Taraflar arasındaki “maluliyet aylığı bağlanması gerektiğinin tespiti” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İzmir 6. İş Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 04.04.2012 gün ve 2008/271 E. - 2012/164 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 12.06.2012 gün ve 2012/10478 E. - 2012/11257 K. sayılı ilamı ile;
(...Davacının maluliyet aylığı talebi, çalışma gücünü 2/3 oranında kaybetmediğine ilişkin Sosyal Sigortalar Yüksek Sağlık Kurulu’nun 03.04.2007 tarihli raporu da esas alınarak, Kurum tarafından reddedilmesi üzerine, açılan iş bu davada; davacı, 01.10.2006 tarihinden itibaren maluliyet aylığına hak kazandığının tespitini istemiş; Mahkemece, davacının, Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu’nun 14.11.2011 rapor tarihinden itibaren maluliyet aylığına hak kazandığının tespitine karar verilmiştir.
Mahkemece; öncelikle, Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulu’ndan, davacının çalışma gücü kaybı oranının belirlenmesi istenilmeli; çalışma gücü kaybı oranının %60 ve üzerinde olduğunun belirtilmesi durumunda, 5510 sayılı Yasanın 25 ila 27. maddelerindeki, diğer yasal şartların yanında, çalışma gücünü %60 oranında kaybedenlere maluliyet aylığı bağlanabileceğine ilişkin düzenleme gözetilerek, 5510 sayılı Yasa’nın yürürlüğe girdiği tarihi takip eden aybaşı olan 01.11.2008 tarihinden itibaren maluliyet aylığına hak kazanacağı, ancak, 14.11.2011 tarihinden itibaren maluliyet aylığına ilişkin kararın davacı tarafından temyiz edilmediği gözetilerek şimdiki gibi karar verilmelidir. SSYSK tarafından, çalışma gücü kaybı oranının %60’ın altında belirtilmesi durumunda ise; Adli Tıp Kurumu Genel Kurulundan alınacak rapor ile, çalışma gücü kaybı oranının başlangıcı da açıklatılarak, SSYSK ve Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Dairesi raporları arasındaki çelişki giderilmeli, davacının, çalışma gücünü 14.11.2011 tarihi öncesinde %60 oranında veya daha fazla oranda kaybettiğinin anlaşılması durumunda ise, bu durumun, ilk defa belirlendiği 14.11.2011 tarihini takip eden aybaşından itibaren maluliyet aylığına hükmedilmesi gerekir.
Mahkemenin, yukarıda açıklanan maddi ve hukuki esaslar doğrultusunda yargılama yaparak, elde edilecek sonuca göre karar vermesi gerekirken, eksik inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır…)
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
TEMYİZ EDEN: Davalı Sosyal Güvenlik Kurumu vekili
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava; 506 sayılı Kanun’un 52 ve devamı maddelerine dayalı, çalışma gücünün 2/3 oranında kaybedilmesi nedeni maluliyet aylığı bağlanması istemine ilişkindir.
Davacı vekili, müvekkilinin Kurum sigortalısı olarak özel güvenlik görevlisi olarak çalıştığını, 14.09.2006 tarihli dilekçesi ile SSK İzmir Sigorta İl Müdürlüğünden maluliyet aylığı tahsis edilmesi talebinde bulunduğunu, talebinin reddedildiğini; itiraz üzerine dosyanın Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kuruluna gönderildiğini, Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurul’nun da müvekkilinin hastalık ve arızalarına göre çalışma gücünün 2/3"ünü kaybetmediğine karar verdiğini; Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulunun kararının tıbbi gerçeklere aykırı olduğunu, Adli Tıp İhtisas Kurulunca inceleme yaptırıldığında davacının malullük aylığına hak kazanacağının ortaya çıkacağını belirterek, davacıya 01.10.2006 tarihinden itibaren malullük aylığı bağlanması ve birikmiş aylıklarının yasal faizleri ile birlikte ödenmesi gerektiğinin tespitine, karar verilmesini istemiştir.
