)
numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun
hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı
verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması
gerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından
kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama
yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında
hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya
genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama
yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı
ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar
verir.”
92. Başvurucu,
aleyhine hükmedilen nispi vekâlet ücretinin tarafına iadesine ve yargılamanın
yenilenmesine karar verilmesini istemiştir.
93. Mevcut
başvuruda Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma
hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna
varılmıştır.
94. Başvuru
konusu olayda tespit edilen ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması
bakımından yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmadığından salt
ihlalin tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında takdiren başvurucuya 7.000 TL tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir. Başvurucunun
diğer taleplerinin reddi gerekir.
95. Dosyadaki
belgelerden tespit edilen 206,10 TL harçtan oluşan yargılama giderinin
başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan
gerekçelerle;
A. 1. Adil argılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal
edildiğine ilişkin iddianın açıkça
dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2.
Yargılamanın sonucuna ilişkin iddianın açıkça
dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Adil
yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine
ilişkin iddianın karar düzeltme
para cezasına ilişkin kısmı yönünden açıkça
dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
4. Adil
yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine
ilişkin iddianın nispi vekâlet
ücretine hükmedilmesine ilişkin kısmı yönünden KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa"nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil
yargılanma hakkının, nispi vekâlet ücretine hükmedilmesine yönünden İHLAL
EDİLDİĞİNE,
C. Mahkemeye
erişim hakkının ihlali nedeniyle başvurucuya 7.000 TL manevi tazminat
ÖDENMESİNE, diğer taleplerin REDDİNE,
D. 206,10 TL harçtan oluşan toplam 206,10 TL yargılama giderinin
BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE, kalan yargılama giderlerinin BAŞVURUCU ÜZERİNDE
BIRAKILMASINA,
E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede
gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar
geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin -Anayasa"nın 21/1/2017
tarihli ve 6771 sayılı Kanun ile getirilen geçici 21. maddesinin birinci
fıkrasının (E) bendiyle Askeri Yüksek İdare Mahkemesi kaldırılmış olduğundan
anılan bendin (b) alt bendi gereğince- YETKİLİ İDARİ YARGI MERCİİNE
GÖNDERİLMESİNE (Karar, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi İkinci ve Üçüncü Daireleri
ile ilgilidir.),
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
19/7/2017tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.