Abaküs Yazılım
İdare Dava Daireleri Kurulu
Esas No: 2021/2813
Karar No: 2022/2138
Karar Tarihi: 13.06.2022

Danıştay İdare Dava Daireleri Kurulu 2021/2813 Esas 2022/2138 Karar Sayılı İlamı

DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU         2021/2813 E.  ,  2022/2138 K.

    "İçtihat Metni"

    T.C.
    D A N I Ş T A Y
    İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
    Esas No : 2021/2813
    Karar No : 2022/2138

    TEMYİZ EDENLER : 1- (DAVACI): … Odası
    VEKİLİ: Av. …

    2- (DAVALI): … Bakanlığı
    VEKİLİ: Hukuk Müşaviri …

    İSTEMLERİN KONUSU : Danıştay Altıncı Dairesinin 03/02/2021 tarih ve E:2017/4840, K:2021/1114 sayılı kararının davanın reddine ilişkin kısımlarının davacı tarafından, iptale ilişkin kısımlarının ise davalı idare tarafından temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

    YARGILAMA SÜRECİ :
    Dava konusu istem: 03/07/2017 tarih ve 30113 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği'nin öncelikle tümüyle, bu talebin kabul görmemesi halinde ise; 4. maddesinin 1. fıkrasının (ü) bendindeki "Eğitim tesisleri alanı" tanımındaki "özel" ibaresinin, (aa) bendindeki "Fenni mesul" tanımının, (uu) bendindeki "Kazı izni" tanımının, (yy) bendindeki "Konut alanı" tanımı ile 19. maddesinin 1. fıkrasının (f) bendindeki "Konut alanı" başlığı altındaki düzenlemelerin, 4. maddesinin 1. fıkrasının (hhhh) bendindeki "Ticaret alanı" tanımı ile 19. maddesinin 1. fıkrasının (g) bendindeki "Ticaret alanı" başlığı altındaki düzenlemelerin, 4. maddesinin 1. fıkrasının (ıııı) bendindeki "Ticaret+Konut, Turizm+Ticaret, Turizm+Ticaret+Konut" tanımı ile 19. maddesinin 1. fıkrasının (ğ) bendindeki düzenlemelerin, 4. maddesinin 1. fıkrasının (ddd) bendindeki "Meydan" tanımının, (fff) bendindeki tanım ile 66. maddesindeki "Mimari estetik komisyonu" düzenlemelerinin, 4. maddesinin 1. fıkrasının (rrr) bendindeki "Sağlık tesisleri alanı" tanımının, (şşş) bendindeki "Sicil durum taahhütnamesi" tanımının, (vvv) bendinin 1. alt bendi ile 19. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendindeki "Stadyum" tanımlarının, 19. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendindeki "Spor ve oyun alanları" tanımının, 4. maddesinin 1. fıkrasının (vvvv) bendinin 2. alt bendindeki "Parklar" tanımı ile 19. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinin, 4. maddesinin 1. fıkrasının (zzzz) bendindeki "Yüksek nitelikli konut (rezidans)" tanımı ile 19. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendindeki "Merkezi iş alanı" tanımının, 5. maddesinin 1. fıkrası ile 55. maddesinin 16. fıkrasının birinci cümlesindeki "mülkiyeti sorunlu" ibarelerinin, 5. maddesinin 8. ve 16. fıkrasının, 7. maddesinin 3. fıkrasının, 9. maddesinin, 19. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinin 2. alt bendinin, 20. maddesinin 8. fıkrasının, 22. maddesinin, 28. maddesinin 1. fıkrasının, 54. maddesinin 7 ve 8. fıkralarının, 56. maddesinin 8. fıkrasının, 57. maddesinin 18, 19, 20, 21 ve 23. fıkralarının, 63. maddesinin, 64. maddesinin 12. fıkrasının, 68. maddesinin, 69. maddesinin 2 ve 5. fıkralarının iptali ile 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 8. maddesinin 1. fıkrasının (j) bendinin Anayasa'ya aykırı olduğu iddiasıyla iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulması istenilmiştir.
    Daire kararının özeti: Danıştay Altıncı Dairesinin 03/02/2021 tarih ve E:2017/4840, K:2021/1114 sayılı kararıyla;
    Dairelerinin 12/07/2018 tarih ve E:2017/4840 sayılı kararı ve Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 16/05/2019 tarih ve YD İtiraz No:2019/486 sayılı kararları üzerine, dava konusu Yönetmelik hükümlerinde değişiklik yapılmış ise de, incelemenin, dava açıldığı esnada yürürlükte bulunan hükümlere göre yapıldığı belirtilerek;
    1. Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği'nin (Yönetmelik) 4. maddesinin 1. fıkrasının (ü) bendindeki "Eğitim tesisleri alanı" tanımındaki "özel" ibaresi yönünden;
    14/06/2014 tarih ve 29030 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği'nin 5. maddesinin 1. fıkrasının (i) bendinde, sosyal altyapı alanlarının, birey ve toplumun kültürel, sosyal ve rekreatif ihtiyaçlarının karşılanması ve sağlıklı bir çevre ile yaşam kalitelerinin artırılmasına yönelik kamu veya özel sektör tarafından yapılan eğitim, sağlık, dini, kültürel ve idari tesisler, açık ve kapalı spor tesisleri ile park, çocuk bahçesi, oyun alanı, meydan, rekreasyon alanı gibi açık ve yeşil alanlara verilen genel isim olarak tanımlandığı,
    Anılan Yönetmeliğin eklerinde yer alan nazım ve uygulama imar planı gösterimleri gereğince, özel sağlık ve özel eğitim tesislerinin, nazım ve uygulama imar planlarında özel sağlık ve özel eğitim tesis alanı olarak gösterilmesi gerektiği
    Her ne kadar, davacı tarafından, "eğitim" alanlarının, Yönetmelik hükmü gereği özel kişiler tarafından da yapılabilmesine olanak tanınması nedeniyle, "ticari tesis" olarak gösterilmesi gerektiği ileri sürülmekte ise de, Yönetmelik hükmünde örnekleme yolu ile sayılan kullanımlardan anlaşılacağı üzere, bu tesislerin özü itibarıyla ticari değil, kamusal kullanımları barındırdığı, teşekkülünden de asli olarak kamunun sorumlu olduğu, mülkiyet ve işletme yönünden özel kişilere de imkan tanınmasının, bu kullanımı tek başına "ticari tesis" haline getirmeyeceği, nihayetinde uyuşmazlık konusu bent hükmünde imar mevzuatına aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşıldığı,
    Öte yandan, davacı tarafından, bent hükmüyle dolaylı olarak halkın donatı ihtiyacına kısıtlama getirildiği öne sürülmekte ise de, mekansal alanlarda yaşayacak projeksiyon nüfusun ihtiyacı olan sosyal ve teknik altyapı alanlarına ilişkin alan büyüklükleri ve standartların Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği'nde belirlendiği, dava konusu edilen bent hükmüyle sosyal donatı alanlarına doğrudan ya da dolaylı bir sınırlama getirilmediği anlaşıldığından, davacının söz konusu iddiasına itibar edilmediği,
    2. Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (rrr) bendindeki "Sağlık tesisleri alanı" tanımındaki "özel" ibaresi yönünden;
    Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği'nin 5. maddesinin 1. fıkrasının (i) bendinde, sosyal altyapı alanlarının, birey ve toplumun kültürel, sosyal ve rekreatif ihtiyaçlarının karşılanması ve sağlıklı bir çevre ile yaşam kalitelerinin artırılmasına yönelik kamu veya özel sektör tarafından yapılan eğitim, sağlık, dini, kültürel ve idari tesisler, açık ve kapalı spor tesisleri ile park, çocuk bahçesi, oyun alanı, meydan, rekreasyon alanı gibi açık ve yeşil alanlara verilen genel isim olarak tanımlandığı,
    Anılan Yönetmeliğin eklerinde yer alan nazım ve uygulama imar planı gösterimleri gereğince, özel sağlık ve özel eğitim tesislerinin, nazım ve uygulama imar planlarında özel sağlık ve özel eğitim tesis alanı olarak gösterilmesi gerektiği,
    Sağlık tesisleri alanlarının tanımı yapılırken bu alanların kamusal ya da ticari niteliğine değil, mekansal alanda söz konusu kullanım kararının ifa edeceği fonksiyon türüne tanımlama getirildiği, mekansal planlarda projeksiyon nüfus ayrılması gereken en az sağlık tesisi alanı miktarının belirlenmesi ile kamu veya özel sağlık tesisleri alanı yerleşim ve oran kriterlerinin belirlenmesinin Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği'ne bırakıldığının açık olduğu,
    Her ne kadar, sağlık alanlarının, Yönetmelik hükmü gereği özel kişiler tarafından da yapılabilmesine olanak tanınması nedeniyle "ticari tesis" olarak gösterilmesi gerektiği ileri sürülmekte ise de, Yönetmelik hükmünde örnekleme yolu ile sayılan kullanımlardan anlaşılacağı üzere, bu tesislerin özü itibarıyla ticari değil, kamusal kullanımları barındırdığı, teşekkülünden de asli olarak kamu idarelerinin sorumlu olduğu, mülkiyet ve işletme yönünden özel kişilere de imkan tanınmasının, bu kullanımı tek başına "ticari tesis" haline getirmeyeceği, nihayetinde uyuşmazlık konusu bent hükmünde imar mevzuatına aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşıldığı,
    3. Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (aa) bendindeki "Fenni mesul" tanımı yönünden;
    3194 sayılı İmar Kanunu'nun 28 ve 38. maddeleri ile 6235 sayılı Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Kanunu'nun 33. maddesindeki düzenlemelere yer verilerek,
    Uyuşmazlığa konu Yönetmelik hükmündeki fenni mesul tanımında yer alan "uzmanlığı haiz meslek mensupları" ifadesinden kastın, 3194 sayılı Kanun'un 28 ve 38. maddelerinde yer alan uzmanlık, çalışma konuları ve ilgili Kanunlarına göre, mühendisler, mimarlar ve şehir plancılarının olduğu anlaşıldığından, uyuşmazlık konusu bent hükmündeki fenni mesul tanımında imar mevzuatına aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşıldığı,
    4. Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (uu) bendindeki "Kazı izni" tanımı yönünden;
    Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği'nin 5. maddesinin 23. fıkrasında, ilgili idareden yol kotu belgesi ile yapı ruhsatı veya kazı izni alınmadan, tabii zeminde hiçbir şekilde kazı veya dolgu yapılamayacağı; 59. maddesinin 3. fıkrasında da, yapı ruhsatı başvurusu yapılan bir parselde, mimari projenin ilgili idaresince onaylanmasını müteakip, fenni mesul ve iş güvenliği sorumluluğunun üstlenilmesi, uygulamaların şantiye şefi tarafından yürütülmesi, yapı sahibi ve müteahhidi tarafından yapı ruhsatı alınmadan yapının inşasına başlamayacağına dair noter taahhütnamesi verilmesi kaydıyla, ruhsatı veren idarenin uygun görüşü ile kazı izni verilebileceği hususlarının hüküm altına alındığı,
    Bu haliyle, uyuşmazlığa konu kazı izni tanımı ve içeriğinin, Yönetmeliğin anılan hükümlerinde öngörülen koşullar birlikte değerlendirildiğinde, dava konusu tanımda yer alan iznin inşaat faaliyetlerinde sağlık ve güvenlik sorunlarına neden olmayacağı, aksine zeminin inşaata müsait olup olmadığı (tarihi eser bulunması vb.) yönünden yapılacak ön çalışma niteliğinde olduğu anlaşıldığından, dava konusu tanımda imar mevzuatına aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı,
    Diğer taraftan, dava konusu hükümde "özellik arz eden yapılar" ifadesine yer verilmişse de, bu ifadenin Yönetmelik'te tanımı yapılmadığı gibi kapsamı ve niteliğinin de anlaşılamadığı, bu haliyle farklı uygulamalara neden olacağı ve yargısal denetiminin dahi yapılamayacak kadar muğlak olan "özellik arz eden yapılar" ifadesinde imar mevzuatına uyarlık görülmediği,
    Her ne kadar, Dairelerince, davacının istemiyle bağlı kalınarak, Yönetmelik maddesinde yer alan "Kazı izni" tanımına yönelik olarak imar mevzuatına aykırılık bulunmadığı, "özellik arz eden yapılar" ifadesine yönelik olarak ise imar mevzuatına uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmış ise de, dava konusu Yönetmelik düzenlemesinin "özellik arz eden yapılar" ibaresi dışında kalan kısımlarının bu haliyle uygulanması durumunda, düzenlemenin amacının aşılmasının söz konusu olacağı, bu nedenle, anılan maddenin tümüyle yeniden düzenlenmesi gerektiği sonucuna varıldığı,
    5. Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (ddd) bendindeki "Meydan" tanımı yönünden;
    Uyuşmazlığa konu tanımın içeriği ile Yönetmeliğin 19. maddesindeki düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, meydanların alt kısmında yapılmasına izin verilen otoparkların, imar planlarında belirtileceği, alanın özelliğini bozmayacağı, özel mülkiyete konu edilmeyeceği, tabii veya tesviye edilmiş toprak zemin altında kalacağı, üstünde ağaçlandırma için TSE standartlarında öngörülen yeterli derinlikte toprak örtüsü yer alacağı anlaşıldığından, uyuşmazlığa konu meydan tanımında imar mevzuatına aykırılık görülmediği,
    6. Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (şşş) bendindeki "Sicil durum taahhütnamesi" tanımı yönünden;
    Yönetmeliğin 68. maddesinin 9. fıkrası uyarınca, meslek Odalarının, serbest sanat icrasından men'i veya Odadan ihraç kararı alınan veya istifa ederek üyeliğini veya büro tescilini sona erdiren veya adına büro tescili bulunup vefat eden üyelerini derhal merkez yapı denetim komisyonu ile bütün ilgili yerlere ve kuruluşlara elektronik ortamda bildirmek zorunda oldukları, bu bilgilerin aynı zamanda Bakanlığa yazılı olarak gönderilmesinin zorunlu olduğu, ilgili idarelerin, mimar ve mühendislerin kısıtlılık durumunu Bakanlığın yapı denetim sisteminden kontrol ederek yapı ruhsatı ve yapı kullanma izin belgelerini düzenleyecekleri açık olduğundan, gerçeğe aykırı belge verenler ya da beyanda bulunanlar hakkında yasal işlem yapılacağı hususunda başvuru sahiplerinin bilgilendirilmesi amacıyla sicil durum taahhütnamesi istenmesinde imar mevzuatına aykırılık görülmediği,
    7. Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (fff) bendindeki "Mimari estetik komisyonu" tanımı ile 66. maddesinin 1, 2, 5 ve 8. fıkraları yönünden;
    (Uyuşmazlığın niteliği itibarıyla, Daire kararının özeti, bu kararın "Hukuki Değerlendirme" bölümünde belirtilmiştir.)
    8. Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (yy) bendindeki "Konut alanı" tanımı ile 19. maddesinin 1. fıkrasının (f) bendinin 1. alt bendi yönünden;
    (Uyuşmazlığın niteliği itibarıyla, Daire kararının özeti, bu kararın "Hukuki Değerlendirme" bölümünde belirtilmiştir.)
    9. Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (hhhh) bendindeki "Ticaret alanı" tanımı ile 19. maddesinin 1. fıkrasının (g) bendinin 3 ve 4. alt bentleri yönünden;
    Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliği'nin eklerinde yer alan nazım ve uygulama imar planı gösterimleri gereğince, özel sağlık ve özel eğitim tesislerinin, nazım ve uygulama imar planlarında özel sağlık ve özel eğitim tesis alanı olarak gösterilmesi gerektiği,
    Her ne kadar, uyuşmazlığa konu Yönetmelik hükümlerinde ticaret alanlarında özel sağlık ve eğitim tesisleri, kurs ve etüt merkezleri yapılabileceği belirtilmiş ise de, sağlık ya da eğitim tesisleri alanlarının tanımı yapılırken bu alanların kamusal ya da ticari niteliğine değil, mekansal alanda söz konusu kullanım kararının ifa edeceği fonksiyon türüne tanımlama getirildiği, mekansal planlarda projeksiyon nüfus ayrılması gereken en az sağlık tesisi alanı miktarının belirlenmesi ile kamu veya özel sağlık tesisleri alanı yerleşim ve oran kriterlerinin belirlenmesinin Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği'ne bırakıldığı,
    Bu tesislerin özü itibarıyla ticari değil, kamusal kullanımları barındırdığı, teşekkülünden de asli olarak kamu idarelerinin sorumlu olduğu, mülkiyet ve işletme yönünden özel kişilere de imkan tanınmasının, bu kullanımı tek başına "ticari tesis" haline getirmeyeceği, her biri Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği eki gösterimlerde ayrı lejantlarla gösterilen ve farklı fonksiyonlara tekabül eden, ulaşım başta olmak üzere sosyal ve teknik altyapıya getireceği yük birbirinden çok farklı olan kullanım kararlarının 1/5000 ölçekli nazım imar planında ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planında bu alanların konusuna göre sağlık ya da eğitim (özel sağlık veya özel eğitim tesis alanı ya da etüt ve kurs merkezi) tesis alanında yer alması gerektiği,
    Öte yandan, davacı tarafından ticaret alanı tanımını içeren ve Yönetmeliğin 19. maddesinin 1. fıkrasının (g) bendine atıf yapan 4. maddesinin 1. fıkrasının (hhhh) bendinin de iptali istenilmiş ise de; anılan bentteki ticaret alanına yönelik tanımda hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşıldığı,
    Diğer taraftan, 4. maddenin 1. fıkrasının (hhhh) bendine yönelik ileri sürülen hukuka aykırılık nedenlerinin, Dairelerince Yönetmeliğin 19. maddesinin 1. fıkrasının (g) bendinde değerlendirilerek ticaret alanında yapılmasına olanak tanınan kullanımlara yönelik iptal kararı verildiğinden, artık ticaret alanlarında iptaline karar verilen kullanımların yapılmasına hukuken olanak bulunmadığı
    Bu itibarla, Yönetmeliğin 4. maddenin 1. fıkrasının (hhhh) bendinde ticaret alanlarında yer alacak kullanımları belirleyen Yönetmeliğin 19. maddesine atıf yapılmasının, bu maddenin tanım maddesi olmasının doğal bir sonucu olarak hukuka aykırılık nedeni olarak görülemeyeceği,
    Bu nedenle, Yönetmeliğin 19. maddesinin 1. fıkrasının (g) bendinin dava konusu 3 ve 4. alt bentlerinde imar mevzuatına uyarlık bulunmadığı,
    10. Yönetmeliğin 4. maddesinin (ıııı) bendinde yer alan "Ticaret+Konut, Turizm+Ticaret, Turizm+Ticaret+Konut" karma kullanım alanları tanımı ile 19. maddesinin 1. fıkrasının (ğ) bendindeki "konut kullanımı emsale konu alanın % 20’sini aşamaz." kısmı ile "plan kararı gerekmeden" ve "plan değişikliği gerektirmeksizin" ibareleri yönünden;
    (Uyuşmazlığın niteliği itibarıyla, Daire kararının özeti, bu kararın "Hukuki Değerlendirme" bölümünde belirtilmiştir.)
    11. Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (vvv) bendinin 1. alt bendindeki "Stadyum" tanımı ile 19. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendi yönünden;
    Stadyum alanlarında profesyonel ya da amatör müsabakaların yapılması söz konusu olduğundan, sportif faaliyetlerin icra edileceği saha ve mekânların, ulusal ve uluslararası standartlar çerçevesinde somut olarak belirlendiği, böylelikle standart ölçülerle belirlenen müsabaka alanlarının hiçbir şekilde kısıtlanmasının mümkün olamadığı, stadyum alanlarını diğer "spor ve oyun alanları"ndan ayıran en önemli unsurun bu husus olduğu,
    Diğer bir unsurun ise, baskın kullanımı spor müsabakalarının yapıldığı alanlar olmakla beraber, kent ölçeğinde nüfusa hitap eden stadyumların, baskın kullanımı ile bağdaşabilen yapı ve tesisleri içeresinde barındırabilen kompleks yapılar olmasından kaynaklandığı, sportif ve kültürel işlevi de bulunan bu tesislerin, çoğu zaman stadyumların eklentisi olmaktan ziyade, sportif alanlardan ayrı düşünülemeyen bir bütünün ayrılamaz parçaları haline geldiği, bu nedenle, planlama aşamasında ilgili idareler tarafından, plan kararı üretilirken, "stadyum" alanlarının yalnızca müsabaka günleri esas alınarak değil, her takvim günü nüfus çekici etkisi dikkate alınarak konumlandırılması ve söz konusu plan kararına yönelik yapılacak yargısal denetimin de bu çerçevede "stadyum" alanlarının kompleks kullanımları barındıran kullanımlar olma niteliği nazara alınarak yapılması gerektiği,
    Bu durumda, bu tesislerin yol veya meydan altını kapsaması halinde dahi, ayrı bir tescile tabi olmadığı ve Yönetmeliğin amir hükmü ile stadyum projesi bütünlüğü içerisinde imar planı kararı ile yapılabilecek, çarşı, alışveriş birimi gibi ticari mekanları da kapsayan bu tesislerin büyüklüğünün, spor tesis alanının %20'lik kısmı ile sınırlandırılmış olduğu da dikkate alındığında, uyuşmazlık konusu "stadyum" tanımı ve kapsamında imar mevzuatına aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı,
    12. Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (zzzz) bendindeki "Yüksek nitelikli konut (rezidans)" tanımı ile 19. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi yönünden;
    (Uyuşmazlığın niteliği itibarıyla, Daire kararının özeti, bu kararın "Hukuki Değerlendirme" bölümünde belirtilmiştir.)
    13. Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (vvvv) bendinin 2. alt bendindeki "Parklar" tanımı ile 19. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi yönünden;
    (Uyuşmazlığın niteliği itibarıyla, Daire kararının özeti, bu kararın "Hukuki Değerlendirme" bölümünde belirtilmiştir.)
    14. Yönetmeliğin 5. maddesinin 1. fıkrası ile 55. maddesinin 16. fıkrasında geçen "mülkiyeti sorunlu olan alanlarda" ibareleri yönünden;
    3194 sayılı İmar Kanunu'nun 22. maddesinde, "Yapı ruhsatiyesi almak için belediye, valilik bürolarına yapı sahipleri veya kanuni vekillerince dilekçe ile müracaat edilir. Dilekçeye, sadece tapu (istisnai hallerde tapu senedi yerine geçecek belge) mimari proje, statik proje, elektrik ve tesisat projeleri,resim ve hesapları röperli veya yoksa, ebatlı kroki eklenmesi gereklidir." hükmüne yer verildiği,
    İlgili idarelerce üst normlara uygun olarak tesis edilen düzenleyici işlemlerin de "hukuki belirlilik ilkesi" gereği, açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olması gerektiği,
    Davalı idarece, dava konusu Yönetmelik maddelerinde öngörülen "mülkiyeti sorunlu olan alanlarda" ibarelerinin, İmar Kanunu uyarınca yapı ruhsatı almak için müracaat edilirken istisnai hallerde sunulması gereken belgeler arasında yer alan, tapu senedi yerine geçecek belgeleri açıklamaya yönelik olduğu belirtilmiş ise de, söz konusu ibarenin, dayanağı Kanun hükmünde yer almadığı gibi, dava konusu Yönetmelik'te tanımının da yapılmadığı,
    Bu durumda, Yönetmeliğin 5. maddesinin 1. fıkrası ile 55. maddesinin 16. fıkrasında yer verilen "mülkiyeti sorunlu olan alanlarda" ibarelerinin açık ve net olmadığı, muğlaklık içerdiği değerlendirildiğinden, söz konusu ibarelerin bu haliyle hukuki belirlilik ilkesine aykırı olduğu sonucuna varıldığı,
    15. Yönetmeliğin 5. maddesinin 8. fıkrası, 20. maddesinin 8. fıkrası ile 22. maddesi yönünden;
    (Uyuşmazlığın niteliği itibarıyla, Daire kararının özeti, bu kararın "Hukuki Değerlendirme" bölümünde belirtilmiştir.)
    16. Yönetmeliğin 5. maddesinin 16. fıkrası yönünden;
    3194 sayılı İmar Kanunu'nun 4. maddesinde, "2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu, bu Kanunun ilgili maddelerine uyulmak kaydı ile 2960 sayılı İstanbul Boğaziçi Kanunu ve 3030 sayılı Büyükşehir Belediyelerinin Yönetimi Hakkında Kanun ile diğer özel kanunlar ile belirlenen veya belirlenecek olan yerlerde, bu Kanunun özel kanunlara aykırı olmayan hükümleri uygulanır." hükmüne yer verildiği,
    Planlama sisteminde ve yapılaşma haklarında eşitlik ilkesinden söz edilerek dava konusu Yönetmelik hükmü ile bu ilkenin ihlal edildiği iddia edilmekte ise de, eşitlik ilkesinin aynı konum ve şartlarda bulunanların aynı kurallara tabi olması şeklinde anlaşılması gereken bir ilke olduğu, yapılan değişiklikle öngörülenin, esasen değişiklik öncesinde de var olan ve genel kurala istisna olarak eklenen fıkra hükmünün ise, imal edilmesi düşünülen yapıların içerdiği kamu yararının farklılaşması nedeniyle öngörüldüğü, bu haliyle eşitlik ilkesinin zedelenmesinden söz edilemeyeceği,
    Kaldı ki, imar planı hükümleri ile Yönetmeliğe nazaran getirilecek farklılıkların, imar ve şehircilik ilkelerinden sorumsuz ve sınırsız bir yapılaşmayı öngörmesinin de mümkün olmadığı, ayrıca, idarelerin diğer tüm işlemleri gibi imar planlarının da dava edilmesi halinde yargı denetimine tabi olduğu,
    Bu durumda, dava konusu edilen Yönetmelik düzenlemesinde imar mevzuatına aykırılık bulunmadığı,
    17. Yönetmeliğin 7. maddesinin 3. fıkrası yönünden;
    3194 sayılı İmar Kanunu'nun, dava konusu Yönetmeliğin yayımlandığı tarihte yürürlükte olan haliyle 15, 17 ve 18. maddelerindeki düzenlemelere yer verilerek,
    04/07/2019 tarih ve 7181 sayılı Kanun'un 8. maddesi ile 3194 sayılı Kanun'un 15. maddesine 5. fıkra olarak, "Mevcut hâliyle yapılaşmaya elverişli olmayan imar parsellerinde; maliklerden birinin talebi üzerine veya doğrudan, parsel maliklerine kendi aralarında anlaşmaları için yapacağı tebliğden itibaren üç ay içerisinde maliklerce anlaşma sağlanamaması hâlinde, resen tevhit ve fiilî duruma göre ifraz yoluyla işlem yapmaya ilgili idare yetkilidir." hükmünün eklendiği,
    Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği'nin 5. maddesinin 13. fıkrasında, koruma amaçlı imar planlarında parselasyon planı yapılması mümkün olmayan durumlar hariç olmak üzere, imar adasında parselasyon planı yapılmadan bu adadaki parsellerde ifraz ve tevhit yapılamayacağı, İmar Kanununun 18 İnci Maddesi Uyarınca Yapılacak Arazi ve Arsa Düzenlemesi İle İlgili Esaslar Hakkında Yönetmeliğin 15. maddesinde ise, arazi ve arsa düzenlemesi yapılmış imar adalarındaki bir veya birkaç parselde, meskun alanlardaki kadastro parsellerinde, maliklerin müracaatı üzerine imar planı ve mevzuatına uygun olmak şartıyla ifraz ve tevhit işlemleri yapılabileceğinin öngörüldüğü,
    Yukarıda yer verilen mevzuat düzenlemelerinden anlaşılacağı üzere, arsa ve arazilerin, öncelikle malikleri veya diğer hak sahiplerinin muvafakatı aranmaksızın yapılan parselasyon işlemiyle ya da parselasyon işlemi yapılamaması durumunda istisna olarak imar planında hüküm varsa ya da doğrudan davalı idarece re'sen, yoksa müracaat üzerine yapılan ifraz ve tevhit işlemleri ile imar planına uygun parsel haline getirilmesi gerektiği,
    Bu işlemler yoluyla, öznel ve somut nitelikte arsa ve arazi düzenlemesi gerçekleştirilerek imar planıyla getirilen kullanım amaçlarına uygun şekilde ve yapılaşmaya elverişli imar parsellerinin oluşumunun sağlandığı,
    Başka bir ifadeyle, istisnalar hariç olmak üzere bir alanda ifraz ve tevhit işlemlerinin yapılabilmesi için uygulama imar planının ve bu plan uyarınca parselasyon işlemlerinin tamamlanmış olması ve maliklerce anlaşma sağlanamaması hâlinde, re'sen tevhit ve fiilî duruma göre ifraz yoluyla işlem yapmaya ilgili idarenin yetkili kılındığı,
    Uyuşmazlığa konu düzenleme ile, mevcut haliyle yapılaşmaya elverişli olmayan parsellere ilişkin olarak, ilgili idarenin tebliğ tarihinden itibaren 3 ay içerisinde parsellerin maliklerinin kendi aralarında anlaşamadığı takdirde re'sen tevhit ve ifraz yoluyla işlem yapmaya ilgili idare yetkili kılınmak suretiyle, mevcut haliyle yapılaşma imkanı olmayan parsellerin tevhit ve ifraz edilmeleri ile imar planına uygun hale getirilerek yapılaşmasına imkan verildiği, aksi halde bu parsellerin yapılaşma imkanının bulunmadığı, kaldı ki, tevhit işlemi neticesinde, parselin mülkiyetinin parsel malikinden alınmayıp sadece parselin hisse oranı korunmak suretiyle müşterek mülkiyet tesis edildiğinden, davacının mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına itibar edilmediği,
    Bu durumda, imar planına uygun olarak düzgün imar parsellerinin oluşturulması ve mülkiyet sahiplerine yapılaşabilecekleri imar parsellerinin tahsis edilmesi amaçlandığından, dava konusu düzenlemede hukuka aykırılık bulunmadığı,
    18. Yönetmeliğin 9. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi yönünden;
    Mülga Planlı Alanlar Tip İmar Yönetmeliği'nin kabul edildiği 1985 yılından, 01/06/2013 tarihinde Planlı Alanlar Tip İmar Yönetmeliği'nde yapılan değişikliğe kadar, uyuşmazlık konusu hükümde kat adedi ile birlikte yapıların metre cinsinden maksimum yüksekliğinin de belirtildiği, böylelikle yapıların varsa ön bahçe mesafesi ve yol genişliği toplamının, bina yüksekliği ile ilişkilendirilmesi suretiyle yapı yüksekliğine yönelik belirsizlik oluşmaması, ayrıca bina bloklarının birbirlerinin güneşini, ışığını kesmelerinin ve yaşam kalitelerini olumsuz etkilemelerinin kontrol altında tutulmasının sağlandığı,
    08/09/2013 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan değişiklikle, 1985 yılına ait Yönetmelik'te yer alan kat sayılarına dönüldüğü, ayrıca 25 ila 50 metre arasında genişliği olan yollar için de en çok kat sayılarının tanımlandığı ancak yeni düzenlemede dahi metre cinsinden bina yüksekliklerinin tanımlanmadığı,
    Gelişen teknoloji ve yaşam tarzındaki değişikliklere bağlı olarak inşa edilen yapıların sınıf ve niteliklerinde de dönüşüm kaçınılmaz olduğundan, yapıların emsal hesabı dışında tutulan otopark, tesisat katı vb. bölümlerinde gerek yatay gerekse dikey doğrultuda daha fazla alana ihtiyaç doğduğu,
    Bu noktada, gerek yapı yoğunluğunun, gerekse yapı yüksekliğinin İmar Kanunu'nun genel amacına uygun olarak kontrolünün sağlanmasının, eskiye nazaran daha fazla önem arz ettiğinden belirleyici kural ihdas edilmesinin zorunlu hale geldiği,
    Söz konusu çekincenin bertaraf edilmesine elverişli kuralın ise Yönetmeliğin sözü edilen değişiklik öncesi halinde mevcut olduğu, yapı yüksekliğinin metre cinsinden, yol genişliğine göre belirlenmesine ilişkin kuralın kaldırılmasına ilişkin Yönetmelik değişikliğinin, uyuşmazlık konusu Yönetmelik hükmünü hukuka aykırı hale getirdiği,
    Bu haliyle, yapılar için dikey limitlerin belirlenmesi adına yalnız kat adedi sınırlamasına yer verilmesinin eksik kaldığı, parsellerin cephe aldığı metre cinsinden yol en kesitleriyle ilişkili olarak, kat adedi ile birlikte en fazla yüksekliğin de metre cinsinden tabloda belirtilmesi zorunlu olduğundan, dava konusu düzenlemede imar mevzuatına uyarlık bulunmadığı,
    19. Yönetmeliğin 19. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendi yönünden;
    Dairelerinin (mülga Planlı Alanlar Tip İmar Yönetmeliği'nin aynı konuya ilişkin düzenlemesinin dava konusu edildiği) 25/12/2018 tarih ve E:2013/6220 K:2018/10656 sayılı kararıyla;
    "Plan kararı ile belirlenen spor ve oyun alanları kullanımının konumu ve büyüklüğüne bağlı olarak, yukarıda sayılan tüm kullanımların sözü edilen kullanım ile bütünleşebileceği hususunda Dairemizin çekincesi bulunmamaktadır. Ancak fıkra metni incelendiğinde, ne spor ve oyun alanı kullanımının büyüklüğü ne de hitap ettiği yerleşim birimi ölçeği yönünde bir kriter belirlenmediği gibi yapımına müsaade edilen ticari ünitelerin spor ve oyun alanları içerisinde kaplayabileceği en fazla alan miktarının oransal olarak kısıtlanmadığı, bu durumun özellikle mahalle ölçeğinde konumlandırılan ve zaten sınırlı yüz ölçüme sahip spor ve oyun alanlarının, orantısız bir şekilde daralması ve asli fonksiyonundan uzaklaşması sonucunu doğurabileceği açıktır.
    Bu durumda, fıkra metnindeki bu karmaşanın çözümü için, öncelikle söz konusu tesislerin yapımının mümkün olduğu alansal ya da fonksiyonel büyüklüğe sahip nitelikteki spor ve oyun alanı kavramının ortaya konulması, akabinde plan kararı ile getirilen asli kullanım kararının, baskın kullanımını bertaraf etmeyecek şekilde yapımının mümkün olduğu hususunun, somut kriterleri belirtilerek (spor ve oyun alanları içerisinde kaplayacağı en fazla yüzde) fıkra metnine işlenmesi gerekirken, mevcut haliyle eksik düzenlendiği anlaşılan fıkra hükmünde "...büfe, lokanta, pastane, çayhane ve spor faaliyetlerine ilişkin ticari üniteler.." ifadesi yönüyle eksik düzenleme nedeniyle hukuka uyarlık bulunmadığı..." gerekçesiyle iptal kararı verildiği,
    Bakılan uyuşmazlıkta ise, davalı idarece ticari kullanıma ilişkin ünitelerinin Dairelerinin anılan kararında belirtilen gerekçeler doğrultusunda spor tesis alanının, somut bir kriter olarak %20'si ile sınırlandırılarak, spor amacı taşıyan baskın kullanımını bertaraf etmeyecek şekilde, ticari üniteler yapımına imkan tanındığından dava konusu Yönetmelik hükmünde imar mevzuatına aykırılık bulunmadığı,
    20. Yönetmeliğin 19. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinin 2. alt bendi yönünden;
    Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği eki plan gösterimlerinde ayrı lejantlarla gösterilen, farklı fonksiyonlara tekabül eden, ulaşım başta olmak üzere sosyal ve teknik altyapıya getireceği yük birbirinden farklı olan kullanımların yer seçimi kararlarının, imar planı kapsamında ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiği,
    Bu doğrultuda, otopark ve rekreasyon kullanımları da birbirinden farklı nitelikte kullanımlar olup, "otopark" kullanımının Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği'nde teknik alt yapı alanları içerisinde sayılarak, ayrı bir lejant olarak gösterildiği,
    Öte yandan, öngörülen rekreasyon kullanımının konumu ve büyüklüğüne bağlı olarak içerisinde kendi ihtiyacının karşılanabileceği ölçüde otopark yapılmasının mümkün olduğu, ancak düzenleme incelendiğinde, ne rekreasyon alanının büyüklüğüne ne de bunun içerisinde ayrılacak otoparkın vasfı ve miktarına yönelik bir kritere yer verilmediği,
    Bu durumda, rekreasyon alanının ihtiyacının karşılanması amacıyla öngörülebilecek otopark ihtiyacını aşacak nitelikte, kamunun genel otopark ihtiyacının karşılanmasına yönelik imar planında ayrı bir kullanım kararı olarak yer alması gereken "otopark" alanının rekreasyon alanlarında yapılmasına imkan sağlayan dava konusu düzenlemede bu yönüyle imar mevzuatına uyarlık görülmediği,
    21. Yönetmeliğin 28. maddesinin 1. fıkrası yönünden;
    3194 sayılı İmar Kanunu ile Mekansal Plan Yapım Yönetmeliği'ndeki "Uygulama imar planı" tanımlarına yer verilerek,
    Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği'nin 4. maddesinin 1. fıkrasının (rr) bendinde, "Kat yüksekliği"nin, binanın herhangi bir katının döşeme üstünden bir üstteki katının döşeme üstüne kadar olan mesafesi olarak tanımlandığı,

