
Esas No: 2014/11448
Karar No: 2014/11448
Karar Tarihi: 19/7/2017
Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.
TÜRKİYE
CUMHURİYETİ |
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
ÖMER YILMAZ BAŞVURUSU |
(Başvuru Numarası: 2014/11448) |
|
Karar Tarihi: 19/7/2017 |
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Burhan ÜSTÜN |
Üyeler |
: |
Serruh KALELİ |
|
|
Hicabi DURSUN |
|
|
Kadir ÖZKAYA |
|
|
Yusuf Şevki HAKYEMEZ |
Raportör |
: |
Volkan ÇAKMAK |
Başvurucu |
: |
Ömer YILMAZ |
Vekili |
: |
Av. Murat Şenol KAYIR |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, görevden alma işlemine karşı açılan davada
gerekçesiz karar verildiği ve yargılamanın makul sürede tamamlanmadığı savıylaadil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına
ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 14/7/2014 tarihinde
yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön
incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm
tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve
esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru
belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık)
gönderilmiştir. Bakanlık tarafından görüş sunulmamıştır.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar
özetle şöyledir:
8. Başvurucu, Hakkari Sanayi ve Ticaret İl Müdürlüğünde müdür
olarak görev yapmakta iken başka bir göreve atanmak üzere 9/1/2004
tarihli müşterek kararname ile görevinden alınmıştır. Başvurucu, söz konusu
görevden alma işleminin iptali ve işlem nedeniyle yoksun kaldığını ileri
sürdüğü parasal hakların tazmini istemiyle 19/1/2004
tarihinde dava açmıştır.
9. Van 1. İdare Mahkemesi (Mahkeme) 16/9/2004
tarihli kararıyla özetle hukuken geçerli somut bir neden sunulmadan tesis
edilen işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı gerekçesiyle işlemin iptaline ve
işlem nedeniyle mahrum kalınan parasal hakların başvurucuya ödenmesine
hükmetmiştir.
10. Danıştay Beşinci Dairesi 11/12/2007
tarihli kararıyla, yeterli yöneticilik deneyimi ve mesleki tecrübesi olmadan
kariyer ve liyakat ilkelerine aykırı olarak müdürlük görevine atandığı
anlaşılan başvurucunun bu görevinden alınmasına ilişkin işlemde hukuka
aykırılık bulunmadığı gerekçesine yer vermek suretiyle Mahkemenin kararını
bozmuştur. Bozma kararına karşı yapılan karar düzeltme istemi de aynı Dairenin 20/4/2010 tarihli ilamıyla reddedilmiştir.
11. Mahkeme 30/12/2010 tarihli
kararıyla bozma ilamına uymuş ve gerekçesinde 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı
Devlet Memurları Kanunu’nun 76. maddesi uyarınca kurumların, görev ve unvan
eşitliği gözetmeden kazanılmış hak aylık dereceleriyle memurları bulundukları
kadro derecelerine eşit veya daha üst kadrolara naklen atayabilmelerinin mümkün
olduğunu belirtmiştir. Kararda, memurların naklen atanmaları konusunda
idarelere takdir yetkisi tanındığı, bu yetkinin ancak kamu yararı ve hizmet
gerekleri göz ardı edilerek kullanıldığının kanıtlanması durumunda işlemin
hukuka aykırı addedilebileceği hususlarına vurgu yapılmıştır. Somut olaya
ilişkin olarak da başvurucunun müdürlük görevine atanmadan önce bulunduğu
görevlerin niteliği ve hizmet süreleri dikkate alındığında yeterli yöneticilik
deneyimi ve mesleki tecrübesi olmadan, kariyer ve liyakat ölçütlerine aykırı
bir biçimde Hakkari Sanayi ve Ticaret il müdürü
görevine atanmış olduğu belirtilmiştir. Sonuç olarak Mahkeme, müdürlük
görevinden alınma işleminin hukuka uygun olduğu gerekçesiyle davayı
reddetmiştir.
12. Söz konusu karar, Danıştay Beşinci Dairesinin 25/6/2013 tarihli kararıyla onanmış ve karar düzeltme istemi
aynı Dairenin 18/4/2014 tarihli kararıyla reddedilmiştir.
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
13. Mahkemenin 19/7/2017 tarihinde
yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine
İlişkin İddia
14. Başvurucu, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini
ileri sürmüştür.
