Abaküs Yazılım
İdare Dava Daireleri Kurulu
Esas No: 2021/3624
Karar No: 2022/2139
Karar Tarihi: 13.06.2022

Danıştay İdare Dava Daireleri Kurulu 2021/3624 Esas 2022/2139 Karar Sayılı İlamı

DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU         2021/3624 E.  ,  2022/2139 K.

    "İçtihat Metni"

    T.C.
    D A N I Ş T A Y
    İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
    Esas No : 2021/3624
    Karar No : 2022/2139

    TEMYİZ EDENLER : 1- (DAVACI): … Odası
    VEKİLİ: Av. …

    2- (DAVALI): … Bakanlığı
    VEKİLİ: Hukuk Müşaviri …

    DAVALI YANINDA MÜDAHİLLER : 1- … İletişim Hizmetleri A.Ş.
    VEKİLİ: Av. …

    2- … Hizmetleri A.Ş.
    VEKİLİ: Av. …

    İSTEMİN KONUSU : Danıştay Altıncı Dairesinin 03/02/2021 tarih ve E:2017/4783, K:2021/1096 sayılı kararının davanın reddine ve dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına ilişkin kısımlarının davacı tarafından, iptale ilişkin kısımlarının ise davalı idare tarafından temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

    YARGILAMA SÜRECİ :
    Dava konusu istem: 03/07/2017 tarih ve 30113 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği'nin 4. maddesinin 1. fıkrasının (d), (ü), (ğğ), (tt), (rrr), (vvv-1), (bbbb), (vvvv-2), (zzzz) bentlerinin, 5. maddesinin 5 ve 17. fıkralarının, 7. maddesinin 12. fıkrasının, 8. maddesinin 1 ve 6. fıkralarının, 9. maddesinin, 19. maddesinin 1. fıkrasının (c), (ç), (d), (e), (h) ve (ı) bentleri ile (f) bendinin 1 ve 2. alt bentlerinin, (ğ) bendinin 2 ve 4. alt bentlerinin, 20. maddesinin 1. fıkrasının, 24. maddesinin 1. fıkrasının, 26. maddesinin 1. fıkrasının (a), (b) ve (c) bentlerinin, 27. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinin, 28. maddesinin, 44. maddesinin, 47. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendinin, 48. maddesinin 1 ve 5. fıkralarının, 51. maddesinin 1. fıkrasının, 54. maddesinin 7. fıkrasının, 57. maddesinin 18 ve 19. fıkralarının, 62. maddesinin 1, 2 ve 3. fıkralarının, 66. maddesinin 5. fıkrasının, 68. maddesinin 9. fıkrasının, 69. maddesinin 1, 6 ve 7. fıkralarının ve geçici 3. maddesinin iptali istenilmiştir.
    Daire kararının özeti: Danıştay Altıncı Dairesinin 03/02/2021 tarih ve E:2017/4783, K:2021/1096 sayılı kararıyla;
    1. Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği'nin (Yönetmelik) 4. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendindeki "Asma kat" tanımı yönünden;
    Dava konusu Yönetmelik ile yürürlükten kaldırılan Planlı Alanlar Tip İmar Yönetmeliğinin (PATİY) "Asma kat" tanımının iptali istemiyle açılan davada, Dairelerinin 26/09/2016 tarih ve E:2013/6220 sayılı kararı ile "Her ne kadar; 08/09/2013 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren değişiklik sonrası, PATİY'in 16. maddesinde yer alan hükümle (kat yüksekliğinin imar planı ile belirlenmediği alanlara yönelik), konut ve ticaret kullanımları kapsamında kat yükseklikleri de belirtilerek, zemin kat harici asma kat uygulamasının önüne geçildiği düşünülebilir ise de; aynı hükümde kat yüksekliğinin imar planı ile ayrıca belirlenebilmesi imkanı tanındığından, asma kat uygulamasının yalnız zemin katlarda uygulanabilir olduğu hususunun uyuşmazlık konusu bu bent hükmünde açık bir şekilde ortaya konulmasının uygun olacağı, bu durumda, mevcut haliyle zemin kat dışında asma kat uygulaması yapılmasına, maddenin muğlaklığı nedeni ile imkan tanıyan bent hükmünün ilk cümlesinin, son kelimesi olan "kattır" ibaresinden önce "zemin" ibaresinin eklenmesi suretiyle muğlaklığın ve hukuka aykırılığın giderilmesi gerektiği, eksik düzenleme nedeniyle bent hükmünde hukuka uyarlık bulunmadığı..." gerekçesiyle bent hükmünün yürütmesinin durdurulmasına karar verildiği,
    Anılan karar üzerine yeniden düzenlenen Yönetmelik'te, "Zemin katı ticari olarak kullanılmayan konut alanları haricinde" denildiğinden, zemini ticaret olarak kullanılmayan konut alanlarında zemin katta asma kat yapılmasının mümkün olmadığı,
    Dava konusu Yönetmelik hükmünde "zemin katta ait olduğu bağımsız bölümü tamamlayan ve bu bölümden bağlantı sağlanan" denilmek suretiyle de asma katların, zemin katın tamamlayıcısı olduğu açıkça belirtildiğinden, dava konusu tanımda imar mevzuatına aykırılık bulunmadığı,
    Bu durumda, asma kat tanımına ilişkin olarak davanın reddine karar verilmesi gerektiği,
    2. Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (ü) bendindeki "Eğitim tesisleri alanı" tanımındaki "özel" ibaresi yönünden;
    14/06/2014 tarih ve 29030 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği'nin 5. maddesinin 1. fıkrasının (i) bendinde, sosyal altyapı alanlarının, birey ve toplumun kültürel, sosyal ve rekreatif ihtiyaçlarının karşılanması ve sağlıklı bir çevre ile yaşam kalitelerinin artırılmasına yönelik kamu veya özel sektör tarafından yapılan eğitim, sağlık, dini, kültürel ve idari tesisler, açık ve kapalı spor tesisleri ile park, çocuk bahçesi, oyun alanı, meydan, rekreasyon alanı gibi açık ve yeşil alanlara verilen genel isim olarak tanımlandığı,
    Anılan Yönetmeliğin eklerinde yer alan nazım ve uygulama imar planı gösterimleri gereğince, özel sağlık ve özel eğitim tesislerinin, nazım ve uygulama imar planlarında özel sağlık ve özel eğitim tesis alanı olarak gösterilmesi gerektiği
    Her ne kadar, davacı tarafından, "eğitim" alanlarının, Yönetmelik hükmü gereği özel kişiler tarafından da yapılabilmesine olanak tanınması nedeniyle, "ticari tesis" olarak gösterilmesi gerektiği ileri sürülmekte ise de, Yönetmelik hükmünde örnekleme yolu ile sayılan kullanımlardan anlaşılacağı üzere, bu tesislerin özü itibarıyla ticari değil, kamusal kullanımları barındırdığı, teşekkülünden de asli olarak kamunun sorumlu olduğu, mülkiyet ve işletme yönünden özel kişilere de imkan tanınmasının, bu kullanımı tek başına "ticari tesis" haline getirmeyeceği, nihayetinde uyuşmazlık konusu bent hükmünde imar mevzuatına aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşıldığı,
    Öte yandan, davacı tarafından, bent hükmüyle dolaylı olarak halkın donatı ihtiyacına kısıtlama getirildiği öne sürülmekte ise de, mekansal alanlarda yaşayacak projeksiyon nüfusun ihtiyacı olan sosyal ve teknik altyapı alanlarına ilişkin alan büyüklükleri ve standartların Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği'nde belirlendiği, dava konusu edilen bent hükmüyle sosyal donatı alanlarına doğrudan ya da dolaylı bir sınırlama getirilmediği anlaşıldığından, davacının söz konusu iddiasına itibar edilmediği,
    3- Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (rrr) bendindeki "Sağlık tesisleri alanı" tanımındaki "özel" ibaresi yönünden;
    Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği'nin 5. maddesinin 1. fıkrasının (i) bendinde, sosyal altyapı alanlarının, birey ve toplumun kültürel, sosyal ve rekreatif ihtiyaçlarının karşılanması ve sağlıklı bir çevre ile yaşam kalitelerinin artırılmasına yönelik kamu veya özel sektör tarafından yapılan eğitim, sağlık, dini, kültürel ve idari tesisler, açık ve kapalı spor tesisleri ile park, çocuk bahçesi, oyun alanı, meydan, rekreasyon alanı gibi açık ve yeşil alanlara verilen genel isim olarak tanımlandığı,
    Anılan Yönetmeliğin eklerinde yer alan nazım ve uygulama imar planı gösterimleri gereğince, özel sağlık ve özel eğitim tesislerinin, nazım ve uygulama imar planlarında özel sağlık ve özel eğitim tesis alanı olarak gösterilmesi gerektiği,
    Sağlık tesisleri alanlarının tanımı yapılırken bu alanların kamusal ya da ticari niteliğine değil, mekansal alanda söz konusu kullanım kararının ifa edeceği fonksiyon türüne tanımlama getirildiği, mekansal planlarda projeksiyon nüfus ayrılması gereken en az sağlık tesisi alanı miktarının belirlenmesi ile kamu veya özel sağlık tesisleri alanı yerleşim ve oran kriterlerinin belirlenmesinin Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği'ne bırakıldığının açık olduğu,
    Her ne kadar, sağlık alanlarının, Yönetmelik hükmü gereği özel kişiler tarafından da yapılabilmesine olanak tanınması nedeniyle "ticari tesis" olarak gösterilmesi gerektiği ileri sürülmekte ise de, Yönetmelik hükmünde örnekleme yolu ile sayılan kullanımlardan anlaşılacağı üzere, bu tesislerin özü itibarıyla ticari değil, kamusal kullanımları barındırdığı, teşekkülünden de asli olarak kamu idarelerinin sorumlu olduğu, mülkiyet ve işletme yönünden özel kişilere de imkan tanınmasının, bu kullanımı tek başına "ticari tesis" haline getirmeyeceği, nihayetinde uyuşmazlık konusu bent hükmünde imar mevzuatına aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşıldığı,
    4. Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (ğğ) bendindeki "İbadet yeri" tanımı ile 19. maddesinin 1. fıkrasının (ı) bendi yönünden;
    Yurt ve kurs kullanımının madde metninde açıkça dini tesis mimarisi ile uyumu da aranarak, dini tesise ait olacağının belirtildiği, ayrıca dini tesisten beklenen özel kamu yararının ifası çerçevesinde yurt ve kurs faaliyetlerinin Diyanet İşleri Başkanlığı Kur'an Eğitim ve Öğretimine Yönelik Kurslar İle Öğrenci Yurt ve Pansiyonları Yönetmeliği kapsamında Kur'an eğitim ve öğretimine yönelik, din hizmetleri çerçevesinde icra edileceği açık olduğundan, düzenlemelerde imar mevzuatına aykırılık bulunmadığı,
    5. Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (tt) bendindeki "Katlar alanı katsayısı (KAKS) (Emsal)" tanımı yönünden;
    Davacı tarafından, dava konusu tanımın hukuka veya mevzuata aykırı olduğuna ilişkin herhangi bir iddia ileri sürülmediği gibi katlar alanı katsayısı (KAKS) (Emsal), şehir planlama bilimi bakımından "yapının inşa edilen tüm kat alanlarının toplamının imar parseli alanına oranı" olarak tanımlandığından bent hükmünde imar mevzuatına aykırılık bulunmadığı,
    6. Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (bbbb) bendinde yer alan "Taban alanı" tanımı yönünden;
    Dava konusu "taban alanı" tanımı ile "taban alanı kat sayısı" tanımı birlikte değerlendirildiğinde, taban alanı kat sayısı tanımına “arazi eğimi nedeniyle tabii veya tesviye edilmiş zeminin üzerinde kalan tüm bodrum katlar ile zemin kat izdüşümü birlikte değerlendirilerek hesaplanır” ibaresi eklenmek suretiyle, uygulamada tereddüte yer vermeyecek ölçüde açık hale getirildiği anlaşılan düzenlemede imar mevzuatına aykırılık bulunmadığı,
    Öte yandan, her ne kadar davacı tarafından bahçede yapılan eklenti ve müştemilatların, taban alanı hesabından çıkarıldığı ifade edilmiş ise de, dava konusu düzenlemede buna ilişkin bir hükmün bulunmadığı, aksine, taban alanının, bahçede yapılan eklenti ve müştemilatı dâhil yapıların tabii zemin veya tesviye edilmiş zemin üzerinde kalan kısmı üzerinden hesaplanacağının belirtildiği,
    7. Yönetmeliğin 20. maddesinin 1. fıkrası yönünden;
    Davacı tarafından, dava konusu düzenlemenin hukuka veya mevzuata aykırı olduğuna ilişkin herhangi bir iddia ileri sürülmediği gibi iptali istenen düzenlemede taban alanının nasıl belirleneceğine dair yapılan tanımlamanın şehircilik bilimine uygun olduğu anlaşıldığından hükümde imar mevzuatına aykırılık bulunmadığı,
    8. Yönetmeliğin 24. maddesinin 1. fıkrası yönünden;
    3194 sayılı İmar Kanunu'nun 19. maddesinin 3. fıkrasındaki düzenleme ile, bir parselde birden fazla yapı yapılmasına imkan tanındığından, anılan hükme koşut düzenlemede imar mevzuatına aykırılık bulunmadığı,
    9. Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (vvv) bendinin 1. alt bendindeki "Stadyum" tanımı" ile 19. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendi yönünden;
    Stadyum alanlarında profesyonel ya da amatör müsabakaların yapılması söz konusu olduğundan, sportif faaliyetlerin icra edileceği saha ve mekânların, ulusal ve uluslararası standartlar çerçevesinde somut olarak belirlendiği, böylelikle standart ölçülerle belirlenen müsabaka alanlarının hiçbir şekilde kısıtlanmasının mümkün olamadığı, stadyum alanlarını diğer "spor ve oyun alanları"ndan ayıran en önemli unsurun bu husus olduğu,
    Diğer bir unsurun ise, baskın kullanımı spor müsabakalarının yapıldığı alanlar olmakla beraber, kent ölçeğinde nüfusa hitap eden stadyumların, baskın kullanımı ile bağdaşabilen yapı ve tesisleri içeresinde barındırabilen kompleks yapılar olmasından kaynaklandığı, sportif ve kültürel işlevi de bulunan bu tesislerin, çoğu zaman stadyumların eklentisi olmaktan ziyade, sportif alanlardan ayrı düşünülemeyen bir bütünün ayrılamaz parçaları haline geldiği, bu nedenle, planlama aşamasında ilgili idareler tarafından, plan kararı üretilirken, "stadyum" alanlarının yalnızca müsabaka günleri esas alınarak değil, her takvim günü nüfus çekici etkisi dikkate alınarak konumlandırılması ve söz konusu plan kararına yönelik yapılacak yargısal denetimin de bu çerçevede "stadyum" alanlarının kompleks kullanımları barındıran kullanımlar olma niteliği nazara alınarak yapılması gerektiği,
    Bu durumda, bu tesislerin yol veya meydan altını kapsaması halinde dahi, ayrı bir tescile tabi olmadığı ve Yönetmeliğin amir hükmü ile stadyum projesi bütünlüğü içerisinde imar planı kararı ile yapılabilecek, çarşı, alışveriş birimi gibi ticari mekanları da kapsayan bu tesislerin büyüklüğünün, spor tesis alanının %20'lik kısmı ile sınırlandırılmış olduğu da dikkate alındığında, uyuşmazlık konusu "stadyum" tanımı ve kapsamında imar mevzuatına aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı,
    10. Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (vvvv) bendinin 2. alt bendindeki "Parklar" tanımı ve 19. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi yönünden;
    (Uyuşmazlığın niteliği itibarıyla, Daire kararının özeti, bu kararın "Hukuki Değerlendirme" bölümünde belirtilmiştir.)
    11. Yönetmeliğin 19. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendi yönünden;
    Yönetmeliğin 19. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinin 1. alt bendi uyarınca, piknik ve rekreasyon alanlarındaki yapılaşma alanı olarak maksimum %5 oranı ile bu alanlarda yapılması mümkün olan yapılaşma için somut kriterler oluşturulduğundan, dava konusu Yönetmeliğin 19. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinin 1 ve 4. alt bentlerinde imar mevzuatına aykırılık görülmediği,
    2. alt bent yönünden;
    Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği eki plan gösterimlerinde ayrı lejantlarla gösterilen, farklı fonksiyonlara tekabül eden, ulaşım başta olmak üzere sosyal ve teknik altyapıya getireceği yük birbirinden farklı olan kullanımların yer seçimi kararlarının, imar planı kapsamında ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiği,
    Bu doğrultuda, otopark ve rekreasyon kullanımları da birbirinden farklı nitelikte kullanımlar olup, "otopark" kullanımının Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği'nde teknik alt yapı alanları içerisinde sayılarak, ayrı bir lejant olarak gösterildiği,
    Öte yandan, öngörülen rekreasyon kullanımının konumu ve büyüklüğüne bağlı olarak içerisinde kendi ihtiyacının karşılanabileceği ölçüde otopark yapılmasının mümkün olduğu, ancak düzenleme incelendiğinde, ne rekreasyon alanının büyüklüğüne ne de bunun içerisinde ayrılacak otoparkın vasfı ve miktarına yönelik bir kritere yer verilmediği, düzenlemede bu yönüyle imar mevzuatına uyarlık görülmediği,
    3. alt bende gelince;
    Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği eki plan gösterimlerinde ayrı lejantlarla gösterilen, farklı fonksiyonlara tekabül eden, ulaşım başta olmak üzere sosyal ve teknik altyapıya getireceği yük birbirinden farklı olan kullanımların yer seçimi kararlarının, imar planı kapsamında ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiği,
    Bu doğrultuda, "rekreasyon" ve "spor alanları" kullanımları da birbirinden farklı nitelikte kullanımlar olup, "spor alanları" kullanımının Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği'nde ayrı bir lejant olarak gösterildiği,
    Öte yandan, plan kararı ile belirlenen piknik ve eğlence (rekreasyon) alanlarının konumu ve büyüklüğüne bağlı olarak, kullanıcıların ihtiyacına yönelik güreş, tenis, yüzme, mini golf, otokros, gokart ve benzeri spor alanları kullanımlarına rekreasyon alanları içinde yer verilmesinin mümkün olduğu hususunda kuşku bulunmadığı,
    Ancak düzenleme incelendiğinde, ne parkın büyüklüğü ne de hitap ettiği yerleşim birimi ölçeği yönünden bir kriterin belirlenmediği, bu durumun ise piknik ve eğlence (rekreasyon) alanlarının, orantısız bir şekilde daralması ve asli fonksiyonundan uzaklaşması sonucunu doğurabileceği,
    Bu durumda, piknik ve eğlence (rekreasyon) ihtiyacının karşılanması amacıyla öngörülebilecek güreş, tenis, yüzme, mini golf, otokros, gokart ve benzeri spor alanları kullanımlarını aşacak nitelikte, kamunun genel spor alanı ihtiyacının karşılanmasına yönelik, imar planında ayrı bir kullanım kararı olarak yer alması gereken "spor alanı"nın piknik ve eğlence (rekreasyon) alanlarında yapılmasına imkan sağlayan dava konusu düzenlemede bu yönüyle imar mevzuatına uyarlık bulunmadığı,
    12. Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (zzzz) bendindeki "Yüksek nitelikli konut (rezidans)" tanımı yönünden;
    Davacı tarafından Kanun'da yer almayan bir yapı türünün Yönetmelik hükmü ile meşrulaştırıldığı hususu, itiraz konusu edilmekte ise de, İmar Kanunu ile amaçlanan olgunun, plan fen ve sağlık şartlarına uygun çevrenin teşekkülünün sağlanmasına yönelik genel kuralların belirlenmesi olup, mekansal alanlarda inşa edilecek her yapının, niteliklerinin kazuistik bir yöntemle Kanun ile sınıflandırılmasının beklenmemesi gerektiği,
    Diğer taraftan, davacı tarafından "en az konut şartlarını taşıyan" ifadesinin neyi tariflediğinin belli olmadığı ileri sürülmekte ise de, Yönetmeliğin dava konusu edilmeyen 29. maddesinde "konut" yapılarında bulunması gereken asgari şartlar ihdas edildiğinden, bent hükmünün bu kısmında herhangi bir belirsizliğin bulunmadığı,
    İmar planlarının, yalnızca şekli olarak yapılaşma koşullarını belirleyen ve düzenleyen bir işlem türü olmadığı, aynı zamanda planlama alanlarından istifade edecek bireylerin yaşam tercihlerinin, hayat tarzlarının, en az çatışmayla sürdürülebilmesine olanak sağlayan düzenlemeler olduğu,
    Uyuşmazlığa bu çerçeveden bakıldığında senenin tüm günlerine yaygın bir şekilde hem gündüz, hem gece yaşam alanı olarak, her yaş ve toplumsal kitle tarafından kullanılan, her türlü ihtiyacın, kompleks olarak kendi içerisinde karşılaması beklenilen rezidansların imar planı kararı ile belirlenmek suretiyle, rezidans kullanımını tercih eden kitlenin yaşam tarzı ve beklentileri de incelendiğinde merkezi iş alanlarında yer almasında ve tanımında imar mevzuatına aykırılık görülmediği,
    13. Yönetmeliğin 19. maddesinin 1. fıkrasının (ğ) bendinin 2 ve 4. alt bentleri yönünden;
    Karma kullanımlar içerisinde yer verilen "konut" kullanımının, hitap ettiği kent nüfusunun niteliği gereği, sosyal ve teknik altyapı alanlarına olan ihtiyacı, ticaret ve hizmet kullanım türlerine göre nitelik ve nicelik olarak farklılaştığı hususunda duraksamanın bulunmadığı,
    Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği'nin 21. maddesinin 10. fıkrasında, "İmar planlarında Ticaret+Konut, Ticaret+Turizm+Konut, Turizm+Ticaret karma kullanım alanlarında konut kullanımına da yer verilmesi halinde, konut kullanım oranları belirtilerek, konut kullanımının gerektirdiği sosyal ve teknik altyapı alanlarının ayrılması zorunludur. İmar planlarında konutun yer aldığı karma kullanımlarda konut kullanım oranının belirtilmediği hallerde en fazla %30 konut kullanabileceği varsayılır."; 24. maddesinin 9. fıkrasında ise, "Nazım imar planlarında karma kullanım olarak belirlenen fonksiyonların, uygulama imar planlarında ayrıştırılması esastır." hükümlerine yer verildiği,
    Yukarıda aktarılan her iki Yönetmelik, İmar Kanunu dayanak alınarak çıkarılan ve uygulama işlemlerine esas alınan Yönetmelikler olmasına karşın, Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği'nin ilgili bendinde konut kullanımları için öngörülen %20'lik emsal oranının, Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliği'nde %30 olarak gösterildiği, böylece her iki Yönetmelik hükmünün birbiri ile çelişkili hale geldiği,
    Yönetmeliğin 19. maddesinin 1. fıkrasının (ğ) bendinin 2. alt bendinde "plan kararı gerekmeden" ve 4. alt bendinde de "plan değişikliği gerektirmeksizin" ibarelerine yer verilmiş ise de, karma kullanım içerisinde yer alan değişik fonksiyonların farklı sosyal donatı ve teknik altyapı ihtiyacı barındırması nedeniyle Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 24. maddesinin 9. fıkrası uyarınca her bir fonksiyonun uygulama imar planında belirtilmesi gerektiğinden, anılan ibarelerde imar mevzuatına uyarlık bulunmadığı,
