
Esas No: 2014/7325
Karar No: 2014/7325
Karar Tarihi: 19/7/2017
Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
ELİF ERDEN BAŞVURUSU |
(Başvuru Numarası: 2014/7325) |
|
Karar Tarihi: 19/7/2017 |
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Burhan ÜSTÜN |
Üyeler |
: |
Serruh KALELİ |
|
|
Hicabi DURSUN |
|
|
Kadir ÖZKAYA |
|
|
Yusuf Şevki
HAKYEMEZ |
Raportör |
: |
Mehmet Sadık
YAMLI |
Başvurucu |
: |
Elif ERDEN |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, Anadolu Üniversitesi Açıköğretim
Fakültesinde daha önceden alınan derslerden muaf tutulma talebiyle idareye
yapılan başvurunun reddedilmesi üzerine açılan iptal davasının süre aşımı
yönünden reddedilmesinin adil yargılanma hakkını ihlal ettiği iddiasına
ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 22/5/2014 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön
incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar
verilmiştir.
5. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm
tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
6. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve
esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına
(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü sunmuştur.
8. Bakanlık tarafından sunulan görüş başvurucuya tebliğ
edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanlarını ibraz etmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
9. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili
olaylar özetle şöyledir:
10. Başvurucu, Anadolu Üniversitesi Açıkoğretim
Fakültesi Halkla İlişkiler Ön Lisans Programından 1/6/2009 tarihinde mezun
olmuş ve 20/10/2009 tarihinde, aynı fakültenin Sosyoloji Lisans Programına
kayıt yaptırmıştır.
11. Başvurucu, Halka İlişkiler Bölümünde almış olduğu Atatürk
İlkeleri ve İnkılap Tarihi, Türk Dili, Yabancı Dil ve Temel Bilgi Teknolojisi
derslerinden Sosyoloji Lisans Programında muaf tutulmuştur.
12. Başvurucunun tabi olduğu 19/6/2009 tarihli Öğretim ve Sınav
Yönetmeliği, başvurucu 3. sınıftayken yürürlükten kaldırılmış ve 9/9/2011
tarihli ve 28049 sayılı Resmî Gazete"de yayımlanan
Anadolu Üniversitesi Açıköğretim, İktisat, İşletme
Fakülteleri Öğretim ve Sınav Yönetmeliği (Yönetmelik) 2011-2012 öğretim yılı
başında yürürlüğe girmiştir. Bu Yönetmelik kapsamında 2011-2012 öğretim
yılından itibaren Sosyoloji Lisans Programı kredili sisteme geçirilmiş ve
öğrencilerin daha önceden aldıkları ve başarılı oldukları dersler için transfer
talebinde bulunamayacakları öngörülmüştür. Başvurucu, muaf tutulduğu derslerin
durumunu etkileyen söz konusu Yönetmelik"in kendisine uygulanacağı yönünde
idare tarafından herhangi bir bildirim yapılmadığını belirtmiştir.
13. Başvurucu, 2011-2012 öğretim yılı başında kendisine
dağıtılan kitaplar arasında "İngilizce" ve "Türk Dili"
kitaplarının olduğunu görmüş; daha sonra 10/11/2011 tarihinde Üniversitenin
öğrenci temsilciliğiyle yaptığı görüşmede anılan derslerden muaf olmayacağı
kendisine bildirilmiştir.
14. Başvurucu, 22/12/2011 tarihinde anılan derslerden muaf
tutulması talebiyle Açıköğretim Fakültesi Dekanlığına
başvurmuştur.
15.Başvurucunun talebi, idarenin 6/1/2012 tarihli yazısıyla
reddedilmiştir. Bu yazı, başvurucuya 12/1/2012 tarihinde tebliğ edilmiştir.
16. Başvurucu; önceden almış olduğu derslerden muaf
tutulmadığını 27/10/2011 tarihinde kitapları aldığı sırada öğrendiğini, bunun
üzerine idareye başvurduğunu fakat idarenin başvurusunu reddettiğini belirterek
8/3/2012 tarihli dilekçeyle Eskişehir 1. İdare Mahkemesinde iptal davası
açmıştır. Mahkeme 8/8/2012 tarihli ve E.2012/661, K.2012/626 sayılı kararıyla
davayı süre aşımı gerekçesiyle reddetmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı
aşağıdaki şekildedir:
"...dava dilekçesinde 27/10/2011
tarihinde öğrenildiği belirtilen muaf olmamaya ilişkin işlemin geri alınması
istemiyle 22.12.2011 gününde yapılan başvuruya kadar 2577 sayılı Kanun"un 7.
maddesinde yer alan dava açma süresi işlemiş; anılan Kanun"un 11. maddesi
uyarınca başvuru tarihinde durmuş ve başvurunun reddine ilişkin işlemin
öğrenildiği 12.01.2012 tarihinden itibaren de kaldığı yerden işlemeye devam
etmiştir.