    Dava konusu Yönetmelik hükmünde, kat yüksekliklerinin uygulama imar planlarında gösterileceği, Yönetmelik hükmünde kat yüksekliği eğer uygulama imar planında daha fazla gösterilmemiş ise en fazla ne kadar olacağının belirtildiği, bina yüksekliğinin uygulama imar planında gösterileceği ve davacı tarafından iddia edildiği gibi kat yüksekliğinin artırılmasının bina yüksekliğini artırmayacağı sonucuna varıldığından, dava konusu Yönetmelik hükmünde imar mevzuatına aykırlık görülmediği,
    22. Yönetmeliğin 54. maddesinin 7. fıkrası yönünden;
    Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği'nin 54. maddesinin 7. fıkrası bir bütün olarak değerlendirildiğinde, İmar Kanunu'nda yapı kullanma izninin, ruhsat süresi içerisinde talep edilmesine ya da düzenlenmesi gerektiğine yönelik bir hükme yer verilmediği, aksine ruhsatın geçerli olduğu süreç içerisinde yapının tamamlanan kısımları için hukuksal koruma sağlandığı, anılan Kanun'un 29. maddesiyle öngörülen ruhsat geçerlilik süresiyle yalnız, inşa faaliyetlerinin devamına yönelik bir kısıtlama getirildiği, bu yönüyle itiraz konusu edilen düzenlemenin Kanun'a aykırı bir yönünün bulunmadığı,
    Ayrıca, fenni mesul olarak görevli bulunan mimar, mühendisler veya yapı denetim kuruluşlarınca denetim raporu hazırlanması ve ilgili idarelerce dosyasında ve yerinde inceleme, denetleme ve tespit yapılması zorunluluğu getirilerek, ruhsat süresi içerisinde tamamlanan her yapının değil, ancak mevzuata uygun olarak yapılarak tamamlanmış yapıların kazanılmış hakkının korunması adına, bir yandan yapının plan, fen, sağlık ve çevre şartlarına ve hükümsüz (süresi geçmekle) hale gelen ruhsat ve eki mimari ve statik projelere uygunluğunun saptanmasının öngörüldüğü, diğer yandan ise davacı Odaya kayıtlı meslek mensuplarının sürece aktif katılımının sağlandığı,
    Bu durumda, ülkede uzun zamandan bu yana yaygın olan bir sorunun çözümlenmesi amacıyla getirilen düzenlemenin, Dairelerinin son zamanlarda istikrar kazanmış olan içtihadıyla da uyumlu olduğu, ruhsat süresinin bitmesi nedeniyle ruhsatsız yapı haline gelen yapıların, o anki mevcut durumlarının tespiti konusunda yükümlülüğün kime ait olduğuna yönelik tartışmalara da bu değişiklikle son verilerek, yapı denetim birimleri ile ilgili idarelere bu konuda yükümlülük getirildiği, bu yönüyle anılan hükümde imar mevzuatına aykırılık bulunmadığı,
    23. Yönetmeliğin 54. maddesinin 8. fıkrası yönünden;
    (Uyuşmazlığın niteliği itibarıyla, Daire kararının özeti, bu kararın "Hukuki Değerlendirme" bölümünde belirtilmiştir.)
    24. Yönetmeliğin 56. maddesinin 8. fıkrası yönünden;
    Dava konusu işlemin tesis edildiği tarihte yürürlükte bulunan 644 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 2. maddesinin 1. fıkrasının (ğ) bendinde, gecekondu, kıyı alanları ve tesisleri ile niteliğinin bozulması nedeniyle orman ve mera dışına çıkarılan alanlar dâhil kentsel ve kırsal alan ve yerleşmelerde yapılacak iyileştirme, yenileme ve dönüşüm uygulamalarında idarelerce uyulacak usul ve esasları belirlemek; Bakanlıkça belirlenen finans ve ticaret merkezleri, fuar ve sergi alanları, eğlence merkezleri, şehirlerin ana giriş düzenlemeleri gibi şehirlerin marka değerini artırmaya ve şehrin gelişmesine katkı sağlayacak özel proje alanlarına dair her tür ve ölçekte etüt, harita, plan, parselasyon planı ve yapı projelerini yapmak, yaptırmak, onaylamak, kamulaştırma, ruhsat ve yapım işlerinin gerçekleştirilmesini sağlamak, yapı kullanma izinlerini vermek ve bu alanlarda kat mülkiyeti kurulmasını temin etmek; 2/3/1984 tarihli ve 2985 sayılı Toplu Konut Kanunu ile 20/7/1966 tarihli ve 775 sayılı Gecekondu Kanunu uyarınca Toplu Konut İdaresi Başkanlığı tarafından yapılan uygulamalara ilişkin her tür ve ölçekte etüt, harita, plan ve parselasyon planlarını yapmak, yaptırmak, onaylamak, ruhsat işlerini gerçekleştirmek, yapı kullanma izinlerini vermek ve bu alanlarda kat mülkiyetinin kurulmasını sağlamak hususlarının Bakanlığın görevleri arasında sayıldığı,
    Dava konusu edilen Yönetmelik hükmünden, kamusal niteliği baskın olan belli tip yatırımlarda amaçlanan kamu yararının zamanında ve etkili bir biçimde gerçekleşebilmesinin hedeflendiğinin anlaşıldığı,
    Kimi durumlarda yatırımın ivediliği ve uygulamanın kapsamına özgü alternatiflerin, Yönetmelik hükümlerinde yer alan sınırlamalardan âri olarak değerlendirilmesinin zorunluluk arz edebileceği açık olduğundan, bu noktada imar planları ile Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği ile öngörülen genel uygulama anlayışından, üstün kamu yararının bulunduğu sınırlı uygulamalar kapsamında istisnai olarak uzaklaşılmasında imar mevzuatına aykırılık bulunmadığı,
    25. Yönetmeliğin 57. maddesinin 18, 19, 20 ve 21. fıkraları yönünden;
    18. fıkra yönünden;
    3194 ve 6235 sayılı Kanun'lar ile Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Ana Yönetmeliği'ndeki düzenlemeler belirtilerek,
    6235 sayılı Kanun'da açıkça belirtildiği üzere kamu kurumlarında çalışanlar dışındaki meslek mensuplarının, meslek ve sanatlarını icra edebilmeleri için ilgili odalara başvurarak kaydolmalarının zorunlu olduğu, ancak davacının iddiasının aksine aynı Kanun'da "büro tescil belgesi"ne yönelik bir ibare yer almadığı gibi bu tescillerin belli periyotlarla yenilenmesi ya da yenilenmediği takdirde üyeliğin düşeceğine ilişkin bir hükme de yer verilmediği,
    Öte yandan, bu Kanuna istinaden çıkarılan Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Ana Yönetmeliği'nin 110. maddesinde üye ve kimlik belgelerinin yenilenmemesi hususunun "üyelik görev ve yükümlülüklerini yerine getirmeme" durumu ile ilişkinlendirildiği, bu Yönetmelik'te dahi periyodik bir yenilenmeden bahsedilmediği,
    3194 sayılı İmar Kanunu'nun 8/1-(ı) bendinde de büro tescil belgesinin yenilenmesi hususunun kapsamının detaylandırılmadığı,
    TMMOB Serbest Müşavirlik Mühendislik ve Mimarlık Hizmetleri ve Büro Tescil Belgesi Yönetmeliği'nin "Belge verilmesi ve yenilenmesi" başlıklı 6. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde, "SMM ve Büro Tescil Belgeleri ilk kez başvuruda o yıl sonuna kadar geçerli olmak üzere verilir." hükmüne; (d) bendinde ise, "Verilen belgeler, her yıl Ocak ayı sonuna kadar belge sahiplerinin başvurusu üzerine o yıl sonuna kadar geçerli olmak üzere yenilenir." hükmüne yer verilerek, büro tescil belgelerinin her yıl periyodik olarak yenilenmesinin öngörüldüğü,
    Mevzuat hükümlerinin birlikte değerlendirilmesinden, her meslek mensubunun kendine uygun olan Odaya kayıt yaptırarak üye olması hususunun yasal bir zorunluluk olduğu, meslek mensuplarının ve meslek bürolarının uhdesine aldığı işleri ifa edebilmesi için 3194 sayılı Kanun çerçevesinde aranan unsurun da bu üyelik bağlamında bağlı bulunulan Odadan alınan büro tescil belgesinin varlığıyla sınırlı olduğu, meslek Odaları tarafından büro tescil belgelerinin ne şekilde düzenleneceği ve hangi periyotlar halinde yenileneceği hususunun ise meslek Odalarının kuruluş Kanunları ve bu Kanunlar uyarınca çıkarılan Yönetmeliklerle düzenlenmesi gereken bir kavram olduğu, dolayısıyla doğrudan yapılmış bir atıf bulunmadığı sürece imar mevzuatında bu yönde bağlayıcı ve ileride çelişkiye neden olabilecek bir düzenleme yapılmasının yersiz olacağı,
    Kaldı ki, davalı idarenin savunma dilekçesinde de, "Büro tescil belgesinin hangi sürede yenilenmesi gerektiğinin Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği'nde belirtilmesinin ileride bu sürenin TMMOB tarafından arttırılması veya azaltılması veya meslek odasından meslek odasına farklılık arz etmesi durumunda mevzuatlar arasında çelişkiye neden olacağından Yönetmelik’te büro tescil belgesinin yenilenmesi hususunun öngörülmesine gerek olmadığı..." belirtilmek suretiyle, yapılan değişiklikle büro tescil belgesinin yenilenmesi müessesesinin yasaklanmadığı, yalnızca meslek mensuplarının bağlı olduğu odalarca çıkarılacak metinlere sirküle edildiği, mevcut haliyle fıkra hükmünden böyle bir anlamın çıkarılamayacağı hususunun beyan edildiği anlaşıldığından, Yönetmelik hükmünde yukarıda yer verilen açıklamalar ışığında imar mevzuatına aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı,
    19, 20 ve 21. fıkralar yönünden;
    6235 sayılı Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Kanununun 28. maddesi ile, meslek mensuplarına madde metninde yer verilen disiplin cezalarının tatbiki halinde Birlik tarafından ilgili kuruluşlara bilgi verilmesi yönünde pozitif yükümlülük yüklendiği,
    Dava konusu işlemin tesis edildiği tarihte yürürlükte bulunan 644 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin (KHK) 2. maddesinde Çevre ve Şehircilik Bakanlığının, 12. maddesinde ise Mesleki Hizmetler Genel Müdürlüğünün görevlerine yer verildiği,
    Dava konusu Yönetmelik hükümleri bir bütün halinde incelendiğinde, uyuşmazlığın fenni mesul olan mimar ve mühendislere ilişkin kayıtların kim tarafından tutulacağı noktasında düğümlendiği, Mülga Yönetmeliğin konuyu düzenleyen maddesinin 7 ve 8. fıkrasında, fenni mesuliyet üstlenen mimar ve mühendislerin bir önceki ayda yaptıkları işlemlere ilişkin bilgilerin ilgili idarelerce meslek odalarına gönderilmesi doğrultusunda zorunluluk öngörülürken, dava konusu Yönetmelik ile bu bilgilerin Bakanlığın taşra teşkilatına gönderilmesi hükme bağlanarak, kayıtların Bakanlığın taşra teşkilatı eliyle tutulmasının sağlandığı, aynı zamanda üyelerinin mesleklerinin icrasını etkileyecek değişikliklerin meslek odaları tarafından yine Bakanlığa bildirilmesinin zorunlu tutulduğu,
    Her ne kadar davacı tarafından bu durumun hukuka aykırı olduğu ileri sürülmekte ise de, konuya ilişkin mevzuat hükümlerinden anlaşıldığı üzere, Yönetmelik hükümlerinin hem 6235 sayılı Kanun hem de 644 sayılı KHK hükümleri ile uyumlu olduğu, davacının iddiasının aksine meslek Odalarının kendi üyeleri hakkında kayıt tutmalarını engelleyici bir durumun da ortaya çıkmadığı, yalnızca Kanun gereği bu sorumluluğun elektronik ortamda denetim sistemi üzerinden merkezi idare tarafından üstlenilmesinin sağlandığı,
    Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği'nin 68. maddesinin 9. fıkrası uyarınca, meslek Odalarının serbest sanat icrasından men'i veya Odadan ihraç kararı alınan veya istifa ederek üyeliğini veya büro tescilini sona erdiren veya adına büro tescili bulunup vefat eden üyelerini derhal merkez yapı denetim komisyonu ile bütün ilgili yerlere ve kuruluşlara elektronik ortamda bildirmek zorunda oldukları, bu bilgilerin aynı zamanda Bakanlığa yazılı olarak gönderilmesinin zorunlu olduğu, ilgili idareler, mimar ve mühendislerin kısıtlılık durumunu Bakanlığın yapı denetim sisteminden kontrol ederek yapı ruhsatı ve yapı kullanma izin belgelerini düzenleyeceklerinden, gerçeğe aykırı belge verenler ya da beyanda bulunanlar hakkında yasal işlem yapılacağı hususunda başvuru sahiplerinin bilgilendirilmesi amacıyla sicil durum taahhütnamesi istenmesinde ve dolayısıyla uyuşmazlık konusu hükümlerde imar mevzuatına aykırılık bulunmadığı,
    26. Yönetmeliğin 57. maddesinin 23. fıkrası yönünden;
    3194 sayılı İmar Kanunu'nun 28 ve 38. maddelerinde yer alan hükümler çerçevesinde, Elektrik ile İlgili Fen Adamlarının Yetki, Görev ve Sorumlulukları Hakkında Yönetmelik ve İmar Kanununun 38 inci maddesinde Sayılan Mühendisler, Mimarlar ve Şehir Plancıları Dışında Kalan Fen Adamlarının Yetki, Görev ve Sorumlulukları Hakkında Yönetmelik düzenlemelerinde, mühendisler, mimarlar ve şehir plancılarının hazırlayacakları projeler ile bu meslek dışında kalan fen adamlarının hazırlayacakları projelerin hangileri olduğu belirtildiğinden, anılan düzenlemeler ile uyumlu dava konusu hükümde imar mevzuatına aykırılık görülmediği,
    27. Yönetmeliğin 63. maddesi yönünden;
    3194 sayılı İmar Kanunu'nun 22.maddesinde, yapı ruhsatiyesi almak için belediye, valilik bürolarına yapı sahipleri veya kanuni vekillerince dilekçe ile müracaat edileceği, dilekçeye sadece tapu (istisnai hallerde tapu senedi yerine geçecek belge), mimari proje, statik proje, elektrik ve tesisat projeleri, resim ve hesapları, röperli veya yoksa, ebatlı kroki eklenmesinin gerekli olduğunun hüküm altına alındığı,
    Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği'nin 4. maddesinin 1. fıkrasının (k) bendinde, uygulama imar planının, yapılaşmaya ilişkin yapı adaları, kullanımları, yapı nizamı, bina yüksekliği, taban alanı katsayısı, kat alanı kat sayısı veya emsal, yapı yaklaşma mesafesi, ön cephe hattı gibi hususları içerecek şekilde hazırlanan plan olarak tanımlandığı,
    Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (aaaa) bendinde ise, "Şantiye binası"nın, şantiyede çalışanların ve ziyaretçilerin; barınma, çalışma, yeme içme ve benzeri günlük ihtiyaçlarını karşılamak ve şantiye ve proje hakkında bilgi vermek amacıyla yapılan ve yapı kullanma izni müracaatında yıkılarak tasfiye edilen muvakkat yapılar olarak tanımlandığı,
    Yönetmeliğin iptali istenen hükmünde, şantiye binalarının lüzum ve ihtiyaca göre belirli bir süre içinde yapılıp yıkılması gerektiği, yapı ruhsatı alınan parsellerde yapılacağı, şantiye binası yıktırılmadan esas binaya yapı kullanma izni düzenlenemeyeceği koşullarına yer verildiğinden, bu koşullar sağlanmadığı takdirde şantiye binasının ruhsatsız hale geleceğinin açık olduğu,
    Şantiye binasının inşaat tamamlandıktan sonra kullanılabilmesi için ise, şantiye binasına imar planı ve mevzuat kapsamında yapı ruhsatı ve yapı kullanma izni düzenlenmesinin şart olduğu belirtilerek, mevcut bina ile birlikte şantiye binasının da uygulama imar planına göre parselde bu iki yapının da yapılabilir olması gerektiği,
    Başka bir ifadeyle, şantiye binasının mevcut yapı ile birlikte yapı nizamı, bina yüksekliği, taban alanı katsayısı, kat alanı kat sayısı veya emsal, yapı yaklaşma mesafesi, ön cephe hattı gibi hususları ihlal etmemesi gerektiği, aksi halde, şantiye binasının ruhsatsız ya da ruhsata aykırı yapı haline geleceği,
    Bu nedenle, dava konusu Yönetmelik düzenlemesinde imar mevzuatına aykırılık bulunmadığı,
    28. Yönetmeliğin 64. maddesinin 12. fıkrası yönünden;
    3194 sayılı İmar Kanununun 28. maddesinde, fenni mesulün istifası veya ölümü halinde, başka bir meslek mensubu fenni mesuliyeti üstlenmedikçe yapının devamına izin verilmeyeceğinin ve fenni mesullerin, uzmanlık alanlarına göre yapım işlerinin denetimine ilişkin ayrıntılı bütün belgeler ile mimarlık ve mühendislik hizmetleri raporunu idareye vermek ve yapı kullanma izin belgesini imzalamak mecburiyetinde olduklarının hükme bağlandığı,
    Her ne kadar, davacı tarafından, dava konusu Yönetmelik hükmünde "ve benzeri nedenlerle ulaşılamadığı durumlar" gibi belirsiz ifadeye yer verildiği ifade edilmiş ise de, yapı müteahhidinin, şantiye şefinin, mimari proje müellifinin kaybolması veya uzun süre kendisinden haber alınamaması gibi madde metninde sayılamayacak ya da öngörülemeyecek birçok sebeple kendisine ulaşılamadığı veya yapının yapı kullanma izni almasına engel haklı bir gerekçe göstermeksizin imzadan imtina ettiği durumlar olabileceğinden, dava konusu Yönetmelik hükmünde bir belirsizlik ve imar mevzuatına aykırılık bulunmadığı,
    Kaldı ki, yapı müteahhidinin, şantiye şefinin, mimari proje müellifinin haklı bir gerekçe göstermek suretiyle imzadan imtina etmesi halinde bu hükmün uygulanmayacağının açık olduğu,
    29. Yönetmeliğin 68. maddesi yönünden;
    Dava konusu Yönetmelik maddesi çok kapsamlı olduğundan incelemenin, davacının iddiaları kapsamında yapıldığı,
    6235 sayılı Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Kanununun 28. maddesi ile, meslek mensuplarına madde metninde yer verilen disiplin cezalarının tatbiki halinde Birlik tarafından ilgili kuruluşlara bilgi verilmesi yönünde pozitif yükümlülük yüklendiği,
    Dava konusu işlemin tesis edildiği tarihte yürürlükte bulunan 644 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin (KHK) 2. maddesinde Çevre ve Şehircilik Bakanlığının, 12. maddesinde ise Mesleki Hizmetler Genel Müdürlüğünün görevlerine yer verildiği,