    14. Yönetmeliğin 19. maddesinin 1. fıkrasının (f) bendinin 1 ve 2. alt bentleri yönünden;
    3194 sayılı İmar Kanunu'nun 3. maddesinde, "Herhangi bir saha, her ölçekteki plan esaslarına, bulunduğu bölgenin şartlarına ve yönetmelik hükümlerine aykırı maksatlar için kullanılamaz." hükmüne yer verildiği,
    Aynı Kanun'un 5. maddesinde de, "Nazım imar planı"nın, halihazır haritalar üzerine çizilen ve ticaret, sanayi, konut gibi bölgelerle iskan bakımından yoğun veya seyrek bölgeleri ve iskana elverişli, iskana elverişli olmayan veya iskana izin verilmeyen bölgeleri, topoğrafik özelliklerden faydalanma konularını, ulaşım sistemlerini ve bu gibi ana hatları göstermek suretiyle arazi parçalarının kullanma şekillerini belirleyen planlar; "Uygulama imar planları"nın ise, varsa kadastral durumu da işlenmiş halihazır haritaların üzerine nazım plan esaslarına göre çizilen ve yol, yapı adası ve muhtelif bölgelerin detayları ile inşaat nizamlarını ve uygulama için gerekli bilgileri içeren planlar, olarak tanımlandığı,
    Uyuşmazlık konusu düzenlemeler ile imar planında "konut kullanımına" ayrılan mekansal alanlarda; ilgili idare meclisince yol boyu ticaret olarak teşekkül ettiği karar altına alınan alanlarda ayrıntılı bir şekilde belirlenen koşullara bağlı olarak, bu alanlarda yaşayan insanların günlük ihtiyaçlarını karşılamaya dönük "sağlık kabini, muayenehane, lokanta, pastane dükkân, kuaför, terzi, eczane" yapımına imkan tanındığı,
    Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği eki plan gösterimlerinde ayrı lejantlarla gösterilen, farklı fonksiyonlara karşılık gelen, ulaşım başta olmak üzere sosyal ve teknik altyapıya getireceği yük birbirinden farklı olan kullanımların, yer seçimi kararlarının imar planı kapsamında ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiği,
    Bu doğrultuda, bu nitelikteki kullanımlara, imar planı kararı bulunmaksızın, konut fonksiyonu içerisinde yer verilmesinin imar mevzuatı uyarınca mümkün görülmediği,
    Uyuşmazlık bu çerçevede ele alındığında, Yönetmeliğin 19. maddesinin 1. fıkrasının (f) bendinin 1. alt bendinde yer alan "muayenehane", "lokanta", "pastane" ve "sağlık kabini" kullanımlarının, Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği eki plan gösterimlerinde herhangi bir lejant ile gösterilmediği, bu fonksiyonlara karşılık gelen başka herhangi bir lejant da bulunmadığı anlaşıldığından, bu kullanımların konut kullanımı kapsamında yer alabileceğinin kabulü gerektiği,
    Bu doğrultuda, imar planında konut kullanımında olan bir alanda otopark ihtiyacının karşılanması kaydıyla, gürültü ve kirlilik oluşturmayan ve imalâthane niteliğinde olmayan, gayrisıhhi özellik taşımayan, halkın günlük ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik "muayenehane", "lokanta", "pastane" ve "sağlık kabini" kullanımlarına yer verilmesinde imar mevzuatına aykırılık bulunmadığı,
    Yönetmeliğin 19. maddesinin 1. fıkrasının (f) bendinin 1. alt bendinde yer alan "anaokulu ve kreş" ibareleri ile "gelişme alanları hariç; Sağlık Bakanlığınca aranan şartlar sağlanmak kaydıyla günübirlik sağlık hizmeti sunulan aile sağlığı merkezi, ağız ve diş sağlığı merkezi, diyaliz merkezi, acil servis içermeyen tıp merkezi, psikoteknik değerlendirme merkezi, üremeye yardımcı tedavi merkezi, fizik tedavi müessesesi, genetik hastalıklar tanı merkezi, evde bakım merkezi, işitme cihazı merkezi, ısmarlama protez ve ortez merkezi gibi konut dışı hizmetler verilebilir." ibareleri ve son cümlesi hariç 2. alt bendine ilişkin kısma gelince;
    Her biri Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği eki plan gösterimlerinde ayrı lejantlarla gösterilen, farklı fonksiyonlara tekabül eden, ulaşım başta olmak üzere sosyal ve teknik altyapıya getireceği yük birbirinden çok farklı olan ve konut kullanımı ile bağdaşması mümkün olmayan söz konusu kullanımlara imar planı kararı bulunmaksızın konut alanlarında yer verilmesinde 3194 sayılı İmar Kanunu'na uyarlık görülmediği,
    15. Yönetmeliğin 19. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendi yönünden;
    Dairelerinin (mülga Planlı Alanlar Tip İmar Yönetmeliği'nin aynı konuya ilişkin düzenlemesinin dava konusu edildiği) 25/12/2018 tarih ve E:2013/6220 K:2018/10656 sayılı kararıyla;
    "Plan kararı ile belirlenen spor ve oyun alanları kullanımının konumu ve büyüklüğüne bağlı olarak, yukarıda sayılan tüm kullanımların sözü edilen kullanım ile bütünleşebileceği hususunda Dairemizin çekincesi bulunmamaktadır. Ancak fıkra metni incelendiğinde, ne spor ve oyun alanı kullanımının büyüklüğü ne de hitap ettiği yerleşim birimi ölçeği yönünde bir kriter belirlenmediği gibi yapımına müsaade edilen ticari ünitelerin spor ve oyun alanları içerisinde kaplayabileceği en fazla alan miktarının oransal olarak kısıtlanmadığı, bu durumun özelikle mahalle ölçeğinde konumlandırılan ve zaten sınırlı yüz ölçüme sahip spor ve oyun alanlarının, orantısız bir şekilde daralması ve asli fonksiyonundan uzaklaşması sonucunu doğurabileceği açıktır.
    Bu durumda, fıkra metnindeki bu karmaşanın çözümü için, öncelikle söz konusu tesislerin yapımının mümkün olduğu alansal ya da fonksiyonel büyüklüğe sahip nitelikteki spor ve oyun alanı kavramının ortaya konulması, akabinde plan kararı ile getirilen asli kullanım kararının, baskın kullanımını bertaraf etmeyecek şekilde yapımının mümkün olduğu hususunun, somut kriterleri belirtilerek (spor ve oyun alanları içerisinde kaplayacağı en fazla yüzde) fıkra metnine işlenmesi gerekirken, mevcut haliyle eksik düzenlendiği anlaşılan fıkra hükmünde "...büfe, lokanta, pastane, çayhane ve spor faaliyetlerine ilişkin ticari üniteler.." ifadesi yönüyle eksik düzenleme nedeniyle hukuka uyarlık bulunmadığı..." gerekçesiyle iptal kararı verildiği,
    Bakılan uyuşmazlıkta ise, davalı idarece ticari kullanıma ilişkin ünitelerinin Dairelerinin anılan kararında belirtilen gerekçeler doğrultusunda spor tesis alanının, somut bir kriter olarak %20'si ile sınırlandırılarak, spor amacı taşıyan baskın kullanımını bertaraf etmeyecek şekilde, ticari üniteler yapımına imkan tanındığından dava konusu Yönetmelik hükmünde imar mevzuatına aykırılık bulunmadığı,
    16. Yönetmeliğin 19. maddesinin 1. fıkrasının (h) bendi yönünden;
    Yönetmelik hükmünde örnekleme yolu ile sayılan kullanımlardan anlaşılacağı üzere, bu tesislerin özü itibarıyla ticari değil, kamusal kullanımları barındırdığı, kamu hizmetlerinden asli olarak devlet tüzel kişiliğinin sorumlu olduğu, mülkiyet ve işletme yönünden özel kişilere de imkan tanınmasının, bu kullanımı tek başına "ticari tesis" haline getirmeyeceği, nihayetinde uyuşmazlık konusu bent hükmünde imar mevzuatına aykırılık bulunmadığı,
    17. Yönetmeliğin 5. maddesinin 5 ve 17. fıkraları yönünden;
    5. fıkra yönünden;
    (Uyuşmazlığın niteliği itibarıyla, Daire kararının özeti, bu kararın "Hukuki Değerlendirme" bölümünde belirtilmiştir.)
    17. fıkra yönünden;
    3194 sayılı İmar Kanunu'nun 23. maddesi uyarınca yerleşme alanlarında yapı ruhsatı düzenlenebilmesi için bölgenin şartlarına göre teknik alt yapısının yapılmış olması gerekmekte ise de, 5393 sayılı Kanun'un 73. maddesinde kentsel dönüşüm alanlarına yönelik uygulamalara ilişkin özel bir süreç öngörüldüğü, buna göre kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarında yapılacak alt yapı harcamalarına ilişkin ayrıca bir düzenleme getirildiği,
    Dava konusu Yönetmelik maddesiyle ise, yerleşme alanlarında yapı ruhsatı düzenlenebilmesi için yol, su, kanalizasyon, elektrik gibi teknik altyapı hizmetlerinin götürülmüş olması şartının getirildiği, ancak kentsel dönüşüm ve gelişim alanlarının bu düzenlemenin kapsamı dışında bırakıldığı, davacının da itirazının bu hususa yönelik olduğunun anlaşıldığı,
    5393 sayılı Belediye Kanunu'nun 73. maddesinin amacının, belediye tarafından konut alanları, sanayi alanları, ticaret alanları, teknoloji parkları, kamu hizmeti alanları, rekreasyon alanları ve her türlü sosyal donatı alanları oluşturmak, eskiyen kent kısımlarını yeniden inşa ve restore etmek, kentin tarihi ve kültürel dokusunu korumak veya deprem riskine karşı tedbirler almak için kentsel dönüşüm ve gelişim alanı ilan edilebilmesini sağlamak olup, bunların, kapsamı ve statüsü özel olarak belirlenmiş proje alanları olduğunun açık olduğu,
    Bu durumda, niteliği gereği 5393 sayılı Kanun'un 73. maddesi ile uygulamaları özel olarak düzenlenen kentsel dönüşüm alanlarının, dava konusu Yönetmelik maddesinin kapsamı dışında bırakılmasında, dayanağı Kanun'un amacına aykırılık bulunmadığı,
    18. Yönetmeliğin 7. maddesinin 12. fıkrası yönünden;
    Dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesinin 26. fıkrasında, "Açığa çıkan kat kazanmak ve kat sayısını artırmak amacıyla kot alınan nokta tespit edilemez. Kot alınan noktanın tespitinde bölge kat rejiminin aşılmaması ve sokak siluetinin korunması esastır. Yoldan kotlandırılan ve bina arka köşelerinin zemin hizasındaki kotu yola göre 3.50 metreden daha düşük olan binalar 11 inci madde hükümlerine göre kademelendirilir."; 7. maddesinin 9. fıkrasında, "Aynı yapı nizamı ve kullanım kararına sahip parsellerin tevhit edilmeleri halinde uygulama imar planında; tevhit sonrası elde edilen parselin taban alanı ve katlar alanı, tevhit öncesi parsellerin ayrı ayrı hesaplanan taban alanları ve katlar alanları toplamını geçemez. Plan üzerinde ölçüsü belirlenmiş blok nizamında olan parsellerin tevhidi halinde, tevhit öncesi parsellerin blok ölçüsü ile belirlenmiş inşaat alanı hakları toplamı aşılamaz." ve aynı maddenin14. fıkrasında ise, "Uygulama imar planı ile farklı kat adedi veya yükseklik getirilmiş imar parselleri tevhit edildiği takdirde tevhit edilen parsellere verilen yükseklik değerleri aşılamaz, tevhit edilen parsellerin kesiştiği sınırda plan kararına uygun kademe yapılır." hükümlerinin yer aldığı,
    Yukarıda yer alan mevzuat hükümleri birlikte değerlendirildiğinde, eğimli bir yola cephesi bulunan iki parsel tevhit edildiği takdirde kotun parsellerin orta noktalarından alınacağı ve iki parselin kendi orta noktalarından alınmayacağı için dava dilekçesinde iddia edilen kot farkından bodrum kat sayısı ve bina yüksekliğini artıracağına dair sorunun ortaya çıkmayacağından, uyuşmazlık konusu yönetmelik hükmünde şehircilik ilkelerine aykırılık bulunmadığı,
    Öte yandan, kapalı kullanım alanı kazandıran bodrum kat alanlarının da, aynen zemin ve zemin üstü normal kat alanları gibi emsal hesabına dâhil edilen alanlar olduğu, bu nedenle, davacının emsal hesabına dahil edilmeyen bodrum kat sayısının artacağı yönündeki itirazına itibar edilmediği,
    19. Yönetmeliğin 8. maddesinin 1. fıkrası yönünden;
    İmar mevzuatı uyarınca, parselasyon plânlarının, ilgili idarenin onayından sonra yürürlüğe gireceği, bu plânların ilanı sonrası kesinleşeceği, kesinleşen parselasyon plânlarının tescili için, mahalli tapu ve kadastro teşkilatına ilgili bilgi ve belgelerin gönderileceği, tapu sicil müdürlüklerine gönderilen dağıtım cetvellerinin, kadastro veya imar parsellerinin bulunduğu tapu kütüğünün beyanlar hanesine kaydedileceği ve sonra sırayla imar parsellerinin tescilinin yapılacağı açık olup; uyuşmazlığa konu yapılaşma için tapuya planın tamamının tescil şartı aranmayacağına dair hükümden tapu ve tapu sicil müdürlüğünce yapılacak kontrol akabinde tescil sürecinin başlamasından sonra tüm parsellerin tapuya tescil şartının aranmayacağının anlaşılması gerektiği,
    Başka bir ifadeyle, kesinleşen parselasyon planlarının ilgili idarelerince kontrol süreci bitirilip tescil süreci başlatılmadan bu planın kapsadığı alandaki parseller üzerinde yapılaşma için yapı ruhsatı düzenlenmesi hukuken olanaksız olduğundan, dava konusu düzenlemede imar mevzuatına aykırılık bulunmadığı,
    20. Yönetmeliğin 8. maddesinin 6. fıkrası yönünden;
    3194 sayılı İmar Kanunu ile Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği'ndeki uygulama imar planı tanımlarına yer verilerek,
    İmar mevzuatında serbest nizam olarak bir yapı düzeninin tanımlanmadığı, İmar Kanunu uyarınca yapı düzeninin uygulama imar planı ile belirlenmesi gerektiği, aksi halde uygulama imar planının İmar Kanunu'na aykırı olacağı,
    Bu nedenle, 14/06/2014 tarihinden önce serbest nizam olarak yapılaşma izni veren imar planlarını İmar Kanunu'nun anılan düzenlemelerine karşın hukuka uygun hale getirmeyi amaçlayan dava konusu hükümde yer verilen "serbest nizam" ibaresinde hukuka uyarlık bulunmadığı,
    21. Yönetmeliğin 9. maddesi yönünden;
    (Uyuşmazlığın niteliği itibarıyla, Daire kararının özeti, bu kararın "Hukuki Değerlendirme" bölümünde belirtilmiştir.)
    22. Yönetmeliğin 26. maddesinin 1. fıkrasının (a), (b) ve (c) bentleri yönünden;
    3194 sayılı İmar Kanunu'nun 11., 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu'nun 7. maddesinin 1. fıkrasının (g) bendi ve 5393 sayılı Belediye Kanunu'nun 14 ve 15. maddelerindeki düzenlemelere yer verilerek,
    Dava konusu Yönetmelik maddesine yönelik davacı iddialarının, otopark ibaresinde kısıtlamaya dair açıklama olmamasının, her yerde yolların otoparka dönüştürülmesine sebep olacağı, yol boyu otopark kullanımının uygulamada ulaşım sorunları yaratabileceği, düzenleme ile yaya yolları ve kaldırımlarda engelleyici nitelikte olan reklam ve bilgilendirme levha ve panolarının yasallaşmasının sağlandığı hususuna dayandığı,
    Anılan maddenin yapılaşmada idarenin yükümlülüklerine yönelik olduğu dikkate alındığında, davacının yol boyu otopark kullanımı ile reklam ve bilgilendirme panolarına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının, bu hükmün kapsamı ve içeriği ile ilgili olmadığı, diğer bir deyişle, bu maddenin davacının çekincelerine yönelik bir düzenleme olmadığının anlaşıldığı,
    Bu durumda, 3194 sayılı İmar Kanunu, 5393 sayılı Belediye Kanunu ve 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu'nun ilgili hükümleri uyarınca idarelerin, reklam ve bilgilendirme levha ve panoları, otopark, para çekme makinesi gibi kamu hizmetlerinin yürütülebilmesi için düzenlemeler yapmalarına yönelik dava konusu düzenlemelerde hukuka aykırılık bulunmadığı,
    23. Yönetmeliğin 27. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi ile 51. maddesinin 1. fıkrası yönünden;
    Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği'nin 5. maddesinin 8. fıkrasının (b) bendinde, kömürlüklerin ilgili mevzuat, standart ya da bu Yönetmeliğe göre hesap edilen asgari alanlarının; (c) bendinde de, konut kullanımlı bağımsız bölüm net alanının %10’unu, ticari kullanımlı bağımsız bölüm net alanının %50’sini aşmayan depo amaçlı eklentilerin emsal harici olduğunun hüküm altına alındığı,
    Yönetmeliğin 22. maddesinin 1. fıkrasının (k) bendinde, bütün cepheleri tamamen toprağın altında kalan bodrum katları ile kısmen açıkta kalan, yola cephesi bulunmayan bodrum katlarında yer alan, bina cephelerinde ilave kat görünümüne neden olmayan ve tek başına bağımsız bölüm oluşturmayan; konut kullanımlı bağımsız bölümün bağımsız bölüm bürüt alanının %10’unu aşmayan depo amaçlı eklentiler, ticari kullanımlı bağımsız bölümün bağımsız bölüm bürüt alanının %50’sini aşmayan depo amaçlı eklentilerin de emsal harici olduğu hükmüne yer verildiği,
    Odunluğun emsal hesabına dahil olup olmadığına yönelik herhangi bir hükme yer verilmediğinden, odunluğun emsal hesabında değerlendirilmesi gerektiği,
    Diğer kömürlük ve depo amaçlı eklentilerin ise Yönetmeliğin 5 ve 22. maddelerinde emsal harici tutulduğu,
    Her ne kadar, davacı tarafından, katı yakıt kullanan sobalı binaların bodrum veya zemin katlarında veya bodrum katı bulunmayan binaların ortak alan niteliğini haiz olmak ve eklenti ihdas etmemek kaydıyla bahçelerinde her daire için en az 5.00 m², en fazla 10.00 m² odunluk, kömürlük veya depolama yeri yapılabileceğine dair hükmün iptali istenmiş ise de, bu yapıların katı yakıt kullanan sobalı konutlar için zaruri olduğu anlaşıldığından, düzenlemede imar mevzuatına aykırılık bulunmadığı,
    Öte yandan, bu kullanımların emsal hesabı harici tutulması Yönetmeliğin diğer maddelerinde düzenlendiğinden, davacının bu alanların emsal harici tutulması isteminin bu madde bağlamında incelenemyeceği,
    24. Yönetmeliğin 28. maddesi yönünden;
    2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'nun 3, 17 ve 57. maddelerine yer verilerek,
    Her ne kadar, davacı tarafından Planlı Alanlar Tip İmar Yönetmeliği'nin 29. maddesinin 5. fıkrasında yer alan "Bu Yönetmelikte gösterilen yükseklikler, herhangi bir abideyi veya muhafazası gereken tarihi ve mimari bir eserin görünüşünü bozması halinde Belediyece lüzumu kadar azaltılabilir." şeklindeki düzenlemeye bu Yönetmelik'te yer verilmediği ifade edilmekte ise de; 2863 sayılı Kanun'un belirtilen hükümlerinde, muhafazası gereken tarihi ve mimari bir eserin ve koruma alanının tespitini yapmak hususunun, koruma kurullarının görevleri arasında sayıldığı, bu alanlara ilişkin imar planları koruma kurullarının onayının ardından kesinleşeceğinden, tarihi ve mimari bir eserin görünüşünü bozacak yükseklikte kat yüksekliği oluşturulmasının imar planlarının yapımı ve onayı aşamasında koruma kurullarınca değerlendirileceği, bu nedenle, bu Yönetmelik'te anılan hükme ayrıca yer verilmemesinde imar mevzuatına aykırılık bulunmadığı,
    Kaldı ki, tarihi ve mimari bir eserin görünüşünü bozacak yükseklikte yapı yapılmasına izin verilmesi ve bu işlemin dava konusu edilmesi halinde, bunun şehircilik ilkeleri, planlama esasları ve kamu yararı bakımından değerlendirilebileceğinin açık olduğu,
    25. Yönetmeliğin 44. maddesi yönünden;
    Uyuşmazlığa konu düzenlemenin en az kapıcı dairesini gösterdiği, daha fazla sayıda kapıcı dairesi yapılmasında hukuki bir engel bulunmadığından, düzenlemedeki kapıcı sayısının yetersiz olduğu iddiasına itibar edilmediği,
    Kapıcı dairelerinin toprağa dayalı ve iskân edilebilen bodrum katlarda yapılması halinde, oturma odası ve bir yatak odasının dış mekâna açılması, bu mekânların taban döşemesinin üst seviyesinin tabii veya tesviye edilmiş zemine gömülü olmaması, kapı ve pencere açılmak suretiyle, doğal aydınlatma ve havalandırmasının sağlanması, sel, taşkın ve su basmasına karşı önlem alınmasının zorunluluk olarak öngörüldüğü ve ayrıca kapıcı dairelerinin toprağa gömülü duvarlarında kuranglez yapmak suretiyle kapı ve pencere açılamayacağı gibi, bu duvarlarda pencere açılabilmesi için pencere denizliğinin tabii zeminden veya tesviye edilmiş zeminden en az 0,90 metre yukarıda konumlanması gerektiği belirtilmek suretiyle kapıcı dairelerinin konumu sıkı koşullara bağlanarak, sağlık ve fen bakımından yaşanılabilir bir konut olarak tasarlandığı anlaşıldığından, davacının, Yönetmelik düzenlemelerinin sıhhi koşullar açısından tehlikeli durum yaratacağı iddiasına da itibar edilmediği,
    26. Yönetmeliğin 47. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendi yönünden;
    Alışveriş merkezleri ile pasajlarda yapılacak ibadet alanlarının mescit olarak tanımlanmasının, bu alanların çoğunlukla müslüman nüfusa hizmet verecek olmasından kaynaklandığı, diğer din mensuplarının talep etmeleri halinde, bu talebe ilişkin olarak pasaj ve alışveriş merkezlerinde diğer din mensupları için de ibadet alanları ayrılabileceği, buna ilişkin herhangi bir sınırlama bulunmadığı görüldüğünden, davacının "mescit" ibaresinin dini konularda ayrımcılığa yol açabileceği, farklı dinlerin temsiliyetinin sağlanmadığı iddialarına itibar edilmediği,
    27. Yönetmeliğin 48. maddesinin 1 ve 5. fıkraları yönünden;
    Yönetmeliğin 5. maddesinin 22. fıkrasında, "İlgili idare, erişilebilirlik mevzuat ve standartlarında getirilen hükümlere uymakla ve bunları uygulamakla yükümlüdür." hükmünün yer aldığı,
    Davalı idarenin savunmasında da belirtildiği gibi, ilgili idarelerin erişilebilirlik mevzuat ve standartlarında getirilen hükümlere uymakla ve bunları uygulamakla yükümlü olduğundan uyuşmazlığa konu hükümlerde yer alan "ayrılır" ve "yapılır" ibarelerinden, iş hanı, büro, alışveriş merkezi, çarşı, pasaj ve mağaza gibi binalar ile otel ve benzerleri binalarda engellilerin erişiminin sağlanmasına yönelik tedbirler alınarak en az 1 kadın, 1 erkek olmak üzere engellilerin kullanımına ve erişilebilirlik standardına uygun tuvalet ayrılmasının, yine umumî binalarda çalışan, müşteri ve ziyaretçi gibi tüm kullanıcıların ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla kapasite hesabına göre belirlenen büyüklük ve sayıda erişilebilirlik standardına uygun engelli tuvaleti yapılmasının da zorunlu olduğu anlaşıldığından, düzenlemelerde hukuka aykırılık bulunmadığı,

