
Esas No: 2012/917
Karar No: 2012/917
Karar Tarihi: 16/4/2013
Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
ADNAN OKTAR BAŞVURUSU |
(Başvuru Numarası: 2012/917) |
|
Karar Tarihi: 16/4/2013 |
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Serruh KALELİ |
Üyeler |
: |
Mehmet ERTEN |
|
|
Zehra Ayla PERKTAŞ |
|
|
Burhan ÜSTÜN |
|
|
Zühtü ARSLAN |
Raportör |
: |
Serhat ALTINKÖK |
Başvurucu |
: |
Adnan OKTAR |
Vekili |
: |
Av. Ceyhun GÖKDOĞAN |
I. BAŞVURUNUN
KONUSU
1. Başvurucu, şahsına karşı hakaret suçu işlendiği
iddiasıyla Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığına yaptığı şikâyet üzerine etkin bir
soruşturma yürütülmemesinin Anayasa’nın 36. maddesini ihlal ettiğini ileri
sürmüştür.
II. BAŞVURU
SÜRECİ
2. Başvuru, 29/11/2012 tarihinde
Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden
yapılan ön incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı
tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca, 18/3/2013
tarihinde başvurunun karara bağlanması için Bölüm tarafından ilke kararı
alınması gerekli görüldüğünden, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün
33. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca kabul edilebilirlik incelemesinin
Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
III. OLAY VE
OLGULAR
A. Olaylar
4. Başvuru dilekçesindeki ilgili olaylar özetle şöyledir:
5. Başvurucu, şahsına karşı bir sosyal paylaşım sitesi
üzerinden hakaret içeren yazılar yazan kişi hakkında, adres ve kimlik
bilgilerinin tespit edilerek yayın yoluyla hakaret suçundan cezalandırılması
istemiyle Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığına 10/8/2012
tarihinde suç duyurusunda bulunmuştur.
6. Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığı; şikâyete konu yazıların
müştekinin gıyabında ve şikâyet edilen kişi ile bir başkası arasında internet
üzerinden yazışma yoluyla yapıldığı, gıyapta hakaret suçunun oluşması için
gerekli olan ihtilat unsurunun gerçekleşmediği ve müsnet
suçun unsurları itibariyle oluşmadığı gerekçesiyle 16/8/2012
tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir.
7. Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığının 16/8/2012
tarihli kovuşturmaya yer olmadığına dair kararına başvurucunun 18/9/2012
tarihinde yaptığı itiraz Üsküdar 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 3/10/2012 tarih ve
2012/1281 Değişik İş sayılı kararıyla reddedilmiştir.
8. Üsküdar 3. Ağır Ceza Mahkemesinin ret kararı başvurucuya 30/10/2012 tarihinde tebliğ edilmiştir.
B. İlgili Hukuk
9. 26/9/2004 tarih ve 5237 sayılı Türk Ceza
Kanunu’nun “Hakaret” kenar
başlıklı 125. maddesi şöyledir:
“(1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte
somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur,
şeref ve saygınlığına saldıran kişi, … cezalandırılır.
Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle
ihtilât ederek işlenmesi gerekir.
(2)
Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle
işlenmesi hâlinde, … cezaya hükmolunur.
...”
10. 5237 sayılı Kanun’un “Mağdurun
belirlenmesi” kenar başlıklı 126. maddesi şöyledir:
“(1) Hakaret suçunun
işlenmesinde mağdurun ismi açıkça belirtilmemiş veya isnat üstü kapalı geçiştirilmiş
olsa bile, eğer niteliğinde ve mağdurun şahsına yönelik bulunduğunda duraksanmayacak bir durum varsa, hem ismi belirtilmiş ve
hem de hakaret açıklanmış sayılır.”
IV. İNCELEME VE
GEREKÇE
11. Mahkemenin 16/4/2013 tarihinde
yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 29/11/2012 tarih ve 2012/917 numaralı
bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
12. Başvurucu, internet aracılığıyla
şahsına hakaret edildiğini, sosyal paylaşım sitelerinde yapılan yazışmalarda
yer alan hakaret içerikli beyanların suç oluşturduğunu, internet yoluyla
yapılan hakaretin birçok kişi tarafından görülebilmesi nedeniyle ihtilat
unsurunun oluştuğunu ve benzer durumlarla ilgili birçok davanın mahkemelerce
karara bağlandığını belirterek şahsına yöneltilen hakaret ile ilgili kovuşturma
başlatılmamasının Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen hak arama hürriyetini
ihlal ettiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
13. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
“Herkes, Anayasada güvence
altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi
kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla
Anayasa Mahkemesine başvurabilir. …”
14. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı 45.
maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Herkes,
Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan
Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki
herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa
Mahkemesine başvurabilir.”
15. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel
başvuru hakkına sahip olanlar” kenar başlıklı 46. maddesinin (1)
numaralı fıkrası şöyledir:
“Bireysel başvuru ancak
ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal nedeniyle güncel ve
kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenler tarafından yapılabilir.”
16. Anılan Anayasa ve Kanun hükümlerine göre, Anayasa
Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için, kamu
gücü tarafından ihlal edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altına
alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve
Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına da girmesi gerekir. Bir
başka ifadeyle, Anayasa ve AİHS’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak
ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün
değildir.
17. Başvurucu, yapmış olduğu şikâyet üzerine başlatılan
soruşturma sonucunda kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmesi ile
Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini
ileri sürmüştür.
18. Anayasa’nın “Hak arama
hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve
yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı
olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”
19. AİHS’nin “Adil
yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesi şöyledir:
“1. Herkes medeni hak ve
yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen
suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız
bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve
açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir. …”
20. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin
meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı
veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu
belirtilmiştir. Anayasa’da adil yargılanma hakkının kapsamı düzenlenmediğinden
bu hakkın kapsam ve içeriğinin, AİHS’nin “Adil
yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesi çerçevesinde
belirlenmesi gerekir.
21. AİHS’nin adil yargılanma hakkını düzenleyen 6. maddesinde
adil yargılanmaya ilişkin hak ve ilkelerin “medeni
hak ve yükümlülükler ile ilgili uyuşmazlıkların” ve bir “suç isnadının” esasının karara bağlanması
esnasında geçerli olduğu belirtilerek hakkın kapsamı bu konularla
sınırlandırılmıştır. Hak arama hürriyetinin ihlal edildiği gerekçesiyle
bireysel başvuruda bulunabilmek için, başvurucunun ya medeni hak ve
yükümlülükleriyle ilgili bir uyuşmazlığın tarafı olması ya da başvurucuya
yönelik bir suç isnadı hakkında karar verilmiş olması gerektiği
anlaşılmaktadır. Dolayısıyla bahsedilen hâller dışında kalan adil yargılanma
hakkının ihlali iddiasına dayanan başvurular Anayasa ve AİHS kapsamı dışında
kalacağından, bireysel başvuruya konu olamaz.
22. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarına göre, bir
ceza davasında üçüncü kişilerin suçlanması veya cezalandırılmasını talep eden
mağdur, suçtan zarar gören, şikâyetçi veya katılan sıfatını haiz kişiler,
AİHS’nin 6. maddesinin koruma alanı dışında kalmaktadır. Bu kuralın
istisnaları, ceza davasında medeni hak talebine imkân veren bir sistemin
benimsenmiş olması veya ceza davası sonucunda verilen kararın hukuk davası
açısından etkili ya da bağlayıcı olması hâlleridir (Perez/Fransa,
47287/99, § 70).
23. 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza
Muhakemesi Kanunu’nun yürürlüğe girmesi ile ceza muhakemesinde şahsi hak
iddiasında bulunma imkânı ortadan kalkmıştır. Dolayısıyla başvurucunun ceza
muhakemesi sürecinde medeni haklarını ileri sürme imkânı bulunmamaktadır.
Ayrıca verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın etkileri ceza
muhakemesi süreci ile sınırlı olup hukuk mahkemeleri açısından bağlayıcı bir
etkisi bulunmamaktadır.
24. Başvurucu, suç
işlediğini düşündüğü bir üçüncü kişi hakkında soruşturma açılmasını sağlamak
amacıyla suç duyurusunda bulunmuş olup, talebi üçüncü kişinin
cezalandırılmasıyla sınırlıdır. Başvurucu, üçüncü kişinin fiili nedeniyle
medeni haklarına yönelik bir müdahalenin bulunduğunu düşünüyor ve buna ilişkin zararının
giderilmesini istiyorsa, hukuk mahkemeleri önünde dava açma imkânı vardır.
25. Sonuç
itibariyle, başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesine dayanan ihlal iddiasının
konusu, Anayasa’da güvence altına alınmış ve AİHS kapsamında olan temel hak ve
özgürlüklerin koruma alanı dışında kalmaktadır.
26. Açıklanan nedenlerle, başvuru
konusu ihlal iddialarının Anayasa ve AİHS’nin
ortak koruma alanı dışında kaldığı anlaşıldığından başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin
“konu bakımından yetkisizlik”
nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Başvurunun, “konu bakımından
yetkisizlik” nedeniyle KABUL
EDİLEMEZ OLDUĞUNA, yargılama
giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına,
16/4/2013 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.