Bu durumda; davacı tarafından, muaf olmamaya
ilişkin işleme karşı 56. günde başvurulduğu göz önünde bulundurulduğunda,
başvurunun reddine ilişkin işlemin öğrenildiği 12.01.2012 tarihinden itibaren
kalan 4 gün içinde, yani en son 16.01.2012 tarihinde dava açılması gerekirken,
bu süre geçirilerek 08.03.2012 tarihinde açılan davada süre aşımı
bulunduğundan, uyuşmazlığın esasının incelenmesine olanak
bulunmamaktadır."
17. Başvurucu, dava konusu işlemi 27/10/2011 tarihinde öğrenmesi
üzerine idareye başvurduğunu belirterek kararı temyiz etmiştir. Danıştay
Sekizinci Dairesinin 15/5/2013 tarihli ve E.2012/9905, K.2013/3906 sayılı
ilamıyla, temyize konu kararın usul ve yasaya uygun olduğu, bozulmasını
gerektiren bir durum bulunmadığı belirtilerek karar onanmıştır.
18. Karar düzeltme talebi de aynı Dairenin 20/1/2014 tarihli
kararıyla reddedilmiştir.
19. Anılan karar, başvurucuya 24/4/2014 tarihinde tebliğ
edilmiştir.
20. Başvurucu 22/5/2014 tarihinde bireysel başvuruda
bulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
1. Anayasa ve Kanun
Maddeleri
21. Anayasa’nın 125. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
"İdari işlemlere karşı
açılacak davalarda süre, yazılı bildirim tarihinden başlar."
22. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanunu’nun 7. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"1. Dava açma süresi,
özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştayda
ve idare mahkemelerinde altmış ve vergi mahkemelerinde otuz gündür.
2. Bu süreler;
a) İdari uyuşmazlıklarda; yazılı bildirimin
yapıldığı,
…
Tarihi izleyen günden başlar.
3. ...
4. İlanı gereken düzenleyici işlemlerde dava
süresi, ilan tarihini izleyen günden itibaren başlar. Ancak bu işlemlerin
uygulanması üzerine ilgililer, düzenleyici işlem veya uygulanan işlem yahut her
ikisi aleyhine birden dava açabilirler. Düzenleyici işlemin iptal edilmemiş
olması bu düzenlemeye dayalı işlemin iptaline engel olmaz."
23. 2577 sayılıKanun’un 10. maddesi
şöyledir:
"1. İlgililer, haklarında idari davaya
konu olabilecek bir işlem veya eylemin yapılması için idari makamlara
başvurabilirler.
2. Altmış gün içinde bir cevap verilmezse
istek reddedilmiş sayılır. İlgililer altmış günün bittiği tarihten itibaren
dava açma süresi içinde, konusuna göre Danıştaya,
idare ve vergi mahkemelerine dava açabilirler. Altmış günlük süre içinde
idarece verilen cevap kesin değilse ilgili bu cevabı,isteminin reddi sayarak dava açabileceği gibi,
kesin cevabı da bekleyebilir. Bu takdirde dava açma süresi işlemez. Ancak, bekleme
süresi başvuru tarihinden itibaren altı ayı geçemez. Dava açılmaması veya
davanın süreden reddi hallerinde, altmış günlük sürenin bitmesinden sonra
yetkili idari makamlarca cevap verilirse, cevabın tebliğinden itibaren altmış
gün içinde dava açabilirler."
24. 2577 sayılıKanun’un 11. maddesi
şöyledir:
“1. İlgililer tarafından idari dava açılmadan
önce, idari işlemin kaldırılması, geri alınması değiştirilmesi veya yeni bir
işlem yapılması üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan,
idari dava açma süresi içinde istenebilir. Bu başvurma, işlemeye başlamış olan
idari dava açma süresini durdurur.
2. Altmış gün içinde bir cevap verilmezse
istek reddedilmiş sayılır.