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
15. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine
karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan makul
sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir
olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
16. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin
idari yargılamanın süresi tespit edilirken sürenin başlangıç tarihi olarak
davanın ikame edildiği tarih; sürenin sona erdiği tarih olarak -çoğu zaman icra
aşamasını da kapsayacak şekilde- yargılamanın sona erdiği, yargılaması devam
eden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanma hakkının
ihlal edildiğine ilişkin şikâyetle ilgili kararını verdiği tarih esas alınır (Selahattin Akyıl, B. No: 2012/1198, 7/11/2013, §§ 45, 47).
17. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin
idari yargılama süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken yargılamanın
karmaşıklığı ve kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama
sürecindeki tutumu ve başvurucunun yargılamanın süratle sonuçlandırılmasındaki
menfaatinin niteliği gibi hususlar dikkate alınır (Selahattin Akyıl, § 41).
18. Anılan ilkeler, Anayasa Mahkemesinin benzer başvurularda
verdiği kararlar ve somut başvuruya konu yargılama sürecinin niteliği dikkate
alındığında yaklaşık 10 yıl 3 aylık yargılama süresinin makul olmadığısonucuna varmak gerekir.
19. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence
altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi
gerekir.
B. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğine
İlişkin İddia
20. Başvurucu, Mahkeme ilamında yer alan gerekçenin yeterli
olmadığını ileri sürmüştür.
21. Anayasa"nın
36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin adil yargılanma hakkına sahip olduğu
belirtilmiş ancak açıkça gerekçeli karar hakkından açıkça söz edilmemiştir.
Bununla birlikte Anayasa"nın 36. maddesine "adil yargılanma"
ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye"nin taraf olduğu uluslararası
sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılama hakkının madde metnine
dâhil edildiği vurgulanmıştır. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi"nin
(Sözleşme) 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki hakkaniyete uygun yargılanma
hakkının kapsamına gerekçeli karar hakkının da dâhil olduğu Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesinin (AİHM) birçok kararında vurgulanmıştır. Dolayısıyla
Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının gerekçeli karar
hakkı güvencesini de kapsadığının kabul edilmesi gerekir (Abdullah Topçu, B. No: 2014/8868, 19/4/2017, § 75).
22.
Anayasa"nın 141. maddesinin üçüncü fıkrasında da “Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.”
denilerek mahkemelere kararlarını gerekçeli yazma yükümlülüğü yüklenmiştir.
Anayasa’nın bütünlüğü ilkesi gereği anılan Anayasa kuralı da gerekçeli karar
hakkının değerlendirilmesinde gözönünde
bulundurulmalıdır (Abdullah Topçu,
§ 76).
23.
Gerekçeli karar hakkı, kişilerin adil bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve
denetlemeyi amaçlamakta; tarafların muhakeme sırasında ileri sürdükleri
iddialarının kurallara uygun biçimde incelenip incelenmediğini bilmeleri ve
ayrıca demokratik bir toplumda, kendi adlarına verilen yargı kararlarının
sebeplerini toplumun öğrenmesinin sağlanması için de gerekli olmaktadır (Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No:
2013/7800, 18/6/2014, §§ 31, 34).
24. Mahkemelerin
anılan yükümlülüğü, yargılamada ileri sürülen her türlü iddia ve savunmaya
karar gerekçesinde ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi gerektiği şeklinde
anlaşılamaz. Ancak derece mahkemeleri, kendilerine sunulan tüm iddialara yanıt
vermek zorunda değilseler de (Yasemin Ekşi,
B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 56) davanın esas
sorunlarının incelenmiş olduğu gerekçeli karardan anlaşılmalıdır.
25. Bir
kararda tam olarak hangi unsurların bulunması gerektiği davanın niteliğine ve
koşullarına bağlıdır. Muhakeme sırasında açık ve somut bir biçimde öne sürülen
iddia ve savunmaların davanın sonucuna etkili olması, başka bir deyişle davanın
sonucunu değiştirebilecek nitelikte bulunması hâlinde davayla doğrudan ilgili
olan bu hususlara mahkemelerce makul bir gerekçe ile yanıt verilmesi gerekir (Sencer Başat ve diğerleri, § 35).
26. Aksi
bir tutumla mahkemenin, davanın sonucuna etkili olduğunu kabul ettiği bir husus
hakkında “ilgili ve yeterli bir yanıt” vermemesi veya yanıt verilmesini
gerektiren usul veya esasa dair iddiaların cevapsız bırakılmış olması hak
ihlaline neden olabilecektir (Sencer Başat
ve diğerleri, § 39).