    Dava konusu Yönetmelik maddesi bir bütün halinde incelendiğinde, uyuşmazlığın fenni mesul olan mimar ve mühendislere ilişkin kayıtların kim tarafından tutulacağı noktasında düğümlendiği, mülga Planlı Alanlar Tip İmar Yönetmeliği'nde fenni mesuliyet üstlenen mimar ve mühendislerin bir önceki ayda yaptıkları işlemlere ilişkin bilgilerin ilgili idarelerce meslek Odalarına gönderilmesi doğrultusunda zorunluluk öngörülürken, Yönetmeliğin dava konusu hükümleri ile bu bilgilerin Bakanlığın taşra teşkilatına gönderilmesi hükme bağlanarak, kayıtların bakanlığın taşra teşkilatı eliyle tutulmasının sağlandığı, aynı zamanda üyelerinin mesleklerinin icrasını etkileyecek değişikliklerin de meslek Odaları tarafından yine Bakanlığa bildirilmesinin zorunlu tutulduğunun anlaşıldığı,
    Her ne kadar davacı tarafından bu durumun hukuka aykırı olduğu ileri sürülmekte ise de, konuya ilişkin mevzuat hükümlerinden anlaşıldığı üzere, Yönetmelik hükümlerinin hem 6235 sayılı Kanun hem de 644 sayılı KHK hükümleri ile uyumlu olduğu, davacının iddiasının aksine meslek Odalarının kendi üyeleri hakkında kayıt tutmalarını engelleyici bir durumun bulunmadığı, yalnızca Kanun gereği bu sorumluluğun elektronik ortamda denetim sistemi üzerinden merkezi idare tarafından üstlenilmesinin sağlandığı açık olduğundan, uyuşmazlık konusu Yönetmelik hükümlerinde imar mevzuatına aykırılık bulunmadığı,
    30. Yönetmeliğin 69. maddesinin 2. fıkrası yönünden;
    Anayasa'nın 127. maddesinde, mahalli idarelerin; il, belediye veya köy halkının mahalli müşterek ihtiyaçlarını karşılamak üzere kuruluş esasları kanunla belirtilen ve karar organları, gene kanunda gösterilen, seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan kamu tüzel kişileri olduğu, mahalli idarelerin kuruluş ve görevleri ile yetkilerinin, yerinden yönetim ilkesine uygun olarak kanunla düzenleneceği hususlarının; 124. maddesinde de, kamu tüzelkişilerin, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarabileceklerinin hüküm altına alındığı,
    5393 sayılı Belediye Kanunu'nun 15/1-(b) maddesinde, Kanunların belediyeye verdiği yetki çerçevesinde Yönetmelik çıkarmanın, belediyelerin yetkileri arasında sayıldığı,
    3194 sayılı İmar Kanunun'un Ek 5. maddesinde ise, "3/7/2005 tarihli ve 5393 sayılı Belediye Kanunu ve bu Kanuna göre çıkarılacak yönetmeliklerden imar uygulamalarına ilişkin olanlar, bu Kanun ile bu Kanun uyarınca yürürlüğe konulan yönetmelikler ve beldenin şartları da gözetilerek, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından onaylandıktan sonra Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girer." hükmüne yer verildiği,
    Yönetmeliğin 69. maddesinin 1. fıkrasında, büyükşehir belediyeleri ile il belediyelerinin, ikinci fıkrada belirtilen değiştirilemeyen hükümler dışında kalan hususlarda, beldenin tarihi ve yöresel şartlarını gözetmek kaydıyla Bakanlık onayına sunulmak üzere imar yönetmeliği hazırlayabileceklerinin hüküm altına alındığı,
    Her ne kadar, davacı tarafından, yerel ve yöresel özelliklerin korunarak eşit standartlarda yapılaşmanın sağlanması yerine kentsel alanların ülke genelinde farklı yoğunluklarda standartsız yapılaşması sonucunu doğuracağı ve ikili bir yapılaşma ve planlama düzeni ortaya çıkacağı ifade edilmekte ise de, Yönetmelik hükmündeki amacın, yöreye özgü coğrafi ve kültürel koşullarının gerektirdiği özelliklere göre uygulama yapabilme imkanı sağlamak olduğundan davacının sui misali emsal alarak yaptığı değerlendirmeye itibar edilmediği,
    Öte yandan, belediyelerce hazırlanacak imar yönetmeliklerinin Bakanlık onayına tabi olacağı ve ayrıca uyuşmazlığa konu Yönetmelik hükmünün kötüye kullanılması ya da belediyelerce çıkarılacak Yönetmelik hükümlerinin şehircilik ilkeleri, planlama esasları ve kamu yararına aykırı olması hallerinde, bunun yargı denetimine de tabi olacağı göz önünde bulundurulduğunda, dava konusu Yönetmelik hükmünde imar mevzuatına aykırılık bulunmadığı,
    31. Yönetmeliğin 69. maddesinin 5. fıkrası yönünden;
    Dava konusu edilen Yönetmelik hükmü ile, kamusal niteliği baskın olan belli tip yatırımlarda amaçlanan kamu yararının, zamanında ve etkili bir biçimde gerçekleşebilmesinin hedeflendiği, kimi durumlarda yatırımın ivediliği ve uygulamanın kapsamına özgü alternatiflerin, Yönetmelik hükümlerinde yer alan sınırlamalardan âri olarak değerlendirilmesinin zorunluluk arz edebileceği, bu noktada imar planları ile Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği'nde öngörülen genel uygulama anlayışından, üstün kamu yararının bulunduğu sınırlı uygulamalar kapsamında istisnai olarak uzaklaşılmasında imar mevzuatına aykırılık bulunmadığı,
    gerekçeleriyle, 03/07/2017 tarih ve 30113 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği'nin dava konusu;
    - 4. maddesinin 1. fıkrasının (uu) bendinin, 5. maddesinin 1. fıkrası ile 55. maddesinin 16. fıkrasında yer alan "mülkiyeti sorunlu olan alanlarda" ibarelerinin, 19. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinin 2. alt bendinin, 19. maddesinin 1. fıkrasının (f) bendinin 1. alt bendinin "anaokulu ve kreş ile gelişme alanları hariç; Sağlık Bakanlığınca aranan şartlar sağlanmak kaydıyla günübirlik sağlık hizmeti sunulan aile sağlığı merkezi, ağız ve diş sağlığı merkezi, diyaliz merkezi, acil servis içermeyen tıp merkezi, psikoteknik değerlendirme merkezi, üremeye yardımcı tedavi merkezi, fizik tedavi müessesesi, genetik hastalıklar tanı merkezi, evde bakım merkezi, işitme cihazı merkezi, ısmarlama protez ve ortez merkezi gibi konut dışı hizmetler verilebilir." kısımlarının, 19. maddesinin 1. fıkrasının (ğ) bendinde yer alan "...konut kullanımı emsale konu alanın % 20’sini aşamaz", "plan kararı gerekmeden" ve "plan değişikliği gerektirmeksizin" ibarelerinin, 19. maddesinin 1. fıkrasının (g) bendinin 3 ve 4. alt bentlerinin, 19. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinin 1. alt bendinin, 2. alt bendinin "ile oyun alanlarına en az 10 metre mesafede olmak ve etrafı çit ve benzeri ile kapatılmak koşuluyla trafo" kısmının ve 3. alt bendinin, 5. maddesinin 8. fıkrasının (a) bendindeki "2 katı", (b) bendindeki "kapıcı dairelerinin" ibareleri ile (c) bendinin, 20. maddesinin 8. fıkrasında yer alan "açık yüzme havuzu" ibaresinin, 22. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendindeki "açık yüzme havuzu" ve "zemin terasları" ibarelerinin, (b) ve (ç) bendinin, (i) bendinde yer alan "silolar" ibaresinin, (j) ve (k) bendi ile (l) bendindeki "kat ve ara sahanlıkları dahil açık veya kapalı merdiven evi" ibaresi dışında kalan kısmının, 9. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinin, 54. maddesinin 8. fıkrasının "Yol ve teknik altyapı alanı"na ilişkin kısmının İPTALİNE,

    - 22. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendindeki "teras çatılar" ibaresi, (ç) bendindeki "her bir... 75 m²'si" ibareleri, (e) bendindeki "Konutların zemin veya bodrum katlarında.....100 m²'si" ibareleri, (f) bendi, (ğ) bendindeki "bodrum veya zemin kattaki....75 m²'si" ibareleri, (h) bendindeki "Ticari amacı olmayan ve yapı için hesaplanan en az otopark alanının iki katını geçmeyen bodrum katlarda yapılanlar ile tamamen gömülü olan ve ortak alan niteliğinde olan" ibareleri, (l) bendinde yer alan "2 metre genişliği geçmeyen kısımları....20 nci maddenin sekizinci fıkrasının (d) bendi haricindeki...asgari ölçülerdeki...%50’si kadar yapılacak ilave" ibareleri yönünden konusuz kalan dava hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,
    - 4. maddesinin (ıııı) bendinde yer alan "Ticaret+Konut, Turizm+Ticaret, Turizm+Ticaret+Konut karma kullanım alanları", (yy) bendindeki "Konut alanı", (ddd) bendindeki "meydan", (hhhh) bendindeki "Ticaret alanı", (vvvv) bendinin 2. alt bendindeki "Parklar" tanımları ile (ü) bendindeki "Eğitim tesisleri alanı" ve (rrr) bendindeki "Sağlık tesisleri alanı" tanımlarındaki "özel" ibareleri, (aa) bendindeki "Fenni mesul", (şşş) bendindeki "Sicil durum taahhütnamesi", (fff) bendindeki "Mimari estetik komisyonu" tanımları ile Yönetmeliğin 66. maddesinin 1, 2, 5 ve 8. fıkraları, 4. maddesinin 1. fıkrasının (vvv) bendinin 1. alt bendindeki "Stadyum" tanımı ile 19. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendi, 4. maddesinin 1. fıkrasının (zzzz) bendindeki "Yüksek nitelikli konut (rezidans)" tanımı ile 19. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi, 19. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinin 4. alt bendi, 22. maddesinin 1. fıkrasının (i) bendindeki "silolar" ibaresi dışındaki kısım, 19. maddesinin 1. fıkrasının (f) bendinin 1. alt bendinin yukarıda iptaline karar verilen düzenlemeleri dışındaki kısmı, 5. maddesinin 8. fıkrasının yukarıda iptaline karar verilen düzenlemeleri dışında kalan kısmı, 20. maddesinin 8. fıkrasının yukarıda iptaline karar verilen düzenlemeleri dışında kalan kısmı, 22. maddesinin 1. fıkrasının (c), (d), (e), (ğ), (g), (h) bentleri ile (l) bendindeki "kat ve ara sahanlıkları dahil açık veya kapalı merdiven evi" ibaresi, 5. maddesinin 16. fıkrası, 7. maddesinin 3. fıkrası, 19. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendi, 28. maddesinin 1. fıkrası, 54. maddesinin 7. fıkrası, 54. maddesinin 8. fıkrasının "Diğer kamusal alanlar"a ilişkin kısmı, 56. maddesinin 8. fıkrası, 57. maddesinin 18, 19, 20, 21 ve 23. fıkraları, 63. maddesi, 64. maddesinin 12. fıkrası, 68. maddesi, 69. maddesinin 2. fıkrası, 69. maddesinin 5. fıkrası yönünden ise DAVANIN REDDİNE,
    karar verilmiştir.

    TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI :
    Davacı tarafından, 03/07/2017 tarih ve 30113 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği'nin geneline yönelik iptal talebinin Dairece karşılanmadığı, 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 8. maddesinin 1. fıkrasının (j) bendinin Anayasa'ya aykırı olduğu, Yönetmeliğin dava konusu edilen hükümlerinin 3194 sayılı İmar Kanunu'nun amacına, şehircilik ilkelerine ve kamu yararına aykırı olduğu, bu itibarla, Daire kararının davanın reddine ilişkin kısımlarının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
    Davalı idare tarafından, dava konusu Yönetmeliğin üst normlara ve hukuka uygun olarak tesis edildiği, bu nedenle Daire kararının iptale ilişkin kısımlarının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
    Öte yandan, uyuşmazlığın niteliği itibarıyla, Daire kararında 7, 8, 10 12, 13, 15 ve 23 numaralı başlıklar altında incelenen düzenlemelere ilişkin olarak, taraflarca ileri sürülen ve dava aşamasından farklılık arz eden temyiz iddiaları, kararın "Hukuki Değerlendirme" kısmında ayrıca belirtilmiştir.