3. İsteğin reddedilmesi veya reddedilmiş
sayılması halinde dava açma süresi yeniden işlemeye başlar ve başvurma tarihine
kadar geçmiş süre de hesaba katılır.”
2. Danıştay İçtihadı
25. Danıştay Beşinci Dairesinin 26/5/2008 tarihli ve
E.2007/7800, K.2008/3033 sayılı kararında şöyle denilmiştir:
"... Anılan kural [2577
sayılı Kanun"un 11. maddesi], yönetilenlere menfaatlerini ihlal eder
nitelikteki işlemlerin idare tarafından açık ve anlaşılır bir biçimde duyurularak
bir yandan onlara bu işlemlere karşı idari yollara veya dava yoluna
başvurmaları konusunda inceleme ve düşünme olanağı sağlamak, öte yandan
gereksiz, belirsiz ve yinelenen başvurulara meydan vermemek amacını
taşımaktadır. Ancak bu kural idare mahkemesi hakiminin uygulamayı, uygulamanın
sonuçlarını, dosyada mevcut bilgi ve dava konusu işlemin ve bununla ilgili
diğer işlemlerin özelliğini değerlendirerek bunları yazılı bildirime karine
olarak almasına ve belli bir tarihi yazılı bildirimin yapıldığı en son tarih
olarak kabul etmesine engel değildir."
26. Danıştay Üçüncü Dairesinin 20/11/2012 tarihli ve
E.2010/6621, K.2012/3796 sayılı kararında şöyle denilmiştir:
" Kural olarak idari
işlemlere karşı açılacak davalarda süre, yazılı bildirim tarihinden başlatılmaktadır.
Ancak, yazılı bildirim esas olmakla birlikte, bilgi edinilmesinin de (ıttıla)
yazılı bildirim sonuçlarını doğuracağı, dolayısıyla dava açma süresine
başlangıç olarak alınacağıDanıştay içtihatları ile
kabul edilmiştir. Bu istisnai durumun kabulü, idari işlemin niteliği ve
doğurduğu hukuki sonuç itibariyle davacılar tarafından öğrenildiğinin
kanıtlanması koşuluna bağlıdır.
Anayasa"nın 125 inci maddesinde idari işlemlere karşı açılacak
davalarda sürenin yazılı bildirim tarihinden başlayacağının belirtilmesi
karşısında, usulüne uygun tebliğ olunan veya bütün unsurlarıyla ilgililer
tarafından öğrenilen idari işlemler üzerine, 2577 sayılı Kanunda açıkça
belirtilen ve ilgililerce de bilindiğinin kabulü gereken genel dava açma
sürelerinin işletilmesi zorunludur. "
27. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 30/1/2013 tarihli ve
E.2011/212, K.2013/221 sayılı kararında şöyle denilmiştir:
"... Anayasa ve 2577 sayılı Kanun hükümleri karşısında; özel
kanunlarında aksine bir hüküm bulunmadıkça, idariişlemlerde
dava açma süresinin başlamasında yazılı bildirimin esas olduğu,dava açma süresi hesabında ilân tarihinin,
ancak "ilanı gereken" düzenleyici niteliktekiişlemler
açısından dikkate alınacağı, bireysel nitelikteki işlemlere karşı ilgililerin,
bu işlemlerin kendilerine yazılı olarak bildirildiği tarihten itibaren dava
açabilecekleri kuşkusuzdur.
İdari işlemlere karşı açılacak davalarda sürenin, yazılı bildirim
tarihinden başlayacağı kuralı, idari işlemlerin idare tarafından ilgililere
açık ve anlaşılır bir biçimde duyurulması ve bu işlemlere karşı idari yollara
veya dava yoluna başvurmalarına olanak sağlama amacını taşımaktadır. Bununla
birlikte, idari işlemin niteliğinin ve hukuki sonuçlarının davacı tarafından
bütünüyle öğrenildiği kimi davalarda, bilgi edinmenin (ıttılanın)
yazılı bildirimin sonuçlarını doğuracağı ve dava açma süresine başlangıç
alınacağı Danıştay içtihatlarıyla kabul edilmiştir. Ancak bu istisnai durumun
kabulü, bilgi edinmenin dava açma süresine başlangıç alınması da, idari işlemin niteliği ve doğurduğu hukuki sonuç
itibariyle davacılar tarafından öğrenildiğinin kanıtlanması koşuluna bağlı
olup; bu koşulun gerçekleşip gerçekleşmediği açılan idari davada ancak idari
yargı merciince karara bağlanabilir. Bir başka deyişle, her tür bilgi edinmenin
(ıttılanın) idari dava açma süresine başlangıç
alınacağı şeklindeki genel bir kabul, Anayasa"nın 125. maddesi ve 2577 sayılıYasayla bağdaşmayacaktır."
