Abaküs Yazılım
Hukuk Genel Kurulu
Esas No: 2012/10-1633
Karar No: 2013/825
Karar Tarihi: 12.06.2013

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2012/10-1633 Esas 2013/825 Karar Sayılı İlamı

Hukuk Genel Kurulu         2012/10-1633 E.  ,  2013/825 K.

    "İçtihat Metni"

    MAHKEMESİ : Bursa 2. İş Mahkemesi
    TARİHİ : 04/07/2012
    NUMARASI : 2012/165-2012/347

    Taraflar arasındaki “istirdat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Bursa 2.İş Mahkemesince davanın reddine dair verilen 18.12.2008 gün ve 2007/660 E.- 2008/1210 K. sayılı kararın incelenmesi davacı Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 01.11.2011 gün ve 2011/12814 E.- 2011/15219 K. sayılı ilamı ile;
    (...Dava, yersiz ödenen yaşlılık aylıklarının sigortalının mirasçıları olan davalılardan tahsili istemine ilişkindir.
    Mahkemece, davanın reddine karar vermiştir.
         İnceleme konusu somut olayda; davalıların, 20.11.2004 tarihinde ölen murisine, 01.08.1993 tarihinden itibaren, 3201 sayılı Yasaya göre borçlandığı süre de gözetilerek yaşlılık aylığı bağlandığı; sigortalının, yurtdışında 05.08.1988 ve öncesi dönemde çalıştığı, 06.04.1990 – 05.04.2000 tarihleri arasında ikamete dayalı olarak yardım aldığı, 14.08.2000 tarihinden itibaren de kendisine yurtdışından yaşlılık aylığı bağlandığı anlaşılmıştır.
    3201 sayılı Yasa gereği yurtdışında geçen sürelerin borçlanılabilmesi için, yurda kesin dönüş şartı bulunmamakta olup; anılan Yasanın 6. maddesi gereğince, borçlanılan süreler gözetilerek yaşlılık aylığı bağlanabilmesi için, yurtdışındaki çalışma veya çalışmaya dayalı yardım ilişkisinin sona ermesi gerekmektedir. Mahkemece, 05.04.2000 tarihine kadar ikamete dayalı yardım aldığı anlaşılan davalılar murisine, 05.04.2000 tarihinden sonra ödenen yaşlılık aylıkları istirdat edilemez ise de; sigortalının,  05.04.2000 tarihi ve öncesinde ödenen aylıklara hak kazanamayacağı, ilk itirazlardan olan zamanaşımı itirazının da delillerin toplanmasına ilişkin ara karar gereğinin yerine getirilmesine kadar ileri sürülmediği gözetilerek;  Kurum’un, istirdada konu alacağı 5510 sayılı Yasanın 96. maddesinde belirtilen şartlara göre belirlenip, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken; sigortalının sağlığında ödenen aylıkların tüketildiği ve terekeye dahil olmadığı gerekçesi ile, davanın reddine karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
          O halde, davacı vekilinin  bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır...)
    gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