    28. Yönetmeliğin 54. maddesinin 7. fıkrası yönünden;
    Fıkra bir bütün olarak değerlendirildiğinde, İmar Kanunu'nda yapı kullanma izninin, ruhsat süresi içerisinde talep edilmesi ya da düzenlenmesi gerektiğine yönelik bir hükme yer verilmediği, aksine ruhsatın geçerli olduğu süreç içerisinde yapının tamamlanan kısımları için hukuksal koruma sağlandığı, anılan Kanun'un 29. maddesiyle öngörülen ruhsat geçerlilik süresiyle yalnız, inşa faaliyetlerinin devamına yönelik bir kısıtlama getirildiği, bu yönüyle itiraz konusu edilen düzenlemenin Kanun'a aykırı bir yönünün bulunmadığı,
    Ayrıca, fenni mesul olarak görevli bulunan mimar, mühendisler veya yapı denetim kuruluşlarınca denetim raporu hazırlanması ve ilgili idarelerce dosyasında ve yerinde inceleme, denetleme ve tespit yapılması zorunluluğu getirilerek, ruhsat süresi içerisinde tamamlanan her yapının değil, ancak mevzuata uygun olarak yapılarak tamamlanmış yapıların kazanılmış hakkının korunması adına, bir yandan yapının plan, fen, sağlık ve çevre şartlarına ve hükümsüz (süresi geçmekle) hale gelen ruhsat ve eki mimari ve statik projelere uygunluğunun saptanmasının öngörüldüğü, diğer yandan ise davacı Odaya kayıtlı meslek mensuplarının sürece aktif katılımının sağlandığı,
    Bu durumda, ülkede uzun zamandan bu yana yaygın olan bir sorunun çözümlenmesini amaç edinen Yönetmelik düzenlemesinin, Dairelerinin son zamanlarda istikrar kazanmış olan içtihadıyla da uyumlu olduğu, ruhsat süresinin bitmesi suretiyle ruhsatsız yapı hükmüne gelen yapıların o anki mevcut durumlarının tespiti konusunda yükümlülüğün kime ait olduğuna yönelik tartışmalara da bu değişiklikle son verilerek, yapı denetim birimleri ile ilgili idarelere bu konuda yükümlülük getirildiği, bu yönüyle anılan hükümde imar mevzuatına aykırılık bulunmadığı,
    29. Yönetmeliğin 57. maddesinin 18 ve 19. fıkraları yönünden;
    18. fıkra yönünden;
    3194 ve 6235 sayılı Kanun'lar ile Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Ana Yönetmeliği'ndeki düzenlemeler belirtilerek,
    6235 sayılı Kanun'da açıkça belirtildiği üzere kamu kurumlarında çalışanlar dışındaki meslek mensuplarının, meslek ve sanatlarını icra edebilmeleri için ilgili odalara başvurarak kaydolmalarının zorunlu olduğu, ancak davacının iddiasının aksine aynı Kanun'da "büro tescil belgesi"ne yönelik bir ibare yer almadığı gibi bu tescillerin belli periyotlarla yenilenmesi ya da yenilenmediği takdirde üyeliğin düşeceğine ilişkin bir hükme de yer verilmediği,
    Öte yandan, bu Kanuna istinaden çıkarılan Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Ana Yönetmeliği'nin 110. maddesinde üye ve kimlik belgelerinin yenilenmemesi hususunun "üyelik görev ve yükümlülüklerini yerine getirmeme" durumu ile ilişkilendirildiği, bu Yönetmelik'te dahi periyodik bir yenilenmeden bahsedilmediği,
    3194 sayılı İmar Kanunu'nun 8/1-(ı) bendinde de büro tescil belgesinin yenilenmesi hususunun kapsamının detaylandırılmadığı,
    TMMOB Serbest Müşavirlik Mühendislik ve Mimarlık Hizmetleri ve Büro Tescil Belgesi Yönetmeliği'nin "Belge verilmesi ve yenilenmesi" başlıklı 6. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde, "SMM ve Büro Tescil Belgeleri ilk kez başvuruda o yıl sonuna kadar geçerli olmak üzere verilir." hükmüne; (d) bendinde ise, "Verilen belgeler, her yıl Ocak ayı sonuna kadar belge sahiplerinin başvurusu üzerine o yıl sonuna kadar geçerli olmak üzere yenilenir." hükmüne yer verilerek, büro tescil belgelerinin her yıl periyodik olarak yenilenmesinin öngörüldüğü,
    Mevzuat hükümlerinin birlikte değerlendirilmesinden, her meslek mensubunun kendine uygun olan Odaya kayıt yaptırarak üye olması hususunun yasal bir zorunluluk olduğu, meslek mensuplarının ve meslek bürolarının uhdesine aldığı işleri ifa edebilmesi için 3194 sayılı Kanun çerçevesinde aranan unsurun da bu üyelik bağlamında bağlı bulunulan Odadan alınan büro tescil belgesinin varlığıyla sınırlı olduğu, meslek Odaları tarafından büro tescil belgelerinin ne şekilde düzenleneceği ve hangi periyotlar halinde yenileneceği hususunun ise meslek Odalarının kuruluş Kanunları ve bu Kanunlar uyarınca çıkarılan Yönetmeliklerle düzenlenmesi gereken bir kavram olduğu, dolayısıyla doğrudan yapılmış bir atıf bulunmadığı sürece imar mevzuatında bu yönde bağlayıcı ve ileride çelişkiye neden olabilecek bir düzenleme yapılmasının yersiz olacağı,
    Kaldı ki, davalı idarenin savunma dilekçesinde de, "Büro tescil belgesinin hangi sürede yenilenmesi gerektiğinin Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği'nde belirtilmesinin ileride bu sürenin TMMOB tarafından arttırılması veya azaltılması veya meslek odasından meslek odasına farklılık arz etmesi durumunda mevzuatlar arasında çelişkiye neden olacağından Yönetmelik’te büro tescil belgesinin yenilenmesi hususunun öngörülmesine gerek olmadığı..." belirtilmek suretiyle, yapılan değişiklikle büro tescil belgesinin yenilenmesi müessesesinin yasaklanmadığı, yalnızca meslek mensuplarının bağlı olduğu odalarca çıkarılacak metinlere sirküle edildiği, mevcut haliyle fıkra hükmünden böyle bir anlamın çıkarılamayacağı hususunun beyan edildiği anlaşıldığından, Yönetmelik hükmünde yukarıda yer verilen açıklamalar ışığında imar mevzuatına aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı,
    19. fıkra yönünden;
    6235 sayılı Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Kanununun 28. maddesi ile, meslek mensuplarına madde metninde yer verilen disiplin cezalarının tatbiki halinde Birlik tarafından ilgili kuruluşlara bilgi verilmesi yönünde pozitif yükümlülük yüklendiği,
    Dava konusu işlemin tesis edildiği tarihte yürürlükte bulunan 644 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin (KHK) 2. maddesinde Çevre ve Şehircilik Bakanlığının, 12. maddesinde ise Mesleki Hizmetler Genel Müdürlüğünün görevlerine yer verildiği,
    Dava konusu Yönetmelik hükümleri bir bütün halinde incelendiğinde, uyuşmazlığın fenni mesul olan mimar ve mühendislere ilişkin kayıtların kim tarafından tutulacağı noktasında düğümlendiği, Mülga Yönetmeliğin konuyu düzenleyen maddesinin 7 ve 8. fıkrasında, fenni mesuliyet üstlenen mimar ve mühendislerin bir önceki ayda yaptıkları işlemlere ilişkin bilgilerin ilgili idarelerce meslek odalarına gönderilmesi doğrultusunda zorunluluk öngörülürken, dava konusu Yönetmelik ile bu bilgilerin Bakanlığın taşra teşkilatına gönderilmesi hükme bağlanarak, kayıtların Bakanlığın taşra teşkilatı eliyle tutulmasının sağlandığı, aynı zamanda üyelerinin mesleklerinin icrasını etkileyecek değişikliklerin meslek odaları tarafından yine Bakanlığa bildirilmesinin zorunlu tutulduğu,
    Her ne kadar davacı tarafından bu durumun hukuka aykırı olduğu ileri sürülmekte ise de, konuya ilişkin mevzuat hükümlerinden anlaşıldığı üzere, Yönetmelik hükümlerinin hem 6235 sayılı Kanun hem de 644 sayılı KHK hükümleri ile uyumlu olduğu, davacının iddiasının aksine meslek Odalarının kendi üyeleri hakkında kayıt tutmalarını engelleyici bir durumun da ortaya çıkmadığı, yalnızca Kanun gereği bu sorumluluğun elektronik ortamda denetim sistemi üzerinden merkezi idare tarafından üstlenilmesinin sağlandığı,
    Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği'nin 68. maddesinin 9. fıkrası uyarınca, meslek Odalarının serbest sanat icrasından men'i veya Odadan ihraç kararı alınan veya istifa ederek üyeliğini veya büro tescilini sona erdiren veya adına büro tescili bulunup vefat eden üyelerini derhal merkez yapı denetim komisyonu ile bütün ilgili yerlere ve kuruluşlara elektronik ortamda bildirmek zorunda oldukları, bu bilgilerin aynı zamanda Bakanlığa yazılı olarak gönderilmesinin zorunlu olduğu, ilgili idareler, mimar ve mühendislerin kısıtlılık durumunu Bakanlığın yapı denetim sisteminden kontrol ederek yapı ruhsatı ve yapı kullanma izin belgelerini düzenleyeceklerinden, gerçeğe aykırı belge verenler ya da beyanda bulunanlar hakkında yasal işlem yapılacağı hususunda başvuru sahiplerinin bilgilendirilmesi amacıyla sicil durum taahhütnamesi istenmesinde ve dolayısıyla uyuşmazlık konusu hükümlerde imar mevzuatına aykırılık bulunmadığı,
    30. Yönetmeliğin 68. maddesinin 9. fıkrası yönünden;
    Dava konusu Yönetmelik maddesi çok kapsamlı olduğundan incelemenin, davacının iddiaları kapsamında yapıldığı,
    6235 sayılı Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Kanununun 28. maddesi ile, meslek mensuplarına madde metninde yer verilen disiplin cezalarının tatbiki halinde Birlik tarafından ilgili kuruluşlara bilgi verilmesi yönünde pozitif yükümlülük yüklendiği,
    Dava konusu işlemin tesis edildiği tarihte yürürlükte bulunan 644 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin (KHK) 2. maddesinde Çevre ve Şehircilik Bakanlığının, 12. maddesinde ise Mesleki Hizmetler Genel Müdürlüğünün görevlerine yer verildiği,
    Dava konusu Yönetmelik maddesi bir bütün halinde incelendiğinde, uyuşmazlığın fenni mesul olan mimar ve mühendislere ilişkin kayıtların kim tarafından tutulacağı noktasında düğümlendiği, mülga Planlı Alanlar Tip İmar Yönetmeliği'nde fenni mesuliyet üstlenen mimar ve mühendislerin bir önceki ayda yaptıkları işlemlere ilişkin bilgilerin ilgili idarelerce meslek Odalarına gönderilmesi doğrultusunda zorunluluk öngörülürken, Yönetmeliğin dava konusu hükümleri ile bu bilgilerin Bakanlığın taşra teşkilatına gönderilmesi hükme bağlanarak, kayıtların bakanlığın taşra teşkilatı eliyle tutulmasının sağlandığı, aynı zamanda üyelerinin mesleklerinin icrasını etkileyecek değişikliklerin de meslek Odaları tarafından yine Bakanlığa bildirilmesinin zorunlu tutulduğunun anlaşıldığı,