B. Uluslararası Hukuk
28. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6. maddesinin
(1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
“Herkes
medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda
kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş
bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde,
hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir...”
29. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme"nin 6.
maddesinin (1) numaralı fıkrasında ifade edilen hakkın kurucu unsurlarından
birinin mahkemeye erişim hakkı olduğunu belirtmiştir (Golder/Birleşik Krallık, B. No: 4451/70, 21/2/1975, § 36).
Mahkemeye erişim hakkı, Sözleşme"nin 6. maddesinde yerini bulan güvencelerin doğal
bir parçası olup (Lawyer Partners A.S./Slovakya, B.
No: 54252/07, 16/6/2009, § 52) bu kapsamda (1) numaralı fıkra, herkesin kişisel
hakları ve yükümlülükleriyle ilgili her türlü iddiasını bir mahkeme veya bir
yargı yeri önüne çıkarma hakkını güvence altına alır (Golder/Birleşik Krallık, § 36).
30. Mahkemeye erişim hakkı, niteliği gereği devlet tarafından
düzenleme yapılmayı gerektirdiğinden mutlak bir hak olmayıp sınırlamalara
tabidir (Golder/Birleşik Krallık, § 38). Ayrıca bu
sınırlama, meşru bir amaç izlemeli ve kullanılan araçlarla gerçekleştirilmek
istenen amaç arasında makul bir orantılılık ilişkisi bulunmalıdır; aksi
takdirde sınırlama 6. maddenin (1) numaralı fıkrasıyla bağdaşmaz (Ashingdane/Birleşik Krallık, B. No:
8225/78,28/5/1985, § 57).
31. Öte yandan bir kanuni düzenlemenin bireylerin davranışını
ona göre düzenleyebileceği kadar kesinlik içermesi, kişinin gerektiği takdirde
hukuki yardım almak suretiyle bu kanunun düzenlediği alanda belli bir eylem
nedeniyle ortaya çıkacak sonuçları makul bir düzeyde öngörebilmesi
gerekmektedir. Öngörülebilirliğin mutlak bir ölçüde olması gerekmez. Kanunun
açıklığı arzu edilir bir durum olmakla birlikte bazen aşırı bir katılığı da
beraberinde getirebilir. Oysa hukukun ortaya çıkan değişikliklere uyarlanabilmesi
gerekmektedir. Birçok kanun, işin doğası gereği, yorumlanması ve uygulanması
pratik gerçekliğe bağlı olan yoruma açık formüllerdir (Kayasu/Türkiye, B. No: 64119/00 ve 76292/01, § 83).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
32. Mahkemenin 19/7/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda
başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
ve Bakanlık Görüşü
33. Başvurucu; Anayasa"nın 125. maddesinde idari işlemlere karşı
açılacak davalarda sürenin yazılı bildirim tarihinden itibaren başlayacağı
belirtilmesine rağmen açtığı davanın, dava konusu işlemin daha önceden
öğrenildiği gerekçesiyle süre aşımından reddedilmesinin Anayasa"nın 2., 36.,
42. ve 49. maddelerinde tanımlanan hukuk devleti ilkesini, adil yargılanma
hakkını ve eğitim ve öğretim hakkı ile çalışma hakkını ihlal ettiğini ileri
sürmüş ve 2577 sayılı Kanun"un 7. ve 11. maddelerinin iptali ile tazminata
karar verilmesi talebinde bulunmuştur.