    KARŞI TARAFIN SAVUNMALARI :
    Davacı tarafından, savunma verilmemiştir.
    Davalı idare tarafından, Danıştay Altıncı Dairesince verilen kararın davanın reddine ilişkin kısımlarının usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bu kısımlarının bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek, davacının temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

    DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'IN DÜŞÜNCESİ : Dava konusu Yönetmeliğin 69. maddesinin 5. fıkrası yönünden;
    Türkiye genelindeki bütün yapılaşmaları yöneten ve yönlendiren bir niteliğe sahip olan dava konusu Yönetmelik, 3194 sayılı İmar Kanunu'na dayanılarak, plan, fen, sağlık ve sürdürülebilir çevre şartlarına uygun yapı ve yapılaşma ile projelendirmeye ve denetime ilişkin usul ve esasları belirlemek amacıyla yürürlüğe konulmuştur.
    Yönetmeliğin 69. maddesinin 1. fıkrasında yer alan, "Büyükşehir belediyeleri ile il belediyeleri, ikinci fıkrada belirtilen değiştirilemeyen hükümler dışında kalan hususlarda, beldenin tarihi ve yöresel şartlarını gözetmek kaydıyla Bakanlık onayına sunulmak üzere imar yönetmeliği hazırlayabilirler. İdarelerin imar yönetmelikleri yürürlüğe girinceye kadar uygulamalar bu Yönetmeliğe göre yapılır." şeklindeki düzenleme ile büyükşehir ile il belediyelerine imar Yönetmelikleri çıkarma yetkisi verilmiş ve aynı zamanda dava konusu Yönetmeliğin genel (çatı) Yönetmelik olduğu vurgulanmıştır.
    Aynı maddenin 2. fıkrasında ise, "Bu Yönetmeliğin birinci, ikinci, altıncı, yedinci, sekizinci, dokuzuncu bölümleri, geçici maddeleri ile 19 uncu ve 20 nci maddelerinde yer alan hükümler, planlarla ve ilgili idarelerce çıkarılacak yönetmeliklerle değiştirilemez ve planlarda bu hükümlere aykırı olarak getirilecek hükümler uygulanamaz." düzenlemesine yer verilmek suretiyle, dava konusu Yönetmeliğin genel niteliği koruma altına alınmış, bazı hükümlerinin, imar planlarıyla ya da yetkili belediyelerce çıkarılacak imar Yönetmelikleri ile değiştirilemeyeceği kurala bağlanmıştır.
    Başka bir ifade ile, Yönetmeliğin 69. maddesinin 2. fıkrasında, Yönetmelik'teki tanımların, genel esasların, taban alanı ve katlar alanı hesabının, imar planlarında tanımlanan fonksiyonlarda yapılabileceklerin vs. değiştirilemeyeceği belirtilerek, keyfi imar kuralı oluşturulması ve uygulamalarına karşı önlem alınmış ve bu şekilde ülke genelindeki bütün imar uygulamalarının denetiminin sağlanması hususunda boşluk oluşmasının önüne geçilmiştir.
    Yönetmeliğin dava konusu 69. maddesinin 5. fıkrasında ise, "Bakanlar Kurulu kararı alınan uygulama ve yatırımlarda ve bedeli kamu kaynağı kullanılarak yapılan kamu yatırımlarında bu Yönetmeliğin tanımlar bölümü hariç öncelikle imar planlarına, imar planlarında hüküm bulunmadığı hallerde bu Yönetmelik hükümlerine uyulur." düzenlemesine yer verilmek suretiyle, Yönetmeliğin tanımlar bölümü hariç, öncelik, maddede sayılan durumlarla sınırlı olacak şekilde, imar planlarına bırakılmıştır.
    Her ne kadar, Bakanlar Kurulu kararı alınan uygulama ve yatırımlarda ve bedeli kamu kaynağı kullanılarak yapılan kamu yatırımlarında, idarenin, üst hukuk normu olan 3194 sayılı İmar Kanunu'na ve diğer Kanun'lara göre işlem tesis etmekle yükümlü olduğu ve bu nedenle bu türden uygulamalarda keyfi imar kuralı oluşturulması ve/veya uygulamalarında bulunulmasının söz konusu olamayacağı düşünülebilirse de; Yönetmeliğin 69. maddesinin 2. fıkrasında belirtilen kısımlarda düzenlenen kurallar incelendiğinde, bu kadar ayrıntı ve detay içeren düzenlemelerin hiçbir üst hukuk normunda yer almadığı, bu nedenle, dava konusu 5. fıkradaki düzenlemenin, imara ilişkin konularda, denetimsiz bir alan oluşturabileceği görülmektedir.
    Bakanlar Kurulu kararı alınan uygulama ve yatırımlarda ve bedeli kamu kaynağı kullanılarak yapılan kamu yatırımlarında, idarelerce yapılacak ayrıksı uygulamaların, soyut ve muhteviyatı belirsiz, "planlama esasları", "şehircilik ilkeleri" vs. gibi kavramlarla denetlenme olanağının bulunmadığı da açıktır.
    Temyize konu Daire kararında, imar planları ile Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği'nde öngörülen genel uygulama anlayışından, üstün kamu yararının bulunduğu sınırlı uygulamalar kapsamında istisnai olarak uzaklaşılmasında imar mevzuatına aykırılık bulunmadığından bahsedilmekte ise de, düzenlemede bahsi geçen "bedeli kamu kaynağı kullanılarak yapılan kamu yatırımlarında" ibarelerinden düzenlemenin kapsamının, neredeyse bütün kamu yatırımlarını kapsayacak nitelikte olduğu anlaşılmaktadır.
    Ayrıca, Bakanlar Kurulu kararı alınan uygulama ve yatırımlarla, bedeli kamu kaynağı kullanılarak yapılan kamu yatırımlarının, genel imar uygulama anlayışından ayrıksı tutulmasına yönelik üst hukuk normlarında herhangi bir düzenleme de bulunmamaktadır.
    Bu durumda, imar hukukunda denetimsiz bir alan oluşturulmasına, imar planlarında keyfi oluşturulan kural ile uygulama yapılmasına neden olabileceği değerlendirilen ve üst hukuk normlarında dayanağı da bulunmayan, dava konusu Yönetmeliğin 69. maddesinin 5. fıkrasında hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
    Bu itibarla, temyize konu Daire kararının, 03/07/2017 tarih ve 30113 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği'nin dava konusu;
    - 19. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendindeki "kamuya ve özel sektöre ait eğitim ve sağlık tesisleri alanları" ibareleri, 19. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinin 1. alt bendi ile 2. alt bendinin "ile oyun alanlarına en az 10 metre mesafede olmak ve etrafı çit ve benzeri ile kapatılmak koşuluyla trafo" ibareleri haricindeki kısımları, 19. maddesinin 1. fıkrasının (f) bendinin 1. alt bendi haricindeki kısımları, 19. maddesinin 1. fıkrasının (ğ) bendinin "konut kullanımı emsale konu alanın % 20’sini aşamaz", "plan kararı gerekmeden" ve "plan değişikliği gerektirmeksizin" ibareleri haricindeki kısımları, 20. maddesinin 8. fıkrasının (b) bendi haricindeki kısımları, 22. maddesinin 1. fıkrasının (a), (b), (ç), (e), (ğ), (h), (ı) ve (l) bentleri, 54. maddesinin 8. fıkrası, 66. maddesinin 1, 2, 5 ve 8. fıkraları haricindeki kısımları ve 69. maddesinin 5. fıkrası yönünden bozulmasına;
    - 19. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinin 2. alt bendinin "ile oyun alanlarına en az 10 metre mesafede olmak ve etrafı çit ve benzeri ile kapatılmak koşuluyla trafo" ibareleri, yönünden gerekçeli onanmasına;
    - Diğer düzenlemeleri yönünden ise aynen onanmasına,
    karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.

    TÜRK MİLLETİ ADINA
    Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, davacının 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 8. maddesinin 1. fıkrasının (j) bendine ilişkin Anayasa'ya aykırılık iddiası, bu bendin Anayasa'ya aykırılığı iddiasıyla iptali istemiyle yapılan başvurunun, Anayasa Mahkemesinin 04/12/2014 tarih ve E:2013/114, K:2014/184 sayılı kararı ile esastan reddine karar verildiğinden yerinde görülmeyerek gereği görüşüldü:
    Üyeler … ve …'in; Anayasa'nın 135. maddesine göre kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve üst kuruluşlarının, belli bir mesleğe mensup olanların müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak, mesleğin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak, meslek mensuplarının birbirleri ile ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hakim kılmak üzere meslek disiplini ve ahlakını korumak maksadı ile kanunla kurulan kamu tüzel kişilikleri olduğu ve bu meslek kuruluşlarının, kuruluş amaçları dışında faaliyette bulunamayacağı esasları göz önünde bulundurulduğunda, davacı Odanın, 03/07/2017 tarih ve 30113 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği'nin; 4. maddesinin 1. fıkrasının (aa), (uu) , (şşş) ve (fff) bentleri ile 54, 57, 64, 66 ve 68. maddelerinin davaya konu kısımları haricindeki diğer dava konusu düzenlemelerinin iptalini istemekte hukuken korunması gereken bir menfaatinin bulunmadığı yönündeki ayrışık oylarına karşılık, davacı Odanın ehliyetli olduğuna oyçokluğu ile karar verilerek, temyiz istemlerinin esastan incelenmesine geçildi.

    İNCELEME VE GEREKÇE:
    MADDİ OLAY :
    03/07/2017 tarih ve 30113 sayılı Resmi Gazete'de Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği'nin yayımlanması üzerine, Yönetmeliğin muhtelif düzenlemelerinin iptali istemiyle bakılan dava açılmıştır.

