Abaküs Yazılım
21. Hukuk Dairesi
Esas No: 2019/3211
Karar No: 2020/1310
Karar Tarihi: 02.03.2020

Yargıtay 21. Hukuk Dairesi 2019/3211 Esas 2020/1310 Karar Sayılı İlamı

21. Hukuk Dairesi         2019/3211 E.  ,  2020/1310 K.

    "İçtihat Metni"

    MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi

    İLK DERECE
    MAHKEMESİ : .... İş Mahkemesi



    TÜRK MİLLETİ ADINA
    KARAR

    A)Davacı İstemi;
    Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, müvekkilinin oğlunun iş kazasından vefatı nedeniyle belirsiz alacak 100,00 TL maddi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmiştir.
    B)Davalı Cevabı;
    Davalı şirket vekili cevap dilekçesinde özetle; davada 2 ve 10 yıllık yasa dava açma süresinin geçirildiğini, olayın iş kazası kabul edilmesinin mümkün olmadığını, iş kazası şartlarının gerçekleşmediğini, işverenin eylemi ile uğranılan zararın arasında uygun sebep sonuç bağının bulunması gerektiğini, müvekkilinin maddi ve manevi hiç bir sorumluluğunun olmadığını, kazanın tamemen 3. kişilerin kastı ve fiili müdahalesi yüzünden vuku bulduğunu, 3. kişini kastı ve fiili müdahelesinin iş ile kaza arasında illiyet bağını kestiğini, 3. kişinin yüzde yüz kasıtlı davranışı olmasaydı murisin bugün hayatta olacağını, kazanın vuku bulmayacağını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
    Davalı SGK Başkanlığı vekili cevap dilekçesinde özetle; husumet ve zamanaşımı itirazında bulunduğunu, ..."ın ilk defa 03/12/2013 tarihli dilekçe ile aylık talebinde bulunduğunu, talebinen itibaren yasa gereği 5 yıl geriye gidilerek 01/01/2009 taihinde aylık bağlandığını,kurumlar yasalar önünde hak sahibinin talebi ile yükümlülüklerini yerine getirdiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
    C)İlk Derece Mahkemesi Kararı :
    İlk Derece Mahkemesince davalı işveren şirket yönünden illiyet bağının kesildiği, SGK yönünden ise davacının ölüm aylığına başvuru tarihi olan 03/12/2013 tarihi öncesinde herhangi bir başvurusu olmaması, 5510 sayılı Kanunun 97.maddesi gereğince 01/01/2009 tarihinden geçerli olmak üzere SGK tarafından ölüm geliri bağlanarak ödeme yapıldığından davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
    D)Bölge Adliye Mahkemesi Kararı :
    Davacı ve Davalı SGK vekilinin istinaf başvurusu üzerine, “İlk derece mahkemesi kararının gerekçesinin dosya kapsamına uygun olmadığı, davanın iş kazası nedeniyle ölen sigortalı nedeniyle hak sahibinin maddi tazminat istemine ilişkin olup, davanın niteliği itibariyle davanın hasımlarının sigortalının işvereni veya iş kazasında kusurları bulunan 3.kişiler olduğu, somut olayda gerek davalı kurum ve gerekse davalı şirket ölen sigortalının işvereni konumunda olmadıklarından, davanın davalılar yönünden husumetten reddine karar verilmesi gerektiği öte yandan her iki davalı yönünden red gerekçesi aynı olmakla davalılar lehine tek vekalet ücretine hükmetmek gerektiği belirtilerek” İlk derece Mahkemesi kararının HMK 353/1-b 2 hükmü gereğince kaldırılarak davanın husumetten reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
    E) Temyiz Sebepleri
    Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü ile yapılan yazışmalar sonucu davalı olarak TEKEL yerine unvan olarak TTA ...’nin belirtildiğini, davanın TTA ..."ne yönlendirildiğini, ölen sigortalı Torun Boztaş"ın işverenin TEKEL olup davanın doğru işverene karşı açıldığını, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen husumet nedeniyle ret kararı hatalı olduğunu, davalının işveren sıfatı olduğunu, dava harici şirketin dahili davalı olarak davaya eklenmesi gerektiğini, olay ile işveren arasındaki illiyet bağının kesildiğinin kabul edilemeyeceğini, işverenin talimat ve otoritesi altında yapılan yüklü ve aşırı kıymetli miktarda sigara sevkiyatı esnasında, işveren tarafından durumun özelliği düşünülerek; araca koruma personeli görevlendirilmesi ya da müteveffaya kendisini koruma yönelik savunma eğitimi, araç ve gereçleri tedarik edilmesi gibi önlem ve tedbirlerin geliştirilebileceği, somut olayda işveren açısından sorumluluğun devam ettiğini beyanla, kararın bozulmasını talep etmiştir.