    Her ne kadar davacı tarafından bu durumun hukuka aykırı olduğu ileri sürülmekte ise de, konuya ilişkin mevzuat hükümlerinden anlaşıldığı üzere, Yönetmelik hükümlerinin hem 6235 sayılı Kanun hem de 644 sayılı KHK hükümleri ile uyumlu olduğu, davacının iddiasının aksine meslek Odalarının kendi üyeleri hakkında kayıt tutmalarını engelleyici bir durumun bulunmadığı, yalnızca Kanun gereği bu sorumluluğun elektronik ortamda denetim sistemi üzerinden merkezi idare tarafından üstlenilmesinin sağlandığı açık olduğundan, uyuşmazlık konusu Yönetmelik hükmünde imar mevzuatına aykırılık bulunmadığı,
    31. Yönetmeliğin 66. maddesinin 5. fıkrası yönünden;
    Dava konusu Yönetmeliğin 66. maddesinin, 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 8. maddesinin 1. fıkrasının (j) bendi ile uyumlu olduğu ve bu bendin Anayasa'ya aykırılığı iddiasıyla iptali istemiyle yapılan başvuru neticesinde, Anayasa Mahkemesinin 04/12/2014 tarih ve E:2013/114, K:2014/184 sayılı kararı ile (j) bendinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin reddine karar verildiğinden, dava konusu düzenlemede imar mevzuatına aykırılık bulunmadığı,
    32. Yönetmeliğin 69. maddesinin 1, 6 ve 7. fıkraları yönünden;
    Her ne kadar, davacı tarafından, yerel idarelerce çıkarılacak Yönetmeliklere ilişkin bu Yönetmeliğin tamamı ele alındığında yapılaşma koşullarını tarifleyen, sınırlandıran hükümlerin yer almadığı, bu nedenle bu maddelerde koşulların açıkça tarif edilmemesinin uygulamada sorunlar yaratacağı, Yönetmeliğin amaç maddesinde tariflenen; plan, fen, sağlık ve sürdürülebilir çevre şartlarına uygun yapı ve yapılaşma ile projelendirmeye ve denetime ilişkin usul ve esasları belirlemekten uzak bir Yönetmelik olacağı iddia edilmekte ise de, İmar Kanunu'nun ek 5. maddesine göre, yerel yönetimlerce çıkarılacak imar uygulamalarına dair Yönetmeliklerin Bakanlıkça incelenip onaylandıktan sonra Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe gireceğinden davacı itirazlarına itibar edilmediği,
    Kaldı ki, Yönetmeliğin 69. maddesinin 7. fıkrası uyarınca proje hazırlanması, yapı ruhsatı ve arazi düzenlemesine ilişkin uygulamaların bu Yönetmelik ile Bakanlıkça çıkarılan diğer imara ilişkin Yönetmeliklerde yer alan tanımlara göre gerçekleştirileceği açıkça ifade edildiğinden ve yerel idarelerce çıkarılacak Yönetmeliklere dayalı yapılacak uygulamaların yargı denetimine de tabii olduğu göz önüne alındığında dava konusu düzenlemelerde hukuka aykırılık bulunmadığı,
    33. Yönetmeliğin 62. maddesinin 1, 2 ve 3. fıkraları yönünden;
    (Uyuşmazlığın niteliği itibarıyla, Daire kararının özeti, bu kararın "Hukuki Değerlendirme" bölümünde belirtilmiştir.)
    34. Yönetmeliğin geçici 3. maddesi yönünden;
    İdarelerin Yönetmelik çıkarma ve Yönetmeliğin belli hükümlerinin ya da bir kısım hükümlerinin hangi tarihte yürürlüğe gireceği hususunda takdir yetkileri bulunduğu, bu takdir yetkisinin, kamu yararı ve hizmet gereklerine uygun olmaması halinde hukuka aykırı hale geleceği,
    Dava konusu Yönetmeliğin geçici 3. maddesinin 1. fıkrasında, "22/05/2014 tarihinden önce yapı ruhsatı almaya yönelik olarak işlemlere başlanılmış olan ve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce veya sonra yapılan yapı ruhsatı başvuruları, 01/10/2017 tarihine kadar sonuçlandırılmak kaydıyla, başvuru sahibinin talebine bağlı olarak, ilgili işlem tarihinde yürürlükte olan Yönetmeliğin 30/05/2013 tarihi ve sonrasında yürürlükte olan hükümlerine göre neticelendirilir." kısmına ilişkin olarak;
    Dava konusu Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği 01/10/2017 tarihinde yürürlüğe gireceğinden, bu tarihten önce yapılan yapı ruhsatı başvurularının o tarihte yürürlükte bulunan Planlı Alanlar Tip İmar Yönetmeliği'ne göre sonuçlandırılmasında hukuka aykırılık bulunmadığı,
    Aksi takdirde, 01/10/2017 tarihinden önce yapılan başvuruların daha sonra yürürlüğe girecek Yönetmelik hükümlerine göre değerlendirileceği gerekçesiyle bekletilmelerinin hukuka aykırılık oluşturacağı sonucuna ulaşıldığı,
    Yönetmeliğin dava konusu hükmündeki "Ancak, bu madde hiçbir şekilde bu Yönetmelik hükümlerinin karma kullanımı ve yapının planla belirlenen kat adedini artırmak amacıyla uygulanamaz ve bu amaçla yapı ruhsatı düzenlenemez." şeklindeki düzenlemesi ile de, bu hükümlerin karma kullanım ve yapının planla belirlenen kat adedini artırmak amacıyla uygulanamayacağı ve bu amaçla yapı ruhsatı düzenlenemeyeceği belirtilerek belli sınırlandırmalar getirildiği,
    Dava konusu maddenin 2. fıkrasında, kat karşılığı ve hasılat paylaşımı modelleri hariç olmak üzere, Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği'nin yürürlüğe gireceği 01/10/2017 tarihinden önce kamu kurum ve kuruluşlarınca ihale kararı veya ihale tarihi alınmış veya ihalesi yapılmış ancak ruhsat düzenlenmemiş yapıların ruhsat işlemlerinin, ihale kararı alındığı tarihte yürürlükte bulunan Yönetmelik hükümlerine göre ruhsat işlemlerinin tamamlanmasında, ihalesi yapılmış yapıların ruhsat işlemleri aşamasına gelindiğinde o zaman yürürlükte olacak mevzuata göre hukuka aykırı hale gelmemesi, ihale sürecinin tekrarlanmaması ve böylece kamu kaynaklarının israf edilmemesi için bu hükmün getirildiği anlaşıldığından, kamu yararına uygun dava konusu hükümde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı,
    gerekçeleriyle, 03/07/2017 tarih ve 30113 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği'nin dava konusu;
    - 19. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinin 1. alt bendinin, 2. alt bendindeki "ile oyun alanlarına en az 10 metre mesafede olmak ve etrafı çit ve benzeri ile kapatılmak koşuluyla trafo" kısmının ve 3. alt bendinin, 19. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinin 2 ve 3. alt bentlerinin, 19. maddesinin 1. fıkrasının (f) bendinin 1. alt bendinin "anaokulu ve kreş ile gelişme alanları hariç; Sağlık Bakanlığınca aranan şartlar sağlanmak kaydıyla günübirlik sağlık hizmeti sunulan aile sağlığı merkezi, ağız ve diş sağlığı merkezi, diyaliz merkezi, acil servis içermeyen tıp merkezi, psikoteknik değerlendirme merkezi, üremeye yardımcı tedavi merkezi, fizik tedavi müessesesi, genetik hastalıklar tanı merkezi, evde bakım merkezi, işitme cihazı merkezi, ısmarlama protez ve ortez merkezi gibi konut dışı hizmetler verilebilir." kısımları ile son cümlesi hariç 2. alt bendinin, 19. maddesinin 1. fıkrasının (ğ) bendinin 2 ve 4. alt bentlerindeki "plan kararı gerekmeden" ve "plan değişikliği gerektirmeksizin" ibarelerinin, 5. maddesinin 5. fıkrasının, 8. maddesinin 6. fıkrasındaki "serbest nizam" ibaresinin, 9. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinin İPTALİNE,
    - 4. maddesinin 1. fıkrasının (vvv) bendinin 1. alt bendindeki "Stadyum" tanımı, (vvvv) bendinin 2. alt bendindeki "Parklar" tanımı, (d) bendindeki "Asma kat" tanımı, (ü) bendindeki "Eğitim tesisleri alanı" tanımındaki "özel" ibaresi, (rrr) bendindeki "Sağlık tesisler alanı" tanımındaki "özel" ibaresi, (ğğ) bendindeki "İbadet yeri tanımı, (tt) bendindeki "Katlar alanı katsayısı (KAKS) (Emsal)" tanımı, (bbbb) bendindeki "Taban alanı" tanımı, (zzzz) bendindeki "Yüksek nitelikli konut (rezidans)" tanımı, 20. maddesinin 1. fıkrası, 24. maddesinin 1. fıkrası, 19. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendi, 19. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinin 2. alt bendinin "ile oyun alanlarına en az 10 metre mesafede olmak ve etrafı çit ve benzeri ile kapatılmak koşuluyla trafo" haricindeki kısımları ile 4. alt bendi, 19. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinin 1 ve 4. alt bentleri, 19. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendi, 19. maddesinin 1. fıkrasının (f) bendinin 1. alt bendinin yukarıda iptaline karar verilen dışında kalan kısımları, 19. maddesinin 1. fıkrasının (h) bendi, 19. maddesinin 1. fıkrasının (ı) bendi, 5. maddesinin 17. fıkrası, 7. maddesinin 12. fıkrası, 8. maddesinin 1. fıkrası, 26. maddesinin 1. fıkrasının (a), (b) ve (c) bentleri, 27. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi, 51. maddesinin 1. fıkrası, 28. maddesi, 44. maddesi, 47. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendi, 48. maddesinin 1 ve 5. fıkraları, 54. maddesinin 7. fıkrası, 57. maddesinin 18 ve 19. fıkraları, 68. maddesinin 9. fıkrası, 66. maddesinin 5. fıkrası, 69. maddesinin 1, 6 ve 7. fıkraları, geçici 3. maddesi yönünden DAVANIN REDDİNE,
    - 62. maddesinin 1 ve 2. fıkralarındaki "ruhsat alınmadan" ibareleri ile 3. fıkrasındaki "imar planı kararı aranmaksızın" ibareleri yönünden konusuz kalan dava hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,
    karar verilmiştir.

    TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI :
    Davacı tarafından, 03/07/2017 tarih ve 30113 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği'nin geneline yönelik hukuka aykırılık iddialarının Dairece karşılanmadığı, dava konusu edilen hükümlerinin ise 3194 sayılı İmar Kanunu'nun amacına, şehircilik ilkelerine ve kamu yararına aykırı olduğu, bu itibarla, Daire kararının davanın reddine ve dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına ilişkin kısımlarının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
    Davalı idare tarafından, dava konusu Yönetmeliğin üst normlara ve hukuka uygun olarak tesis edildiği, bu nedenle Daire kararının iptale ilişkin kısımlarının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
    Öte yandan, uyuşmazlığın niteliği itibarıyla, Daire kararında 10, 17, 21 ve 33 numaralı başlıklar altında incelenen düzenlemelere ilişkin olarak, davacı iddiaları ile davalı idarenin savunmaları, kararın "Hukuki Değerlendirme" kısmında ayrıca belirtilmiştir.

    KARŞI TARAFIN SAVUNMALARI :
    Davalı idare tarafından, Danıştay Altıncı Dairesince verilen kararın davanın reddine ve dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına ilişkin kısımlarının usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bu kısımlarının bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek, davacının temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmakta olup; davacı ve davalı idare yanında müdahiller tarafından, savunma verilmemiştir.

    DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'IN DÜŞÜNCESİ : Temyize konu Daire kararının, 03/07/2017 tarih ve 30113 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği'nin dava konusu; 9. maddesinin 1. fıkrasının (b) ve (c) bentleri, 62. maddesinin 1 ve 2. fıkralarındaki "ruhsat alınmadan" ibareleri ile 3. fıkrasındaki "imar planı kararı aranmaksızın" ibaresi yönünden bozulmasına; 19. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinin 2. alt bendinin "ile oyun alanlarına en az 10 metre mesafede olmak ve etrafı çit ve benzeri ile kapatılmak koşuluyla trafo" ibarelerine ilişkin kısım ile 5. maddesinin 5. fıkrası yönünden gerekçeli onanmasına; diğer düzenlemeleri yönünden ise aynen onanmasına karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.

    TÜRK MİLLETİ ADINA
    Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
    Üyeler … ve …'in; Anayasa'nın 135. maddesine göre kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve üst kuruluşlarının, belli bir mesleğe mensup olanların müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak, mesleğin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak, meslek mensuplarının birbirleri ile ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hakim kılmak üzere meslek disiplini ve ahlakını korumak maksadı ile kanunla kurulan kamu tüzel kişilikleri olduğu ve bu meslek kuruluşlarının, kuruluş amaçları dışında faaliyette bulunamayacağı esasları göz önünde bulundurulduğunda, davacı Odanın, 03/07/2017 tarih ve 30113 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği'nin; 54, 57, 66 ve 68. maddelerinin davaya konu kısımları haricindeki diğer dava konusu düzenlemelerinin iptalini istemekte hukuken korunması gereken bir menfaatinin bulunmadığı yönündeki ayrışık oylarına karşılık, davacı Odanın, ehliyetli olduğuna oyçokluğu ile karar verilerek, temyiz istemlerinin esastan incelenmesine geçildi.

    İNCELEME VE GEREKÇE:
    MADDİ OLAY :
    03/07/2017 tarih ve 30113 sayılı Resmi Gazete'de Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği'nin yayımlanması üzerine, Yönetmeliğin muhtelif düzenlemelerinin iptali istemiyle bakılan dava açılmıştır.
    İLGİLİ MEVZUAT :
    Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın "Duruşmaların Açık ve Kararların Gerekçeli Olması" başlıklı 141. maddesinin 3. fıkrasında, bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılacağı kuralı yer almaktadır.
    2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, idari işlemlerin; yetki, şekil, sebep, konu ve maksat unsurları yönünden yargısal denetime tabi tutulacağı kurala bağlanmış; 24. maddesinde ise, kararda bulunacak hususlar sıralanmış ve (e) bendinde kararın dayandığı hukuki sebepler ile gerekçesinin ve hükmün belirtileceği vurgulanmıştır.
    3194 sayılı İmar Kanunu'nun 1. maddesinde, bu Kanun'un, yerleşme yerleri ile bu yerlerdeki yapılaşmaların; plan, fen, sağlık ve çevre şartlarına uygun teşekkülünü sağlamak amacıyla düzenlendiği, 2. maddesinde; belediye ve mücavir alan sınırları içinde ve dışında kalan yerlerde yapılacak planlar ile inşa edilecek resmi ve özel bütün yapıların bu Kanun hükümlerine tabi olduğu; 3. maddesinde, herhangi bir sahanın, her ölçekteki plan esaslarına, bulunduğu bölgenin şartlarına ve yönetmelik hükümlerine aykırı maksatlar için kullanılmasının mümkün olmadığı; 5. maddesinin son fıkrasında ise, bu Kanun'da adı geçen diğer tanımların Bakanlıkça hazırlanacak yönetmelikte tarif edileceği öngörülmüştür.
    Anılan Kanun'un "Yönetmelik" başlıklı 44. maddesinin (I) fıkrasının (f) bendinde, imar planı yapımı ve değişiklikleriyle ilgili kriterlerin tespiti ve imarla ilgili diğer hususların; (b) bendinde, imar planlarında okul, ibadet yeri, sağlık, spor, sosyal ve kültürel tesisler ile kamu kuruluşlarının yapıları için ayrılacak yerler ve bu konu ile ilgili diğer hususların ve (i) bendinde, yerleşme alanlarıyla ilgili genel esasların Bayındırlık ve İskan Bakanlığınca çıkarılacak Yönetmelikle belirleneceği kurala bağlanmıştır.

    HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
    Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan;
    "a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
    b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
    c) Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması",
    sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
    Davacı tarafından sunulan temyiz dilekçesinde, dava konusu Yönetmeliğin geneline yönelik iptal talebi hakkında, temyize konu Daire kararında herhangi bir değerlendirmeye yer verilmediği ileri sürülmekte ise de; davacı tarafından sunulan dava dilekçesinde, dava konusu Yönetmeliğin geneline yönelik herhangi bir iptal talebinin bulunmadığı anlaşılmaktadır.
    Davalı idare tarafından sunulan temyiz dilekçesinde de, temyize konu Daire kararında dava konusu Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği'nin iptaline karar verilen bazı düzenlemelerinin, 25/07/2019 tarih ve 30842 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile yürürlükten kaldırılması nedeniyle davanın bu kısımlarının konusuz kaldığı ileri sürülmekte ise de; anılan Yönetmelik değişikliğinin, görülmekte olan davanın yürütme ve itiraz aşamalarında verilen ve işlemin yürürlüğünü askıya alan yürütmenin durdurulmasına ilişkin yargı kararlarının (Danıştay Altıncı Dairesinin 12/07/2018 tarih ve E:2017/4783 sayılı kararı ile Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 16/05/2019 tarih ve YD İtiraz No:2019/342 sayılı kararı) gereğinin yerine getirilmesi amacıyla, anayasal ve yasal zorunluluk nedeniyle yapıldığı görülmekte olup, bu haliyle, davanın bu kısımlarının konusuz kaldığından söz etme olanağı bulunmadığından, Kurulumuzca, temyiz istemleri esastan incelenmiştir.
    Yukarıda yer verilen açıklamalar çerçevesinde dosyanın incelenmesinden;
    Dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçesi yukarıda açıklanan Danıştay Altıncı Dairesi kararının, dava konusu Yönetmeliğin;
    1- 4. maddesinin 1. fıkrasının (vvvv) bendinin 2. alt bendindeki "Parklar" tanımı ve 19. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi,
    2- 5. maddesinin 5. fıkrası,
    3- 9. maddesi,
    4- 62. maddesinin 1, 2 ve 3. fıkraları,
    HARİCİNDEKİ KISIMLARI, aynı gerekçe ile Kurulumuzca da uygun bulunmuş olup temyiz dilekçelerinde ileri sürülen iddialar, kararın anılan kısımlarının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
    Daire kararının yukarıda yer verilen hususlara ilişkin kısımlarına gelince;
    Temyize konu Daire kararında dava konusu Yönetmeliğin birlikte incelenen düzenlemeleri, Daire kararı ile Kurulumuz kararı arasındaki bağlantının sağlanması amacıyla, Kurulumuz kararında da birlikte incelenmiştir.
    Ayrıca, bu inceleme sırasında, Daire kararının onanan ve bozulan kısımları ayrıca belirtilmiştir. Başka bir ifadeyle, temyize konu Daire kararının onanan kısımları yukarıda belirtilenlerle sınırlı olmayıp, uyuşmazlığın niteliği gereği "Daire Kararının Özeti" bölümünde yer verilmeyerek, "Hukuki Değerlendirme" bölümünde yer alacağı belirtilen hususlara ilişkin Kurulumuz kararının bu kısmında da Daire kararının onanan kısımları bulunmaktadır.
    1- Dava konusu 03/07/2017 tarih ve 30113 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği'nin (Yönetmelik) 4. maddesinin 1. fıkrasının (vvvv) bendinin 2. alt bendindeki "Parklar" tanımı ve 19. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi yönünden;
    *Bu kısım temyize konu Daire kararının 10 numaralı başlığı altında incelenmiştir.
    1.1- Dava Konusu Düzenlemeler
    Dava konusu Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (vvvv) bendinin 2. alt bendinde, "Yeşil alanlar: Toplumun yararlanması için ayrılan oyun bahçesi, çocuk bahçesi, dinlenme, gezinti, piknik, eğlence, rekreasyon ve rekreaktif alanları toplamını (Metropol ölçekteki fuar, botanik ve hayvan bahçeleri ile bölgesel parklar bu alanlar kapsamındadır.), 19 uncu maddede yer alan işlevleri ve yapılaşma koşullarını içeren yeşil alanlar;
    ...
    2) Parklar: Kentte yaşayanların yeşil bitki örtüsü ile dinlenme ihtiyaçları için ayrılan, 19 uncu maddedeki kullanımlara da yer verilebilen alanları... ifade eder." tanımına;
    19. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde ise, "(1) Bu Yönetmelikte tanımlanan kullanım alanlarına ilişkin yapılaşma koşulları aşağıdaki gibidir:
    ...
    c) Park alanları: Bu alanlarda encümen kararıyla;
    1) Açık havuz/süs havuzu, açık spor ve oyun alanı, genel tuvalet, pergola, kameriye,
    2) 1000 m2 ve üzeri parklarda ahşap veya hafif yapı malzemelerinden yapılmak, kat adedi 1’i, yüksekliği 4.50 metreyi ve açık alanları dâhil taban alanları toplamda %3’ü, her birinin alanı 15 m2’yi geçmemek kaydıyla çay bahçesi, büfe, muhtarlık, güvenlik kulübesi ile oyun alanlarına en az 10 metre mesafede olmak ve etrafı çit ve benzeri ile kapatılmak koşuluyla trafo,
    3) Tabii veya tesviye edilmiş toprak zemin altında kalmak üzere, ağaçlandırma için TSE standartlarında öngörülen yeterli derinlikte toprak örtüsünün sağlanması kaydıyla kapalı otopark,
    4) 10.000 m2 üzerindeki parklarda, açık alanları dâhil taban alanları, (2) numaralı alt bentte belirtilenler de dâhil toplamda %3’ü geçmemek üzere muvakkat yapı ölçülerini aşmayan mescit ile trafik güvenliği alınarak kamuya ait 112 acil ambulans istasyonu,
    yapılabilir." düzenlemelerine yer verilmiştir.
    1.2- Davacının İddiaları
    Yeşil alanlar tanımında kalan parklar, piknik ve eğlence alanları, çocuk bahçeleri alanlarına yapılacak olan yapılaşmalarda, her bir yapı için yapılaşma koşullarına kısıtlama getirildiği, ancak alana bu yapılardan kaç adet yapılabileceği veya alanın toplamda ne kadarının bu yapılara ayrılabileceğine, ne kadarının aktif yeşil alan olacağına dair hükümlere yer verilmediği, bu hususun esnek bırakıldığı, yeşil alanların imar planı ile yerleri belirlenen alanlar olup bu alanların belirlenmesi veya alanda yapılacak değişikliklerin belediye encümeni kararı ile değil belediye meclisi onayı ile yapılması gerektiği, bu nedenle alanda yer alacak olan trafo, otopark, büfe vb. kullanımların imar planı yolu ile yapılması, ayrıca inşaat gerektiren kullanımların rekreasyon alanlarında çözülmesinin uygun olacağı ileri sürülmüştür.
    1.3- Davalı İdarenin Savunması
    Yönetmelik hükümleri ile park alanlarında eğlenme, dinlenme, ibadet, oyun, piknik, güvenlik, olası sağlık sorunlarına karşı ambulans istasyonu gibi toplumun yeşil alanlarda vakit geçirirken gereksinim duyacağı fonksiyonların ve asgari konfor şartlarının sağlanması ve bunlardan yararlanması için yapılmasına izin verilen yapıların tamamının, belediye encümeni kararına ve asgari yapılaşma koşullarında (taban alanı, yükseklik, metrekare gibi değerlerin sınırlı tutulması, yeterli derinlik gibi koşullara bağlı tutulması) birtakım sınırlamalara uyulmak koşuluyla yapılabileceği, yeşil alanların ve parkların, mekânsal planlamaya karşılık gelen kullanım aralığında da yukarıda belirtilen asgari ve temel gereksinim ve konfor koşullarının bu mekânlarda da sağlanmasının gereği ve esası ele alındığından, belli koşullara dayandırılarak madde kapsamında yapılmasına müsaade edilen asgari ve temel kullanımlarla, bahse konu sosyal ve teknik altyapı fonksiyonlarının ilgili mekânsal planlama mevzuatı kapsamında taşıması gereken temel kullanımlarını ve gösterim tekniklerini ortadan kaldırmasının söz konusu olamayacağı,
    İmar planında yeşil alan olarak ayrılan parsellerde halkın günlük ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik ve civarın karakterine göre bulunması gereken kullanımların yeşil alanın fonksiyonu ve ölçeği ile kullanıcı niteliğine göre farklılık arz edeceğinden izin verilen yapıların madde hükmünde belirtilen yapılaşma şartlarını sağlamak kaydıyla sayısının ve büyüklüğünün belirlenmesi hususunun idarenin takdirine bırakıldığı ve bu sayılan hususların belediye encümeni kararı alınması aşamasında halihazırda göz önüne alınması gerektiği, Yönetmeliğin 5. maddesinin 4. fıkrasında Yönetmeliğin alan kullanım tanımlarında belirtilen işlevlerin imar planlarında daraltılabileceği ancak genişletilemeyeceği ifade edildiğinden, yeşil alanlarda yer alacak kullanımlara ilişkin plan kararı alınmasının önünde bir engelin bulunmadığı belirtilerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.
    1.4- Daire Kararı
    3194 sayılı İmar Kanunu'nun 1, 3 ve dava tarihinde yürürlükte olan haliyle 18. maddesindeki hükümlerle, Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği'nin 5. maddesindeki "Sosyal altyapı alanları" ve "Teknik altyapı alanları" tanımlarına, aynı Yönetmeliğin 24. maddesinin 2 ve 3. fıkralarındaki düzenlemelere, dava tarihinde yürürlükte bulunan İmar Kanununun 18 inci Maddesi Uyarınca Yapılacak Arazi ve Arsa Düzenlemesi ile İlgili Esaslar Hakkında Yönetmeliğin 12. maddesindeki düzenlemelere yer verilerek,
    Mevzuat düzenlemelerinde, içerisinde "Parklar'ın da bulunduğu bazı sosyal donatı alanlarının öncelikle parselasyon işlemi sırasında belirlenecek düzenleme ortaklık payı ile kamuya geçmesinin hedeflendiği, diğer taraftan sosyal altyapı niteliğinde olan bu kullanımların öngörülen hizmetler dışında başka maksatlar için kullanımının da amir hükümle yasaklandığı,
    Elbette söz konusu yasağın, yalnız düzenleme ortaklık payından elde edilen sosyal donatı alanları için değil, mekansal kullanımı plan kararı ile belirlenen tüm sosyal altyapı alanları için geçerli olduğunun kabulü gerektiği, nihayetinde Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği eliyle sosyal ve teknik alt yapı alanları için sayısal standartların da belirlendiği, planlama alanı içerisinde yer alan bu kullanımların zeminde fiilen varlığını korumasının esas olduğu,
    Başka bir ifadeyle, Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği Ek-2 tabloda belirtilen asgari alan büyüklüklerinin azaltılmasının hukuken mümkün olmadığı, bu nedenle, aktif sosyal donatı alanlarının (park, yeşil alan vd.) metrekare büyüklüklerinin azalmasına sebebiyet verecek herhangi bir kullanıma (açık/süs havuzu, açık spor ve oyun alanı, genel tuvalet, pergola ve kameriye vd.) izin verilemeyeceği,
    Bu kapsamda, 1.000 m²'den küçük park alanlarında metrekare büyüklüklerinin azalmasına sebebiyet verecek herhangi bir kullanıma izin verilemeyeceğinden Yönetmeliğin uyuşmazlığa konu 19. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinin 1. alt bendinde imar mevzuatına uyarlık görülmediği,
    Park alanları içerisinde, bu kullanım ile bütünleşik biçimde, parkı kullananların ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla çeşitli tesislerin yapımının mümkün olduğu açık olmakla birlikte, parkların orantısız bir şekilde daraltılmasının önlenmesi amacıyla, bu yapıların yer alabileceği park alanları ile söz konusu yapıların, park içerisinde kaplayacakları alana yönelik somut kriterlerin ortaya konulması gerektiği,
    Uyuşmazlık bu açıdan incelendiğinde, dava konusu düzenleme ile parklarda çay bahçesi, büfe, muhtarlık, güvenlik kulübesi gibi tesislerin yer alabilmesi öngörülmüş olmakla birlikte, bu tesislerin yapımının, ancak belli yapılaşma koşulları ile 1000 m² ve üzeri park alanlarında mümkün kılındığı,
    Bu doğrultuda, Yönetmeliğin 19. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinin 2. alt bendinin, park alanlarında yapılması mümkün kılınan çay bahçesi, büfe, muhtarlık ve güvenlik kulübesine yönelik kısımlarında imar mevzuatına aykırılık görülmediği,
    Yönetmeliğin 19. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinin 3. alt bendinde, tabii veya tesviye edilmiş toprak zemin altında kalmak üzere, ağaçlandırma için TSE standartlarında öngörülen yeterli derinlikte toprak örtüsünün sağlanması kaydıyla kapalı otopark yapılabileceğinin belirtildiği,
    Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği eki plan gösterimlerinde ayrı lejantlarla gösterilen, farklı fonksiyonlara karşılık gelen, ulaşım başta olmak üzere sosyal ve teknik altyapıya getireceği yük birbirinden farklı olan kullanımların, yer seçimi kararlarının imar planı kapsamında ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiği,
    Bu doğrultuda, otopark ve park kullanımları da birbirinden farklı nitelikte kullanımlar olduğundan, "Otopark"ın Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinde teknik alt yapı alanları içerisinde sayılarak, ayrı bir lejant olarak gösterildiği,
    Öngörülen park kullanımının konumu ve büyüklüğüne bağlı olarak içerisinde kendi ihtiyacının karşılanabileceği ölçüde otopark yapılmasının mümkün olduğu, ancak düzenleme incelendiğinde, ne parkın büyüklüğüne ne de park içerisinde ayrılacak otoparkın vasfı ve miktarına yönelik bir ayrıma yer verilmediği,
    Bu durumda, parkın ihtiyacının karşılanması amacıyla öngörülebilecek otopark ihtiyacını aşacak nitelikte, kamunun genel otopark ihtiyacının karşılanmasına yönelik imar planında ayrı bir kullanım kararı olarak yer alması gereken "otopark" alanının park alanlarında yapılmasına imkan sağlayan dava konusu düzenlemede bu yönüyle imar mevzuatına uyarlık görülmediği,
    "Trafo" alanlarının da otopark alanları gibi Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği'nde teknik alt yapı alanları içerisinde yer aldığı ve ayrı bir lejant gösterimine sahip olduğu, büyük alan kullanımı gerektiren trafo kullanımlarının nazım ve uygulama imar planı ölçeğinde, küçük alan kullanımı gerektiren trafo kullanımlarının ise uygulama imar planında mekansal kullanımının gösterilmesinin mevzuat gereği zorunlu olduğu,
    Bu sebeple, trafo merkezlerinin, doğası gereği bünyesinde yaşamsal tehlike barındıran kullanımlar olduğundan, bu tehlikenin bertaraf edilmesi için çevresinden usulüne uygun bir biçimde izole edilmesi, ayrıca planlama sırasında da trafo alanlarına komşuluğu bulunan çevre kullanımların da hassasiyetle seçilerek, konumunun niteliğine uygun olarak belirlenmesi gerektiği,
    Her ne kadar, uyuşmazlığa konu hükümde trafonun, oyun alanlarına en az 10 metre mesafede olmak ve etrafı çit ve benzeri ile kapatılmak koşuluyla yapılabileceği belirtilmiş ise de, trafo merkezlerinin her yaştan nüfus kitlesine hitap eden park kullanımı ile bağdaşmak bir yana, kesin bir şekilde birbirinden ayrılması gereken bir kullanım türü olduğu anlaşıldığından fıkra hükmünde "Trafo" ibaresi yönüyle hukuka uyarlık bulunmadığı,
    Kaldı ki, dava tarihinde yürürlükte bulunan İmar Kanununun 18 inci Maddesi Uyarınca Yapılacak Arazi ve Arsa Düzenlemesi ile İlgili Esaslar Hakkında Yönetmelik uyarınca, esasen kamu ortaklık payından karşılanması gereken ve tescile tabi olan "Trafo alanları"nın, kural olarak düzenleme ortaklık payından karşılanan "Park alanları" içerisinde yapılabilmesi hususunun edinim yöntemleri ve mülkiyet hukuku yönünden de hukuka aykırı olduğu,
    Dava konusu maddenin 4. alt bendinde, 10.000 m² üzerindeki parklarda, park alanlarının amacına halel getirmeyecek ölçüde (%3) mescit ve trafik güvenliği sağlanmak suretiyle 112 acil ambulans istasyonu yapılmasına izin verilmesinde ise, yukarıda yer verilen açıklamalar ışığında imar mevzuatına aykırılık bulunmadığı,
    Öte yandan, davacı tarafından park alanı tanımını içeren ve Yönetmeliğin 19. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendine atıf yapan 4. maddesinin 1. fıkrasının (vvvv) bendinin 2. alt bendinin de iptali istenilmiş ise de; anılan alt bentteki "Parklar" tanımında hukuka aykırılık bulunmadığı, Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (vvvv) bendinin 2. alt bendine yönelik ileri sürülen hukuka aykırılık iddialarının, Dairelerince, Yönetmeliğin 19. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde değerlendirilerek park alanında yapılmasına olanak tanınan bazı kullanımlara yönelik iptal kararı verildiği, dolayısıyla, artık park alanlarında iptaline karar verilen kullanımların yapılmasına hukuken olanak bulunmadığından, Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (vvvv) bendinin 2. alt bendinde park alanlarında yer alacak kullanımları belirleyen Yönetmeliğin 19. maddesine atıf yapılmasının, bu maddenin tanım maddesi olmasının doğal bir sonucu olduğundan, hukuka aykırılık nedeni olarak görülemeyeceği,
    gerekçesiyle, dava konusu Yönetmeliğin 19. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinin 1. alt bendinin, 2. alt bendindeki "ile oyun alanlarına en az 10 metre mesafede olmak ve etrafı çit ve benzeri ile kapatılmak koşuluyla trafo" ibarelerinin ve 3. alt bendinin iptaline; 4. maddesinin 1. fıkrasının (vvvv) bendinin 2. alt bendindeki "Parklar" tanımı ile 19. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinin 2. alt bendinin "ile oyun alanlarına en az 10 metre mesafede olmak ve etrafı çit ve benzeri ile kapatılmak koşuluyla trafo" ibareleri haricindeki kısmı ile 4. alt bendi yönünden ise davanın reddine karar verilmiştir.
    1.5- Kurulumuzun Hukuki Değerlendirmesi
    Dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçesi yukarıda açıklanan Danıştay Altıncı Dairesi kararının, dava konusu Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (vvvv) bendinin 2. alt bendindeki "Parklar" tanımı ile 19. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinin 2. alt bendinin "ile oyun alanlarına en az 10 metre mesafede olmak ve etrafı çit ve benzeri ile kapatılmak koşuluyla trafo" ibareleri haricindeki kısmı ile 3 ve 4. alt bentlere ilişkin kısımları aynı gerekçe ile Kurulumuzca da uygun bulunmuş olup temyiz dilekçelerinde ileri sürülen iddialar, kararın anılan kısımlarının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
    Dava konusu Yönetmeliğin 19. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinin 1. alt bendi ve 2. alt bendinin "ile oyun alanlarına en az 10 metre mesafede olmak ve etrafı çit ve benzeri ile kapatılmak koşuluyla trafo" ibarelerine ilişkin kısmına gelince;
    1. alt bent yönünden;
    Dava konusu Yönetmeliğin 19. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinin 1. alt bendinde yer alan, park alanları içerisinde yapımı mümkün olan; açık havuz/süs havuzu, açık spor ve oyun alanı, genel tuvalet, pergola, kameriye gibi yapıların, tanımı gereği kentte yaşayanların dinlenme ihtiyaçları için ayrılan park alanlarının ayrılmaz bir parçası olduğundan, bunların, park tanımı içerisinde, park ile bütün olarak değerlendirilmesi gerekmektedir.
    Bu kapsamda, kullanıcıların ihtiyaçlarının karşılanması açısından kamu yararına yönelik olarak tesis edildiği anlaşılan park alanları içerisinde açık havuz/süs havuzu, açık spor ve oyun alanı, genel tuvalet, pergola ve kameriye yapılmasına yönelik düzenlemede hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmış olup; mevzuat gereği park alanlarını oluşturmakla yükümlü olan idarelerin, park içinde bu kullanımlardan hangilerine, ne ölçülerde yer verileceğini, parkın büyüklüğü ve kullanıcıların ihtiyaçlarını gözeterek belirleyeceği de açıktır.
    Bu itibarla, temyize konu Daire kararının, dava konusu Yönetmeliğin 19. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinin 1. alt bendinin iptaline yönelik kısmının bozulması gerekmektedir.
    2. alt bendinin "ile oyun alanlarına en az 10 metre mesafede olmak ve etrafı çit ve benzeri ile kapatılmak koşuluyla trafo" ibarelerine ilişkin kısmı yönünden;
    Temyize konu Daire kararında, bu kısımla ilgili olarak, teknik altyapı alanı kullanımı olan "Trafo alanları" ile sosyal altyapı alanı kullanımlarından olan "Park alanları"nın birbirinden ayrılması gereken kullanımlar olduğuna yönelik gerekçe ile birlikte; dava tarihinde yürürlükte bulunan İmar Kanununun 18 inci Maddesi Uyarınca Yapılacak Arazi ve Arsa Düzenlemesi ile İlgili Esaslar Hakkında Yönetmelik uyarınca, esasen kamu ortaklık payından karşılanması gereken ve tescile tabi olan "Trafo" alanlarının, kural olarak düzenleme ortaklık payından karşılanan "Park alanları" içerisinde yapılabilmesi hususunun edinim yöntemleri ve mülkiyet hukuku yönünden de hukuka aykırı olduğuna yönelik gerekçeye de yer verildiği görülmektedir.
    Genel, soyut ve sürekli uygulanması gereken kurallar bütününden oluşan dava konusu Yönetmelik kurallarının hukuki değerlendirmesinin, dava tarihinde yürürlükte olan ancak sonradan ilga edilen diğer mevzuat düzenlemeleri çerçevesinde yapılamayacağı, anılan değerlendirmenin mer'i mevzuat düzenlemeleri çerçevesinde yapılması gerektiği açıktır.
    10/07/2019 tarih ve 30827 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 7181 sayılı Tapu Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 9. maddesi ile değiştirilen 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 18. maddesinin yeni halinde, teknik altyapı alanlarının da düzenleme ortaklık payından karşılanmasına ilişkin kurallar getirilmiş, anılan maddeye dayalı olarak hazırlanan ve 22/02/2020 tarih ve 31047 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin 39. maddesi ile de, arazi ve arsa düzenlemelerinde kamu ortaklık payı kesilmesine ilişkin uygulamanın dayanağı olan 02/11/1985 tarih ve 18916 mükerrer sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İmar Kanununun 18 inci Maddesi Uyarınca Yapılacak Arazi ve Arsa Düzenlenmesi ile İlgili Esaslar Hakkında Yönetmelik yürürlükten kaldırılmıştır.
    Dolayısıyla, halihazırdaki mevzuat düzenlemelerinde, kamu ortaklık payına ilişkin herhangi bir düzenleme bulunmadığından, Daire kararında yer alan, esasen kamu ortaklık payından karşılanması gereken ve tescile tabi olan "Trafo" alanlarının, kural olarak düzenleme ortaklık payından karşılanan "Park alanları" içerisinde yapılabilmesi hususunun edinim yöntemleri ve mülkiyet hukuku yönünden de hukuka aykırı olduğuna yönelik gerekçede hukuki isabet bulunmamaktadır.
    Ancak, Daire kararında yer alan, teknik altyapı alanı kullanımı olan "Trafo alanları" ile sosyal altyapı alanı kullanımlarından olan "Park alanları"nın birbirinden ayrılması gereken kullanımlar olduğuna yönelik gerekçe doğrultusunda, dava konusu Yönetmeliğin 19. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinin 2. alt bendindeki "ile oyun alanlarına en az 10 metre mesafede olmak ve etrafı çit ve benzeri ile kapatılmak koşuluyla trafo" ibarelerinde imar mevzuatına uyarlık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
    Bu nedenle, sonucu itibarıyla hukuka uygun olan Daire kararının dava konusu Yönetmeliğin 19. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinin 2. alt bendindeki "ile oyun alanlarına en az 10 metre mesafede olmak ve etrafı çit ve benzeri ile kapatılmak koşuluyla trafo" ibarelerinin iptaline ilişkin kısmının, yukarıda belirtilen gerekçeyle onanması gerekmektedir.
    Sonuç olarak; temyize konu Daire kararının, dava konusu Yönetmeliğin 19. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinin 1. alt bendi yönünden bozulması; 2. alt bendinin "ile oyun alanlarına en az 10 metre mesafede olmak ve etrafı çit ve benzeri ile kapatılmak koşuluyla trafo" ibarelerine ilişkin kısım yönünden yukarıda belirtilen gerekçe ile onanması; bu başlık altında incelenen diğer kısımlar yönünden ise onanması gerekmektedir.
    2- Dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesinin 5. fıkrası yönüden;
    *Bu kısım temyize konu Daire kararının 17 numaralı başlığı altında incelenmiştir.
    2.1- Dava Konusu Düzenlemeler
    Dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesinin 5. fıkrasında, "Taban alanı ve emsal hesabı; net imar parseli alanı üzerinden yapılır. İmar parsellerinin değişikliğe konu olup da kamuya terk edilmesi gereken alanlar içermesi ve bu alanların kamuya bedelsiz terkine ilişkin imar planında hüküm olması halinde taban alanı ve emsal hesabı, imar planında belirtilen hükümlere göre yapılabilir." düzenlemelerine yer verilmiştir.
    2.2- Davacının İddiaları
    Kamuya bedelsiz terk ibaresi ile ne amaçlandığının anlaşılamadığı, kamuya terkin koşullarının net ifade edilmesi gerektiği ileri sürülmüştür.
    2.3- Davalı İdarenin Savunması
    Kamuya bedelsiz terk ibaresi ile ne amaçlandığı ve kamuya terkin koşullarının net ifade edilmesi gerektiği ifade edilmiş olsa da, 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 15. maddesinin 1. fıkrasında, imar planlarına göre yol, meydan, yeşil saha, park ve otopark gibi umumi hizmetlere ayrılan yerlere rastlayan gayrimenkullerin bu kısımlarının ifrazına veya tevhidine izin verilmeyeceği; 18. maddesinde, düzenlemeye tâbi tutulan yerlerin ihtiyacı olan Milli Eğitim Bakanlığına bağlı ilk ve ortaöğretim kurumlan, yol, otoyol hariç erişme kontrolünün uygulandığı yol, su yolu, meydan, park, otopark, çocuk bahçesi, yeşil saha, ibadet yeri ve karakol gibi imar planlarında kamusal hizmetlere özgülenen kullanımlar için ayrılan yerlerin, düzenleme dolayısıyla meydana gelen değer artışları karşılığında düzenleme ortaklık payı olarak %40'a kadar düşülebilecek bedelsiz kesinti ile karşılanmasının öngörüldüğü; 11. maddesinde, meydan, yol, su yolu, park, yeşil saha, otopark, toplu taşıma istasyonu ve terminal gibi umumi hizmetlere ayrılmış yerlere rastlayan Hazine ve özel idareye ait arazi ve arsaların belediye ve mücavir alan sınırları içinde belediyeye; belediye ve mücavir alan hudutları dışında özel idareye bedelsiz terk edileceği ve tapu kaydının terkin edileceği düzenlemelerine yer verildiği, bu haliyle dava konusu düzenlemenin üst hukuk normlarına uygun olduğu savunulmuştur.
    2.4- Daire Kararı
    3194 sayılı İmar Kanunu'nun, dava konusu işlemin tesis edildiği tarihteki haliyle 18. maddesi ile 23. maddesindeki düzenlemelere yer verilerek,
    Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği'nin 5. maddesinin 12. fıkrasında, "Bir parselin bulunduğu imar adasına ait parselasyon planı yapılıp belediye encümenince kabul edilip tapuya tescil edilmeden o adadaki herhangi bir parsele yapı ruhsatı verilemez." hükmünün yer aldığı,
    İmar mevzuatına göre yapı ruhsatı düzenlenebilmesi için yapının inşa edileceği alanda parselasyon işlemi yapılmasının zorunlu olduğu, parselasyon işlemi yapılmayan bir alanda yapı ruhsatı düzenlenmesinin mümkün olmadığı,
    Kaldı ki, İmar Kanunu'nda bir taşınmaza yapı ruhsatı verilmesinin bu taşınmazın bir kısmının kamuya terk edilmesi koşuluna bağlanabileceğini öngören herhangi bir hükmün de yer almadığı,
    Anılan mevzuat hükümlerinde, imar planı uyarınca yerleşme alanlarında yapı ruhsatı verilmesinin şartları kurala bağlanmış olup, bunlar içerisinde kamuya bedelsiz terkine yönelik bir koşula yer verilmediği,
    Öte yandan, davalı idare tarafından "kamuya bedelsiz terk ibaresi ile parselasyon sonucu oluşmuş parsellerin tekrar bir imar planı değişikliğine konu olması halinde bedelsiz olarak terkininin söz konusu olabileceğinin kastedildiği" belirtilmekte ise de, söz konusu düzenlemenin içeriği incelendiğinde, imar planında kamuya bedelsiz terkine ilişkin hüküm bulunması durumunda, doğrudan yapı ruhsatı verilebilmesini sağlayacak ve Kanun'un amacını aşar nitelikte olduğu anlaşıldığından, davalı idarenin söz konusu iddiasına itibar edilmediği,
    gerekçesiyle, dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesinin 5. fıkrasının iptaline karar verilmiştir.
    2.5- Kurulumuzun Hukuki Değerlendirmesi
    Temyize konu Daire kararında yer verilen, yapı ruhsatı düzenlenebilmesi için yapının inşa edileceği alanda öncelikle parselasyon işleminin yapılması gerektiği, parselasyon yapılmayan bir alanda yapı ruhsatının düzenlenemeyeceği, yapı ruhsatı verilmesinin taşınmazın kamusal kullanımlara isabet eden kısımlarının kamuya bedelsiz terkine yönelik şarta bağlanamayacağına ilişkin gerekçeler, imar mevzuatı açısından doğru ve yerinde olmakla birlikte, bu gerekçelerin, Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği'nin 5. maddesinin 5. fıkrasındaki dava konusu düzenleme ile dolaylı olarak ilişkilendirilebilirse de, doğrudan ilişkilendirilmesi mümkün görülmemektedir.
    Şöyle ki, anılan fıkrada, parselasyon yapılmayan bir alanda bulunan taşınmazlara yapı ruhsatı verilmesinin bir şarta bağlanmasından ziyade, taban alanı ve emsal hesabının nasıl yapılacağına ilişkin düzenleme yapılarak, genel kural olarak, taban alanı ve emsal hesabının net imar parseli alanı üzerinden yapılmasına ilişkin kural getirilmiş, imar parsellerinin değişikliğe konu olup da kamuya terk edilmesi gereken alanlar içermesi ve bu alanların kamuya bedelsiz terkine ilişkin imar planında hüküm olması halinde ise taban alanı ve emsal hesabının nasıl yapılacağına ilişkin belirlemenin imar planında yapılabileceği düzenlenmiştir.
    Başka bir ifade ile, düzenlemede belirtilen şartların gerçekleşmesi halinde, taban alanı ve emsal hesabının, brüt imar parseli alanı veya brüt alanın belirli bir yüzdesi üzerinden yapılabilmesine yönelik, imar planlarına hüküm konulmasına cevaz verilmiştir.
    3194 sayılı İmar Kanunu ve diğer imara ilişkin kurallar içeren Kanun'larda, kamuya terk edilmesi gereken alanlar içeren imar parsellerinde, bu alanları kamuya bedelsiz terk edenlerle, kamulaştırma gibi diğer yöntemlerle bu alanları kamu eline geçirilen imar parselleri arasında, taban alanı ve emsal hesabında ayrım yapılmasını gerekli ve haklı kılacak bir düzenleme bulunmamaktadır.
    Öte yandan, Anayasa Mahkemesi'nin 07/04/2016 tarih ve E:2015/94, K:2016/27 sayılı kararında da belirtildiği üzere, Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk devletinin temel ilkelerinden biri de “hukuki belirlilik”tir. Bu ilkeye göre, kanun düzenlemelerinin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir tereddüde ve şüpheye yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olması ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu tedbirler içermesi de gereklidir.
    Aynı şekilde, ilgili idarelerce üst normlara uygun olarak tesis edilen düzenleyici işlemlerin de "hukuki belirlilik ilkesi" gereği, açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olması gerektiği kuşkusuzdur.
    Bu durumda, dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesinin, aynı Yönetmeliğin 69. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, yetkili idareler tarafından çıkarılacak imar Yönetmelikleri ve imar planları ile değiştirilemeyecek kurallar arasında yer aldığı hususu da göz önünde bulundurulduğunda, 5. maddenin incelenen fıkrasında belirtilen şartların gerçekleşmesi halinde, taban alanı ve emsal hesabının, net imar parseli alanı üzerinden yapılması gerektiğine ilişkin genel kuraldan ayrılarak, hiçbir ölçüt geliştirilmeksizin, her imar planında bu hesabın farklı yapılması ve imar planı yapmakla yetkilendirilen idarelerce keyfi uygulamalarda bulunulması sonucunu doğurabileceği değerlendirildiğinden, anılan düzenlemenin, hukuki belirlilik ilkesinin bir gereği olan koruyucu tedbirleri içermediği sonucuna varılmış olup, anılan düzenlemede bu yönüyle hukuka uyarlık görülmemiştir.
    Bu nedenle, sonucu itibarıyla hukuka uygun olan Daire kararının dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesinin 5. fıkrası yönünden yukarıda belirtilen gerekçe ile onanması gerekmektedir.
    3- Dava konusu Yönetmeliğin 9. maddesi yönünden;
    *Bu kısım temyize konu Daire kararının 21 numaralı başlığı altında incelenmiştir.
    3.1- Dava Konusu Düzenlemeler
    Dava konusu Yönetmeliğin 9. maddesinde, " (1)Bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten önceki mevcut uygulama imar planlarında kat adetleri veya bina yükseklikleri belirtilmemiş parsellerde;
    a) Bina kat adetleri aşağıda gösterilen miktarları aşmamak üzere belirlenir:
    Konut, ticaret ve
    kombinasyonları Sanayi bölgelerinde
    İmar Planına göre bölgelerinde kat adedi kat adedi
    Yol genişliği (metre) (Bodrum kat hariç) (Bodrum kat hariç)
    Yol ≤ 7.00 2 1
    7.00 < Yol ≤ 10.00 3 2
    10.00 < Yol ≤ 12.00 4 2
    12.00 < Yol ≤ 15.00 5 2
    15.00 < Yol ≤ 20.00 6 2
    20.00 < Yol ≤ 25.00 8 3
    25.00 < Yol ≤ 35.00 10 3
    35.00 < Yol ≤ 50.00 14 4
    50.00 ≤ Yol >14 4
    b) Bu maddenin uygulanmasındaki yol genişlikleri, parselin ön cephesinde yer alan yolun planda belirtilen genişliği veya planda belirtilmemiş ise ön bahçe, yeşil alan, refüj, meydan, otopark, demiryolu, su kanalı gibi unsurları içermeyen yolun genişliği esas alınır.
    c) Kat adetleri, binanın kot aldığı noktaya göre hesaplanır. Ancak artan kat yüksekliğinden faydalanılmak suretiyle binanın hiç bir cephesinde bodrum katlar hariç kat sayısı artırılamaz. İmar planlarında gösterilen bina yüksekliklerinin veya kat adetlerinin birbirlerine tahvillerinde veya neye tekabül ettiklerinin tespitinde bu esaslar ile binanın kot aldığı noktaya en fazla 1.2 metre eklenmek suretiyle belirlenen subasman kotu dikkate alınır." düzenlemelerine yer verilmiştir.
    3.2- Davacının İddiaları
    İmar planlarında kat yüksekliği belirtilmemiş ise ifadesinin, yasal dayanağının bulunmadığı, imar planında kat yüksekliği belirlenmemişse zaten İmar Kanunu ve Yönetmeliklere uygun yapılmamış olduğunun kabulü gerektiği, bu düzenleme ile yapı yoğunluğunun arttırılmakta olduğu, bu şekilde yol genişliklerine göre yükseklik belirlenmesinin 1950'li yıllarda yol istikamet planlarına dönülmesi anlamına geldiği ileri sürülmüştür.