27. Öte
yandan temyiz merciinin yargılamayı yapan mahkemenin kararını uygun bulması
hâlinde bunu ya aynı gerekçeyi kullanarak ya da bir atıfla kararına yansıtması
yeterlidir. Burada önemli olan husus, temyiz merciinin bir şekilde temyizde
dile getirilmiş ana unsurları incelediğini, derece mahkemesinin kararını
inceleyerek onadığını ya da bozduğunu göstermesidir (Yasemin Ekşi, § 57).
28. Somut olayda Mahkeme tarafından, ilgili mevzuat hükümleri ve
somut olaya ilişkin durum birlikte değerlendirilmek suretiyle sonuca varıldığı
anlaşılmıştır. Mahkeme işleme ilişkin hukuka uygunluk denetimini, başvurucunun
müdürlük görevine atanmasının kariyer ve liyakat ilkeleri ile bağdaşmadığı
kanaati üzerinden gerçekleştirmiş ve gerekçesini bu durum temelinde
kurgulamıştır. Bu bağlamda Mahkeme, idarenin 657 sayılı Kanun uyarınca sahip
olduğu takdir yetkisini de dikkate alarak kariyer liyakat ilkeleri ile
bağdaşmadığı sonucuna vardığı bir atama işlemi sonucu bulunulan müdürlük
görevinden alınma işlemini hukuka uygun bulmuştur.
29. Bu
durumda yapılan yargılama sonunda hükme ulaşılması için yeterli gerekçe ( bkz. §11) bulunduğu ve karar düzeltme
aşamasında verilen kararda, değerlendirme konusu hüküm ve gerekçesinin uygun
bulunduğu dikkate alındığında gerekçeli karar hakkına yönelik bir ihlal
olmadığının açık olduğu anlaşılmaktadır.
30.
Açıklanan gerekçelerle, başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik
koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça
dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar
verilmesi gerekir.
C. Diğer İhlal İddiaları
31. Başvurucu ayrıca, sunduğu delillerin dikkate alınmadığını;
duruşmasız yapılan yargılamada savunma hakkının kısıtlandığını ileri sürmüştür.
32. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı
Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun"un 47. maddesinin
(3) numaralı, 48. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları uyarınca Anayasa
Mahkemesine başvuru konusu olaylarla ilgili delilleri sunmak suretiyle olaylar
hakkındaki iddialarını kanıtlamak başvurucuya düşer. Başvurucunun kamu gücünün
işlem, eylem ya da ihmali nedeniyle ihlal edildiğini ileri sürdüğü hak ve
özgürlük ile dayanılan Anayasa hükümlerini, ihlal gerekçelerini, dayanılan
deliller ile ihlale neden olduğu ileri sürülen işlem veya kararların aslı ya da
örneğini başvuru dilekçesine eklemesi şarttır (Veli
Özdemir, B. No: 2013/276, 9/1/2014, §§ 19,
20).
33. Başvurucu, ihlal gerekçelerini sunarak olaya ilişkin
iddialarını kanıtlama yükümlülüğü altında olmasına rağmen, ihlal iddialarını
soyut ve genel ifadelerle ileri sürmüş; sunduğu hangi delillerin Mahkemece
dikkate alınmadığını açıklamamıştır. Ayrıca başvurucu, hangi aşamada duruşma
istediğini belirtmediği gibi yargılamanın duruşmalı yapılmasının talep
edildiğine dair bir bilgi ya da belgenin dosya içeriğine sunulmadığı anlaşılmıştır.Dolayısıyla
başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların kanıtlanamadığı sonucuna
ulaşılmıştır.
34. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul
edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna
karar verilmesi gerekir.
D. 6216 Sayılı Kanun"un
50. Maddesi Yönünden
35. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrası
şöyledir:
“Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da
edilmediğine kar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve
sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…”
36.Başvurucu, 20.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
37. Somut olayda makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği
sonucuna varılmıştır.
38. İhlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığındabaşvurucuya net 12.000 TL manevi tazminat
ödenmesine karar verilmesi gerekir.
39. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800
TL vekalet ücretinden oluşan 2.006,10 TL yargılama
giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin
iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
2. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle
KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Diğer ihlal iddialarının açıkça
dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede
yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Başvurucuya net 12.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,
tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
D. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekalet
ücretinden oluşan 2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede
gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar
geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin Van 1. İdare Mahkemesine (E.2010/1992,
K.2010/2342) GÖNDERİLMESİNE,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 19/7/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.