Davalı Kurum vekili, davacının maluliyet oranının 2/3 oranını geçmemesi nedeniyle aylığa hak kazanamadığına karar verildiğini, kurum işleminin yerinde olduğunu belirterek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkemece; davanın kısmen kabulü ile 14.11.2011 tarihinden itibaren davacıya maluliyet aylığı bağlanması ve bu tarihten itibaren hak kazanılan aylıkların yasal faiziyle birlikte ödenmesi gerektiğinin tespitine dair verilen karar, davalı Kurum vekilinin temyizi üzerine, Özel Dairece; yukarıda başlık bölümünde yazılı gerekçe ile bozulmuş; Yerel Mahkemece, önceki kararda direnilmiştir.
Direnme hükmünü, davalı vekili temyiz etmiştir.
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; maluliyet aylığının bağlanması için mahkemece yapılan inceleme ve araştırmanın hükme yeterli olup olmadığı, noktasında toplanmaktadır.
Hemen belirtilmelidir ki, bedensel ve ruhsal arızalar nedeniyle sigortalıya ya da hak sahiplerine sosyal sigorta yardımlarının yapılabilmesi, yasal çerçevede bir raporun alınmış olmasına bağlıdır.
Davacının maluliyet aylığı talebinde bulunduğu 14.09.2006 tarihinde yürürlükte bulunan mülga 506 sayılı Kanun’un 53.maddesinde, sigortalının malul sayılabilmesi için “çalışma gücünün en az üçte ikisini yitirdiği”nin tespit edilmesi gerektiği düzenlenmiş; 54.maddesinde ise malullük aylığından yararlanma şartları sayılmıştır.
01.10.2088 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 25.maddesinde ise “malul sayılma” başlığı altında;
“Sigortalının veya işverenin talebi üzerine Kurumca yetkilendirilen sağlık hizmeti sunucularının sağlık kurullarınca usûlüne uygun düzenlenecek raporlar ve dayanağı tıbbî belgelerin incelenmesi sonucu, 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentleri kapsamındaki sigortalılar için çalışma gücünün veya iş kazası veya meslek hastalığı sonucu meslekte kazanma gücünün en az % 60"ını, (c) bendi kapsamındaki sigortalılar için çalışma gücünün en az % 60"ını veya vazifelerini yapamayacak şekilde meslekte kazanma gücünü kaybettiği Kurum Sağlık Kurulunca tespit edilen sigortalı, malûl sayılır.” hükmüne yer verilmiştir.
506 sayılı Kanunun 109.maddesinde; sigortalının sürekli işgöremezlik, malullük ve erken yaşlanma hallerinin saptanmasında, kurum sağlık tesisleri sağlık kurullarınca verilecek raporlarda belirtilen hastalık ve arızaların esas tutulacağı, kurumca verilen kararlara ilgililer tarafından itiraz edilmesi halinde durumun Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulunca karara bağlanacağı hükme bağlanmıştır.
Yasa koyucu bu madde ile, ilgililerin durumlarının tespitinde, kurum sağlık tesislerinin Sağlık Kurullarınca verilecek raporlarda belirtilen hastalık ve arızaların esas tutulacağını, raporları yeterli görülmeyen ilgililerin Kurumca yeniden muayene ettirilebileceğini, raporlar üzerine Kurumca verilen kararlara ilgililer tarafından itiraz edilirse, durumun Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulunca karara bağlanacağını ve Kurumun yaptıracağı incelemelerin kendi açısından Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulunun kararı ile sona ereceğini hükme bağlamıştır.