    3.3- Davalı İdarenin Savunması
    12/08/1987 tarih ve 19542 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan mülga 3030 sayılı Kanun Kapsamı Dışında Kalan Belediyeler Tip İmar Yönetmeliği (Planlı Alanlar Tip İmar Yönetmeliği) başta olmak üzere, mülga Planlı Alanlar Tip İmar Yönetmeliği'nin gerek 01/06/2013 tarihli ve gerekse 08/09/2013 tarihli tadilatında, planla kat adedinin belirlenmediği durumlarda yol genişliklerine göre bina kat adetlerini belirleyen hükümlere yer verildiği, iptal talebine konu Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği'nin 9/1 hükmünde yer alan düzenlemenin yalnızca Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten önceki mevcut uygulama imar planlarında kat adetleri veya bina yükseklikleri belirtilmemiş parsellerde kat adedinin belirlenmesi amacıyla korunduğu, yeni hazırlanarak onaylanacak imar planlarının, değişiklikleri ve revizyonlarında Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliği'ne uyulmasının zorunlu olduğu, anılan maddenin iptali halinde mevcut imar planlarında kat adetleri veya bina yükseklikleri belirtilmemiş parsellerde kat adedinin belirlenmesinin mümkün olmayacağı, yapılaşmaya ilişkin problemler yaşanacağı, bu nedenle plan değişikliği veya revizyonu yapılarak planlarla kat adedi belirleninceye kadar kat adetlerinin yol genişliklerine göre belirlenmesi gerektiği savunulmuştur.
    3.4- Daire Kararı
    Mülga Planlı Alanlar Tip İmar Yönetmeliği'nin kabul edildiği 1985 yılından, 01/06/2013 tarihinde Planlı Alanlar Tip İmar Yönetmeliği'nde yapılan değişikliğe kadar, uyuşmazlık konusu hükümde kat adedi ile birlikte yapıların metre cinsinden maksimum yüksekliğinin de belirtildiği, böylelikle yapıların varsa ön bahçe mesafesi ve yol genişliği toplamının, bina yüksekliği ile ilişkilendirilmesi suretiyle yapı yüksekliğine yönelik belirsizlik oluşmaması, ayrıca bina bloklarının birbirlerinin güneşini, ışığını kesmelerinin ve yaşam kalitelerini olumsuz etkilemelerinin kontrol altında tutulmasının sağlandığı,
    Gelişen teknoloji ve yaşam tarzındaki değişikliklere bağlı olarak inşa edilen yapıların sınıf ve niteliklerinde de dönüşüm kaçınılmaz olduğundan, yapıların emsal hesabı dışında tutulan otopark, tesisat katı vb. bölümlerinde gerek yatay gerekse dikey doğrultuda daha fazla alana ihtiyaç doğduğu,
    Bu noktada, gerek yapı yoğunluğunun, gerekse yapı yüksekliğinin İmar Kanunu'nun genel amacına uygun olarak kontrolünün sağlanmasının, eskiye nazaran daha fazla önem arz ettiğinden belirleyici kural ihdas edilmesinin zorunlu hale geldiği,
    Söz konusu çekincenin bertaraf edilmesine elverişli kuralın ise Yönetmeliğin sözü edilen değişiklik öncesi halinde mevcut olduğu, yapı yüksekliğinin metre cinsinden, yol genişliğine göre belirlenmesine ilişkin kuralın kaldırılmasına ilişkin Yönetmelik değişikliğinin, uyuşmazlık konusu Yönetmelik hükmünü hukuka aykırı hale getirdiği,
    Bu haliyle, yapılar için dikey limitlerin belirlenmesi adına yalnız kat adedi sınırlamasına yer verilmesinin eksik kaldığı, parsellerin cephe aldığı metre cinsinden yol en kesitleriyle ilişkili olarak, kat adedi ile birlikte en fazla yüksekliğin de metre cinsinden tabloda belirtilmesi zorunlu olduğundan, dava konusu 9. maddenin 1. fıkrasının (a) bendinde imar mevzuatına uyarlık bulunmadığı,
    Yönetmeliğin 9. maddesinin 1. fıkrasının (b) ve (c) bentlerine ilişkin olarak davacı tarafından ileri sürülen bir iddia bulunmadığı gibi, yapılan değerlendirme sonucu hukuka aykırılık da bulunmadığı sonucuna ulaşıldığı,
    gerekçeleriyle, dava konusu Yönetmeliğin 1. fıkrasının (a) bendinin iptaline karar verilmiş; ancak kararın hüküm fıkrasında (b) ve (c) bentleri yönünden hüküm kurulmamıştır.
    3.5- Kurulumuzun Hukuki Değerlendirmesi
    Dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçesi yukarıda açıklanan Danıştay Altıncı Dairesi kararının, dava konusu Yönetmeliğin 9. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendine ilişkin kısmı aynı gerekçe ile Kurulumuzca da uygun bulunmuş olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar, kararın anılan kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
    Dava konusu Yönetmeliğin 9. maddesinin 1. fıkrasının (b) ve (c) bentlerine gelince;
    Temyize konu Daire kararında; dava konusu Yönetmeliğin 9. maddesinin 1. fıkrasının (b) ve (c) bentlerinde imar mevzuatına aykırılık bulunmadığı belirtildiği halde, hüküm fıkrasında, bu kısımla ilgili hüküm kurulmadığı anlaşıldığından, bu kısmın eksik hüküm nedeniyle bozulması gerekmektedir.
    4- Dava konusu Yönetmeliğin 62. maddesinin 1, 2 ve 3. fıkraları yönünden;
    *Bu kısım temyize konu Daire kararının 33 numaralı başlığı altında incelenmiştir.
    4.1- Dava Konusu Düzenlemeler
    Dava konusu Yönetmeliğin 62. maddesinin 1, 2 ve 3. fıkralarında, "(1) Kamuya ait umumi hizmet alanları ile ilgili idarelerin tasarrufu altındaki yol, otopark, yaya bölgesi gibi yerlerde kamu hizmetinin yürütülebilmesi ve iletişimin sürdürülebilmesi için gerekli tedbirler ile Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumunun uygun görüşü alınmak suretiyle ruhsat alınmadan elektronik haberleşme istasyonu kurulabilir.
    (2) Özel mülkiyete tabi arsa ve binalarda, fenni mesuliyet üstlenilmek ve Kanunun cezai hükümleri saklı kalmak, 634 sayılı Kanuna göre kat maliklerinin muvafakati alınmak, statik proje müellifince hazırlanacak rapor ilgili idaresine sunulmak, bina estetiğini, görünümünü ve silueti olumsuz etkilememek ve bina cephelerine 3.00 metreden fazla yaklaşmamak, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumunun uygun görüşü alınmak kaydıyla ruhsat alınmadan elektronik haberleşme istasyonu kurulabilir.
    (3) Elektronik haberleşme istasyonları 5/11/2008 tarihli ve 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu, 26/9/2011 tarihli ve 655 sayılı Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ve ilgili diğer mevzuata göre kuruluş izni verilen alanda ve imar planı kararı aranmaksızın kurulur." düzenlemelerine yer verilmiştir.
    4.2- Davacının İddiaları
    Dava konusu bu düzenlemelerde, ruhsat alınmadan ve imar planı kararı aranmaksızın baz istasyonu kurulacağına dair ifadelere yer verildiği, söz konusu ifadeler ile imar planı kararı gerektirmeden her yere baz istasyonu yapılmasının önü açıldığı, ancak bu husus ile Yönetmeliğin 62. maddesinin 1. fıkrasındaki "Kamuya ait umumi hizmet alanları ile ilgili idarelerin tasarrufu altındaki yol, otopark, yaya bölgesi gibi yerlerde" ifadesi birlikte değerlendirildiğinde umumi hizmet alanı olarak tanımlanmış insanların toplu olarak uzun süreler geçirdikleri okullar, parklar, spor alanları, çocuk bahçeleri gibi alanlara baz istasyonu yerleştirileceği, halk sağlığı açısından endişe oluşturan baz istasyonlarının sadece kurum görüşü alınarak oluşturulmasının yetersiz kalacağı, koruma bandı mesafeleri ve alınacak tedbirlerin de ancak imar planı kararı ile uygulamaya geçirilmesi gerektiği ileri sürülmüştür.
    4.3- Davalı İdarenin Savunması
    Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumunun uygun görüşü ve kat maliklerinin muvafakati alınmak kaydıyla yapı ruhsatı alınarak elektronik haberleşme istasyonu kurulabileceği şeklindeki düzenlemenin, belirli şartlar altında söz konusu istasyonun ruhsat alınmadan kurulabileceği şeklinde değiştirilerek yeniden düzenlendiği, elektronik haberleşme istasyonlarının 05/11/2008 tarih ve 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu, 26/09/2011 tarih ve 655 sayılı Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ve ilgili diğer mevzuata göre kuruluş izni verilen alanda ve imar planı kararı aranmaksızın kurulacağı hükmü değiştirilmeden Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği'nde de korunduğu, imar planı kararı aranmaksızın, sadece kurum görüşü alınarak baz istasyonu kurulmasının önünün açıldığı iddiasının yerinde olmadığı, maddede belirtilen şartları sağlamak kaydıyla özel mülkiyete tabi arsa ve binalarda yapılacak baz istasyonları için ilgili idaresinden ruhsat alınması zorunluluğu kaldırılmış olmakla birlikte tesis edilmeleri için; statik açıdan sakınca bulunmadığına dair inşaat mühendislerince hazırlanacak rapor akabinde Yönetmeliğin 57. maddesinde belirtilen mimari, statik, mekanik ve elektrik tesisat projelerinden gerekli olanların hazırlanarak ilgili idaresince onaylanması ve imalatın bu projelere uygunluğu da her bir projenin gerektirdiği meslek mensubu tarafından (mimari proje için mimar fenni mesul, statik proje için inşaat mühendisi fenni mesul, mekanik tesisat projesi için makine mühendisi fenni mesul, elektrik tesisat projesi için elektrik mühendisi fenni mesul) ayrı ayrı üstlenilmesinin gerekli olduğu,
    Elektronik haberleşme istasyonlarının kurulabilmesi için, elektronik haberleşme hizmetinin gerekleri dikkate alınarak yer seçim belgesinin düzenlenmiş olması, yatayda ve düşeyde gerekli ve yeterli koruma mesafesinin bırakılması, koruyucu tedbirler alınması, tasarımının kent ve yapı estetiği ile uyumlu olmasının zorunlu olduğu, maddede belirtilen şartları yerine getirmeyenlere cezai hükümlerin uygulanacağı,
    Yönetmelik ile getirilen düzenlemede özel mülkiyete tabi arsa ve binalarda maddede belirtilen şartların sağlanması halinde elektronik haberleşme (baz) istasyonunun ruhsat alınmadan kurulabileceğinin kabul edildiği, bunun haricinde çelik profil ya da betonarme malzeme ile yapılan direk, kule, kulübe, konteynır, enerji nakil hattı gibi ayrı imalatların yapı ruhsatına tabi olarak yapılabileceği,