    İLGİLİ MEVZUAT :
    Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın "Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması" başlıklı 141. maddesinin 3. fıkrasında, bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılacağı kuralı yer almaktadır.
    2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, idari işlemlerin; yetki, şekil, sebep, konu ve maksat unsurları yönünden yargısal denetime tabi tutulacağı kurala bağlanmış; 24. maddesinde ise, kararda bulunacak hususlar sıralanmış ve (e) bendinde kararın dayandığı hukuki sebepler ile gerekçesinin ve hükmün belirtileceği vurgulanmıştır.
    3194 sayılı İmar Kanunu'nun 1. maddesinde, anılan Kanun'un, yerleşme yerleri ile bu yerlerdeki yapılaşmaların; plan, fen, sağlık ve çevre şartlarına uygun teşekkülünü sağlamak amacıyla düzenlendiği, 2. maddesinde; belediye ve mücavir alan sınırları içinde ve dışında kalan yerlerde yapılacak planlar ile inşa edilecek resmi ve özel bütün yapıların anılan Kanun hükümlerine tabi olduğu; 3. maddesinde, herhangi bir sahanın, her ölçekteki plan esaslarına, bulunduğu bölgenin şartlarına ve yönetmelik hükümlerine aykırı maksatlar için kullanılmasının mümkün olmadığı; 5. maddesinin son fıkrasında ise, Kanun'da adı geçen diğer tanımların Bakanlıkça hazırlanacak yönetmelikte tarif edileceği öngörülmüştür.
    Anılan Kanun'un "Yönetmelik" başlıklı 44. maddesinin (I) fıkrasının (f) bendinde, imar planı yapımı ve değişiklikleriyle ilgili kriterlerin tespiti ve imarla ilgili diğer hususların; (b) bendinde, imar planlarında okul, ibadet yeri, sağlık, spor, sosyal ve kültürel tesisler ile kamu kuruluşlarının yapıları için ayrılacak yerler ve bu konu ile ilgili diğer hususların ve (i) bendinde, yerleşme alanlarıyla ilgili genel esasların Bayındırlık ve İskan Bakanlığınca çıkarılacak Yönetmelikle belirleneceği kurala bağlanmıştır.
    HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
    Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan;
    "a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
    b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
    c) Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması",
    sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
    Temyiz isteminde bulunan davacının, dava konusu Yönetmeliğin geneline yönelik iptal talebinin Dairece karşılanmadığı iddiası yönünden;
    Dava dilekçesinde, davacı tarafından, 03/07/2017 tarih ve 30113 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği'nin bütününe yönelik iptal talebinde de bulunulmuş ise de; plan, fen, sağlık ve sürdürülebilir çevre şartlarına uygun yapı ve yapılaşma ile projelendirmeye ve denetime ilişkin usul ve esasları belirlemek amacıyla, yetkili idare tarafından hazırlanarak yayımlandığı anlaşılan ve Türkiye genelindeki yapılaşmaları yöneten ve yönlendiren bir nitelik taşıyan dava konusu Yönetmeliğin bütününe yönelik olarak ileri sürülen iddiaların, Yönetmeliğin özel olarak dava konusu edilen düzenlemelerine yönelik ileri sürülen iddiaların derlemesi niteliğinde ve oldukça soyut olduğu görülmektedir.
    Bu nedenle, özel olarak dava konusu edilen düzenlemeler yönünden bu iddialar incelenerek, söz konusu düzenlemeler hakkında hüküm kurulmasına yönelik Daire yaklaşımı, Kurulumuzca uygun görülmüş olup, Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği'nin bütününe yönelik iptal talebi hakkında, Daire kararında ayrıca hüküm kurulmamış olmasının, anılan kararın bozulmasını gerektirmediği sonucuna ulaşılmıştır.
    Temyiz isteminde bulunan davalı idarenin, Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği'nin bazı dava konusu düzenlemeleri yönünden davanın konusuz kaldığına yönelik iddiası yönünden;
    Davalı idare tarafından sunulan temyiz dilekçesinde, temyize konu Daire kararında dava konusu Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği'nin iptaline karar verilen bazı düzenlemelerinin, 25/07/2019 tarih ve 30842 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile yürürlükten kaldırılması nedeniyle davanın bu kısımlarının konusuz kaldığı ileri sürülmekte ise de; anılan Yönetmelik değişikliğinin, görülmekte olan davanın yürütme ve itiraz aşamalarında verilen ve işlemin yürürlüğünü askıya alan yürütmenin durdurulmasına ilişkin yargı kararlarının (Danıştay Altıncı Dairesinin 12/07/2018 tarih ve E:2017/4840 sayılı kararı ile Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 16/05/2019 tarih ve YD İtiraz No:2019/486 sayılı kararı) gereğinin yerine getirilmesi amacıyla, anayasal ve yasal zorunluluk nedeniyle yapıldığı görülmekte olup, bu haliyle, davanın bu kısımlarının konusuz kaldığından söz etme olanağı bulunmadığından, Kurulumuzca, temyiz istemleri esastan incelenmiştir.
    Yukarıda yer verilen açıklamalar çerçevesinde dosyanın incelenmesinden;
    Dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçesi yukarıda açıklanan Danıştay Altıncı Dairesi kararının, dava konusu Yönetmeliğin;
    1- 4. maddesinin 1. fıkrasının (fff) bendindeki "Mimari estetik komisyonu" tanımı ile 66. maddesi,
    2- 4. maddesinin 1. fıkrasının (yy) bendindeki "Konut alanı" tanımı ile 19. maddesinin 1. fıkrasının (f) bendi,
    3- 4. maddesinin (ıııı) bendinde yer alan "Ticaret+Konut, Turizm+Ticaret, Turizm+Ticaret+Konut" karma kullanım alanları tanımı ile 19. maddesinin 1. fıkrasının (ğ) bendi,
    4- 4. maddesinin 1. fıkrasının (zzzz) bendindeki "Yüksek nitelikli konut (rezidans)" tanımı ile 19. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi,
    5- 4. maddesinin 1. fıkrasının (vvvv) bendinin 2. alt bendindeki "Parklar" tanımı ile 19. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi,
    6- 5. maddesinin 8. fıkrası,
    7- 20. maddesinin 8. fıkrası,
    8- 22. maddesi,
    9- 54. maddesinin 8. fıkrası,
    HARİCİNDEKİ KISIMLARI, aynı gerekçe ile Kurulumuzca da uygun bulunmuş olup temyiz dilekçelerinde ileri sürülen iddialar, kararın anılan kısımlarının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
    Daire kararının yukarıda yer verilen hususlara ilişkin kısımlarına gelince;
    Temyize konu Daire kararında dava konusu Yönetmeliğin birlikte incelenen düzenlemeleri, Daire kararı ile Kurulumuz kararı arasındaki bağlantının sağlanması amacıyla, Kurulumuz kararında da (dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesinin 8. fıkrası, 20. maddesinin 8. fıkrası ve 22. maddesi hariç) birlikte incelenmiştir.
    Ayrıca, bu inceleme sırasında, Daire kararının onanan ve bozulan kısımları ayrıca belirtilmiştir. Başka bir ifadeyle, temyize konu Daire kararının onanan kısımları yukarıda belirtilenlerle sınırlı olmayıp, uyuşmazlığın niteliği gereği "Daire Kararının Özeti" bölümünde yer verilmeyerek, "Hukuki Değerlendirme" bölümünde yer alacağı belirtilen hususlara ilişkin Kurulumuz kararının bu kısmında da Daire kararının onanan kısımları bulunmaktadır.
    1- Dava konusu 03/07/2017 tarih ve 30113 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği'nin (Yönetmelik) 4. maddesinin 1. fıkrasının (fff) bendindeki "Mimari estetik komisyonu" tanımı ile 66. maddesi yönünden;
    *Bu kısım temyize konu Daire kararının 7 numaralı başlığı altında incelenmiştir.
    1.1- Dava Konusu Düzenlemeler
    Dava konusu Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (fff) bendinde, "Mimari estetik komisyonu: Şehrin yöresel mimarisine ilişkin tespitleri yapan, meydan, yol, kaldırım, tabela, kent mobilyaları ve benzeri düzenlemelerdeki usullere ilişkin öneriler getiren, yapıların ve onaylı mimari projelerinin özgün fikir ifade edip etmediğine, umumi binaların fonksiyonu ve özelliği gereği farklılık arz edip etmediğine karar veren komisyonu ... ifade eder." tanımına;
    66. maddesinde ise, "(1) Bu Yönetmelik esaslarına göre kurulan komisyonun çalışma usul ve esasları idarece belirlenir.
    (2) Komisyon beş uzmandan teşkil eder, salt çoğunlukla toplanır, kararlar oyçokluğu ile alınır.
    (3) İlgili idareler, gerekmesi halinde ilgili kamu kuruluşlarının da katılımıyla, uzmanlardan oluşan mimari estetik komisyonları kurar. Komisyon idare bünyesindeki en az biri mimar olmak üzere inşaat mühendisi, peyzaj mimarı, sanat tarihçisi, şehir plancısı ve harita mühendisinden oluşur.
    (4) Komisyonun gündemi ilgili idarece belirlenir ve Komisyon başkanı idare tarafından görevlendirilir.
    (5) Komisyonca özgün fikir ifade etmediği karara bağlanan projelerde farklı bir müellif tarafından yapılacak değişikliklerde bütün sorumluluk değişiklik projesini yaptıranlar ve projeyi hazırlayan müelliflerde olmak üzere idarelerce ayrıca önceki müelliflerin görüşü aranmaz.
    (6) Komisyon; organize sanayi bölge müdürlükleri hariç, büyükşehirlerde büyükşehir belediyeleri ve büyükşehir belediyesinin 10/7/2004 tarihli ve 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunundan gelen yetkileri saklı kalmak kaydıyla ilçe belediyeleri, büyükşehir olmayan illerde il, ilçe belediyeleri ve ilgili diğer idareler bünyesinde kurulur.
    (7) Müdürlükler bünyesinde Valilik onayı ile oluşturulan komisyonlar görev yapar.
    (8) Komisyonca özgün fikir ifade ettiği, ancak eserin bütünlüğünü bozmadığı ve estetik görünümünü değiştirmediği teknik, yönetsel amaçlar ve kullanım amacı nedeniyle zorunlu olduğuna mimari estetik komisyonu tarafından karar verilen değişiklikler müellifinin izni alınmaksızın yapılabilir. Bu durumda ilk müellif tarafından talep edilebilecek telif ücreti; proje sözleşmesinde belirlenen veya fatura edilen bedelin, sözleşmede belirlenmemesi veya fatura edilmemesi halinde ilgili meslek odasınca belirlenen mimari proje asgari hizmet bedelinin, tamamlanan yapılarda % 20’sini, inşaatı süren yapılarda ise % 15’ini geçemez.
    (9) Kamu kurum ve kuruluşlarınca birbirinden farklı konut, eğitim, sağlık, güvenlik ve sanayi tesisi gibi yatırımlara ilişkin hazırlanan tip projelerin fikir ve sanat eseri telif hakkı, ilgili kamu kurum ve kuruluşuna aittir.
    (10) Bu Yönetmelik kapsamında müellif ile akdedilen proje sözleşmesinde fikir ve sanat eseri telif hakkının devrine ilişkin hükmün yer alması zorunludur. Sözleşme olmadığı veya sözleşmede herhangi bir hükmün yer almadığı takdirde, müellifin fikir ve sanat eseri telif hakkından 5/12/1951 tarihli ve 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca feragat ettiği varsayılır.
    (11) Umumî binaların mimari estetik komisyonunca fonksiyonu ve özelliği gereği farklılık arz ettiğine dair karar altına alınanları ile sanayi bölgelerindeki yapı ve tesislerde planda belirlenmemişse bu Yönetmelikte benzer binalar için yer verilenler dışında kalan iç ölçülere tabi olunması zorunlu değildir.
    (12) Komisyon tarafından getirilecek kurallar engelliler ile ilgili erişilebilirlik standartlarına aykırı olamaz." düzenlemelerine yer verilmiştir.
    1.2- Davacının İddiaları
    Dava konusu Yönetmelik maddesinin ve dayanağı 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 8. maddesine eklenen (j) bendinin Anayasa'ya aykırılı olduğu, mimari projeler ve mimarlık eserlerinin fikri mülkiyet haklarının konusunu oluşturduğu ve bu kapsamda bulunduğu, bu düzenlemelerin 20/03/1883 tarihli Sınai Mülkiyet Haklarının Korunmasına İlişkin Paris Sözleşmesi ile 09/09/1886 tarihli Edebiyat ve Sanat Eserlerinin Korunmasına İlişkin Bern Sözleşmesi'ne aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
    1.3- Davalı İdarenin Savunması
    Yönetmelik düzenlemelerinin dayanak Kanun'a uygun olduğu, bu hükümler ile yapı ruhsatı düzenlenmesi (tadilat, ilave, yeniden gibi) aşamasında müellifler tarafından haklı bir gerekçe gösterilmeksizin yapı ruhsatında imzadan imtina etme gibi sık karşılaşılan sorunlara çözüm getirilerek inşaat sektöründeki kişi bazlı bürokratik tıkanıklıkların oluşmasının engellenmesi, müellifle mal sahibi arasında husumet bulunması gibi vatandaş açısından mağduriyete neden olabilecek durumların engellenmesi, özgün fikir ifade ederek sahibinin hususiyetini taşıyan eserlerde de tadilat ve güçlendirme gibi kamu yararına yapılacak değişiklikler için ise makul bir telif ücreti ödenerek ilk müellifin görüşü ve muvafakati alınmayarak can ve mal güvenliğine ilişkin tedbirlerin ivedi olarak alınmasının amaçlandığı, hükümlerin kamu yararı amacı taşıdığı, mimari estetik komisyonunda görevli uzmanlar tarafından zorunlu/gerekli proje değişikliklerinde, sahibinin hususiyetini taşıdığı ve dolayısıyla özgün fikir ifade ettiğine karar verilen mimari eserler için 5486 sayılı Kanun'daki hakların geçerli olduğu, fikri mülkiyet hakkının bütünüyle ortadan kaldırılarak kullanılmaz hale getirildiği iddiasının kabul edilebilir olmadığı, Anayasa'nın 13. maddesine uygun olduğu, Kanun'daki düzenleme ile fikri mülkiyet haklarının kullanılmaz hale getirilmesinin söz konusu olmadığı, sadece özgün fikir ifade edip etmediği şeklinde ölçülebilir bir kıstas getirildiği belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmuştur.
    1.4- Daire Kararı
    Uyuşmazlığa konu, mimari estetik komisyonu tanımı ile Yönetmeliğin 66. maddesinin 1, 2, 5 ve 8. fıkralarının, 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 8. maddesinin 1. fıkrasının (j) bendi ile uyumlu olduğu ve bu bendin Anayasa'ya aykırılığı iddiasıyla iptali istemiyle yapılan başvuru neticesinde, Anayasa Mahkemesinin 04/12/2014 tarih ve E:2013/114, K:2014/184 sayılı kararı ile (j) bendinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin reddine karar verildiği gerekçesiyle, dava konusu Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (fff) bendi ile 66. maddesinin 1, 2, 5 ve 8. fıkraları yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
    1.5- Davacının Temyiz İddiaları
    Dava konusu Yönetmeliğin 66. maddesinin tümüyle Anayasa'ya ve hukuka aykırı olduğu, mimari estetik komisyonu tanımı ve Yönetmeliğin 66. maddesi yönünden davanın reddi yolunda verilen Daire kararının bozulması gerektiği ileri sürülmüştür.
    1.6- Kurulumuzun Hukuki Değerlendirmesi
    Dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçesi yukarıda açıklanan Danıştay Altıncı Dairesi kararının, dava konusu Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (fff) bendindeki "Mimari estetik komisyonu" tanımı ile 66. maddesinin 1, 2, 5 ve 8. fıkralarına ilişkin kısmı aynı gerekçe ile Kurulumuzca da uygun bulunmuş olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar, kararın anılan kısımlarının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
    Ancak, uyuşmazlıkta, davacı tarafından, dava konusu Yönetmeliğin 66. maddesinin tamamının iptali istenildiği halde, Dairece, anılan maddenin yalnızca 1, 2, 5 ve 8. fıkraları incelenmek suretiyle hüküm kurulduğu görülmektedir.
    Bu nedenle, temyize konu Daire kararının, dava konusu Yönetmeliğin 66. maddesinin 1, 2, 5 ve 8. fıkraları haricindeki kısımları yönünden, eksik inceleme nedeni ile bozulması, bu başlık altında incelenen diğer kısımlar yönünden ise onanması gerekmektedir.
    2- Dava konusu Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (yy) bendindeki "Konut alanı" tanımı ile 19. maddesinin 1. fıkrasının (f) bendi yönünden;
    *Bu kısım temyize konu Daire kararının 8 numaralı başlığı altında incelenmiştir.
    2.1- Dava Konusu Düzenlemeler
    Dava konusu Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (yy) bendinde, "Konut alanı: İmar planlarında konut kullanımına yönelik olarak planlanan ve ayrıca 19 uncu maddede belirtilen fonksiyonların da yer alabildiği alanları ... ifade eder." tanımına;
    19. maddesinin 1. fıkrasının (f) bendinde ise, "(1) Bu Yönetmelikte tanımlanan kullanım alanlarına ilişkin yapılaşma koşulları aşağıdaki gibidir:
    ...
    f) Konut alanı: Bu alanda;
    1) İlgili idare meclisince yol boyu ticaret olarak teşekkül ettiği karar altına alınan konut alanlarında bulunan parsellerin; zemin kat ve yol seviyesinde veya açığa çıkan bodrum katlarının yoldan cephe alan mekânlarında ya da binanın birinci katında veya bodrum katlarında zemin katta yer alan mekanla içten bağlantılı olan ve binanın ortak merdivenleri ile ilişkilendirilmeyen, getirilecek kullanıma ilişkin otopark ihtiyacını karşılamak kaydıyla, gürültü ve kirlilik oluşturmayan ve imalâthane niteliğinde olmayan, gayrisıhhi özellik taşımayan, halkın günlük ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik dükkân, kuaför, terzi, eczane, anaokulu ve kreş ile gelişme alanları hariç; Sağlık Bakanlığınca aranan şartlar sağlanmak kaydıyla günübirlik sağlık hizmeti sunulan sağlık kabini, muayenehane, aile sağlığı merkezi, ağız ve diş sağlığı merkezi, diyaliz merkezi, acil servis içermeyen tıp merkezi, psikoteknik değerlendirme merkezi, üremeye yardımcı tedavi merkezi, fizik tedavi müessesesi, genetik hastalıklar tanı merkezi, evde bakım merkezi, işitme cihazı merkezi, ısmarlama protez ve ortez merkezi ve lokanta, pastane gibi konut dışı hizmetler verilebilir.
    2) İlgili idare meclisince yol boyu ticaret olarak teşekkül ettiği karar altına alınan konut kullanımına ayrılan parsellerde ilgili kamu kurumunun belirlediği standartları sağlamak ve uygun görüşü alınmak ve ayrıca getirilecek kullanıma ilişkin otopark ihtiyacı karşılanmak kaydıyla müstakil olarak; yurt, anaokulu, aile sağlığı merkezi, kreş, ticari katlı otopark binaları ile gelişme alanları haricinde özel sağlık tesisi, özel eğitim tesisi ve yapılabilir. Konut alanlarında (1) numaralı alt bentte belirtilenler haricinde özel sağlık tesisi yapılabilmesi için uygulama imar planında bu amaçla değişiklik yapılarak konut kullanımından çıkarılması gerekir.
    3) Konut alanlarında kalsa dahi parsellerin konut binası yapılıncaya kadar açık otopark, bahçe düzenlemesi ve peyzajı yapılarak kullandırılmasına ilgili idaresi yetkilidir.
    4) Yol boyu ticaret olarak belirlenenler de dâhil konut alanlarında kalan parsellerin araç giriş çıkışından kaynaklanan trafik yükünü azaltmak amacıyla ve ilgili idareden geçit hakkı almak koşuluyla otopark olarak kullanılan bodrum katlarından plan kararı ile kamuya ait yer altı otoparkına araç giriş çıkışı verilebilir." düzenlemelerine yer verilmiştir.
    2.2- Davacının İddiaları
    Konut alanında yapılabilecek tesisler arası farklılıklar uyum ve uyumsuzluk göz ardı edilerek planlamanın analiz çalışması ve kullanım kısıtları gibi bir takım bilimsel gerçeklik dışında farklı kullanım kararlarının planlama sürecinden geçirmeden doğrudan ruhsata esas uygulamaya bağlanmasının kentsel alan içerisinde güvenlik, ulaşım, çevre sorunlarına neden olacağı, imar planında konut kullanımına ayrılan mekânsal alanlarda, yol boyu ticaret bölgesi olarak teşekkül etme koşuluna bağlı olarak, müstakil olarak "yurt, anaokulu, aile sağlığı merkezi, kreş, ticari katlı otopark binaları ile gelişme alanları haricinde özel sağlık tesisi ve özel eğitim tesisi" gibi yapıların yapımına imkan tanınmasının ve her biri Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliği eki plan gösterimlerinde ayrı lejantlarla gösterilen, farklı fonksiyonlara tekabül eden, ulaşım başta olmak üzere sosyal ve teknik altyapıya getireceği yük birbirinden çok farklı olan kullanım kararlarına yer verilmesinin konut kullanımı ile bağdaşmasının mümkün olmadığı, bu düzenlemelerin bütün olarak 3194 sayılı İmar Kanunu'na aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
    2.3- Davalı İdarenin Savunması
    Sağlık Bakanlığının … tarih ve … sayılı yazısıyla bu yönde düzenleme yapılmasının istendiği, mevzuatın paydaşı olan ilgili sektör ve meslek mensuplarından müteşekkil komisyon tarafından ele alınarak sonucunda Bakanlıkça da uygun bulunduğu, bu kullanımların halkın günlük ihtiyacının karşılanması, otopark ihtiyacının çözümlenmesi, trafik yükünün azaltılması, peyzaj, bahçe düzenlemesi, günübirlik sağlık hizmetinin sunulması, yurt, anaokulu hizmetlerinin karşılanması gibi hizmetlerin yerine getirilmesi için ilgili idare meclisi kararı, ilgili kamu kurumunun belirlediği standartların sağlanması gerektiği, geçit hakkı alınması gerektiği gibi bir takım şartlara bağlandığı, söz konusu konut alanlarında belirtilen kullanımlara ilişkin koşulların yerine getirilmesi aşamasında ilgili idare tarafından göz önünde bulundurulması gereken tedbirlerin alınması ve bu koşulların sağlanması gerektiğinden iptal talebinin reddi gerektiği savunulmuştur.
    2.4- Daire Kararı
    3194 sayılı İmar Kanunu'nun 3. maddesinde, "Herhangi bir saha, her ölçekteki plan esaslarına, bulunduğu bölgenin şartlarına ve yönetmelik hükümlerine aykırı maksatlar için kullanılamaz." hükmüne yer verildiği,
    Aynı Kanun'un 5. maddesinde de, "Nazım imar planı"nın, halihazır haritalar üzerine çizilen ve ticaret, sanayi, konut gibi bölgelerle iskan bakımından yoğun veya seyrek bölgeleri ve iskana elverişli, iskana elverişli olmayan veya iskana izin verilmeyen bölgeleri, topoğrafik özelliklerden faydalanma konularını, ulaşım sistemlerini ve bu gibi ana hatları göstermek suretiyle arazi parçalarının kullanma şekillerini belirleyen planlar; "Uygulama imar planları"nın ise, varsa kadastral durumu da işlenmiş halihazır haritaların üzerine nazım plan esaslarına göre çizilen ve yol, yapı adası ve muhtelif bölgelerin detayları ile inşaat nizamlarını ve uygulama için gerekli bilgileri içeren planlar, olarak tanımlandığı,
    Uyuşmazlık konusu düzenlemeler ile imar planında "konut kullanımına" ayrılan mekansal alanlarda; ilgili idare meclisince yol boyu ticaret olarak teşekkül ettiği karar altına alınan alanlarda ayrıntılı bir şekilde belirlenen koşullara bağlı olarak, bu alanlarda yaşayan insanların günlük ihtiyaçlarını karşılamaya dönük "sağlık kabini, muayenehane, lokanta, pastane dükkân, kuaför, terzi, eczane" yapımına imkan tanındığı,
    Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği eki plan gösterimlerinde ayrı lejantlarla gösterilen, farklı fonksiyonlara karşılık gelen, ulaşım başta olmak üzere sosyal ve teknik altyapıya getireceği yük birbirinden farklı olan kullanımların, yer seçimi kararlarının imar planı kapsamında ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiği,
    Bu doğrultuda, bu nitelikteki kullanımlara, imar planı kararı bulunmaksızın, konut fonksiyonu içerisinde yer verilmesinin imar mevzuatı uyarınca mümkün görülmediği,
    Uyuşmazlık bu çerçevede ele alındığında, Yönetmeliğin 19. maddesinin 1. fıkrasının (f) bendinin 1. alt bendinde yer alan "muayenehane", "lokanta", "pastane" ve "sağlık kabini" kullanımlarının, Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği eki plan gösterimlerinde herhangi bir lejant ile gösterilmediği, bu fonksiyonlara karşılık gelen başka herhangi bir lejant da bulunmadığı anlaşıldığından, bu kullanımların konut kullanımı kapsamında yer alabileceğinin kabulü gerektiği,
    Bu doğrultuda, imar planında konut kullanımında olan bir alanda otopark ihtiyacının karşılanması kaydıyla, gürültü ve kirlilik oluşturmayan ve imalâthane niteliğinde olmayan, gayrisıhhi özellik taşımayan, halkın günlük ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik "muayenehane", "lokanta", "pastane" ve "sağlık kabini" kullanımlarına yer verilmesinde imar mevzuatına aykırılık bulunmadığı,
    Yönetmeliğin 19. maddesinin 1. fıkrasının (f) bendinin 1. alt bendinde yer alan "anaokulu ve kreş" ibareleri ile "gelişme alanları hariç; Sağlık Bakanlığınca aranan şartlar sağlanmak kaydıyla günübirlik sağlık hizmeti sunulan aile sağlığı merkezi, ağız ve diş sağlığı merkezi, diyaliz merkezi, acil servis içermeyen tıp merkezi, psikoteknik değerlendirme merkezi, üremeye yardımcı tedavi merkezi, fizik tedavi müessesesi, genetik hastalıklar tanı merkezi, evde bakım merkezi, işitme cihazı merkezi, ısmarlama protez ve ortez merkezi gibi konut dışı hizmetler verilebilir." ibarelerine ilişkin olarak;
    Her biri Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği eki plan gösterimlerinde ayrı lejantlarla gösterilen, farklı fonksiyonlara tekabül eden, ulaşım başta olmak üzere sosyal ve teknik altyapıya getireceği yük birbirinden çok farklı olan ve konut kullanımı ile bağdaşması mümkün olmayan söz konusu kullanımlara imar planı kararı bulunmaksızın konut alanlarında yer verilmesinde 3194 sayılı İmar Kanunu'na uyarlık görülmediği,
    Her ne kadar, davacı tarafından konut alanı tanımını içeren ve Yönetmeliğin 19. maddesinin 1. fıkrasının (f) bendine atıf yapan, 4. maddesinin 1. fıkrasının (yy) bendinin de iptali istenilmiş ise de, konut alanına yönelik tanımda hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşıldığı,
    Diğer taraftan, Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (yy) bendine yönelik ileri sürülen hukuka aykırılık nedenlerinin Dairelerince, Yönetmeliğin 19. maddesinin 1. fıkrasının (f) bendinin 1. alt bendinde değerlendirilerek, konut alanında yapılmasına olanak tanınan kullanımlara yönelik kısmen iptal kararı verildiğinden, artık konut alanlarında iptaline karar verilen kullanımların yapılmasına hukuken olanak bulunmadığı, bu itibarla, Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (yy) bendinde konut alanlarında yer alacak kullanımları belirleyen Yönetmeliğin 19. maddesine atıf yapılmasının, bu maddenin tanım maddesi olmasının doğal bir sonucu olduğundan, hukuka aykırılık nedeni olarak görülemeyeceği,
    gerekçesiyle, dava konusu Yönetmeliğin 19. maddesinin 1. fıkrasının (f) bendinin (1) alt bendinde yer alan "anaokulu ve kreş" ile "gelişme alanları hariç; Sağlık Bakanlığınca aranan şartlar sağlanmak kaydıyla günübirlik sağlık hizmeti sunulan aile sağlığı merkezi, ağız ve diş sağlığı merkezi, diyaliz merkezi, acil servis içermeyen tıp merkezi, psikoteknik değerlendirme merkezi, üremeye yardımcı tedavi merkezi, fizik tedavi müessesesi, genetik hastalıklar tanı merkezi, evde bakım merkezi, işitme cihazı merkezi, ısmarlama protez ve ortez merkezi gibi konut dışı hizmetler verilebilir" ibarelerinin iptaline, diğer kısımlar yönünden ise davanın reddine karar verilmiştir.
    2.5- Davacının Temyiz İddiaları
    Dava konusu Yönetmeliğin 19. maddesinin 1. fıkrasının (f) bendinin tümüyle hukuka aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
    2.6 - Kurulumuzun Hukuki Değerlendirmesi
    Dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçesi yukarıda açıklanan Danıştay Altıncı Dairesi kararının, dava konusu Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (yy) bendindeki "Konut alanı" tanımı ile 19. maddesinin 1. fıkrasının (f) bendinin 1. alt bendine ilişkin kısmı aynı gerekçe ile Kurulumuzca da uygun bulunmuş olup temyiz dilekçelerinde ileri sürülen iddialar, kararın anılan kısımlarının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
    Ancak, uyuşmazlıkta, davacı tarafından, dava konusu Yönetmeliğin toplam dört alt bentten müteşekkil 19. maddesinin 1. fıkrasının (f) bendinin tamamının iptali istenildiği halde, Dairece, anılan bendin yalnızca 1. alt bendi incelenmek suretiyle hüküm kurulduğu görülmektedir.
    Bu nedenle, temyize konu Daire kararının, dava konusu Yönetmeliğin 19. maddesinin 1. fıkrasının (f) bendinin 1. alt bendi haricindeki diğer üç alt bendi yönünden, eksik inceleme nedeni ile bozulması, bu başlık altında incelenen diğer kısımlar yönünden ise onanması gerekmektedir.
    3- Yönetmeliğin 4. maddesinin (ıııı) bendinde yer alan "Ticaret+Konut, Turizm+Ticaret, Turizm+Ticaret+Konut" karma kullanım alanları tanımı ile 19. maddesinin 1. fıkrasının (ğ) bendi yönünden;
    *Bu kısım temyize konu Daire kararının 10 numaralı başlığı altında incelenmiştir.
    3.1- Dava Konusu Düzenlemeler
    Dava konusu Yönetmeliğin 4. maddesinin (ıııı) bendinde, "Ticaret+Konut, Turizm+Ticaret, Turizm+Ticaret+Konut karma kullanım alanları: Tek başına konut olarak kullanılmamak koşuluyla, ticaret, turizm, konut kullanımlarından konut hariç sadece birinin veya ikisinin veya tamamının birlikte yer aldığı alanları... ifade eder." tanımına;
    19. maddesinin 1. fıkrasının (ğ) bendinde ise, "(1) Bu Yönetmelikte tanımlanan kullanım alanlarına ilişkin yapılaşma koşulları aşağıdaki gibidir:
    ...
    ğ) Ticaret+Konut, Turizm+Ticaret, Turizm+Ticaret+Konut gibi karma kullanım alanları: Tek başına konut olarak kullanılmamak koşuluyla, ticaret, turizm, konut kullanımlarından konut hariç sadece birinin veya ikisinin veya tamamının birlikte yer aldığı alanlardır. Bu alanlarda;
    1) Bu alanlarda plandaki kullanım kararına bağlı olarak konut veya turizm tesisi yapılması halinde yoldan cephe alan zemin veya bodrum katların ticaret veya hizmetler sektörünün kullanımında olması ve konut veya turizm tesisi için ayrı bina girişi ve merdiveni bulunması şartı aranır. Her bir kullanım için bağımsız giriş çıkış ve merdiven düzenlenmesi, kullanım oranlarının ve sosyal ve teknik altyapı alanlarının imar planlarıyla tayin edilmesi esastır. İmar planında bu oran belirlenmemiş ise, konut kullanımı emsale konu alanın % 20’sini aşamaz.
    2) Bu alanlarda ayrıca plan kararı gerekmeden gerçek ve tüzel kişilere veya kamuya ait; yurt, kurs, ticari katlı otopark, sosyal ve kültürel tesisler yapılabilir.
    3) Ticaret+Konut, Turizm+Ticaret+Konut gibi konut da yapılabilen karma kullanım alanlarında konut veya yüksek nitelikli konut yapılabilmesi için, imar planında konutun ihtiyacı olan sosyal ve teknik alt yapı ve donatı alanlarının konut kullanımının getireceği nüfus yoğunluğu üzerinden hesap edilerek bu alana hizmet verecek şekilde ayrılmış olması şarttır.
    4) Konut, ticaret, turizm alanlarının her biri için belirlenen plan değişikliği gerektirmeksizin yapılabilecek yapılar, aynı şartlar çerçevesinde karma kullanım alanlarında da yapılabilir. Ancak bu durumda, karma kullanımın bir alanı dikkate alınarak yapılacak uygulama karma kullanımın diğer alanına göre gerekli koşullara aykırılık teşkil etmemesi gerekir.", düzenlemelerine yer verilmiştir.
    3.2- Davacının İddiaları
    Konut alanlarında, ticaret alanlarında ve karma kullanım alanlarında her şey yapılabilir duruma getirildiği, imar planı kararlarıyla arazi kullanım kararlarının getirilmesine gerek kalmadığı, bu durumun alt merkez oluşumunu önleyici bir durum yarattığı, planlarda yer alacak nüfus hesaplarını etkileyeceği, alan kullanımlarında çok çeşitliliğin kentin taşıma kapasitesi ile plan nüfusunun karşılaştırılması ve yaşayacak nüfusa yeterli ve gerekli donatı alanlarının hesabının yapılmasında sorun oluşturacağı, karma kullanımlar içerisinde yer verilen "konut" kullanımının, hitap ettiği kent nüfusunun niteliği gereği, sosyal ve teknik altyapı alanlarına olan ihtiyacının, ticaret ve turizm kullanım türlerine göre nitelik ve nicelik olarak farklılaştığı hususunda duraksama bulunmadığı, planlama alanı içerisinde barınma ihtiyacının karşılandığı ve günün her saati işlevini dinamik olarak muhafaza eden bu kullanım kararının, karma kullanım kararları içerisinde kapsayacağı emsal oranının henüz planlama aşamasında belirlenmesinin zorunlu olduğu, konut alanlarının ihtiyaç duyduğu sosyal ve teknik altyapı alanlarının miktarı ve konumunun belirlenmesinin ancak bu takdirde mümkün olabileceği,
    Her iki Yönetmelik de İmar Kanunu dayanak alınarak çıkarılmasına karşın, bu düzenlemede konut kullanımları için öngörülen %20'lik emsal oranının, Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği'nde %30 olarak gösterildiği, her iki Yönetmelik hükmünün birbiri ile çeliştiği, konut kullanımının, karma kullanım içerisinde yer alan diğer fonksiyonlardan farklı olarak sosyal donatı ve teknik altyapı ihtiyacı bulunmasına rağmen, konut kullanımının, karma kullanım içerisinde en fazla emsal değerinin belirlenmesine yönelik getirilen %20 oranının, Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliği'nin ilgili maddesi ile çelişkili olması nedeni ile hukuka aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
    3.3- Davalı İdarenin Savunması
    Sözü edilen her iki Yönetmeliğin konuya ilişkin hükümleri birlikte değerlendirildiğinde Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliği'ndeki %30 hükmünün; "imar planlarında karma kullanımlarda önerilebilecek maksimum konut yapılaşma alanının veya emsalin" ne olacağına yönelik bir hüküm olmadığı; imar planı hazırlanırken plan bölgesinde, nüfusun ihtiyacı olan sosyal ve teknik altyapı alanlarının büyüklüklerinin hesaplanmasında esas alınan bir kabule karşılık geldiği ve bu çerçevede planlama alanındaki nüfusun ihtiyacı olan donatı alanlarının belirtilen bu oran dâhilinde mevcut plan kararları ile karşılanıp karşılanmadığının ortaya konulabilmesi için bir değerlendirme ölçütü olduğu, Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği'ndeki %20 hükmünün ise karma kullanımlı parsellerde "planların uygulanmasında" konut alanı için esas alınacak "emsal değerinin" belirlenmesine yönelik bir hüküm olduğu, bahsi geçen hükümlerin birbiriyle ilintili olduğu, ancak farklı durumlara karşılık geldikleri, karma kullanımlar için oran belirtilmemiş imar planlarında konut kullanım oranının en fazla %30 olacağı varsayımı ile uygulama yapılması durumunda; parseldeki nüfusun ihtiyacı olan sosyal ve teknik alt yapı ve donatı alanlarının, planda "konut kullanım oranının, parselin yüz ölçümü olarak en fazla %30'unun varsayıldığı durum için karşılanmış olduğunun ortaya konulması kaydıyla, Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği'nde belirtilen "emsal oranının" esas alınabileceği; karma kullanım içeren ancak bu koşulları sağlamayan imar planları için ise, imar planı değişikliği yapılarak bu tür parsellerdeki kullanım oranlarının net olarak belirlenmesi ve konut kullanımının öngördüğü nüfusun ihtiyacı olan sosyal ve teknik alt yapı ve donatı alanlarının planda gösterilmesi gerektiği belirtilerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.
    3.4- Daire Kararı
    Karma kullanımlar içerisinde yer verilen "konut" kullanımının, hitap ettiği kent nüfusunun niteliği gereği, sosyal ve teknik altyapı alanlarına olan ihtiyacının, ticaret ve hizmet kullanım türlerine göre nitelik ve nicelik olarak farklılaştığı hususunda duraksamanın bulunmadığı,
    Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği'nin 21. maddesinin 10. fıkrasında, "İmar planlarında Ticaret+Konut, Ticaret+Turizm+Konut, Turizm+Ticaret karma kullanım alanlarında konut kullanımına da yer verilmesi halinde, konut kullanım oranları belirtilerek, konut kullanımının gerektirdiği sosyal ve teknik altyapı alanlarının ayrılması zorunludur. İmar planlarında konutun yer aldığı karma kullanımlarda konut kullanım oranının belirtilmediği hallerde en fazla %30 konut kullanabileceği varsayılır."; 24. maddesinin 9. fıkrasında ise, "Nazım imar planlarında karma kullanım olarak belirlenen fonksiyonların, uygulama imar planlarında ayrıştırılması esastır." hükümlerine yer verildiği,
    Yukarıda aktarılan her iki Yönetmelik de, İmar Kanunu dayanak alınarak çıkarılan ve uygulama işlemlerine esas alınan Yönetmelikler olmasına karşın, Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği'nin ilgili bendinde konut kullanımları için öngörülen %20'lik emsal oranının, Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliği'nde %30 olarak gösterildiği, böylece her iki Yönetmelik hükmünün birbiri ile çelişkili hale geldiği,
    Yönetmeliğin 19. maddesinin 1. fıkrasının (ğ) bendinin 2. alt bendinde "plan kararı gerekmeden" ve 4. alt bendinde de "plan değişikliği gerektirmeksizin" ibarelerine yer verilmiş ise de, karma kullanım içerisinde yer alan değişik fonksiyonların farklı sosyal donatı ve teknik altyapı ihtiyacı barındırması nedeniyle Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 24. maddesinin 9. fıkrası uyarınca her bir fonksiyonun uygulama imar planında belirtilmesi gerektiği,
    Her ne kadar, davacı tarafından karma kullanım (Ticaret+Konut, Ticaret+Turizm+Konut, Turizm+Ticaret) alanı tanımını içeren ve Yönetmeliğin 19. maddesinin 1. fıkrasının (ğ) bendine atıf yapan 4. maddesinin 1. fıkrasının (ıııı) bendinin iptali de istenilmiş ise de; anılan tanımda hukuka aykırılık bulunmadığı,
    Diğer taraftan, 4. maddenin 1. fıkrasının (ıııı) bendine yönelik ileri sürülen hukuka aykırılık iddialarının, Dairelerince Yönetmeliğin 19. maddesinin 1. fıkrasının (ğ) bendinde değerlendirilerek karma kullanım alanındaki oransal kullanıma yönelik iptal kararı verildiğinden, artık bu alanlarda belirlenen oranlarda yapılaşmanın, hukuken mümkün bulunmadığı, bu itibarla, Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (ıııı) bendindeki karma kullanım alanlarında, oransal yapılaşmayı belirleyen Yönetmeliğin 19. maddesine atıf yapılmasının, bu maddenin tanım maddesi olmasının doğal bir sonucu olduğundan, hukuka aykırılık nedeni olarak görülemeyeceği,
    gerekçesiyle, dava konusu Yönetmeliğin 19. maddesinin 1. fıkrasının (ğ) bendindeki, "konut kullanımı emsale konu alanın % 20’sini aşamaz" ibareleri ile "plan kararı gerekmeden" ve "plan değişikliği gerektirmeksizin" ibarelerinin iptaline, 4. maddesinin 1. fıkrasının (ııı) bendi yönünden ise davanın reddine karar verilmiştir.
    3.5 - Davacının Temyiz İddiaları
    Dava konusu Yönetmeliğin 19. maddesinin 1. fıkrasının (ğ) bendinin iptaline karar verilenler haricindeki kısımlarının da imar mevzuatına aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
    3.6- Kurulumuzun Hukuki Değerlendirmesi
    Dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçesi yukarıda açıklanan Danıştay Altıncı Dairesi kararının, dava konusu Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (ıııı) bendinde yer alan "Ticaret+Konut, Turizm+Ticaret, Turizm+Ticaret+Konut" karma kullanım alanları tanımı ile 19. maddesinin 1. fıkrasının (ğ) bendindeki "konut kullanımı emsale konu alanın % 20’sini aşamaz", "plan kararı gerekmeden" ve "plan değişikliği gerektirmeksizin" ibarelerine ilişkin kısmı aynı gerekçe ile Kurulumuzca da uygun bulunmuş olup temyiz dilekçelerinde ileri sürülen iddialar, kararın anılan kısımlarının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
    Ancak, uyuşmazlıkta, davacı tarafından, dava konusu Yönetmeliğin toplam dört alt bentten müteşekkil 19. maddesinin 1. fıkrasının (ğ) bendinin tamamının iptali istenildiği halde, Dairece, anılan bendin yalnızca yukarıda belirtilen ibareleri incelenmek suretiyle hüküm kurulduğu görülmektedir.
    Bu nedenle, temyize konu Daire kararının, dava konusu Yönetmeliğin 19. maddesinin 1. fıkrasının (ğ) bendinin yukarıda belirtilen ibareleri haricindeki kısımları yönünden, eksik inceleme nedeni ile bozulması, bu başlık altında incelenen diğer kısımlar yönünden ise onanması gerekmektedir.
    4- Dava konusu Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (zzzz) bendindeki "Yüksek nitelikli konut (rezidans)" tanımı ile 19. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi yönünden;
    *Bu kısım temyize konu Daire kararının 12 numaralı başlığı altında incelenmiştir.
    4.1- Dava Konusu Düzenlemeler
    Dava konusu Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (zzzz) bendinde, "Yüksek nitelikli konut (rezidans): En az konut şartlarını sağlayan; resepsiyon, güvenlik ve günlük temizlik servisi mekânlarının bulunduğu, sağlık hizmetleri, kuru temizleme, çamaşırhane, taşıma, yemek ve alışveriş servisi hizmetleri ile spor salonu ve yüzme havuzu gibi hizmetlerinin verilebildiği birden fazla bağımsız bölümü ihtiva eden 19 uncu maddede belirtilen yerlerde yapılabilen konut binalarını... ifade eder." tanımına;
    19. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde ise, "(1) Bu Yönetmelikte tanımlanan kullanım alanlarına ilişkin yapılaşma koşulları aşağıdaki gibidir:
    a) Merkezi iş alanı: Yönetimle ilgili idari tesis alanları, iş hanı, çarşı, çok katlı mağaza, banka gibi ticaret ve finans tesis alanları, turizm tesis alanları, sosyal kültürel tesis alanları, ibadet yerleri, park ve benzeri yeşil alanlar, spor alanları kamuya ve özel sektöre ait eğitim ve sağlık tesisleri alanları, kamuya ve özel sektöre ait teknik altyapı tesis alanları ile bu alanlara hizmet verecek benzeri alanlar ve plan kararı ile rezidans alanı ayrılır." düzenlemelerine yer verilmiştir.
    4.2- Davacının İddiaları
    Söz konusu konut kullanımı plan kararları ile oluşturulabilen bir kullanım olduğundan imar planı kararını ortadan kaldırmak amacı ile Yönetmeliğe dâhil edilmesinin resmi bir belgede kullanım kararı ile sosyo-ekonomik bir sınıfın tariflenmesine neden olduğu, bunun Anayasa’nın 10. maddesindeki eşitlik ilkesine aykırı olduğu, karma kullanım niteliği yönetim şekli vb. gibi farklılıklar içerse de aynı nitelikteki yerleşmeler arasında değer tespitinde haksız rekabet oluşturma riski içerdiği, 19. maddede yer alan merkezi iş alanı kullanımlarının içerisinde konut faaliyeti sayılmamış olmakla beraber rezidans alanı ayrılabilmesinin donatı alanları açısından yetersizlik oluşturabileceği, rezidans tanımı ile sosyal ayrıştırmanın mevzuata girdiği, anayasal güvencede olmasına rağmen fiilen sağlanamayan fırsat eşitliğinin yerine fırsat eşitsizliğinin imar mevzuatı aracılığıyla resmen tanındığı ve meşrulaştırıldığı, yüksek nitelikli konut alanları tanımının ilgili Kanun'da yer almayan bir ifade olduğu, kent bütününde nasıl bir ayrışmaya neden olacağı ve ayrılıkçı bir ifade olması ve en az konut şartlarını sağlayan ifade ile neyi tarif ettiğinin belli olmaması (fiziki vs.) nedeniyle ilgili mevzuatlara ve eşitlikçi hükümlere aykırı bir hüküm olduğu, hâlbuki plan ve plan lejantlarının ilgili mevzuatlara göre tüm analizler sonucunda önerilen arazi kullanım kararları belirtmesi gerektiği, merkezi iş alanı tanımında plan değişikliğine gerek kalmadan özel eğitim ve özel sağlık tesisi yapılabilmesinin önünün açıldığı, bu durumun, bu alanların planlanmasında gereken asgari standartların sağlanmasına engel olacağı, özel sektör tarafından yapılan eğitim ve sağlık tesislerinin kamusal bir nitelik taşımaması nedeniyle kamusal hizmet alanlarından ayrı değerlendirilmesi gerektiği, bir yerleşmenin ihtiyacı olan eğitim ve sağlık hizmetlerinin büyük bir kısmının özel kuruluşlarca sağlanmasına ilgili Bakanlık veya kamu kuruluşunca izin verilmesi halinde, ücretsiz devlet eliyle eğitim ve sağlık hizmetlerine ulaşım hakkının ne şekilde karşılanacağına yönelik bir düzenlemenin bulunmadığı, Anayasa'da belirlenen eğitim ve sağlık haklarına erişim engellediğinden, düzenlemenin, Anayasa'nın 42 ve 56. maddelerine aykırılık oluşturduğu ileri sürülmüştür.
    4.3- Davalı İdarenin Savunması
    Yüksek nitelikli konutların, günümüz dünyasında çağımızın gerektirdiği yüksek çalışma temposunda ve kısıtlı zaman imkânında insanların yaşadığı konut alanında günlük temizlik, kuru temizleme, çamaşırhane, spor salonu gibi hizmetlere kolay erişimini sağladığı, şehirlerdeki hızlı nüfus artışı ve teknolojiye bağlı olarak değişen ve gelişen yaşam koşulları ile ortaya çıkan gereklilik için yüksek konforlu, erişilebilir, teknolojik kapsamlı yaşam alanlarının hepsini birden aynı kullanım alanında sunarak insan hayatına pratiklik, hız, dinamiklik, kolaylık getiren ve toplumun gelir düzeyi skalası birbirinden farklı sosyal kesimlerinde ilgi ve rağbet bularak arz/talep gören kaçınılmaz bir gerçek olduğu, eşitlik ilkesine aykırı ve toplumda sosyal ayrışmalara neden olmadığı, İmar Kanunu'nda yer almayan ancak pratik hayatta mekânsal planlama esaslarına uygun olarak belirlenmiş alanlarda inşa edilen birçok mekân kullanımına ilişkin tanım ve açıklamaların, anılan Kanun'un yerleşme ve yapılaşmaya ilişkin ikincil mevzuatında mevcut olduğu, "merkezi iş alanlarında" özel ya da kamu sektörü tarafından yapılacak eğitim ve sağlık tesislerine ilişkin saptanacak asgari standartların, doğrudan plan kararı ile belirleneceğinden davanın reddi gerektiği savunulmuştur.
    4.4- Daire Kararı
    Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 5. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde merkezi iş alanlarının, çalışma alanları kapsamında değerlendirildiği,
    Davacı tarafından Kanun'da yer almayan bir yapı türünün Yönetmelik hükmü ile meşrulaştırıldığı hususu, itiraz konusu edilmekte ise de, İmar Kanunu ile amaçlanan olgunun, plan fen ve sağlık şartlarına uygun çevrenin teşekkülünün sağlanmasına yönelik genel kuralların belirlenmesi olup, mekansal alanlarda inşa edilecek her yapının, niteliklerinin kazuistik bir yöntemle Kanun ile sınıflandırılmasının beklenmemesi gerektiği,
    Diğer taraftan, davacı tarafından "en az konut şartlarını taşıyan" ifadesinin neyi tariflediğinin belli olmadığı ileri sürülmekte ise de, Yönetmeliğin dava konusu edilmeyen 29. maddesinde "konut" yapılarında bulunması gereken asgari şartlar ihdas edildiğinden, bent hükmünün bu kısmında herhangi bir belirsizliğin bulunmadığı,
    İmar planlarının, yalnızca şekli olarak yapılaşma koşullarını belirleyen ve düzenleyen bir işlem türü olmadığı, aynı zamanda planlama alanlarından istifade edecek bireylerin yaşam tercihlerinin, hayat tarzlarının, en az çatışmayla sürdürülebilmesine olanak sağlayan düzenlemeler olduğu,
    Uyuşmazlığa bu çerçeveden bakıldığında senenin tüm günlerine yaygın bir şekilde hem gündüz, hem gece yaşam alanı olarak, her yaş ve toplumsal kitle tarafından kullanılan, her türlü ihtiyacın, kompleks olarak kendi içerisinde karşılaması beklenilen rezidansların imar planı kararı ile belirlenmek suretiyle, rezidans kullanımını tercih eden kitlenin yaşam tarzı ve beklentileri de incelendiğinde merkezi iş alanlarında yer almasında imar mevzuatına aykırılık görülmediği,
    gerekçesiyle, dava konusu Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (zzzz) bendindeki "Yüksek nitelikli konut (rezidans)" tanımı ile 19. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
    4.5- Kurulumuzun Hukuki Değerlendirmesi
    Dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçesi yukarıda açıklanan Danıştay Altıncı Dairesi kararının, dava konusu Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (zzzz) bendindeki "Yüksek nitelikli konut (rezidans)" tanımı ile 19. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde düzenlenen "Merkezi iş alanları"nda, rezidans kullanımına izin verilmesine ilişkin kısımları aynı gerekçe ile Kurulumuzca da uygun bulunmuş olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar, kararın anılan kısımlarının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
    Ancak, uyuşmazlıkta, davacı tarafından, dava konusu Yönetmeliğin 19. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinin, "Merkezi iş alanları"nda, kamuya ve özel sektöre ait eğitim ve sağlık tesisleri alanları yapılabilmesine imkan tanıyan kısımlarının da iptali istenilmesi rağmen, Dairece, anılan bendin yalnızca, "Merkezi iş alanları"nda, rezidans kullanımına izin verilmesine ilişkin kısmı incelenmek suretiyle hüküm kurulduğu görülmektedir.
    Bu nedenle, temyize konu Daire kararının, dava konusu Yönetmeliğin 19. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendindeki "kamuya ve özel sektöre ait eğitim ve sağlık tesisleri alanları" ibareleri yönünden, eksik inceleme nedeni ile bozulması, bu başlık altında incelenen diğer kısımlar yönünden ise onanması gerekmektedir.
    5- Dava konusu Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (vvvv) bendinin 2. alt bendindeki "Parklar" tanımı ile 19. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi yönünden;
    *Bu kısım temyize konu Daire kararının 13 numaralı başlığı altında incelenmiştir.
    5.1- Dava Konusu Düzenlemeler
    Dava konusu Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (vvvv) bendinin 2. alt bendinde, "Yeşil alanlar: Toplumun yararlanması için ayrılan oyun bahçesi, çocuk bahçesi, dinlenme, gezinti, piknik, eğlence, rekreasyon ve rekreaktif alanları toplamını (Metropol ölçekteki fuar, botanik ve hayvan bahçeleri ile bölgesel parklar bu alanlar kapsamındadır.), 19 uncu maddede yer alan işlevleri ve yapılaşma koşullarını içeren yeşil alanlar;
    ...
    2) Parklar: Kentte yaşayanların yeşil bitki örtüsü ile dinlenme ihtiyaçları için ayrılan, 19 uncu maddedeki kullanımlara da yer verilebilen alanları... ifade eder." tanımına;
    19. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde ise, "(1) Bu Yönetmelikte tanımlanan kullanım alanlarına ilişkin yapılaşma koşulları aşağıdaki gibidir:
    ...
    c) Park alanları: Bu alanlarda encümen kararıyla;
    1) Açık havuz/süs havuzu, açık spor ve oyun alanı, genel tuvalet, pergola, kameriye,
    2) 1000 m2 ve üzeri parklarda ahşap veya hafif yapı malzemelerinden yapılmak, kat adedi 1’i, yüksekliği 4.50 metreyi ve açık alanları dâhil taban alanları toplamda %3’ü, her birinin alanı 15 m2’yi geçmemek kaydıyla çay bahçesi, büfe, muhtarlık, güvenlik kulübesi ile oyun alanlarına en az 10 metre mesafede olmak ve etrafı çit ve benzeri ile kapatılmak koşuluyla trafo,
    3) Tabii veya tesviye edilmiş toprak zemin altında kalmak üzere, ağaçlandırma için TSE standartlarında öngörülen yeterli derinlikte toprak örtüsünün sağlanması kaydıyla kapalı otopark,
    4) 10.000 m2 üzerindeki parklarda, açık alanları dâhil taban alanları, (2) numaralı alt bentte belirtilenler de dâhil toplamda %3’ü geçmemek üzere muvakkat yapı ölçülerini aşmayan mescit ile trafik güvenliği alınarak kamuya ait 112 acil ambulans istasyonu,
    yapılabilir." düzenlemelerine yer verilmiştir.
    5.2- Davacının İddiaları
    Park tanımının doğal alan olması gereken parkları, inşa edilmiş bir yapının terası konumuna dönüştürdüğü, deprem anı ve sonrası toplanma alanı olacak parkların güvenli sığınaklar olması durumunun ortadan kaldırıldığı, park alanlarında izin verilen birçok yapının, parkların doğal alan olmaktan uzaklaşmasına yol açacağı, neredeyse ağaç dikecek alanın kalmayacağı, bu tanımla getirilen yapı yoğunluğunun ve kullanım çeşitliliği ile parkların amacına yönelik kullanım niteliğinin tamamen ortadan kaldırıldığı, park alanları içinde toprak zemin altında kalmak üzere kapalı otopark yapılmasına izin verilmesi halinde parkların üzerinde mevcut ağaç dokusunun korunmasının mümkün olmayacağı, büyük kentlerde kısa süreli yağışlarda yaşanan sel felaketlerinin toprağın üstünün ve altının betonlaştırılması nedeniyle yaşandığı, park, meydan gibi kamusal alanların betonlaştırılmasından kaçınılması gerektiği,
    3194 sayılı İmar Kanunu'nun 18. maddesinin üçüncü fıkrasında, sosyal altyapı niteliğinde olan bu kullanımların öngörülen hizmetler dışında başka maksatlar için kullanımının amir hükümle yasaklandığı, Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliği eliyle sosyal ve teknik alt yapı alanları için sayısal standartların planlama alanı içerisinde yer alan bu kullanımların zeminde fiilen varlığını koruması gerektiği, "otopark" kullanımının Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği'nde teknik alt yapı alanları içerisinde sayıldığı, park kullanımından ayrı bir lejant gösterimine sahip olduğu, herhangi bir ayırıma yer verilmeyerek hem park hem otopark kullanımına aynı alanda yer verilmesinin bu anlamda karmaşaya sebebiyet vereceği,
    Park alanlarında yapılmasına izin verilen trafoların da otopark alanları gibi Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği'nde teknik alt yapı alanları içerisinde yer aldığı, ayrı bir lejant gösterimine sahip olduğu, büyük alan kullanımı gerektiren trafo kullanımlarının nazım ve uygulama imar planı ölçeğinde, küçük alan kullanımı gerektiren trafo kullanımlarının ise uygulama imar planında mekansal kullanımının gösterilmesinin mevzuat gereği zorunlu olduğu, İmar Kanununun 18 inci Maddesi Uyarınca Yapılacak Arazi ve Arsa Düzenlemesi İle İlgili Esaslar Hakkında Yönetmeliğin "Kamu Tesisleri Arsalarına Tahsis" başlıklı 12. maddesi uyarınca, trafo alanlarının kamu ortaklık payından karşılanması gerektiği, "trafo" alanlarının, kural olarak düzenleme ortaklık payından karşılanan "park" alanları içerisinde yapılabilmesi hususunun edinim yöntemleri ve mülkiyet hukuku yönünden de hukuka aykırı olduğu,
    1000 m2 üzeri park alanlarında "...1 katı, h=4,50 m.'yi ve taban alanı kat sayısı toplamda 0,03'ü geçmemek, hafif yapı malzemelerinden yapılmak kaydıyla; çay bahçesi, büfe, muhtarlık, güvenlik kulübesi..." yapılmasına izin verildiği, bu kullanımların park alanlarının asli fonksiyonundan uzaklaşması sonucunu doğurabileceği ileri sürülmüştür.
    5.3- Davalı İdarenin Savunması
    Yönetmelik hükümleri ile park alanlarında eğlenme, dinlenme, ibadet, oyun, piknik, güvenlik, olası sağlık sorunlarına karşı ambulans istasyonu gibi toplumun yeşil alanlarda vakit geçirirken gereksinim duyacağı fonksiyonların ve asgari konfor şartlarının sağlanması ve bunlardan yararlanması için yapılmasına izin verilen yapıların tamamının, belediye encümeni kararına ve asgari yapılaşma koşullarında (taban alanı, yükseklik, metrekare gibi değerlerin sınırlı tutulması, yeterli derinlik gibi koşullara bağlı tutulması) birtakım sınırlamalara uyulmak koşuluyla yapılabileceği, yeşil alanların ve parkların, mekânsal planlamaya karşılık gelen kullanım aralığında da yukarıda belirtilen asgari ve temel gereksinim ve konfor koşullarının bu mekânlarda da sağlanmasının gereği ve esası ele alındığından, belli koşullara dayandırılarak madde kapsamında yapılmasına müsaade edilen asgari ve temel kullanımlarla, bahse konu sosyal ve teknik altyapı fonksiyonlarının ilgili mekânsal planlama mevzuatı kapsamında taşıması gereken temel kullanımlarını ve gösterim tekniklerini ortadan kaldırmasının söz konusu olamayacağı,
    İmar planında yeşil alan olarak ayrılan parsellerde halkın günlük ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik ve civarın karakterine göre bulunması gereken kullanımların yeşil alanın fonksiyonu ve ölçeği ile kullanıcı niteliğine göre farklılık arz edeceğinden izin verilen yapıların madde hükmünde belirtilen yapılaşma şartlarını sağlamak kaydıyla sayısının ve büyüklüğünün belirlenmesi hususunun idarenin takdirine bırakıldığı ve bu sayılan hususların belediye encümeni kararı alınması aşamasında halihazırda göz önüne alınması gerektiği, Yönetmeliğin 5. maddesinin 4. fıkrasında Yönetmeliğin alan kullanım tanımlarında belirtilen işlevlerin imar planlarında daraltılabileceği ancak genişletilemeyeceği ifade edildiğinden, yeşil alanlarda yer alacak kullanımlara ilişkin plan kararı alınmasının önünde bir engelin bulunmadığı belirtilerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.
    5.4- Daire Kararı
    3194 sayılı İmar Kanunu'nun 1, 3 ve dava tarihinde yürürlükte olan haliyle 18. maddesindeki hükümlerle, Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği'nin 5. maddesindeki "Sosyal altyapı alanları" ve "Teknik altyapı alanları" tanımlarına, aynı Yönetmeliğin 24. maddesinin 2 ve 3. fıkralarındaki düzenlemelere, dava tarihinde yürürlükte bulunan İmar Kanununun 18 inci Maddesi Uyarınca Yapılacak Arazi ve Arsa Düzenlemesi ile İlgili Esaslar Hakkında Yönetmeliğin 12. maddesindeki düzenlemelere yer verilerek,
    Mevzuat düzenlemelerinde, içerisinde "Parklar'ın da bulunduğu bazı sosyal donatı alanlarının öncelikle parselasyon işlemi sırasında belirlenecek düzenleme ortaklık payı ile kamuya geçmesinin hedeflendiği, diğer taraftan sosyal altyapı niteliğinde olan bu kullanımların öngörülen hizmetler dışında başka maksatlar için kullanımının da amir hükümle yasaklandığı,
    Elbette söz konusu yasağın, yalnız düzenleme ortaklık payından elde edilen sosyal donatı alanları için değil, mekansal kullanımı plan kararı ile belirlenen tüm sosyal altyapı alanları için geçerli olduğunun kabulü gerektiği, nihayetinde Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği eliyle sosyal ve teknik alt yapı alanları için sayısal standartların da belirlendiği, planlama alanı içerisinde yer alan bu kullanımların zeminde fiilen varlığını korumasının esas olduğu,
    Başka bir ifadeyle, Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği Ek-2 tabloda belirtilen asgari alan büyüklüklerinin azaltılmasının hukuken mümkün olmadığı, bu nedenle, aktif sosyal donatı alanlarının (park, yeşil alan vd.) metrekare büyüklüklerinin azalmasına sebebiyet verecek herhangi bir kullanıma (açık/süs havuzu, açık spor ve oyun alanı, genel tuvalet, pergola ve kameriye vd.) izin verilemeyeceği,
    Bu kapsamda, 1.000 m²'den küçük park alanlarında metrekare büyüklüklerinin azalmasına sebebiyet verecek herhangi bir kullanıma izin verilemeyeceğinden Yönetmeliğin uyuşmazlığa konu 19. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinin 1. alt bendinde imar mevzuatına uyarlık görülmediği,
    Park alanları içerisinde, bu kullanım ile bütünleşik biçimde, parkı kullananların ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla çeşitli tesislerin yapımının mümkün olduğu açık olmakla birlikte, parkların orantısız bir şekilde daraltılmasının önlenmesi amacıyla, bu yapıların yer alabileceği park alanları ile söz konusu yapıların, park içerisinde kaplayacakları alana yönelik somut kriterlerin ortaya konulması gerektiği,
    Uyuşmazlık bu açıdan incelendiğinde, dava konusu düzenleme ile parklarda çay bahçesi, büfe, muhtarlık, güvenlik kulübesi gibi tesislerin yer alabilmesi öngörülmüş olmakla birlikte, bu tesislerin yapımının, ancak belli yapılaşma koşulları ile 1000 m² ve üzeri park alanlarında mümkün kılındığı,
    Bu doğrultuda, Yönetmeliğin 19. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinin 2. alt bendinin, park alanlarında yapılması mümkün kılınan çay bahçesi, büfe, muhtarlık ve güvenlik kulübesine yönelik kısımlarında imar mevzuatına aykırılık görülmediği,
    Yönetmeliğin 19. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinin 3. alt bendinde, tabii veya tesviye edilmiş toprak zemin altında kalmak üzere, ağaçlandırma için TSE standartlarında öngörülen yeterli derinlikte toprak örtüsünün sağlanması kaydıyla kapalı otopark yapılabileceğinin belirtildiği,
    Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği eki plan gösterimlerinde ayrı lejantlarla gösterilen, farklı fonksiyonlara karşılık gelen, ulaşım başta olmak üzere sosyal ve teknik altyapıya getireceği yük birbirinden farklı olan kullanımların, yer seçimi kararlarının imar planı kapsamında ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiği,
    Bu doğrultuda, otopark ve park kullanımları da birbirinden farklı nitelikte kullanımlar olduğundan, "Otopark"ın Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinde teknik alt yapı alanları içerisinde sayılarak, ayrı bir lejant olarak gösterildiği,