    TEMYİZ EDEN: Davacı Sosyal Güvenlik kurumu Başkanlığı vekili

       HUKUK GENEL KURULU KARARI

    Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
    Dava; yersiz ödenen aylıkların istirdadı istemine ilişkindir.
    Davacı Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı vekili, davalılar murisinin  yaşlılık aylıklarının  başlangıç tarihi itibarıyla  iptal edildiğini, yapılan 14.573,00 YTL. ödemenin, muris Paşa Demirci"nin  kesin dönüş şartını yerine getirmediğinin tespit edildiğini belirterek, her bir ödemenin ödeme tarihinden itibaren  işleyecek yasal faizi ile birlikte  mirasçılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
     Davalılar vekili, davalıların murisine davalı Kurumca  yersiz olarak  ödendiğini ileri sürülen emekli aylıklarını, hayatta iken  tüketmiş olması sonucu,  terekeye dahil olmayan bu aylıkların mirasçılardan  istenemeyeceğini, bu nedenle davanın reddi gerektiğini; bu talebin  kabul edilmemesi halinde, yoksulluğu ve  hastalığı  nedeniyle  çalışmayacak durumda bulunan davalıların murislerine,  İngiltere tarafından kredili sistem  uyarınca yapılan prim ödenmesinin, aylıklarının kesilmesini gerektirmeyeceğini, belirterek davanın reddini savunmuştur.
    Davalılar vekili, 11.11.2008 tarihli dilekçe ile de 01.10.2007 tarihli savunma dilekçesinde dile getirdikleri nedenlerin yanında, davanın BK 66 maddede düzenlenen zamanaşımı uyarınca, öğrenmeden itibaren bir yıl içinde açılmaması nedeniyle davanın  tümden reddine; bu husus mümkün görülmediği takdirde, davanın açıldığı 23.05.2007 tarihinden 10 yıl önceki 23.05.1997-21.04.2000 tarihleri arası yapılan ödemeler için dava hakkının bulunduğuna dair  ıslah talebinin kabulü ile, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
     Yerel mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir. Hüküm, davacı vekilinin temyizi üzerine Özel Daire’ce yukarıda yazılı gerekçelerle bozulmuş, Mahkemece önceki karar gerekçelerine ilaveten; “davalılar vekili 10/10/2008 tarihli dilekçesi ile ıslah yoluyla zamanaşımı itirazında bulunduğunu, davalılar vekilinin zamanaşımı itirazının da kabulü gerektiğini, bu nedenle  muris Paşa Demirci" ye 01/08/1993-21/04/200 tarihleri arasında fuzulen ödendiği belirtilen yaşlılık aylıklarının büyük bir  kısmı yönünden dava tarihi itibariyle 10 yıllık zamanaşımı süresinin geçtiği gerekçeleri ile direnme kararı verilmiştir.
    Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu’nun önüne gelen uyuşmazlık; esasa cevap süresi içerisinde ileri sürülmeyen zamanaşımı  definin sonradan, ıslah yoluyla ileri sürülebilip sürülemeyeceği, noktasında toplanmaktadır.
    Somut olayda;davacı Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığının, davalıların murisine yersiz ödenen 14.573,00 YTL’nin tahsili istemiyle 23.05.2007 tarihli dava dilekçesiyle davalılar  aleyhine eldeki davayı açtığı; davalılara dava dilekçesi 06.06.2007 tarihinde tebliğ edildiği ve  davalılar vekilinin (02.10.2007) ilk oturum öncesinde cevap dilekçesini 02.10.2007 tarihli hakim havalesi ile dosyaya ibraz ettiği, anlaşılmaktadır.  
    Davalılar vekili 11.11.2008 tarihli zamanaşımı def"ini içeren ıslah dilekçesi, davacı Kurum vekiline 11.11.2008 tarihinde tebliğ edilmiş; davacı  Kurum vekili de, 18.12.2008 havale tarihli dilekçesinde ve tebliğ tarihinden sonraki ilk oturumda (18.12.2008 tarihinde) zamanaşımı def"inde yasal süresi içerisinde ileri sürülmediğini belirterek, bu ıslah edilen yeni savunmaya karşı çıkmıştır.  
    Zamanaşımı maddi hukuktan kaynaklanan bir def"i ve savunma aracı olup, davanın başında, süresinde verilecek cevap dilekçesinde (veya sözlü yargılama usulünde ilk oturumda esasa girişilmeden önce) ileri sürülmelidir.  
    Zamanaşamı def"inin, yukarıda belirtilen aşama geçildikten sonra ileri sürülmesi, savunmanın genişletilmesi ve değiştirilmesi anlamına gelir. Bu durum ise, karşı tarafın izni(açık veya zımni) olmaksızın yada ıslah yoluna gidilmezse geçerli değildir.  
    Aynı zamanda silahların eşitliği ilkesinin zorunlu bir sonucu olarak; davalının ıslah yolu ile savunmasını genişletebilmesinin mümkün olduğu sonucuna varılmalı; dolayısıyla zamanaşımı def"inin sonradan ıslah yolu ile ileri sürülebileceği kabul edilmelidir.
    6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun kabulünden önce zamanaşımı savunmasının, ıslah yolu ile ileri sürülüp sürülemeyeceği konusunda, özellikle  Yargıtay’ın bazı daireleri arasında görüş farklılıkları bulunmaktaydı.
    6100 sayılı HMK bu konuda açık bir düzenleme getirmemekle beraber,  HMK’nın 176. maddesinin gerekçesinde;  “uygulamada, zamanaşımının ıslah yolu ile ileri sürülüp sürülemeyeceğine dair bazı tereddütlar var ise de, zamanaşımı ilk itiraz olmayıp, ıslah yolu ile de ileri sürülebileceğinde tereddüt etmemek gerekir” ifadesine yer verilmiş; bundan sonra zamanaşımının ıslah yolu ile giderilebileceği konusundaki tereddütler büyük ölçüde giderilmiştir.
    Islah, “tarafların yaptıkları usul işlemlerini kısmen veya tamamen değiştirmesi”ne ilişkin bir usul kurumu olduğundan, süresinde davaya cevap vermekle beraber, zamanaşımı savunmasında bulunmayan davacının bu savunmasını ıslah yoluyla sürebileceğinin kabulü gerekir. Nitekim HGK’nun 16.04.2011 gün ve 2011/9-629 E., 2011/70 K. sayılı kararında da aynı görüş kabul edilmiştir.
    Görüşmeler sırasında bazı üyeler,  zamanında yapılmayan ve bu nedenle davacı tarafından karşı konulduğundan zamanaşımı savunmasının ıslahla mümkün olmadığı görüşü ileri sürülmüşse de bu görüş çoğunlukça kabul edilmemiştir.
    Bu durum karşısında, davalılar vekilinin yasal süresi içerisinde ibraz edilen cevap dilekçesinde herhangi bir nedenle ileri süremediği zamanaşımı def"ini, sonradan ıslah yoluyla ileri sürmesinde usule aykırı bir yön bulunmayıp; ıslah edilmiş bu yeni savunmaya karşı tarafın (davacının) itiraz etmesinin de sonuca bir etkisi bulunmamaktadır.  
     Hal böyle olunca, mahkemenin davalının ıslah yoluyla zamanaşımı def’inde  bulunabileceğine ilişkin kabulü yerindedir.  
    Ne var ki, geçerli olan zamanaşımı def’ine göre 5510 sayılı Kanun’un 96 maddesi yönünden temyiz itirazları Özel Dairesince incelenmediğinden, dosyanın bu yönlerden, inceleme yapılmak üzere Özel Dairesine gönderilmesi gerekir.  
    S O N U Ç : Yukarıda açıklanan nedenlerle direnme uygun bulunduğundan, davacılar vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 10.HUKUK DAİRESİNE, 5521 sayılı Kanunun 8/son maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere,