Konuya ilişkin, 4496 Sayılı Sosyal Sigorta Sağlık İşlemleri Tüzüğünün 1.maddesinde; sigortalıların hangi hallerde çalışma gücünün en az üçte ikisini yitirmiş ve hangi hallerde başka birinin sürekli bakımına muhtaç durumda sayılacakları, 43.maddesinde;sigortalıların malullük hallerinin tespitine ilişkin raporlar üzerine Kurumca verilecek kararlara karşı ilgililerin itirazlarını inceleme görevinin Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kuruluna ait olduğu, 56.maddesinde ise; Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulu kararlarının Kurumu bağlayacağı ifade edilmektedir.
Yukarıda da açıklandığı üzere, 506 sayılı Kanunun 109.maddesinde, malullük durumunun belirlenmesinde izlenecek yolun ne olduğu açık biçimde gösterilmiştir.
Buna göre; Kurum sağlık tesisleri tarafından düzenlenen raporlara dayanılarak verilen kararlara karşı ilgililerin Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kuruluna itiraz hakları mevcuttur. Bu Kurulun kararları Sosyal Sigortalar Kurumunu bağlayıcıdır.
Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde:
Uyuşmazlık tarihinde yürürlükte bulunan 506 sayılı Kanunun’un 53. maddesinde maluliyet aylığının bağlanabilmesi için sigortalının “çalışma gücünün en az üçte ikisini yitirdiğinin” tespiti gerekmekte iken, 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanunun 25 maddesi ile bu oran % 60 olarak sigortalı yararına değiştirilmiştir. Bu durumda 01.10.2008 tarihinden sonraki dönem yönünden davacının maluliyet aylığı koşullarının değerlendirilebilmesi için sürekli iş gücü kaybının oranının yüzde olarak tespitinde yarar vardır.
Dosya kapsamından, Sağlık Bakanlığı İzmir Eğitim ve Araştırma Hastanesinin 08.11.2006 tarihli raporunun, SSK Başkanlığı Sağlık İşleri Genel Müdürlüğü Tedavi Hizmetleri ve Maluliyet İşleri Daire Başkanlığınca değerlendirilerek çalışma gücünün 2/3 oranında kaybedilmediğinin tespit edildiği, davacının buna itirazı sonucu Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulunun 03.04.2007 tarih 26/2002 sayılı kararı ile de maluliyet oranının 2/3 olmadığına karar verildiği, bunun üzerine davacı sigortalının,bu karara da itiraz ederek, Adli Tıp Kurumundan rapor alınmasını istemesi üzerine, Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Dairesi’nin 14.05.2011 tarihli raporu ile davacının maluliyet oranının % 76 olduğuna karar verildiği, anlaşılmaktadır.
Bu bakımdan mahkemece; öncelikle, Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulu’ndan, davacının çalışma gücü kaybı oranının rakamsal olarak başlangıç tarihi itibari ile belirlenmesi istenilmeli; çalışma gücü kaybı oranının %60 ve üzerinde olduğunun belirtilmesi durumunda, 5510 sayılı Kanunun 25 ila 27. maddelerindeki, diğer yasal şartların yanında, çalışma gücünü %60 oranında kaybedenlere maluliyet aylığı bağlanabileceğine ilişkin düzenleme gözetilerek, 5510 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihi takip eden aybaşı olan 01.11.2008 tarihinden itibaren maluliyet aylığına hak kazanacağı, ancak, 14.11.2011 tarihinden itibaren maluliyet aylığına ilişkin kararın davacı tarafından temyiz edilmediği gözetilerek şimdiki gibi karar verilmelidir. SSYSK tarafından, çalışma gücü kaybı oranının %60’ın altında belirtilmesi durumunda ise; 2659 sayılı Adli Tıp Kanununun 15. maddesi uyarınca, Adli Tıp Kurumu Genel Kurulundan alınacak rapor ile, çalışma gücü kaybı oranının başlangıcı da açıklatılarak, SSYSK ve Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Dairesi raporları arasındaki çelişki giderilip sonucuna göre karar verilmelidir..
Yerel mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi isabetsizdir.
O halde, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
SONUÇ: Davalı SGK vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanunun 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, 5521 sayılı Kanunun 8/son maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 12.06.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.