    Öngörülen park kullanımının konumu ve büyüklüğüne bağlı olarak içerisinde kendi ihtiyacının karşılanabileceği ölçüde otopark yapılmasının mümkün olduğu, ancak düzenleme incelendiğinde, ne parkın büyüklüğüne ne de park içerisinde ayrılacak otoparkın vasfı ve miktarına yönelik bir ayrıma yer verilmediği,
    Bu durumda, parkın ihtiyacının karşılanması amacıyla öngörülebilecek otopark ihtiyacını aşacak nitelikte, kamunun genel otopark ihtiyacının karşılanmasına yönelik imar planında ayrı bir kullanım kararı olarak yer alması gereken "otopark" alanının park alanlarında yapılmasına imkan sağlayan dava konusu düzenlemede bu yönüyle imar mevzuatına uyarlık görülmediği,
    "Trafo" alanlarının da otopark alanları gibi Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği'nde teknik alt yapı alanları içerisinde yer aldığı ve ayrı bir lejant gösterimine sahip olduğu, büyük alan kullanımı gerektiren trafo kullanımlarının nazım ve uygulama imar planı ölçeğinde, küçük alan kullanımı gerektiren trafo kullanımlarının ise uygulama imar planında mekansal kullanımının gösterilmesinin mevzuat gereği zorunlu olduğu,
    Bu sebeple, trafo merkezlerinin, doğası gereği bünyesinde yaşamsal tehlike barındıran kullanımlar olduğundan, bu tehlikenin bertaraf edilmesi için çevresinden usulüne uygun bir biçimde izole edilmesi, ayrıca planlama sırasında da trafo alanlarına komşuluğu bulunan çevre kullanımların da hassasiyetle seçilerek, konumunun niteliğine uygun olarak belirlenmesi gerektiği,
    Her ne kadar, uyuşmazlığa konu hükümde trafonun, oyun alanlarına en az 10 metre mesafede olmak ve etrafı çit ve benzeri ile kapatılmak koşuluyla yapılabileceği belirtilmiş ise de, trafo merkezlerinin her yaştan nüfus kitlesine hitap eden park kullanımı ile bağdaşmak bir yana, kesin bir şekilde birbirinden ayrılması gereken bir kullanım türü olduğu anlaşıldığından fıkra hükmünde "Trafo" ibaresi yönüyle hukuka uyarlık bulunmadığı,
    Kaldı ki, dava tarihinde yürürlükte bulunan İmar Kanununun 18 inci Maddesi Uyarınca Yapılacak Arazi ve Arsa Düzenlemesi ile İlgili Esaslar Hakkında Yönetmelik uyarınca, esasen kamu ortaklık payından karşılanması gereken ve tescile tabi olan "Trafo alanları"nın, kural olarak düzenleme ortaklık payından karşılanan "Park alanları" içerisinde yapılabilmesi hususunun edinim yöntemleri ve mülkiyet hukuku yönünden de hukuka aykırı olduğu,
    Dava konusu maddenin 4. alt bendinde, 10.000 m² üzerindeki parklarda, park alanlarının amacına halel getirmeyecek ölçüde (%3) mescit ve trafik güvenliği sağlanmak suretiyle 112 acil ambulans istasyonu yapılmasına izin verilmesinde ise, yukarıda yer verilen açıklamalar ışığında imar mevzuatına aykırılık bulunmadığı,
    Öte yandan, davacı tarafından park alanı tanımını içeren ve Yönetmeliğin 19. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendine atıf yapan 4. maddesinin 1. fıkrasının (vvvv) bendinin 2. alt bendinin de iptali istenilmiş ise de; anılan alt bentteki "Parklar" tanımında hukuka aykırılık bulunmadığı, Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (vvvv) bendinin 2. alt bendine yönelik ileri sürülen hukuka aykırılık iddialarının, Dairelerince, Yönetmeliğin 19. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde değerlendirilerek park alanında yapılmasına olanak tanınan bazı kullanımlara yönelik iptal kararı verildiği, dolayısıyla, artık park alanlarında iptaline karar verilen kullanımların yapılmasına hukuken olanak bulunmadığından, Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (vvvv) bendinin 2. alt bendinde park alanlarında yer alacak kullanımları belirleyen Yönetmeliğin 19. maddesine atıf yapılmasının, bu maddenin tanım maddesi olmasının doğal bir sonucu olduğundan, hukuka aykırılık nedeni olarak görülemeyeceği,
    gerekçesiyle, dava konusu Yönetmeliğin 19. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinin 1. alt bendinin, 2. alt bendindeki "ile oyun alanlarına en az 10 metre mesafede olmak ve etrafı çit ve benzeri ile kapatılmak koşuluyla trafo" ibarelerinin ve 3. alt bendinin iptaline; 4. maddesinin 1. fıkrasının (vvvv) bendinin 2. alt bendindeki "Parklar" tanımı ile 19. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinin 4. alt bendi yönünden ise davanın reddine karar verilmiş, ancak kararın hüküm fıkrasında dava konusu Yönetmeliğin 19. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinin 2. alt bendinin "ile oyun alanlarına en az 10 metre mesafede olmak ve etrafı çit ve benzeri ile kapatılmak koşuluyla trafo" ibareleri haricindeki kısmına yönelik hüküm kurulmamıştır.
    5.5 - Kurulumuzun Hukuki Değerlendirmesi
    Dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçesi yukarıda açıklanan Danıştay Altıncı Dairesi kararının, dava konusu Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (vvvv) bendinin 2. alt bendindeki "Parklar" tanımı ile 19. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinin 3 ve 4. alt bentlere ilişkin kısımları aynı gerekçe ile Kurulumuzca da uygun bulunmuş olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar, kararın anılan kısımlarının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
    Dava konusu Yönetmeliğin 19. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinin 1 ve 2. alt bentlerine gelince;
    1. alt bent yönünden;
    Dava konusu Yönetmeliğin 19. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinin 1. alt bendinde yer alan, park alanları içerisinde yapımı mümkün olan; açık havuz/süs havuzu, açık spor ve oyun alanı, genel tuvalet, pergola, kameriye gibi yapıların, tanımı gereği kentte yaşayanların dinlenme ihtiyaçları için ayrılan park alanlarının ayrılmaz bir parçası olduğundan, bunların, park tanımı içerisinde, park ile bütün olarak değerlendirilmesi gerekmektedir.
    Bu kapsamda, kullanıcıların ihtiyaçlarının karşılanması açısından kamu yararına yönelik olarak tesis edildiği anlaşılan park alanları içerisinde açık havuz/süs havuzu, açık spor ve oyun alanı, genel tuvalet, pergola ve kameriye yapılmasına yönelik düzenlemede hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmış olup; mevzuat gereği park alanlarını oluşturmakla yükümlü olan idarelerin, park içinde bu kullanımlardan hangilerine, ne ölçülerde yer verileceğini, parkın büyüklüğü ve kullanıcıların ihtiyaçlarını gözeterek belirleyeceği de açıktır.
    Bu itibarla, temyize konu Daire kararının, dava konusu Yönetmeliğin 19. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinin 1. alt bendinin iptaline yönelik kısmının bozulması gerekmektedir.
    2. alt bendinin "ile oyun alanlarına en az 10 metre mesafede olmak ve etrafı çit ve benzeri ile kapatılmak koşuluyla trafo" ibarelerine ilişkin kısmı yönünden;
    Temyize konu Daire kararında, bu kısımla ilgili olarak, teknik altyapı alanı kullanımı olan "Trafo alanları" ile sosyal altyapı alanı kullanımlarından olan "Park alanları"nın birbirinden ayrılması gereken kullanımlar olduğuna yönelik gerekçe ile birlikte; dava tarihinde yürürlükte bulunan İmar Kanununun 18 inci Maddesi Uyarınca Yapılacak Arazi ve Arsa Düzenlemesi ile İlgili Esaslar Hakkında Yönetmelik uyarınca, esasen kamu ortaklık payından karşılanması gereken ve tescile tabi olan "Trafo" alanlarının, kural olarak düzenleme ortaklık payından karşılanan "Park alanları" içerisinde yapılabilmesi hususunun edinim yöntemleri ve mülkiyet hukuku yönünden de hukuka aykırı olduğuna yönelik gerekçeye de yer verildiği görülmektedir.
    Genel, soyut ve sürekli uygulanması gereken kurallar bütününden oluşan dava konusu Yönetmelik kurallarının hukuki değerlendirmesinin, dava tarihinde yürürlükte olan ancak sonradan ilga edilen diğer mevzuat düzenlemeleri çerçevesinde yapılamayacağı, anılan değerlendirmenin mer'i mevzuat düzenlemeleri çerçevesinde yapılması gerektiği açıktır.
    10/07/2019 tarih ve 30827 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 7181 sayılı Tapu Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 9. maddesi ile değiştirilen 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 18. maddesinin yeni halinde, teknik altyapı alanlarının da düzenleme ortaklık payından karşılanmasına ilişkin kurallar getirilmiş, anılan maddeye dayalı olarak hazırlanan ve 22/02/2020 tarih ve 31047 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin 39. maddesi ile de, arazi ve arsa düzenlemelerinde kamu ortaklık payı kesilmesine ilişkin uygulamanın dayanağı olan 02/11/1985 tarih ve 18916 mükerrer sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İmar Kanununun 18 inci Maddesi Uyarınca Yapılacak Arazi ve Arsa Düzenlenmesi ile İlgili Esaslar Hakkında Yönetmelik yürürlükten kaldırılmıştır.
    Dolayısıyla, halihazırdaki mevzuat düzenlemelerinde, kamu ortaklık payına ilişkin herhangi bir düzenleme bulunmadığından, Daire kararında yer alan, esasen kamu ortaklık payından karşılanması gereken ve tescile tabi olan "Trafo" alanlarının, kural olarak düzenleme ortaklık payından karşılanan "Park alanları" içerisinde yapılabilmesi hususunun edinim yöntemleri ve mülkiyet hukuku yönünden de hukuka aykırı olduğuna yönelik gerekçede hukuki isabet bulunmamaktadır.
    Ancak, Daire kararında yer alan, teknik altyapı alanı kullanımı olan "Trafo alanları" ile sosyal altyapı alanı kullanımlarından olan "Park alanları"nın birbirinden ayrılması gereken kullanımlar olduğuna yönelik gerekçe doğrultusunda, dava konusu Yönetmeliğin 19. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinin 2. alt bendindeki "ile oyun alanlarına en az 10 metre mesafede olmak ve etrafı çit ve benzeri ile kapatılmak koşuluyla trafo" ibarelerinde imar mevzuatına uyarlık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
    Bu nedenle, sonucu itibarıyla hukuka uygun olan Daire kararının dava konusu Yönetmeliğin 19. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinin 2. alt bendindeki "ile oyun alanlarına en az 10 metre mesafede olmak ve etrafı çit ve benzeri ile kapatılmak koşuluyla trafo" ibarelerinin iptaline ilişkin kısmının, yukarıda belirtilen gerekçeyle onanması gerekmektedir.
    2. alt bendinin "ile oyun alanlarına en az 10 metre mesafede olmak ve etrafı çit ve benzeri ile kapatılmak koşuluyla trafo" ibareleri haricindeki kısmı yönünden;

