3. Hukuk Dairesi 2014/15550 E. , 2015/1861 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : KIRIKHAN 1. ASLİYE HUKUK(AİLE) MAHKEMESİ
TARİHİ : 11/03/2014
NUMARASI : 2013/385-2014/120
Taraflar arasındaki yoksulluk ve iştirak nafakası davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı vekili, dava dilekçesinde; tarafların Kırıkhan Asliye Hukuk Mahkemesi"nin 2008/576 Esas ve 2009/78 Karar sayılı ilamı ile boşandıklarını, boşanma davası sırasında davacı ve müşterek çocuklar lehine tedbir nafakasına hükmedildiğini, kararın kesinleşmesi ile birlikte tedbir nafakalarının yoksulluk ve iştirak nafakası olarak devamına ilişkin herhangi bir karar verilmediğini; davacının ev hanımı olduğunu, gelirinin bulunmadığını; çocukların, ilköğretim çağında olduklarını belirterek; davacı için 300,00 TL yoksulluk nafakasına, müşterek çocuklar Zehra ve Semiha için ayrı ayrı aylık 200,00"er TL iştirak nafakasına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir:
Davalı vekili; davacının, varlıklı bir aileye mensup olduğunu, maddi açıdan davalıdan daha iyi durumda bulunduğunu; davalının, 2009 yılında iflas ettiğini, uzun süredir düzenli bir işte çalışmadığını, annesi ile kaldığını, geçimini bulabildiği gündelik işlerle ve annesinden aldığı harçlıklarla sağladığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece; tarafların boşanmasına ilişkin ilamda davacı kadın yararına manevi tazminat ve nafakaya hükmedilmemesi nedeni ile, bozulması üzerine yapılan yargılama neticesinde; manevi tazminata ve tedbir nafakasına hükmedildiği, fakat, nafakanın karar kesinleştikten sonra yoksulluk nafakası olarak devamına ilişkin hüküm kurulmadığı; herhangi bir geliri bulunmayan kadının boşanma ile yoksulluğa düşeceğinin sabit olduğu belirtilerek 200,00 TL tedbir nafakasının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, karar kesinleştikten sonra nafakanın yoksulluk nafakası olarak devamına, çocuklar için 100,00"er TL iştirak nafakasının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, karar kesinleştikten sonra nafakaların iştirak nafakası olarak devamına, fazlaya dair taleplerin reddine yönelik karar verilmiş, hüküm davalı tarafından yoksulluk nafakasına ilişkin kısma yönelik olarak temyiz edilmiştir.
Dava, yoksulluk ve iştirak nafakası taleplerine ilişkindir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu"nun 28/03/2012 tarih 2011/2-890 Esas 2012/239 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere; dava konusu uyuşmazlığın daha önce bir kesin hüküm ile çözümlenmemiş olması dava şartıdır.(HMK madde 114/1-i) Bu şart, olumsuz dava şartı olup; mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. (HMK madde 115/1)
Kesin hüküm, hem bireyler için hem de devlet için hukuki durumda bir kararlılık ortaya koyar. Bununla, hukuki güvenlilik ve yargı erkine güven sağlandığından kamu yararı ile doğrudan ilgilidir.
Kesin hükmün amacı, kişiler arasındaki uyuşmazlıkların kesin bir biçimde çözümlenmesidir. Bu amacın gerçekleşmesinde, hem kişilerin hem de devletin yararı vardır. Çünkü, kişiler, aralarındaki uyuşmazlığın kesin bir biçimde sonuçlanması için dava sırasında bütün olanaklarını kullanırlar ve dava sonucunda verilecek kararla artık, bu uyuşmazlığın sona ermesini isterler. Bu açıdan, devletin de menfaati söz konusudur. Çünkü, devlet, mahkemelerin sınırsız bir biçimde aynı uyuşmazlık (dava) ile sürekli ve yinelenerek meşgul edilmesini istemez.
Dava konusu uyuşmazlık hakkında bir kesin hüküm bulunuyorsa, aynı konuda, aynı taraflar arasında ve aynı dava sebebine dayanılarak yeni bir dava açılamaz.
Kesin delil ise, yanları ve hakimi bağlayan, bu tip delillerle kanıtlanan olayın hukuksal doğru olarak kabul edilmesi gereken delillerdir. Hakimin kesin delilleri takdir yetkisi yoktur. Bu biçimde ispatlanan hususu doğru kabul etmek zorundadır.
Hukukumuzda kesin deliller sınırlı olup bunlar, ikrar (HUMK. madde 236; HMK. madde 188), senet (HUMK. madde 287; HMK. madde 193), yemin (HUMK. madde 337; HMK. madde 228) ve kesin hükümdür (HUMK. madde 237; HMK. madde 303).
Kesin hüküm de, aynı konuda daha sonra açılan davada kesin delil oluşturur (Baki Kuru, age., C. II, s. 2034 vd).
Kesin hüküm, şekli anlamda kesin hüküm ve maddi anlamda kesin hüküm, olmak üzere ikiye ayrılır.