34. Bakanlık görüşünde, başvurunun şikâyetlerinin mahkemeye
erişim hakkıyla ilgili olduğu belirtilerek buna ilişkin Anayasa Mahkemesi ve
AİHM içtihadına yer verilmiştir. Buna göre AİHM içtihadında, mahkemeye erişim
hakkının mutlak olmayıp zımnen kabul edilmiş bazı sınırlamalara tabi olduğu,
Sözleşmeci devletlerin bu konuda belirli bir takdir payına sahip bulunduğu, AİHM’in iç hukuktaki mahkemelerin görevini ikame etme gibi
bir görevi olmayıp iç mevzuatı yorumlamanın birinci derecede ulusal makamlara
özellikle de mahkemelere ve yüksek yargı organlarına düştüğü; AİHM"in görevinin kişinin Sözleşme ile tanınmış olan haklarının
özü itibarıyla ihlal edilmesine neden olacak şekilde veya derecede müdahale
olup olmadığını denetlemek olduğu belirtilmiştir. Bakanlık görüşünde ayrıca;
yazılı bildirim esasının anayasal kural olarak düzenlenmesinin temel amacının
idari işlemler karşısında kişilerin hak ve çıkarlarının yargısal yolla
korunması, bunun sağlanması için de dava açma hakkının kullanılmasının anayasal
güvence altına alınması olduğu, başka bir ifade ile yazılı bildirimin öneminin
özellikle kişilerin menfaatlerini ihlal eden idari işlemlere karşı dava açma
hakkının kullanılmasında ortaya çıktığı belirtilmiştir.
35. Başvurucu; bakanlık görüşüne verdiği cevap dilekçesinde
kendisine yazılı bildirim yapılmadığını, kitapları teslim almasının ya da
telefon görüşmesi yapmasının sürenin başlangıcı için yeterli olamayacağını,
dolayısıyla 2577 sayılı Kanun"un 10. maddesine göre açtığı davanın süresinde
olduğunu, 2577 sayılı Kanun"un7. ve 11. maddelerinin muğlak olup hak kaybına
yol açtığını ileri sürmüş ve başvuru dilekçesine ilaveten aleyhine 600 TL
vekâlet ücretine hükmedilmesinin mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiğini iddia
etmiştir.
B. Değerlendirme
36. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
“Herkes, meşru vasıta
ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı
olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”
37. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan
hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini
kendisi takdir eder (Tahir Canan,
B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Bu itibarla başvurucunun iddialarının özü
mahkemeye erişim hakkına ilişkin olduğundan başvuru adil yargılanma hakkı
kapsamında mahkemeye erişim hakkı yönünden incelenmiştir. Öte yandan başvurucu,
bakanlık görüşüne verdiği cevap dilekçesinde başvuruya konu davada aleyhine
vekâlet ücretine hükmedilmesinden de şikâyet etmiş ise de söz konusu şikâyetin
otuz günlük başvuru süresi içinde sunulan dilekçede herhangi bir şekilde ileri
sürülmediği görüldüğünden bu kısımla ilgili değerlendirme yapılmamıştır.
38.Diğer taraftan başvurucu 2577 sayılı Kanun"un7. ve 11.
maddelerinin muğlak olup hak kaybına yol açtığını, dolayısıyla iptal edilmesi
gerektiğini ileri sürmüş ise de bireysel başvuru yolu, bireylerin maruz kaldığı
temel hak ihlallerinin tespit edildiği ve tespit edilen ihlalin ortadan
kaldırılması için etkin araçları içeren anayasal bir güvencedir. Ancak Anayasa
Mahkemesine bireysel başvuru yolu, kamusal bir düzenlemenin soyut biçimde
Anayasa’ya aykırılığının ileri sürülmesini sağlayan bir yol olarak
düzenlenmemiştir. Bir yasama işlemi veya düzenleyici idari işlemin, temel hak
ve özgürlüğün ihlaline neden olması durumunda bireysel başvuru yoluyla doğrudan
bu işlemlere değil ancak yasama veya düzenleyici idari işlemin uygulanması
mahiyetindeki işlem, eylem ve ihmallere karşı başvuru yapılabilecektir (Serkan Acar, B. No: 2013/1613, 2/10/2013,
§ 37). Buna göre başvuruya konu davada, 2577 sayılı Kanun"un 7. ve 11.
maddelerine istinaden davanın süre aşımı yönünden reddine karar verildiği ve
dolayısıyla bu Kanun hükümlerinin davaya uygulandığı anlaşılmış olup somut
başvurunun da bu açıdan değerlendirilmesi gerekir.
39. Anayasa’nın 36. maddesinin birici
fıkrasında herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı
mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma
hakkına sahip olduğu belirtilmiştir.