    ESAS NO : 2012/10-1633
    KARAR NO : 2013/825 
    MAHKEMESİ : Bursa 2. İş Mahkemesi
    TARİHİ : 04/07/2012
    NUMARASI : 2012/165-2012/347

    Taraflar arasındaki “istirdat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Bursa 2.İş Mahkemesince davanın reddine dair verilen 18.12.2008 gün ve 2007/660 E.- 2008/1210 K. sayılı kararın incelenmesi davacı Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 01.11.2011 gün ve 2011/12814 E.- 2011/15219 K. sayılı ilamı ile;
    (...Dava, yersiz ödenen yaşlılık aylıklarının sigortalının mirasçıları olan davalılardan tahsili istemine ilişkindir.
    Mahkemece, davanın reddine karar vermiştir.
         İnceleme konusu somut olayda; davalıların, 20.11.2004 tarihinde ölen murisine, 01.08.1993 tarihinden itibaren, 3201 sayılı Yasaya göre borçlandığı süre de gözetilerek yaşlılık aylığı bağlandığı; sigortalının, yurtdışında 05.08.1988 ve öncesi dönemde çalıştığı, 06.04.1990 – 05.04.2000 tarihleri arasında ikamete dayalı olarak yardım aldığı, 14.08.2000 tarihinden itibaren de kendisine yurtdışından yaşlılık aylığı bağlandığı anlaşılmıştır.
    3201 sayılı Yasa gereği yurtdışında geçen sürelerin borçlanılabilmesi için, yurda kesin dönüş şartı bulunmamakta olup; anılan Yasanın 6. maddesi gereğince, borçlanılan süreler gözetilerek yaşlılık aylığı bağlanabilmesi için, yurtdışındaki çalışma veya çalışmaya dayalı yardım ilişkisinin sona ermesi gerekmektedir. Mahkemece, 05.04.2000 tarihine kadar ikamete dayalı yardım aldığı anlaşılan davalılar murisine, 05.04.2000 tarihinden sonra ödenen yaşlılık aylıkları istirdat edilemez ise de; sigortalının,  05.04.2000 tarihi ve öncesinde ödenen aylıklara hak kazanamayacağı, ilk itirazlardan olan zamanaşımı itirazının da delillerin toplanmasına ilişkin ara karar gereğinin yerine getirilmesine kadar ileri sürülmediği gözetilerek;  Kurum’un, istirdada konu alacağı 5510 sayılı Yasanın 96. maddesinde belirtilen şartlara göre belirlenip, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken; sigortalının sağlığında ödenen aylıkların tüketildiği ve terekeye dahil olmadığı gerekçesi ile, davanın reddine karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
          O halde, davacı vekilinin  bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır...)
    gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