Şekli anlamda kesin hüküm, sözü edilen karara karşı artık bütün olağan yasa yollarının kapandığı anlamına gelir. Bazı son kararlar verildikleri anda kesindirler (Örneğin HUMK. m. 427; HMK. m. 361).
Yasa yolu açık olan bir karar, yasa yoluna başvurma süresi geçmekle de kesinleşir. Öte yandan, temyiz yolu açık olan bir karar temyiz edilip sonuçta onanmış ve karar düzeltme süresi geçirilmişse, ya da karar düzeltme yoluna gidilip de bu istem reddedilmişse veyahut yasa yoluna başvurmaktan feragat edilmişse verilen hüküm şekli anlamda kesinleşir.
Bir hüküm bir kere şekli anlamda kesinleşirse, artık bu hükme karşı, olağan yasa yollarına başvurulamaz. Bir kararın maddi anlamda kesinleşmesi için öncelikle şekli anlamda kesinleşmesi gerekir.
Maddi anlamda kesin hükmün koşulları HMK’nun 303/1 maddesinde açıklanmıştır. Birinci dava ile ikinci davanın müddeabihlerinin (konusunun), dava sebeplerinin (vakıaların) ve taraflarının aynı olması maddi anlamda kesin hüküm oluşturur.
Kesin hükmün ilk koşulu, her iki davanın taraflarının aynı kişiler olması; ikinci koşulu, müddeabihin aynılığı; üçüncü koşulu ise, dava sebebinin aynı olmasıdır.
Kesin hükmün ikinci koşulu olan müddeabih, dava konusu yapılmış olan hak, yani dava ile elde edilmek istenilen sonuçtur. Önceki dava ile yeni davanın müddeabihlerinin (konularının) aynı olup olmadığını anlamak için hakimin, eski davada verilen kararın hüküm fıkrası ile yeni davada ileri sürülen talep sonucunu karşılaştırması gerekir. Eski ve yeni davanın konusu olan maddi şeyler fiziki bakımdan aynı olsa bile, bu şeyler üzerinde talep olunan haklar değişikse, müddeabihler aynı değil demektir.
Kesin hükmün üçüncü koşulu ise dava sebebinin aynı olmasıdır. Dava sebebi, hukuki sebep olmayıp, davacının davasını dayandırdığı vakıalardır. Öyle ise; her iki davanın da dayandığı maddi vakıalar (olaylar) aynı ise, diğer iki koşulun da bulunması halinde kesin hükmün bulunduğundan söz edilebilir.
Kesin hüküm, ilk önce (hükmü veren mahkeme de dahil diğer bütün) mahkemeleri bağlar. Yani mahkemeler, aynı konuda, aynı dava sebebine dayanarak, aynı taraflar hakkında verilmiş olan bir kesin hüküm ile bağlıdırlar; aynı davayı bir daha (yeniden) inceleyemezler (kesin hüküm itirazı) ve aynı konuya ilişkin yeni bir davada, önceki davada verilmiş olan kesin hüküm ile bağlıdırlar (Baki Kuru, a.g.e., C. V, s. 5051- 5053).
Tüm bu açıklamalar ışığında, somut olaya bakıldığında; tarafların boşanmasına karar verilen, Kırıkhan Asliye(Aile) Hukuk Mahkemesi"nin 2006/600 Esas ve 2007/122 Karar sayılı ilamında; müşterek çocukların velayetinin davacı Meryem"e verilmesine, çocuklar için karar tarihinden geçerli olmak üzere 100,00"er TL iştirak nafakasına hükmedilmesine, maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddine, karar tarihinden geçerli olmak üzere bir defaya mahsus olarak 10.000,00 TL yoksulluk nafakasının davalı Erol"dan alınarak davacı Meryem"e verilmesine yönelik hüküm kurulduğu; kararın temyizi üzerine, davacı Meryem yararına maddi ve manevi tazminata ve yine davacı Meryem ve onun yanında kalan çocuklar yararına tedbir nafakasına hükmedilmemesi nedenleri ile kararın bozulduğu; boşanma, velayet, iştirak nafakaları ve yoksulluk nafakasına ilişkin verilen kararların ise onanarak kesinleştiği anlaşılmaktadır.
O halde; boşanma davası ilamında, davacı Meryem yararına yoksulluk nafakasının toptan olarak ödenmesine karar verildiği (TMK.176/1) ve bu kararın kesin hüküm niteliğinde olduğu sabit olup; kesinlik kazanan bir hükmün sonuçlarının ortadan kaldırılması yargılamanın iadesi ile mümkündür. Bunun dışında hükmün sonuçlarını ortadan kaldırmak, mümkün değildir.
Açıklanan nedenlerle, mahkemece; boşanma davasında, yoksulluk nafakasının toptan olarak ödenmesine karar verildiği (TMK."nun 176/1.maddesi) gözetilip, kesin hükmün varlığı nedeniyle (yoksulluk nafakası talebine dair) davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yasaya aykırı olacak şekilde, yazılı gerekçe ile davacı kadın yararına irat şeklinde yoksulluk nafakası takdiri yönünde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 09.02.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.