    Davalı SGK vekili temyiz dilekçesinde özetle; Davanın reddi yönündeki karar yerinde ise de her iki davalı yönünden de husumetten red kararı verilmesinin red gerekçeleri farklı olduğundan usul ve yasaya aykırı olduğunu dolayısıyla Kurum lehine eksik yargılama giderine hükmedildiğinden kararın bozulmasını talep etmiştir.
    F) Delillerin Değelerlendirilmesi ve Gerekçe:
    Dava, 20/01/1998 tarihli iş kazasında vefatı eden sigortalının annesinin, sigortalının desteğinden yoksun kalması nedeniyle maddi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir
    İlk Derece Mahkemesince verilen red kararı, Bölge Adliye Mahkemesince kaldırılarak husumetten red kararı verildiği anlaşılmıştır.
    Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelere göre, sigortalı Torun Boztaş’ın olay tarihinde ticari faaliyetlerine devam eden TEKEL (Tütün, Tütün Mamulleri, Tuz ve Alkol İşletmeleri Genel Müdürlüğü)’ne nakliye hizmeti sunan dava harici nakliye firmasında, dava harici işçi Turan Kulüpçü ile beraber çalıştığı, olay günü TEKEL’in Tokat Başmüdürlüğünden Gaziantep’e götürülmek üzere teslim aldıkları on ton sigaranın nakliyesi esnasında, kamyonun Gemerek ilçe sınırlarında hareketi esnasında önünün kimliği belirsiz kişi veya kişilerce kesilerek sigortalı Torun ile araçta bulunan diğer işçi Turan’ın pompalı tüfekle vurularak öldürüldükleri, 60 DE 101 plakalı kamyonun ise kamyonun içeriği sigaralar ile beraber gasp edildiği, tüm araştırmalara rağmen şüphelilerin tespit edilemediği, sigortalı Torun Boztaş’ın vefatından sonra 13/02/1998 tarihinde SSK’ya verilen işe giriş bildirgesine göre dava haric Maksutoğlu Tekstil San ve Tiz. AŞ’de işçi olarak çalıştığı belirtilmiş ise de; TEKEL Genel Müdürlüğü Müfettişliği’nin 01/04/1998 tarih ve 28-11 sayılı raporlarına göre sigortalının yüklenici Ömer Akyüz Uluslararası Nakliye San ve Tic. A.Ş çalışanı olabileceğinin bildirildiği, Sosyal Güvenlik uzmanı olduğu belirtilen bilirkişiden alınan 08/02/2018 tarihli kusur raporunda illiyet bağının 3.kişi veya kişilerin eylemi ile kesildiğinin belirtildiği anlaşılmıştır.
    Somut olayda uyuşmazlığın sağlıklı bir çözüme kavuşturulabilmesi için öncelikle asıl işveren-alt işveren kavramlarının açıklanması gerekmektedir.
    4857 sayılı Kanun"un 2.maddesine göre bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişiye işçi, işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişiye yahut tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlara işveren, işçi ile işveren arasında kurulan ilişkiye iş ilişkisi denir.
    İş Kanunu"nun 2.maddesinin 7.fıkrasına göre bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi denir. Bu ilişkide asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur.
    5510 sayılı Kanun"un 12/6.maddesi ile de asıl işveren, bu Kanunun işverene yüklediği yükümlülüklerden dolayı alt işveren ile birlikte sorumlu tutulmuştur.
    4857 sayılı Kanun"un 2/7.maddesi ile işçilerin İş Kanunu"ndan, sözleşmeden ve toplu iş sözleşmesinden doğan hakları, 5510 sayılı Kanun"un 12/6.maddesi ile de Kurumun alacakları ve işçinin sosyal güvenlik hakkı daha geniş koruma-güvence altına alınmak istenmiştir. Aksi halde, 4857 veya 5510 sayılı Kanun"dan kaynaklanan yükümlülüklerinden kaçmak isteyen işverenlerin işin bölüm veya eklentilerini muvazaalı bir biçimde başka kişilere vermek suretiyle yükümlülüklerinden kaçması mümkün olurdu.