    TEMYİZ EDEN: Davacı Sosyal Güvenlik kurumu Başkanlığı vekili

       HUKUK GENEL KURULU KARARI

    Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
    Dava; yersiz ödenen aylıkların istirdadı istemine ilişkindir.
    Davacı Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı vekili, davalılar murisinin  yaşlılık aylıklarının  başlangıç tarihi itibarıyla  iptal edildiğini, yapılan 14.573,00 YTL. ödemenin, muris Paşa Demirci"nin  kesin dönüş şartını yerine getirmediğinin tespit edildiğini belirterek, her bir ödemenin ödeme tarihinden itibaren  işleyecek yasal faizi ile birlikte  mirasçılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
     Davalılar vekili, davalıların murisine davalı Kurumca  yersiz olarak  ödendiğini ileri sürülen emekli aylıklarını, hayatta iken  tüketmiş olması sonucu,  terekeye dahil olmayan bu aylıkların mirasçılardan  istenemeyeceğini, bu nedenle davanın reddi gerektiğini; bu talebin  kabul edilmemesi halinde, yoksulluğu ve  hastalığı  nedeniyle  çalışmayacak durumda bulunan davalıların murislerine,  İngiltere tarafından kredili sistem  uyarınca yapılan prim ödenmesinin, aylıklarının kesilmesini gerektirmeyeceğini, belirterek davanın reddini savunmuştur.
    Davalılar vekili, 11.11.2008 tarihli dilekçe ile de 01.10.2007 tarihli savunma dilekçesinde dile getirdikleri nedenlerin yanında, davanın BK 66 maddede düzenlenen zamanaşımı uyarınca, öğrenmeden itibaren bir yıl içinde açılmaması nedeniyle davanın  tümden reddine; bu husus mümkün görülmediği takdirde, davanın açıldığı 23.05.2007 tarihinden 10 yıl önceki 23.05.1997-21.04.2000 tarihleri arası yapılan ödemeler için dava hakkının bulunduğuna dair  ıslah talebinin kabulü ile, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
     Yerel mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir. Hüküm, davacı vekilinin temyizi üzerine Özel Daire’ce yukarıda yazılı gerekçelerle bozulmuş, Mahkemece önceki karar gerekçelerine ilaveten; “davalılar vekili 10/10/2008 tarihli dilekçesi ile ıslah yoluyla zamanaşımı itirazında bulunduğunu, davalılar vekilinin zamanaşımı itirazının da kabulü gerektiğini, bu nedenle  muris Paşa Demirci" ye 01/08/1993-21/04/200 tarihleri arasında fuzulen ödendiği belirtilen yaşlılık aylıklarının büyük bir  kısmı yönünden dava tarihi itibariyle 10 yıllık zamanaşımı süresinin geçtiği gerekçeleri ile direnme kararı verilmiştir.
    Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu’nun önüne gelen uyuşmazlık; esasa cevap süresi içerisinde ileri sürülmeyen zamanaşımı  definin sonradan, ıslah yoluyla ileri sürülebilip sürülemeyeceği, noktasında toplanmaktadır.
    Somut olayda;davacı Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığının, davalıların murisine yersiz ödenen 14.573,00 YTL’nin tahsili istemiyle 23.05.2007 tarihli dava dilekçesiyle davalılar  aleyhine eldeki davayı açtığı; davalılara dava dilekçesi 06.06.2007 tarihinde tebliğ edildiği ve  davalılar vekilinin (02.10.2007) ilk oturum öncesinde cevap dilekçesini 02.10.2007 tarihli hakim havalesi ile dosyaya ibraz ettiği, anlaşılmaktadır.  
    Davalılar vekili 11.11.2008 tarihli zamanaşımı def"ini içeren ıslah dilekçesi, davacı Kurum vekiline 11.11.2008 tarihinde tebliğ edilmiş; davacı  Kurum vekili de, 18.12.2008 havale tarihli dilekçesinde ve tebliğ tarihinden sonraki ilk oturumda (18.12.2008 tarihinde) zamanaşımı def"inde yasal süresi içerisinde ileri sürülmediğini belirterek, bu ıslah edilen yeni savunmaya karşı çıkmıştır.  