    İlgili mevzuat uyarınca hesaplanan güvenlik mesafelerine ve kuruluş yerlerine ilişkin Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği'nde kurallar getirilmesinin ve bu hususların ancak imar planı kararı ile uygulamaya konulması gerekliliğinin yerinde bir tespit olmadığı, aksinin yetki tecavüzüne neden olacağı, imar hukukunda denetimsiz bir alan oluşturulmaması ve Devletin bu konudaki gözetim ve denetim görevini yerine getirmesi açısından, Yönetmeliğin 62. maddesinin 4. fıkrasında da hüküm altına alındığı üzere, ilgili kurumca belirlenen yatayda ve düşeyde gerekli ve yeterli koruma mesafesinin bırakılıp bırakılmadığının ve koruyucu tedbirler alınıp alınmadığının 5809 sayılı Kanun ve ilgili mevzuat doğrultusunda belirlenen güvenlik mesafesi hesaplarına göre değerlendirilmesi ve uygun projelendirme yapılıp yapılmadığının kontrol edilmesinin yeterli olduğu, bu haliyle düzenlemelerde hukuka aykırılık bulunmadığı savunulmuştur.
    4.4- Daire Kararı
    Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği'nin dava konusu 62. maddesinin 1 ve 2. fıkralarındaki "ruhsat alınmadan" ibareleri ile 3. fıkrasındaki "imar planı kararı aranmaksızın" ibaresinin 25/07/2019 tarih ve 30842 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 12. maddesiyle yürürlükten kaldırıldığı anlaşıldığından, davanın bu kısmının konusuz kaldığı gerekçesiyle dava konusu Yönetmeliğin 62. maddesinin 1 ve 2. fıkralarındaki "ruhsat alınmadan" ibareleri ile 3. fıkrasındaki "imar planı kararı aranmaksızın" ibaresi yönünden dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
    4.5- Kurulumuzun Hukuki Değerlendirmesi
    Anayasa'nın 138. maddesinin son fıkrasında, "Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiç bir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez." hükmü yer almaktadır.
    2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 28. maddesinin 1. fıkrasında ise; "Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idare, gecikmeksizin işlem tesis etmeye ve eylemde bulunmaya mecburdur." hükmüne yer verilmiştir.
    Anayasa ve 2577 sayılı Kanun hükümleri gereğince, idarelerin, maddi ve hukuki koşullara göre uygulanabilir nitelikte olan bir yargı kararını "aynen" ve "gecikmeksizin" uygulamak zorunda oldukları açıktır.
    Öte yandan, yürütmenin durdurulması kararlarının işlemin yürürlüğünü askıya alan, geçici nitelikte kararlar olması sebebiyle, yürütmenin durdurulmasına karar verilen dava konusu işlemlerin halen mevcut olduklarının ve davanın esası hakkında karar verilmesiyle son bulacaklarının kabulü gerekmektedir.
    Somut uyuşmazlıkta, Danıştay Altıncı Dairesinin 12/07/2018 tarih ve E:2017/4783 sayılı kararıyla Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği'nin dava konusu 62. maddesinin 1 ve 2. fıkralarındaki "ruhsat alınmadan" ibareleri ile 3. fıkrasındaki "imar planı kararı aranmaksızın" ibaresinin yürütülmesinin durdurulmasına karar verildiği, davalı idare tarafından bu karara yapılan itirazın Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 16/05/2019 tarih ve YD İtiraz No:2019/342 sayılı kararı ile reddedildiği, davalı idarece söz konusu yargı kararının uygulanması amacıyla 25/07/2019 tarih ve 30842 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 12. maddesi ile anılan ibarelerin yürürlükten kaldırıldığı görülmektedir.
    Bu durumda, yürütme aşamasında verilen ve işlemin yürürlüğünü askıya alan yürütmenin durdurulmasına ilişkin yargı kararının yerine getirilmesi amacıyla, anayasal ve yasal zorunluluk nedeniyle dava konusu Yönetmelik'te değişiklik yapıldığı ve dava konusu ibarelerin yürürlükten kaldırıldığı anlaşıldığından, açıkça hukuka aykırılığı tespit edilen dava konusu ibareler hakkında nihai aşamada da, işin esasına girilerek bir karar verilmesi gerekmekte olup, Dairece davanın konusuz kaldığından bahisle karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesinde hukuki isabet bulunmamaktadır.
    Bu nedenle, temyize konu Daire kararının Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği'nin dava konusu 62. maddesinin 1 ve 2. fıkralarındaki "ruhsat alınmadan" ibareleri ile 3. fıkrasındaki "imar planı kararı aranmaksızın" ibaresi yönünden bozulması gerekmektedir.
    Sonuç Olarak; temyize konu Daire kararının, 03/07/2017 tarih ve 30113 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği'nin dava konusu;
    - 9. maddesinin 1. fıkrasının (b) ve (c) bentleri,
    - 19. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinin 1. alt bendi,
    - 62. maddesinin 1 ve 2. fıkralarındaki "ruhsat alınmadan" ibareleri ile 3. fıkrasındaki "imar planı kararı aranmaksızın" ibaresi
    yönünden BOZULMASI;
    - 19. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinin 2. alt bendinin "ile oyun alanlarına en az 10 metre mesafede olmak ve etrafı çit ve benzeri ile kapatılmak koşuluyla trafo" ibarelerine ilişkin kısım ile,
    - 5. maddesinin 5. fıkrası,
    yönünden yukarıda belirtilen gerekçe ile ONANMASI;
    - Temyize konu diğer düzenlemeleri yönünden ise aynen ONANMASI,
    gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

    KARAR SONUCU:
    Açıklanan nedenlerle;
    1. Davacı ve davalı idarenin temyiz istemlerinin kısmen KABULÜNE;
    2. Danıştay Altıncı Dairesinin temyize konu 03/02/2021 tarih ve E:2017/4783, K:2021/1096 sayılı kararının, 03/07/2017 tarih ve 30113 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği'nin dava konusu;
    - 9. maddesinin 1. fıkrasının (b) ve (c) bentleri,
    - 19. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinin 1. alt bendi,
    - 62. maddesinin 1 ve 2. fıkralarındaki "ruhsat alınmadan" ibareleri ile 3. fıkrasındaki "imar planı kararı aranmaksızın" ibaresi
    yönünden BOZULMASINA;
    3. Davacının ve davalı idarenin temyiz istemlerinin kısmen REDDİNE;
    4. Danıştay Altıncı Dairesinin temyize konu 03/02/2021 tarih ve E:2017/4783, K:2021/1096 sayılı kararının, 03/07/2017 tarih ve 30113 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği'nin dava konusu;
    - 19. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinin 2. alt bendinin "ile oyun alanlarına en az 10 metre mesafede olmak ve etrafı çit ve benzeri ile kapatılmak koşuluyla trafo" ibarelerine ilişkin kısım ile,
    - 5. maddesinin 5. fıkrası,
    yönünden yukarıda belirtilen gerekçe ile ONANMASINA,
    5. Danıştay Altıncı Dairesinin temyize konu 03/02/2021 tarih ve E:2017/4783, K:2021/1096 sayılı kararının, 03/07/2017 tarih ve 30113 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği'nin temyize konu diğer düzenlemeleri yönünden ONANMASINA,
    6. Bozulan kısımlar yönünden yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın Danıştay Altıncı Dairesine GÖNDERİLMESİNE,
    7. Kesin olarak, 13/06/2022 tarihinde, dava konusu Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (ğğ) bendi ile 19. maddesinin 1. fıkrasının (ı) bendi; 9. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi; 19. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinin 3. alt bendi ile (ç) bendinin 2. alt bendi, (ğ) bendinin 2. alt bendindeki "plan kararı gerekmeden" ibaresi ile 4. alt bendindeki "plan değişikliği gerektirmeksizin" ibaresi yönünden oyçokluğu, diğer kısımlar yönünden oybirliği ile karar verildi.

    KARŞI OY
    X- Dava konusu Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (ğğ) bendi ile 19. maddesinin 1. fıkrasının (ı) bendi yönünden;
    Dava konusu Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (ğğ) bendinde, "İbadet yeri: İbadet etmek ve dini hizmetlerden faydalanmak amacıyla insanların toplandığı tesisler ile bu tesislerin külliyesinin, dinî tesisin mimarisiyle uyumlu olmak koşuluyla dinî tesise ait; lojman, kütüphane, aşevi, dinlenme salonu, taziye yeri, yurt ve kurs yapısı, gasilhane, şadırvan ve tuvalet gibi müştemilatların, açık veya zemin altında kapalı otoparkın da yapılabildiği alanları... ifade eder." tanımına;
    19. maddesinin 1. fıkrasının (ı) bendinde ise, ""(1) Bu Yönetmelikte tanımlanan kullanım alanlarına ilişkin yapılaşma koşulları aşağıdaki gibidir:
    ...
    ı) İbadet yerlerinde cami/mescit vasfı ve görünüşünün önüne geçmemek, gürültü ve kirlilik oluşturmamak, imalâthane niteliğinde olmamak, gayrı sıhhi özellik taşımamak ve giriş-çıkışları ibadet yerinin girişlerinden ayrı olmak kaydıyla Diyanet İşleri Başkanlığınca belirlenecek usul ve esaslara göre dini tesise hizmet veren ticari mekânlar yapılabilir. Bu mekânların, arazinin durumuna göre en fazla bir cephesinin açığa çıkması ve dini tesisin taban alanını geçmemesi esastır." düzenlemelerine yer verilmiştir.
    Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği eki plan gösterimlerinde ayrı lejantlarla gösterilen, farklı fonksiyonlara karşılık gelen, ulaşım başta olmak üzere sosyal ve teknik altyapıya getireceği yük birbirinden farklı olan kullanımların, yer seçimi kararlarının imar planı kapsamında ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiği kuşkusuzdur.
    Bu doğrultuda, "ibadet yeri" ve "yurt ve kurs" ile "ticaret alanı" kullanımları da birbirinden farklı nitelikte kullanımlar olup, Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinde ayrı bir lejant olarak gösterilmiştir.
    Uyuşmazlık konusu düzenlemede, ibadet alanlarında yurt ve kurs kullanımı ile ticari mekanların yapımına imkan verilmekte olup, her biri Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği eki plan gösterimlerinde ayrı lejantlarla gösterilen, farklı fonksiyonlara karşılık gelen, ulaşım başta olmak üzere sosyal ve teknik altyapıya getireceği yük birbirinden çok farklı olan bu kullanımlara, imar planı kararı bulunmaksızın ibadet yerlerinde yer verilmesinde imar mevzuatına uyarlık bulunmamaktadır.
    Açıklanan nedenle, davacının temyiz isteminin kabulü ile, temyize konu Daire kararının, dava konusu Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (ğğ) bendi ile 19. maddesinin 1. fıkrasının (ı) bendi yönünden bozulması gerektiği oyuyla, kararın bu kısmına katılmıyoruz.

    KARŞI OY
    XX- Dava konusu Yönetmeliğin 9. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi yönünden;
    Dava konusu Yönetmeliğin 9. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, "(1) Bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten önceki mevcut uygulama imar planlarında kat adetleri veya bina yükseklikleri belirtilmemiş parsellerde;
    a) Bina kat adetleri aşağıda gösterilen miktarları aşmamak üzere belirlenir:
    Konut, ticaret ve
    kombinasyonları Sanayi bölgelerinde
    İmar Planına göre bölgelerinde kat adedi kat adedi
    Yol genişliği (metre) (Bodrum kat hariç) (Bodrum kat hariç)
    Yol ≤ 7.00 2 1
    7.00 < Yol ≤ 10.00 3 2
    10.00 < Yol ≤ 12.00 4 2
    12.00 < Yol ≤ 15.00 5 2
    15.00 < Yol ≤ 20.00 6 2
    20.00 < Yol ≤ 25.00 8 3
    25.00 < Yol ≤ 35.00 10 3
    35.00 < Yol ≤ 50.00 14 4
    50.00 ≤ Yol >14 4"
    düzenlemelerine yer verilmiştir.
    Dava konusu Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği'nin 9. maddesinin 1. fıkrasındaki düzenlemenin yalnızca Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten önceki mevcut uygulama imar planlarında kat adetleri veya bina yükseklikleri belirtilmemiş parsellerde kat adedinin belirlenmesi amacını taşıdığı, bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten sonra onaylanacak imar planlarının, değişiklikleri ve revizyonlarında Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliği'ne uyulmasının zorunlu olduğu anlaşılmakta olup, anılan maddenin iptali halinde mevcut imar planlarında kat adetleri veya bina yüksekliklerinin belirtilmemiş parsellerde kat adedinin belirlenmesi mümkün olmayacağından, dava konusu düzenlemede hukuka aykırılık görülmemiştir.
    Açıklanan nedenle, davalı idarenin temyiz isteminin kabulü ile, temyize konu Daire kararının, dava konusu Yönetmeliğin 9. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi yönünden bozulması gerektiği oyuyla, kararın bu kısmına katılmıyorum.

    KARŞI OY
    XXX- Dava konusu Yönetmeliğin 19. maddesinin 1. fıkrasının (ğ) bendinin 2. alt bendindeki "plan kararı gerekmeden" ibaresi ile 4. alt bendindeki "plan değişikliği gerektirmeksizin" ibaresi yönünden;
    Dava konusu Yönetmeliğin 19. maddesinin 1. fıkrasının (ğ) bendinde, "(1) Bu Yönetmelikte tanımlanan kullanım alanlarına ilişkin yapılaşma koşulları aşağıdaki gibidir:
    ...
    ğ) Ticaret+Konut, Turizm+Ticaret, Turizm+Ticaret+Konut gibi karma kullanım alanları: Tek başına konut olarak kullanılmamak koşuluyla, ticaret, turizm, konut kullanımlarından konut hariç sadece birinin veya ikisinin veya tamamının birlikte yer aldığı alanlardır. Bu alanlarda;
    ...
    2) Bu alanlarda ayrıca plan kararı gerekmeden gerçek ve tüzel kişilere veya kamuya ait; yurt, kurs, ticari katlı otopark, sosyal ve kültürel tesisler yapılabilir.
    ...
    4) Konut, ticaret, turizm alanlarının her biri için belirlenen plan değişikliği gerektirmeksizin yapılabilecek yapılar, aynı şartlar çerçevesinde karma kullanım alanlarında da yapılabilir. Ancak bu durumda, karma kullanımın bir alanı dikkate alınarak yapılacak uygulama karma kullanımın diğer alanına göre gerekli koşullara aykırılık teşkil etmemesi gerekir." düzenlemelerine yer verilmiştir.
    Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği'nin ticaret alanlarındaki yapılaşmaları düzenleyen 19. maddesinin 1. fıkrasının (g) bendi ile dava konusu düzenlemelerde sayılan yapıların aynı mahiyette olduğu açıktır.
    Ticaret-konut-turizm karma kullanımlarının birlikte bulunabileceği karma kullanım türlerinin niteliği gözetildiğinde, bu alanlarda imar planı kararı ve imar planı değişikliği gerektirmeden yapılabilecek olan yurt, kurs, katlı ticari otopark ve sosyal ve kültürel tesislerin karma kullanımda sayılan kullanım türlerinin birarada bulunabilecek tesisler olduğu, sayılan kullanımlarla bağdaşmayacak bir kullanım türü olmadığı anlaşıldığından, dava konusu Yönetmeliğin anılan ibarelere ilişkin kısmında imar mevzuatına aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
    Açıklanan nedenle, davalı idarenin temyiz isteminin kabulü ile, temyize konu Daire kararının, dava konusu Yönetmeliğin 19. maddesinin 1. fıkrasının (ğ) bendinin 2. alt bendindeki "plan kararı gerekmeden" ibaresi ile 4. alt bendindeki "plan değişikliği gerektirmeksizin" ibaresi yönünden bozulması gerektiği oyuyla, kararın bu kısmına katılmıyorum.

    KARŞI OY
    XXXX- Dava konusu Yönetmeliğin 19. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinin 3. alt bendi yönünden;
    Dava konusu Yönetmeliğin 19. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinin 3. alt bendinde,
    "(1) Bu Yönetmelikte tanımlanan kullanım alanlarına ilişkin yapılaşma koşulları aşağıdaki gibidir:
    ...
    c) Park alanları: Bu alanlarda encümen kararıyla;
    ...
    3) Tabii veya tesviye edilmiş toprak zemin altında kalmak üzere, ağaçlandırma için TSE standartlarında öngörülen yeterli derinlikte toprak örtüsünün sağlanması kaydıyla kapalı otopark,
    ...
    yapılabilir." düzenlemelerine yer verilmiştir.
    Yukarıda yer verilen düzenlemede, otoparkın, imar planı ile belirlenmek ve mevcut ağaç dokusu dikkate alınarak tabii zemin veya tesviye edilmiş toprak zemin altında kalmak üzere, ağaçlandırma ve bitkilendirme için yeterli derinlikte toprak örtüsü olması ve standartları sağlaması kaydıyla park içinde yer alabileceği belirtilmiş olup; bu haliyle madde hükmü ile getirilen otopark kullanımının, parkın altında kalan zemin altı otoparkı şeklinde anlaşılması gerektiği açıktır.
    Bu durumda, zemin altı otoparkı şeklindeki kullanımın park alanınının daraltılması ya da parkın otoparka dönüşümü sonucunu doğurmayacağından, bu haliyle, uyuşmazlık konusu düzenlemede hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
    Açıklanan nedenle, davalı idarenin temyiz isteminin kabulü ile, temyize konu Daire kararının, dava konusu Yönetmeliğin 19. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinin 3. alt bendi yönünden bozulması gerektiği oyuyla, kararın bu kısmına katılmıyoruz.

    KARŞI OY
    XXXXX- Dava konusu Yönetmeliğin 19. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinin 2. alt bendi yönünden;
    Dava konusu Yönetmeliğin 19. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinin 2. alt bendinde,
    "(1) Bu Yönetmelikte tanımlanan kullanım alanlarına ilişkin yapılaşma koşulları aşağıdaki gibidir:
    ...
    ç) Piknik ve eğlence (rekreasyon) alanları: Bu alanlarda encümen kararıyla;
    ...
    2) Açık otopark ile tabii veya tesviye edilmiş toprak zemin altında kalmak üzere, ağaçlandırma için TSE standartlarında öngörülen yeterli derinlikte toprak örtüsünün sağlanması kaydıyla kapalı otopark,
    ...
    yapılabilir." düzenlemelerine yer verilmiştir.
    Yukarıda yer verilen düzenlemede, otoparkın, imar planı ile belirlenmek ve mevcut ağaç dokusu dikkate alınarak tabii zemin veya tesviye edilmiş toprak zemin altında kalmak üzere, ağaçlandırma ve bitkilendirme için yeterli derinlikte toprak örtüsü olması ve standartları sağlaması kaydıyla rekreasyon alanları içinde yer alabileceği belirtilmiş olup; bu haliyle madde hükmü ile getirilen otopark kullanımının, rekreasyon alanı altında kalan zemin altı otoparkı şeklinde anlaşılması gerektiği açıktır.
    Bu durumda, zemin altı otoparkı şeklindeki kullanımın rekreasyon alanınının daraltılması ya da otoparka dönüşümü sonucunu doğurmayacağından, bu haliyle, uyuşmazlık konusu düzenlemede hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
    Açıklanan nedenle, davalı idarenin temyiz isteminin kabulü ile, temyize konu Daire kararının, dava konusu Yönetmeliğin 19. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinin 2. alt bendi yönünden bozulması gerektiği oyuyla, kararın bu kısmına katılmıyoruz.



    Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

    Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


    Avukat Web Sitesi