    Asıl işveren ile alt işverenin birlikte sorumluluğu "müteselsil sorumluluktur". Asıl işveren, doğrudan bir hizmet sözleşmesi bulunmamakla birlikte İş Kanunu"nun 2.maddesinin 6.fıkrası gereğince alt işverenin işçilerinin iş kazası veya meslek hastalığı nedeniyle uğrayacakları maddi ve manevi zarardan alt işveren ile birlikte müteselsilen sorumludur. Bu nedenle meslek hastalığına veya iş kazasına uğrayan alt işverenin işçisi veya ölümü halinde mirasçıları tazminat davasını müteselsil sorumlu olan asıl işveren ve alt işverene karşı birlikte açabilecekleri gibi yalnızca asıl işverene veya alt işverene karşı da açabilirler.
    Alt işverenden söz edebilmek ve asıl işvereni, aracının borçlarından sorumlu tutabilmek için bir takım zorunlu unsurlar bulunmaktadır.
    a) İşyerinde işçi çalıştıran bir asıl işveren bulunmalıdır. Sigortalı çalıştırmayan “işveren” sıfatını kazanamayacağı için, bu durumdaki kişilerden iş alanlar da aracı sayılmayacak ve anılan madde kapsamında dayanışmalı sorumluluk doğmayacaktır.
    b) Bir başka işveren, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin bir işte veya bir işin bölüm veya eklentilerinde iş almalı ve sigortalı çalıştırmalıdır.
    c) İşverenlik sıfatını, alınan işte ve o iş nedeniyle sigortalı çalıştırılması sonucunda kazanmış olması aranacaktır. Bu kişinin diğer bir takım işyerlerinde çalıştırdığı sigortalılar nedeniyle kazandığı işverenlik sıfatının sonuca etkisi bulunmamaktadır.
    d) İşverenden alınan iş, işverenin sigortalı çalıştırdığı işe göre ayrı ve bağımsız bir işyeri olarak değerlendirilebilecek nitelikte olmamalıdır, aksi halde iş alan kimse aracı değil, bağımsız işveren niteliğinde bulunacaktır.
    e) İşin bütünü başka bir işverene bırakıldığında, iş anahtar teslimi verildiğinde veya işveren kendi iştigal konusu olmayan bir işi kendisi sigortalı çalıştırmaksızın bölerek ihale suretiyle farklı kişilere vermişse, iş sahibi (ihale makamı) Yasanın tanımladığı anlamda asıl işveren olmayacağından, bir alt-üst işveren ilişkisi bulunmayacaktır.
    f) Alt işverenin aldığı iş, işverenin asıl işinin bölüm ve eklentilerindeki işin bir kesimi yada yardımcı işler kapsamında bulunmalıdır. Asıl işverenden alınan iş, onun sigortalı çalıştırdığı işe göre ayrı ve bağımsız bir nitelik taşımaktaysa, işi alan kimse alt işveren değil, bağımsız işveren sayılacaktır. Bu noktada belirleyici yön; yapılan işin, diğerinin bütünleyici, yardımcı parçası olup olmadığıdır. İş yerindeki üretimle ilgili olmayan ve asıl işin tamamlayıcısı niteliğinde bulunmayan bir işin üstlenilmesi halinde, alt işverenden söz etme olanağı kalmayacak, ortada iki bağımsız işveren bulunacaktır. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 24.05.1995 gün ve 1995/9-273-548 sayılı kararı da aynı yöndedir.)
    Somut olayda alt işveren sıfatının SGK tespitlerine göre dava harici Maksutoğlu Tekstil San ve Tiz. AŞ’ne; Tekel Genel Müdürlüğü kayıtlarına göre ise dava harici Ömer Akyüz Uluslararası Nakliye San ve Tic. A.Ş’ne ait olabileceği, bu yönle alt işveren konusunda bir çelişki bulunduğu açık olmakla beraber; iş bu davanın anılan şirketlere yöneltilmediği, dosya kapsamındaki kayıtlara göre de, olay tarihinde tüzel kişiliği bulunan ama yargılama sırasında tüzel kişiliği önce TTA Gayrimenkul A.Ş’ne sonrasında ise Sümer Holding A.Ş’ne devrolarak infisah olan TEKEL (Tütün, Tütün Mamulleri, Tuz ve Alkol İşletmeleri Genel Müdürlüğü)’nün yukarıdaki açıklamalara göre kendisine ait olan nakliye işini, kazalının işverenine vermiş olması nedeniyle, asıl işverenlik sıfatının ortadan kalkmayıp devam ettiği, öte yandan davalı ile dava harici şirket veya şirketler arasındaki sorumluluğun kendi aralarında ileride açılabilecek bir davada tartışılabilmesinin mümkün olmasına göre, iş bu davada davalı ...Ş’nin (Devrolan: TEKEL-Tütün, Tütün Mamulleri, Tuz ve Alkol İşletmeleri Genel Müdürlüğü)’nün asıl işveren sıfatıyla davalı sıfatının bulunduğu açıktır.