    Temyize konu Daire kararında; dava konusu Yönetmeliğin 19. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinin 2. alt bendinin "ile oyun alanlarına en az 10 metre mesafede olmak ve etrafı çit ve benzeri ile kapatılmak koşuluyla trafo" ibareleri haricindeki kısmında imar mevzuatına aykırılık bulunmadığı belirtildiği halde, hüküm fıkrasında, bu kısımla ilgili hüküm kurulmadığı anlaşıldığından, bu kısmın eksik hüküm nedeniyle bozulması gerekmektedir.
    6- Dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesinin 8. fıkrası yönünden;
    *Bu kısım temyize konu Daire kararının 15 numaralı başlığı altında incelenmiştir.
    6.1- Dava Konusu Düzenlemeler
    Dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesinin 8. fıkrasında, "(8) 22 nci maddeyle veya ilgili idarelerin imar yönetmelikleri ile getirilebilecek emsal harici tüm alanların toplamı; parselin toplam emsale esas alanının % 30’unu aşamaz. Ancak; 27/11/2007 tarihli ve 2007/12937 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Binaların Yangından Korunması Hakkında Yönetmelik gereğince yapılması zorunlu olan, korunumlu ya da korunumsuz normal merdiven dışındaki yangın merdiveninin asgari ölçülerdeki alanı, konferans, spor, sinema ve tiyatro salonları gibi özellik arz eden umumi yapılarda düzenlenmesi zorunlu olan boşluklar ile binaların bodrum katlarında yapılan;
    a) Zorunlu otopark alanlarının 2 katı,
    b) Sığınak, asansör boşlukları, bacalar, şaftlar, ışıklıklar, ısı ve tesisat merkezi, su deposu, enerji odası, kömürlükler ve kapıcı dairelerinin ilgili mevzuat, standart ya da bu Yönetmeliğe göre hesap edilen asgari alanları,
    c) Konut kullanımlı bağımsız bölüm net alanının % 10’unu, ticari kullanımlı bağımsız bölüm net alanının % 50’sini aşmayan depo amaçlı eklentiler,
    ç) Ortak alan niteliğindeki mescit ve müştemilatın konutlarda 100 m2’si, konut dışı yapılarda 200 m2’si,
    d) Bütün cepheleri tamamen gömülü olmak ve ortak alan niteliğinde olmak kaydıyla; otopark alanları ve 22 nci maddede belirtilen tamamen gömülü ortak alanlar,
    bu hesaba dâhil edilmeksizin emsal haricidir." düzenlemelerine yer verilmiştir.
    6.2- Davacının İddiaları
    İmar planlarının hazırlığı ve onanması sürecinde, emsal değerlerinin brüt yapı yoğunluğu üzerinden esas alındığı, bu fıkrada yer verilen emsal dışı alanların toplamda yaklaşık olarak emsal alanının %50 artışına sebep olabileceği düşünülürse, bu düzenlemenin kentlerimizin genel sorunlarından biri olan açık alan yoksunluğunun ve yapılar arasındaki yetersiz boşluğun arkasındaki en önemli nedenlerden birinin artarak devamı anlamına geldiği,
    İmar planları ile emsal hesaplarının uyarlılığının sağlanması ve emsal dışı alanların ciddi anlamda düşürülmesi gerektiği, emsal harici alanların, emsale dâhil alanların %30'u ile sınırlandırılmış gibi görünmekle birlikte, hemen ardından bodrum katlarda yapılacak otopark, mescit vb. alanlardan emsale dâhil edilmeyecek bölümlerin yeniden tariflenerek emsal dışı alanlarda artış sağlandığı, katlar alanı hesabına dâhil edilemeyen kullanımların oldukça geniş tutulduğu, yapı inşaat alanlarının giderek artan bölümlerinin Yönetmelik hükmü veya plan notları/hükümleriyle emsal harici bırakılmasının planlama ve şehircilik ilkelerine aykırı olduğu, planlarla oluşacak yapı stokunun kentsel altyapı ile ilişkisinin belirsiz hale geleceği, su, kanalizasyon, doğalgaz, yeşil alan, sosyal servisler gibi kentsel altyapıların sunum düzeyleri, bu altyapıları kullanacak nüfusla ilişkili olarak planlandığı için imar planlarını hazırlayan plancıların ve onaylayan kurumların plana göre dört kat hacmi olacak yapılaşmayı ve bu yapıları kullanacak nüfusu, planların hazırlanma ve onay aşamalarında öngörmelerinin mümkün olmayacağı,
    Böyle bir yaklaşımda planlamanın, kamu kaynaklarının hesaba dayalı olarak optimal (ekonomik) kullanılması olarak tanımlanabilecek en temel işlevinin ortadan kalkmış olacağı, İmar Kanunu'nun 5. maddesine göre yapı yoğunluğunun nazım imar planı ve uygulama imar planı ile belirlenmesine karşın, dava konusu edilen Yönetmelik maddesiyle, imar planında belirlenen emsalin çok üzerinde inşaat yapılmasına olanak tanınmasının nazım ve uygulama imar planlarının yapı yoğunluğunu belirleme işlevlerinin ortadan kaldırılması anlamına geleceği ileri sürülmüştür.
    6.3- Davalı İdarenin Savunması
    Uyuşmazlık konusu hüküm ile ülke genelinde uygulanmak ve idarelerce değiştirilmemek üzere ortak bir oran getirilerek, yaygın bir uygulama olarak karşımıza çıkan imar planıyla ya da idare yönetmelikleriyle inşaat emsallerinin örtülü bir şekilde artırılmasına son verilerek, uygulama birlikteliği sağlandığı, idarelere %30 sınırı içinde kalmak kaydıyla balkon, kat bahçesi, çatı terası vb. ihtiyaç farklılıklarına göre o yörenin mimari proje ihtiyaçları göz önünde bulundurularak kentsel standartlara uygun emsal harici alanları belirleme imkânı tanınarak yöreye özgü yapılaşma koşullarının oluşturulmasının amaçlandığı, bodrum katlarda yapılan ortak alan niteliğindeki sığınak, mescit ve diğer zorunlu müştemilatların yalnızca asgari alanlarının %30 hesabına dâhil olmaksızın emsal harici tutulması öngörülerek uygulamada sıklıkla karşılaşılan, bu alanların suiistimale konu edilmesi ve öngörülmeyen emsal artışlarına sebebiyet verilmesinin engellendiği, bütün cepheleri tamamen gömülü olan bina cephelerinde ilave kat görünümüne neden olmayan bodrum katlarda yapılan ortak alan otoparkların emsal harici tutularak otopark yapımının teşvikinin amaçlandığı, bu nedenlerle iptal talebinin reddine karar verilmesi gerektiği savunulmuştur.
    6.4- Daire Kararı
    Emsal harici alanların, kural olarak, parselin toplam emsale esas alanının %30’unu aşamayacağına dair sınırlandırmanın, inşaat emsallerinin örtülü bir şekilde artırılmasına son verilerek ülke genelinde uygulama birlikteliği sağlanması ve uygulamada sıklıkla karşılaşılan bu alanların suiistimale konu edilmesi ve öngörülmeyen emsal artışlarına sebebiyet verilmesinin engellenmesi nedenleriyle olumlu bir yaklaşım olduğu,
    Uyuşmazlığa konu Yönetmeliğin 5. maddesinin 8. fıkrasının (a) bendindeki "2 katı," (b) bendindeki "kapıcı daireleri" kısımları ile (c) bendindeki "Konut kullanımlı bağımsız bölüm brüt alanının % 10’unu, ticari kullanımlı bağımsız bölüm brüt alanının % 50’sini aşmayan depo amaçlı eklentiler," ibareleri yönünden;