40. Anayasa Mahkemesi içtihadına göre de bir uyuşmazlığı mahkeme
önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını
isteyebilmek anlamına gelen mahkemeye erişim hakkı, Anayasa"nın 36. maddesinde
güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün temel unsurlarından biridir (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, §
52). Mahkemeye erişim hakkı, mutlak bir hak olmayıp bu hakkın sınırlandırılması
mümkündür. Ancak mahkemeye erişim hakkına müdahalede bulunulurken temel hak ve
özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa"nın
13. maddesinin gözönünde bulundurulması gerekmektedir
(Murat Kara ve diğerleri, B. No:
2014/6042, 9/3/2017, § 59).
41. Buna göre uygulanacak sınırlandırmanın ihlale yol açmaması
için Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen
koşullardan kanuna dayanma, meşru amaç izleme ve ölçülü olma koşulları yerine
getirilmelidir.
42. Bu çerçevede dava açmayı imkânsız kılacak ya da aşırı
zorlaştıracak ölçüde kısa olmadıkça dava açma ya da kanun yollarına başvurma
için belli sürelerin öngörülmesi, hukuki belirlilik ilkesinin bir gereğidir ve
tek başına bu durum mahkemeye erişim hakkına aykırılık oluşturmaz (Remzi Durmaz, B. No: 2013/1718, 2/10/2013,
§ 27). Bu nedenle mahkemelerin usul kurallarını uygularken yargılamanın
hakkaniyetine zarar getirecek ölçüde katı şekilcilikten kaçınmaları gerektiği
gibi kanunla öngörülmüş usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak ölçüde
aşırı esneklikten de kaçınmaları gerekir (Kamil Koç, B. No: 2012/660, 7/11/2013, § 65).
43. İdari işlemlerin sürekli bir biçimde dava açılma tehdidi
altında kalmasını engellemek, kamu hizmetinin hızlı ve etkin biçimde
yürütülmesini sağlamak düşüncesi ile idari davaların açılma süresi kanunlarla
düzenlenmiş; Anayasa’nın 125. maddesi ve çeşitli usul kanunları uyarınca bu
sürelerin işlemeye başlaması idari işlemlerin yazılı bildirimine bağlanmıştır.
Yazılı bildirim esasının anayasal kural olarak düzenlenmesinin temel amacı,
idari işlemler karşısında kişilerin hak ve çıkarlarının yargısal yolla
korunması; bunun sağlanması için de dava açma hakkının kullanılmasının anayasal
güvence altına alınmasıdır. Başka bir ifade ile yazılı bildirimin önemi,
özellikle kişilerin menfaatlerini ihlal eden idari işlemlere karşı dava açma
hakkının kullanılmasında ortaya çıkmaktadır Usul kurallarının, hukuki
güvenliğin sağlanması ve yargılamanın düzgün bir şekilde yürütülmesi sonucu
adaletin tecelli etmesine hizmet etmek yerine kişilerin davalarının yetkili bir
mahkeme tarafından görülmesi bakımından bir çeşit engel hâline gelmeleri
durumunda mahkemeye erişim hakkı ihlal edilmiş olacaktır (Kamil Koç,§§ 66-68).
44. Bir kanuni düzenlemenin bireylerin davranışını ona göre
düzenleyebileceği kadar kesinlik içermesi, kişinin gerektiği takdirde hukuki
yardım almak suretiyle bu kanunun düzenlediği alanda belli bir eylem nedeniyle
ortaya çıkacak sonuçları makul bir düzeyde öngörebilmesi gerekmektedir.
Öngörülebilirliğin mutlak ölçüde olması gerekmez. Kanunun açıklığı arzu edilir
bir durum olmakla birlikte bazen aşırı bir katılığı da beraberinde getirebilir.
Oysa hukukun ortaya çıkan değişikliklere uyarlanabilmesi gerekmektedir. Birçok
kanun -işin doğası gereği- yorumlanması ve uygulanması pratik gerçekliğe bağlı
olan yoruma açık formüller içermektedir (Kamil Koç, § 71).
45. Danıştay içtihadında (bkz. §§25-27) idari işlemin niteliğinin
ve hukuki sonuçlarının davacı tarafından bütünüyle öğrenildiği kimi davalarda,
bilgi edinmenin (ıttılanın) yazılı bildirimin
sonuçlarını doğuracağı ve dava açma süresine başlangıç alınacağı kabul
edilmiştir. Bu istisnai durumun kabulüyle bilgi edinmenin dava açma süresine
başlangıç alınması ancak idari işlemin, niteliği ve doğurduğu hukuki sonuç
itibarıyla davacılar tarafından öğrenildiğinin kanıtlanması koşuluna bağlı olup
bu koşulun gerçekleşip gerçekleşmediği açılan idari davada idari yargı merciince
karara bağlanabilir.