    Zamanaşımı maddi hukuktan kaynaklanan bir def"i ve savunma aracı olup, davanın başında, süresinde verilecek cevap dilekçesinde (veya sözlü yargılama usulünde ilk oturumda esasa girişilmeden önce) ileri sürülmelidir.  
    Zamanaşamı def"inin, yukarıda belirtilen aşama geçildikten sonra ileri sürülmesi, savunmanın genişletilmesi ve değiştirilmesi anlamına gelir. Bu durum ise, karşı tarafın izni(açık veya zımni) olmaksızın yada ıslah yoluna gidilmezse geçerli değildir.  
    Aynı zamanda silahların eşitliği ilkesinin zorunlu bir sonucu olarak; davalının ıslah yolu ile savunmasını genişletebilmesinin mümkün olduğu sonucuna varılmalı; dolayısıyla zamanaşımı def"inin sonradan ıslah yolu ile ileri sürülebileceği kabul edilmelidir.
    6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun kabulünden önce zamanaşımı savunmasının, ıslah yolu ile ileri sürülüp sürülemeyeceği konusunda, özellikle  Yargıtay’ın bazı daireleri arasında görüş farklılıkları bulunmaktaydı.
    6100 sayılı HMK bu konuda açık bir düzenleme getirmemekle beraber,  HMK’nın 176. maddesinin gerekçesinde;  “uygulamada, zamanaşımının ıslah yolu ile ileri sürülüp sürülemeyeceğine dair bazı tereddütlar var ise de, zamanaşımı ilk itiraz olmayıp, ıslah yolu ile de ileri sürülebileceğinde tereddüt etmemek gerekir” ifadesine yer verilmiş; bundan sonra zamanaşımının ıslah yolu ile giderilebileceği konusundaki tereddütler büyük ölçüde giderilmiştir.
    Islah, “tarafların yaptıkları usul işlemlerini kısmen veya tamamen değiştirmesi”ne ilişkin bir usul kurumu olduğundan, süresinde davaya cevap vermekle beraber, zamanaşımı savunmasında bulunmayan davacının bu savunmasını ıslah yoluyla sürebileceğinin kabulü gerekir. Nitekim HGK’nun 16.04.2011 gün ve 2011/9-629 E., 2011/70 K. sayılı kararında da aynı görüş kabul edilmiştir.
    Görüşmeler sırasında bazı üyeler,  zamanında yapılmayan ve bu nedenle davacı tarafından karşı konulduğundan zamanaşımı savunmasının ıslahla mümkün olmadığı görüşü ileri sürülmüşse de bu görüş çoğunlukça kabul edilmemiştir.
    Bu durum karşısında, davalılar vekilinin yasal süresi içerisinde ibraz edilen cevap dilekçesinde herhangi bir nedenle ileri süremediği zamanaşımı def"ini, sonradan ıslah yoluyla ileri sürmesinde usule aykırı bir yön bulunmayıp; ıslah edilmiş bu yeni savunmaya karşı tarafın (davacının) itiraz etmesinin de sonuca bir etkisi bulunmamaktadır.  
     Hal böyle olunca, mahkemenin davalının ıslah yoluyla zamanaşımı def’inde  bulunabileceğine ilişkin kabulü yerindedir.  
    Ne var ki, geçerli olan zamanaşımı def’ine göre 5510 sayılı Kanun’un 96 maddesi yönünden temyiz itirazları Özel Dairesince incelenmediğinden, dosyanın bu yönlerden, inceleme yapılmak üzere Özel Dairesine gönderilmesi gerekir.  
    S O N U Ç : Yukarıda açıklanan nedenlerle direnme uygun bulunduğundan, davacılar vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 10.HUKUK DAİRESİNE, 5521 sayılı Kanunun 8/son maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 12.06.2013 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

     

     
     
     
     

     


     

     
     

    gününde oyçokluğu ile karar verildi.

     

     
     
     
     

     


     

     
     



    Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

    Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


    Avukat Web Sitesi