    O halde somut olayda uyuşmazlığın asıl noktasının davalı asıl işverenin iş kazasının gerçekleşmesinde kusurunun bulunup bulunmadığı, illiyet bağının 3. kişi eylemi ile kesilip kesilmediği noktasında toplandığı anlaşılmaktadır.
    İş kazalarında olay, İş Hukuku ve Sosyal Güvenlik İlkeleri çerçevesinde değerlendirilmeye tabi tutulmalıdır. İşverenin iş kazası sonucu meydana gelen zarar nedeniyle hukuki sorumluluğu yasa ve içtihatlarla belirlenmiş olan ayrık haller dışında ilke olarak iş aktinden doğan işçiyi gözetme ( koruma ) borcuna aykırılıktan kaynaklanan kusura dayalı sorumluluktur. İnsan yaşamının kutsallığı çerçevesinde işverenin işçilerin sağlığını ve güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu açıktır.
    Öte yandan, Dairemizin de benimsediği üzere, kural olarak, iş kazasından kaynaklanan tazminat davalarında sorumluluk kusura dayanmaktadır. Çünkü İsviçre ve Türk hukuk sisteminde özel bir düzenleme söz konusu olmadıkça asıl olan kusur sorumluluğudur. Kusur sorumluluğunda sorumluların tazmin yükümlülüğü için illiyet (nedensellik) bağının gerçekleşmesi zorunludur. O halde illiyet bağının kesilmesi halinde zararı tazmin yükümlülüğünden söz edilemez. Kusursuz sorumlulukta olduğu gibi kusur sorumluluğunda da illiyet bağı; mücbir sebep, zarar görenin ve üçüncü kişinin ağır kusuru nedenleriyle kesilebilir. Uygun illiyet bağının kesildiğinin ispatı halinde, işverenin sorumluluğuna gidilmesi mümkün değildir. (HGK, 20/03/2013 tarih, 2012/21-1121 Esas, 2013/386 Karar)
    Buna göre iş kazasından doğan tazminat davalarının özelliği gereği, olay tarihinde yürürlükte bulunan 1475 sayılı İş Kanunuyla beraber, 11/01/1974 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren İş Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğü ile ilgili mevzuat maddelerinin öngördüğü koşulların göz önünde tutularak ve özellikle işverenin niteliğine göre,işverenin işyerinde alması gerekli önlemlerin neler olduğu, hangi önlemleri aldığı, hangi önlemleri almadığı, alınan önlemlere işçinin uyup uymadığı gibi hususlar ayrıntılı bir biçimde incelenmek suretiyle kusurun aidiyeti ve oranı hiçbir kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek biçimde belirlenmelidir. (Hukuk Genel Kurulunun 16.06.2004 gün ve 2004/21-365 E.-369 K.sayılı kararı da aynı yöndedir )
    Bu açıklamalar doğrultusunda mahkemece yapılacak iş, yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda, tarafların iş güvenliği konusunda sorumluluklarının tespiti açısından dosyanın içerisinde trafik ve taşımacılık alanlarında uzman bilirkişilerin de yer aldığı iş güvenliği uzmanlarından oluşturulacak üç kişilik bilirkişi heyetine incelettirilerek, tarafların kusur ve sorumluluklarını belirletilmesi, dosya kapsamındaki diğer bilgi belge ve delillerle beraber davalı asıl işvereninn kusurunun olup olmadığı, illiyet bağının kesilip kesilmediği değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesinden ibarettir
    Bölge Adliye Mahkemesince bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın, karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
    O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli, davacı vekilinin ve davalı SGK vekilinin sair temyiz itirazları bu aşamada incelenmeksizin Bölge Adliye Mahkemesi hükmü bozulmalıdır.
    SONUÇ: Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının, yukarıda yazılı sebeplerden dolayı, davacı ve davalı SGK vekilinin temyiz itirazının sair yönleri bu aşamada incelenmeksizin, 6100 sayılı HMK’nun 373/2. maddesi uyarınca BOZULMASINA, dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine,
    02/03/2020 gününde oy birliğiyle karar verildi.









    Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

    Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


    Avukat Web Sitesi