7. Hukuk Dairesi 2013/18424 E. , 2014/1336 K.
"İçtihat Metni"Mahkemesi :Antalya 2. İş Mahkemesi
Tarihi :21/02/2013
Numarası :2010/331-2013/47
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay"ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşılmakla, dosya incelendi, gereği görüşüldü:
Davacı, firmalarının ürünlerin formüllerinin uzun yıllar süren araştırmalarla, fiziksel, biyolojik ve kimyasal olarak Türk Gıda Tüzüğü usullerine uygun şekilde hazırlandığını, ürettikleri meyve özleri, kokteyl şurupları, gıda katkıları, jöleler, soslar ve kaplama hamurlarının her birinin özgün formüller taşıdığı gibi büyük bir kısmının patent koruması altında olduğunu, davacı firmanın patent koruması altında olan ürünlerinin davalı S.. A.. tarafından rakip firma ile paylaştığını ve aynı iş kolunda faaliyet gösteren firmada çalışmaya başlamasına müteakip davacı şirketin müşterilerine gerçek dışı, kötüleyici ifadelerde bulunmak suretiyle davacının müşteri portföyünü kullanması ve davacının geniş ölçüde müşteri kaybına ve ticari zararına sebebiyet verdiğini ileri sürerek rekabet yasağına aykırılıktan doğan cezai şart alacağının tahsilini istemiştir.
Davalı, davacı firmanın pazarladığı ürünlerin hiçbir imalat ve ticari sırrına vakıf olmadığını ve ürünleri kötülemediğini, davacı aleyhine hiçbir beyanda bulunmadığını, davacının zararına sebebiyet vermediğini bildirerek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davacı şirketin iddialarının hukuken meşru görebilecek delillere dayalı olmaması, davacı firma ile davalının çalıştığı firma arasında ortak iki ürünün firmanın satış gelirlerini hissolunacak şekilde zarara uğratmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Uyuşmazlık iş mahkemesinin görevi noktasında toplanmaktadır.
İş sözleşmesinin doğası gereği akdin devamı müddetince işçi yanında çalıştığı işveren ile rekabet yapamaz. İşçi tarafından işverenle rekabet etme anlamı taşıyabilecek davranışlarda bulunması 4857 sayılı Kanunun 25. maddesine göre sakakat borcunun ihlali olarak değerlendirilir. İşçinin sadakat borcu iş sözleşmesinin kurulmasıyla birlikte doğar, sözleşmenin sona ermesine kadar devam eder ve iş sözleşmesinde sadakat yükümlülüğü ile ilgili herhangi bir hüküm yer almasına da gerek yoktur. Akdin devamı sırasında anılan şekilde işçinin işverenle rekabeti anlamına gelebilecek bir başka anlatımla sadakat borcuna aykırılık teşkil edebilecek davranışlarına bağlı olarak açılacak tüm davaların 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 1"inci maddesine göre İş Mahkemesinde görülmesi gerekeceğinde şüphe yoktur.
818 sayılı Borçlar Kanununun 10. babı içerisinde rekabet yasağına dair maddeler bulunmaktadır. 818 sayılı Borçlar Kanunu"nun 348. maddesinde yeralan düzenlemede "...akdin hitamından sonra..." kelimelerine yer verilmiş bulunmaktadır.(paralel mahiyetteki düzenleme 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu"nun 444. maddesi "...sözleşmenin sona ermesinden sonra..." kelimeleri) Anılan bu madde ile akdin sonlanmış olmasına vurgu yapılmakla iş sözleşmesinin bitiminden sonra yapılmaması gereken hususlar hakkında düzenleme getirildiği sonucuna varmak gerekir.
İşçinin iş sözleşmesi sona erdikten sonra işveren ile rekabet etmeyeceğine dair rekabet etmeme borcu sadakat borcunun aksine her iş sözleşmesi açısından söz konusu değildir. İşçi bakımından böyle bir yükümlülükten bahsedilebilmesi için iş ilişkisi devam ederken işçi ve işveren arasında iş sözleşmesinden ayrı bir rekabet yasağı sözleşmesi imzalanması ya da iş sözleşmesine rekabet yasağına dair bir hükmün konulması gereklidir. Bahsedilen şekilde ortaya çıkacak olan Borçlar Kanununda düzenlenmiş rekabet etmeme borcu ise sadakat borcunun aksine iş sözleşmesinin bitiminden sonra doğacak bir borç niteliği taşır.
6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun 4/1-3 maddesine göre 818 sayılı Borçlar Kanununun 348. maddesinden kaynaklanan davalar mutlak ticari dava olarak sayılmıştır. Mutlak ticari davaların ise Ticaret Mahkemelerince incelenip karara bağlanması gerekir.
Somut olay bu çerçevede irdelendiğinde: Dava, rekabet yasağının ihlalinden doğduğu ileri sürülen cezai şartın tahsili istemine ilişkindir.
Davacı tarafça davalının imzaladığı iş sözleşmesinin 14.maddesi ile işten ayrıldığı tarihten itibaren 1 yıl içinde aynı alanda faaliyet gösteren firmalarda çalışmayacağını taahhüt etmesine rağmen akdin sona ermesinden sonra aynı alanda faaliyet gösteren başka bir şirkette çalıştığı ve böylece rekabet yasağını ihlal ettiği iddiasıyla bu dava açılmıştır.
Davalının; taahhüdün düzenlendiği tarihte davacı şirkete ait işyerinde ve hizmet akdine dayalı olarak çalıştığı hususu tartışmasızdır.
Davalının daha sonra 01.01.2007 tarihinde istifa ederek iş akdini feshettiği ve işyerinden ayrıldığı sabittir.
Davaya dayanak alınan taahhüdün işçi ile işveren arasında düzenlenmiş olması, bu taahhüt nedeniyle çıkan uyuşmazlığın iş hukuku kapsamında kaldığını kabule yeterli değildir. Zira, bu taahhüt iş akdinin sona ermesi halinde yapılmaması gereken bir hususa ilişkin olmakla, iş hukukunun düzenleme alanı dışında kalmaktadır.
Gerek davalı işçinin açıklanan taahhüdünün kapsamı, gerek davalının davacıya ait işyerinden istifa ederek ayrılmış ve başka bir işyerinde çalışmaya başlamış olması ve gerekse de davacının istemi ile davanın açıklanan özelliğine göre; davalının rekabet yasağını ihlal eden davranışının açık biçimde iş akdinin sona ermesinden sonraki döneme ilişkin bulunduğu; bu davranışın, hizmet akdinin sona ermesinden sonra gerçekleşen rekabet yasağına aykırılığı düzenleyen, 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 348.maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği açıktır.
Bu kapsamda yer alan uyuşmazlıklara ilişkin davaların ise, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 4/1-3.maddesi gereğince mutlak ticari dava niteliği taşıdığında duraksama bulunmamaktadır. Mutlak ticari davaların görülme yeri ise, açık biçimde Ticaret Mahkemeleridir. HGK."nun 29.02.2012 T., 2011/11-781 E. 2012/109 K., 27.02.2013 T., 2012/9-854 E.-2013/292 K.sayılı kararları) Mutlak ticari dava niteliğindeki eldeki davaya bakma görevi de Ticaret Mahkemesine ait olup; mahkemece görevsizlik kararı vermesi gerekirken işin esasına girerek davanın reddine karar vermesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde görev hususu kamu düzenine ilişkin olup temyiz edenin sıfatına bakılmaksızın davacı vekilinin temyiz itirazı kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda açıklanan nedenle BOZULMASINA, bozma nedenine göre davacının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 30.01.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.