46. Başvuru konusu olayda, başvurucu -Derece Mahkemesi
aşamasında da belirttiği üzere- 2011-2012 öğretim yılında "İngilizce"
ve "Türk Dili" derslerinden muaf tutulmadığını 27/10/2011 tarihinde
öğrenmiş ve 22/12/2011 tarihinde anılan derslerden muaf tutulması talebiyle Açıköğretim Fakültesi Dekanlığına başvurmuştur.
Başvurucunun talebi, başvurucuya 12/1/2012 tarihinde tebliğ edilen işlemle reddedilmiştir.Başvurucu, önceden
almış olduğu derslerden muaf tutulmadığını 27/10/2011 tarihinde öğrendiğini
belirterek 8/3/2012 tarihli dilekçeyle iptal davası açmıştır. Eskişehir 1.
İdare Mahkemesi, 2577 sayılı Kanun"un 11. maddesi uyarınca başvurucunun kendi
ifade ettiği öğrenme tarihi olan 27/10/2011 tarihinde dava açma süresinin
başladığını, idari başvuruyla birlikte sürenin durduğunu, buna göre muaf
olmamaya ilişkin işleme karşı 56. günde idareye başvurulan başvurunun reddine
ilişkin işlemin öğrenildiği 12/1/2012 tarihinden itibaren kalan 4 gün içinde
yani en son 16/1/2012 tarihinde dava açılması gerekirken 8/3/2012 tarihinde
açılan davada süre aşımı bulunduğu gerekçesiyle davayı reddetmiştir. Karar,
Danıştay incelemesinden geçerek kesinleşmiştir.
47. Olayda başvurucuya muafiyete ilişkin yazılı bir bildirim
olmamakla birlikte başvurucunun söz konusu derslerden muaf olmadığını
27/10/2011 tarihi itibarıyla bildiği (ıttıla sahibi olduğu) hususunda bir
tereddüt bulunmamaktadır. Başvurucu, olayda 2577 sayılı Kanun"un 11. maddesi
yerine Kanun"un 10. maddesinin uygulanmasının gerektiğini ileri sürmüş ise de
Anayasa Mahkemesinin bireysel başvurular için benimsediği temel yaklaşım
doğrultusunda kural olarak bireysel başvuruya konu davadaki olayların
kanıtlanması, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması bireysel başvuru
incelemesinde değerlendirmeye tabi tutulamaz. Anayasada yer alan hak ve
özgürlükler ihlal edilmediği sürece ve açıkça bir keyfîlik
içermedikçe derece mahkemelerinin kararlarındaki maddi ve hukuki hatalar
bireysel başvuru incelemesinde ele alınamaz. Bu çerçevede derece mahkemelerinin
delilleri değerlendirmesinde açık ve bariz takdir hatası bulunmadıkça Anayasa
Mahkemesinin bu takdire müdahalesi söz konusu olamaz (Necati Gündüz ve Recep Gündüz, B. No:
2012/1027, 12/2/2013, § 26).
48. İlk Derece Mahkemesi, somut olayı yerleşik Danıştay
içtihadına uygun şekilde yorumlayarak idari işlemin öğrenildiği tarihi esas
almış ve 2577 sayılı Kanun"un 11. maddesine göre dava açma süresinin olayda
geçirildiği sonucuna ulaşmıştır. Yapılan bu değerlendirme ve ulaşılan sonuç,
dava açmayı imkânsız kılacak nitelikte aşırı şekilci bir yaklaşım olmadığı gibi
belirtilen Kanun hükümlerine önceden öngörülmeyecek şekilde olağanın dışında
bir anlam verildiği şeklinde de değerlendirilmeyeceği; başvurucunun
gerektiğinde hukuki yardım almak suretiyle Derece Mahkemesinin somut olaya
ilişkin bu uygulamasını öngörebileceği anlaşılmaktadır.
49. Açıklanan nedenlerle başvurucunun mahkemeye erişim hakkına
yönelik başvuru konusu olayda usul kuralları önceden öngörülmeyecek şekilde
olağanın dışında farklı yorumlanmadığı başvurunun diğer kabul edilebilirlik
koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça
dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar
verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Başvurunun açıkça
dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri
Kanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi
mağduriyetine neden olacağından başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten
TAMAMEN MUAF TUTULMASINA 19/7/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.