    İmar parseli içinde kapalı alan kullanımı sağlandığı ayrıca yapı ve nüfus yoğunluğuna sebebiyet vereceği açık olan söz konusu kullanımların, emsal hesabında değerlendirilmesi gerektiği, tamamının ya da bir kısmının alan hesabına dahil edilmemesini gerektirir bir neden bulunmadığı anlaşıldığından, bent hükümlerinde imar mevzuatına uyarlık bulunmadığı,
    (d) bendindeki, "Bütün cepheleri tamamen gömülü olmak ve ortak alan niteliğinde olmak kaydıyla; otopark alanları ve 22'nci maddede belirtilen tamamen gömülü ortak alanlar" yönünden;
    Otopark alanlarının, kural olarak imal edilecek yapılarda bulunmasının zorunlu olduğu, bu alanların teknik ve sosyal altyapı alanlarına yük getirmekten ziyade faydasının bulunduğu, nüfus yoğunluğunu artırmadığı, artan yapı yoğunluğunun ise sağladığı kamu yararına nispeten önemsiz kaldığı değerlendirildiğinden, emsal hesabı dışında tutulmasında imar mevzuatına aykırılık bulunmadığı,
    "Binaların Yangından Korunması Hakkında Yönetmelik gereğince yapılması zorunlu olan, korunumlu ya da korunumsuz normal merdiven dışındaki yangın merdiveninin asgari ölçülerdeki alanı, konferans, spor, sinema ve tiyatro salonları gibi özellik arz eden umumi yapılarda düzenlenmesi zorunlu olan boşluklara" ilişkin kısım yönünden ise;
    İptali istenilen diğer kullanımların, kural olarak imal edilecek yapılarda bulunmasının zorunlu olduğu, teknik ve sosyal altyapı alanlarına yük getirmekten ziyade faydasının bulunduğu, nüfus yoğunluğunu artırmadığı, artan yapı yoğunluğunun ise sağladığı kamu yararına nispeten önemsiz kaldığı anlaşıldığından imar mevzuatına aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşıldığı,
    gerekçesiyle, dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesinin 8. fıkrasının (a) bendindeki "2 katı", (b) bendindeki "kapıcı dairelerinin" ve (c) bendinin iptaline, fıkranın diğer kısımları yönünden ise davanın reddine karar verilmiştir.
    6.5 - Kurulumuzun Hukuki Değerlendirmesi
    Dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçesi yukarıda açıklanan Danıştay Altıncı Dairesi kararının, dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesinin 8. fıkrasının (a) bendindeki "2 katı" ibaresi ve (c) bendi haricindeki kısımları aynı gerekçe ile Kurulumuzca da uygun bulunmuş olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar, kararın anılan kısımlarının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
    Dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesinin 8. fıkrasının (a) bendindeki "2 katı" ibaresi ile (c) bendine gelince;
    Yukarıda belirtilen düzenlemelerde yer verilen, bodrum katlarında yapılan zorunlu otopark alanlarının 2 katı ile depo amaçlı eklentilerin nüfus yoğunluğunu artırmadığı, artan yapı yoğunluğunun ise sağladığı kamu yararı ile kıyaslandığında kabul edilebilir nitelikte olduğu anlaşıldığından, bu kullanımların emsal hesabı dışında tutulmasında hukuka aykırılık görülmemiştir.
    Kaldı ki, zorunlu otopark alanlarının sadece 2 katı ve depo amaçlı eklentilerin konut kullanımlı bağımsız bölüm net alanının %10’unu, ticari kullanımlı bağımsız bölüm net alanının ise %50’sini aşmayan kısmı öngörülmek suretiyle, söz konusu alanların emsal haricinde değerlendirilecek kısımlarına sınırlama getirilmiş olup, bu haliyle imar mevzuatına aykırı bir yönünün de bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
    Bu nedenle, temyize konu Daire kararının, dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesinin 8. fıkrasının (a) bendindeki "2 katı" ibaresi ile (c) bendi yönünden bozulması, bu başlık altında incelenen diğer kısımlar yönünden ise onanması gerekmektedir.
    7- Dava konusu Yönetmeliğin 20. maddesinin 8. fıkrası yönünden;
    *Bu kısım temyize konu Daire kararının 15 numaralı başlığı altında incelenmiştir.
    7.1- Dava Konusu Düzenlemeler
    Dava konusu Yönetmeliğin 20. maddesinin 8. fıkrasında, "(8) Taban alanına dâhil edilmeyecek kullanımlar;
    a) Tabii zemin veya tesviye edilmiş zemin seviyesindeki veya bu seviyenin altındaki avlular, iç bahçeler,
    b) Bağımsız bölüm olarak düzenlenmeyen veya bağımsız bölümün eklentisi niteliği taşımayan, yapının ana taşıyıcı sistemleri ile bütünleşik olmayan, bahçe alanının %10’unu geçmeyen; kameriye, pergola, sundurma, açık yüzme ve süs havuzu,
    c) Bağlantılı olduğu bağımsız bölümün veya bulunduğu katın brüt alanının %10’unu aşmayan üstü açık veya sökülür-takılır hafif malzeme ile örtülü zemin terasları,
    ç) Çevre düzenlemesi ve güvenliği için yapılan bahçe duvarı, istinat duvarları, 6 m²’yi geçmeyen kontrol veya bekçi kulübeleri,
    d) Binaların Yangından Korunması Hakkında Yönetmeliğin gerekli gördüğü, normal merdiven haricinde kaçış yolu içerisinde yer alan, asgari ölçülerde ve adetlerde yapılan merdiven evi,
    e) Asgari ölçülerdeki; temele kadar inen asansör boşlukları, ışıklıklar, çöp ve atık ayrıştırma bacaları, hava bacaları, şaftlar,
    f) Ana yapının dışında kalan; binaya ait arıtma tesisi ve trafolar, jeneratör, yağmur suyu toplama havuzu, evsel atık ve geri dönüşüm hazneleri, ısı merkezi,
    g) Akaryakıt pompaları ve taşıyıcıları hariç olmak üzere kanopiler ve arkatlar,
    ğ) Güneş panellerinin temel ve kaidesi haricindeki kısımları,
    h) Açık otoparklar,
    ı) Giriş saçakları (markizler),
    i) Tamamen toprağın altında kalan; su sarnıcı, gri su toplama havuzu, otopark, sığınak ve tesisat hacimleri, yakıt ve su depoları." düzenlemelerine yer verilmiştir.
    7.2- Davacının İddiaları
    Taban alanı hesabına kanopi, kameriye, pergola gibi kullanımlar dâhil edilmeyerek kullanımlar ve/veya limitlerinin artırıldığı, dolayısıyla TAKS-KAKS miktarlarının görünmez biçimde yükseltildiği ileri sürülmüştür.

    7.3- Davalı İdarenin Savunması
    Yapılan düzenleme ile kameriye, pergola, sundurma, açık yüzme ve süs havuzu kullanımlarının taban alanına dâhil edilmeyecek kısmının, bahçe alanının %20'si ile sınırlandırıldığı, bahçe alanının sosyal ihtiyaçlar doğrultusunda kullanılabilmesine imkân tanındığı belirtilerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.
    7.4- Daire Kararı
    Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinin 4. maddesinin 1. fıkrasının (bbbb) bendinde, "Taban alanı"nın, bahçede yapılan eklenti ve müştemilatı dâhil yapıların tabii zemin veya tesviye edilmiş zemin üzerinde kalan kısmının yapı yaklaşma sınırını ihlal etmemek kaydıyla parseldeki izdüşümünün kapladığı alan; (ö) bendinde "Çardak (kameriye)", rekreasyon alanlarında, parklarda, bina bahçelerinin azami %5'inde, güneşten ve yağmurdan korunmak ve gölge oluşturmak amacıyla ahşap ve benzeri hafif malzemeden yapılan, yanları açık, üstü kapalı yapı; (zzz) bendinde ise "Sundurma"nın, yağmurdan, güneşten ve rüzgârdan korunmak için yapı yaklaşma mesafesini ihlal etmemek kaydıyla, binaya bitişik olarak hafif malzemeden yapılan bölme duvarları olmayan üç tarafı açık örtüler; (mmm) bendinde ise "Pergola", bahçede, bina cephelerini değiştirmemek kaydıyla terasta, hafif yapı malzemelerinden dikme ve sık kirişleme ile yapılan ve üzerine yeşil bitki örtüsü sardırılabilen, etrafı açık, yapı ruhsatı olmaksızın inşa edilebilen yapılar olarak tanımlandığı,
    "Açık yüzme havuzu" ibaresine yönelik olarak;
    Yüzme havuzlarının niteliği gereği, hem taban alanı hem de Katlar Alanı Kat Sayısı (KAKS) hesabında değerlendirilmesi gereken kullanımlar olmasına karşın, peyzaj düzenlemelerinde kullanılan süs havuzlarının, bu türlü hesaplamalara dahil edilmemesinin olanaklı olduğunun kabulü gerektiği,
    Yukarıda yer verilen açıklama çerçevesinde uyuşmazlık incelendiğinde, taban alanı hesabından ayrık tutulan açık yüzme havuzu yapısının, teknik ve sosyal altyapı alanlarına yük getirdiği gibi yapı yoğunluğunu arttırdığı anlaşıldığından emsal ve taban alanı hesabında değerlendirilmesi gerektiği,
    Bu durumda, dava konusu bendin bu kısmında imar mevzuatına uyarlık bulunmadığından iptaline karar verilmesi gerektiği,
    "Bağımsız bölüm olarak düzenlenmeyen veya bağımsız bölümün eklentisi niteliği taşımayan, yapının ana taşıyıcı sistemleri ile bütünleşik olmayan, bahçe alanının %10’unu geçmeyen; kameriye, pergola, sundurma, ... ve süs havuzu," ibaresine yönelik olarak;
    Kapalı alan kullanımı getirmediği anlaşılan bu kullanımların taban alanı hesabına dahil edilmemesinde imar mevzuatına aykırılık bulunmadığı,
    gerekçesiyle, dava konusu Yönetmeliğin 20. maddesinin 8. fıkrasının (b) bendindeki "açık yüzme" ibaresinin iptaline, anılan fıkranın kalan kısmı yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
    7.5- Davacının Temyiz İddiaları
    TAKS-KAKS miktarlarını görünmez biçimde yükselten, dava konusu Yönetmeliğin 20. maddesinin 8. fıkrasının bütün bentlerinin hukuka aykırı olduğu ileri sürülmektedir.
    7.6 - Kurulumuzun Hukuki Değerlendirmesi
    Dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçesi yukarıda açıklanan Danıştay Altıncı Dairesi kararının, dava konusu Yönetmeliğin 20. maddesinin 8. fıkrasının (b) bendine ilişkin kısmı aynı gerekçe ile Kurulumuzca da uygun bulunmuş olup temyiz dilekçelerinde ileri sürülen iddialar, kararın anılan kısımlarının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
    Temyize konu Daire kararının, dava konusu Yönetmeliğin 20. maddesinin 8. fıkrasının (b) bendi haricindeki kısımlarına gelince;
    Anayasa ve 2577 sayılı Kanun'un yukarıda yer verilen düzenlemeleri uyarınca, Mahkemeler, "kararlarını hangi temele dayandırdıklarını yeterince açık olarak belirtme" yükümlülüğü altındadırlar. Bu yükümlülük, tarafların temyiz hakkını kullanabilmeleri için gerekli olmasının yanı sıra, tarafların, muhakeme sırasında ileri sürdükleri iddialarının kurallara uygun bir biçimde incelenip incelenmediğini bilmeleri ve ayrıca demokratik bir toplumda, toplumun kendi adına verilen yargı kararlarının sebeplerini öğrenmelerinin sağlanması için de gereklidir.
    Gerekçe, yargıcın çözümlemek durumunda olduğu uyuşmazlığa uygulanması gereken soyut hukuk kuralının saptanmasında, yorumlanmasında ve tüm ayrıntılarıyla ortaya konulup nitelendirilen maddi olaya uygulanmasında izlemiş olduğu yöntemi gösteren ve bu özelliği sebebiyle, yargılamanın nesnelliği ile varılan yargının doğruluğu konusunda davanın taraflarına güven, üst yargı yerine de denetleme olanağı veren açıklamadır.
    Dolayısıyla, mahkeme kararlarının, hüküm fıkrası ve hükmün dayandığı gerekçe ile bir bütün olduğu, gerekçesiz karar verilmesinin mümkün olmadığı açık olduğuna göre, gerekçenin hem itiraz veya temyiz incelemesini yapacak merci açısından hem de kararı uygulayacak olan idare açısından yeterli açıklıkta olması gerektiğinde kuşku yoktur.
    Bu ilkeler ışığında temyize konu Daire kararının dava konusu Yönetmeliğin 20. maddesinin 8. fıkrasının (b) bendi haricindeki kısımlarına yönelik bölümünün incelenmesinden; uyuşmazlıkta, davacı tarafından, dava konusu Yönetmeliğin 20. maddesinin 8. fıkrasının tümüyle iptali istenildiği halde, Dairece, anılan fıkranın yalnızca, (b) bendi incelenmek suretiyle hüküm kurulduğu, fıkranın (b) bendi haricindeki kısımları hakkında kararda ayrıca bir değerlendirme yapılmadığı görülmektedir.
    Bu durumun, Mahkemelerin, "kararlarını hangi temele dayandırdıklarını yeterince açık olarak belirtme" anayasal yükümlülüğü ile bağdaşmayacağı açıktır.
    Bu sebeple, davanın bu kısmı hakkında, davacının taleplerine yönelik olarak ilgili mevzuatın yorumu, iptali istenen düzenlemelerin hukuka uygunluk denetimi yapılmaksızın, davanın reddi yolunda verilen kararda, bu yönüyle hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
    Bu itibarla, temyize konu Daire kararının, dava konusu Yönetmeliğin 20. maddesinin 8. fıkrasının (b) bendine ilişkin kısım yönünden onanması, fıkranın diğer bentleri yönünden ise, eksik inceleme ve değerlendirme nedeni ile bozulması gerekmektedir.
    Öte yandan, Dairece, bozulan kısım hakkında yeniden karar verilirken, dava konusu Yönetmeliğin 20. maddesinin 8. fıkrasının (i) bendinin 30/09/2017 tarih ve 30196 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 3. maddesi ile yürürlükten kaldırıldığı hususunun da dikkate alınacağı açıktır.
    8- Dava konusu Yönetmeliğin 22. maddesi yönünden;
    *Bu kısım temyize konu Daire kararının 15 numaralı başlığı altında incelenmiştir.
    8.1- Dava Konusu Düzenlemeler
    Dava konusu Yönetmeliğin 22. maddesinde, "(1) 5 inci maddenin sekizinci fıkrasında belirtilen esaslar dâhilinde;
    a) Taban alanına dâhil edilmeyen kullanımlar,
    b) Son katın üzerindeki ortak alan teras çatılar ve çatı bahçeleri,
    c) Üstü sökülür-takılır hafif malzeme ile kenarları rüzgâr kesici cam panellerle kapatılmış olsa dahi açık oturma yerleri,
    ç) Bu Yönetmelikte öngörülen asgari sayıda her bir kapıcı dairesinin 75 m2’si,
    d) Atrium ve galeri boşlukları,
    e) Konutların zemin veya bodrum katlarında, ortak alan niteliğindeki mescit ve müştemilatın 100 m2’si,
    f) Konut dışı kullanımlarda, ortak alan niteliğindeki mescit ve müştemilatın 200 m2’si,
    g) Bina için gerekli minimum sığınak alanı,
    ğ) Ticari amaç içermeyen, bodrum veya zemin kattaki ortak alan niteliğindeki çocuk oyun alanlarının ve çocuk bakım ünitelerinin toplam 75 m²’si,
    h) Ticari amacı olmayan ve yapı için hesaplanan en az otopark alanının iki katını geçmeyen bodrum katlarda yapılanlar ile tamamen gömülü olan ve ortak alan niteliğinde olan otopark alanları,
    ı) Yapı yüksekliği 60.50 metreden fazla olan binalar ile özelliği gereği tesisat katı oluşturulması zorunlu binalarda sadece tesisat için oluşturulan tesisat katları,
    i) Bina veya tesise ait olan ısıtma, soğutma, havalandırma sistemleri ve enerji verimliliği sistemlerinin bulunduğu alanlar, arıtma tesisi, yakıt ve su depoları, silolar, trafolar, jeneratör, ısı merkezi, enerji odası, kömürlük, eşanjör ve hidrofor bölümleri,
    j) Bütün cepheleri tamamen toprağın altında kalan bodrum katları ile kısmen açıkta kalan, yola cephesi bulunmayan bodrum katlarında yer alan; tek başına bağımsız bölüm oluşturmayan, bir bağımsız bölümün eklentisi veya parçası olmayan, ticari amaç içermeyen, yapı yaklaşma sınırı içinde kalan ve 500 m2’yi aşmayacak şekilde düzenlenen ortak alan niteliğindeki; jimnastik salonu, oyun ve hobi odaları, yüzme havuzu, sauna gibi sosyal tesis, spor birimleri ve depolar,
    k) Bütün cepheleri tamamen toprağın altında kalan bodrum katları ile kısmen açıkta kalan, yola cephesi bulunmayan bodrum katlarında yer alan, bina cephelerinde ilave kat görünümüne neden olmayan ve tek başına bağımsız bölüm oluşturmayan; konut kullanımlı bağımsız bölümün bağımsız bölüm bürüt alanının % 10’unu aşmayan depo amaçlı eklentiler, ticari kullanımlı bağımsız bölümün bağımsız bölüm bürüt alanının % 50’sini aşmayan depo amaçlı eklentiler,
    l) Sökülür-takılır-katlanır cam panellerle kapatılmış olanlar dâhil olmak üzere balkonlar ve açık çıkmaların 2 metre genişliğini geçmeyen kısımları, kat bahçe ve terasları, iç bahçeler, 20 nci maddenin sekizinci fıkrasının (d) bendi haricindeki kat ve ara sahanlıkları dâhil asgari ölçülerdeki açık veya kapalı merdiven evine bu alanın %50’si kadar yapılacak ilave, tek bağımsız bölümlü konutlar hariç; bina giriş holleri ile kat holleri ve asansör önü sahanlıkların asgari ölçülerdeki kısımları,
    katlar alanına dâhil edilmez." düzenlemelerine yer verilmiştir.
    8.2- Davacının İddiaları
    Dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesinin 8. fıkrası ile ilgili ileri sürülen iddialarla aynıdır.
    8.3- Davalı İdarenin Savunması
    Dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesinin 8. fıkrası ile ilgili yapılan savunma ile aynıdır.
    8.4- Daire Kararı
    (a) bendi "Taban alanına dâhil edilmeyen kullanımlar" yönünden;
    Taban alanına dahil edilmeyecek kullanımların Yönetmeliğin 20. maddesinin 8. fıkrasında sayıldığı belirtilerek,
    İmar parseli içinde bağımsız bölüme veya kata olmasa da, yapı bütünlüğü içinde ortak alan kullanımı olarak yapı ve nüfus yoğunluğuna sebebiyet veren açık yüzme havuzu ve zemin teraslarının emsal hesabında değerlendirilmesi gerektiği, taban alanı hesabına dahil edilmemesini gerektirir bir neden bulunmadığı anlaşıldığından, bent hükmünün bu kısımlarında mevzuata uyarlık bulunmadığı,
    (b) bendi "Son katın üzerindeki ortak alan teras çatılar ve çatı bahçeleri" yönünden;
    30/09/2017 tarih ve 30196 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 4. maddesiyle bentteki düzenlemelerden çıkarılan "teras çatılar" ibaresi yönünden davanın konusuz kaldığı,
    Bendin "Son katın üzerindeki ortak alan çatı bahçeleri" ibarelerine ilişkin kısmına gelince;
    Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (p) bendinde, "Çatı bahçesi"nin, teras çatılarda, çakıl, toprak, çim ve benzeri doğal örtüler ile kaplanarak iklime uygun bitkilendirilebilen, yapının görünüşlerini ve bulunduğu çevrenin siluetini bozmayacak ve çatı sınırlarını aşmayacak şekilde oluşturulan bahçeler olarak tanımlandığı,
    İmar parseli içinde bağımsız bölüme veya kata kapalı alan kullanımı sağlandığı, ayrıca yapı ve nüfus yoğunluğuna sebebiyet vereceği açık olan söz konusu kullanımın, emsal hesabında değerlendirilmesi gerektiği, alan hesabına dahil edilmemesini gerektirir bir neden bulunmadığı anlaşıldığından, bent hükmünün bu kısmında hukuka uyarlık bulunmadığı,
    (c) bendi "Üstü sökülür-takılır hafif malzeme ile kenarları rüzgâr kesici cam panellerle kapatılmış olsa dahi açık oturma yerleri" yönünden;
    İmar parseli içinde bağımsız bölüme veya kata kapalı alan kullanımı sağlamayan ayrıca yapı ve nüfus yoğunluğuna sebebiyet vermediği anlaşılan bu unsurların emsal hesabı dışında tutulmasında imar mevzuatına aykırılık bulunmadığı,
    (ç) bendi "Bu Yönetmelikte öngörülen asgari sayıda her bir kapıcı dairesinin 75 m²'si" yönünden;
    30/09/2017 tarih ve 30196 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 4. maddesiyle (ç) bendinden çıkarılan "her bir.....75 m²'si" ibareleri yönünden davanın konusuz kaldığı,
    Bendin "Bu Yönetmelikte öngörülen asgari sayıda kapıcı dairesi" ibarelerine ilişkin kısmına gelince;
    Kapıcı dairelerinin tıpkı yapının diğer bağımsız bölümleri gibi en az konut şartlarını taşıması gereken, teknik ve altyapı alanı gereksiniminin duyulduğu yaşam alanları olduğu, nitelik olarak yapının diğer kapalı kullanım alanlarından farkının bulunmadığı,
    İmar parseli içinde kapalı alan kullanımı sağlandığı, ayrıca yapı ve nüfus yoğunluğuna sebebiyet vereceği açık olan söz konusu kullanımın, emsal hesabında değerlendirilmesi gerektiği, tamamının ya da bir kısmının alan hesabına dahil edilmemesini gerektirir bir neden bulunmadığı anlaşıldığından, bent hükmünün bu kısmında hukuka uyarlık bulunmadığı,
    (d) bendi "Atrium ve galeri boşlukları" yönünden;
    Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinde, "Atrium"un, iki veya daha çok sayıda katın içine açıldığı, yapı kitlesi içinde ortak hacim olarak tertiplenen, karşılıklı iki uzun kenar arasındaki mesafe 3.00 metreden az olmamak üzere bodrum, zemin veya bina girişinin yer aldığı kattan başlayıp tüm katlar boyunca devam eden üzeri kapalı boşluklu hacimler; (cc) bendinde ise, "Galeri boşluğu"nun, bağımsız bölüm içerisinde veya ortak alanlarda, katlar arasında bırakılan boşluklar olarak tanımlandıkları,
    Kural olarak imal edilecek yapılarda bulunması zorunlu da olan bu bölümlerin varlığının, teknik ve sosyal altyapı alanlarına yük getirmekten ziyade faydasının bulunduğu, nüfus yoğunluğunu artırmadığı, artan yapı yoğunluğunun ise sağladığı kamu yararına nispeten önemsiz kaldığı anlaşıldığından, düzenlemede imar mevzuatına aykırılık bulunmadığı,
    (e) bendi "Konutların zemin veya bodrum katlarında ortak alan niteliğindeki mescit ve müştemilatın 100 m²'si" yönünden;
    30/09/2017 tarih ve 30196 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 4. maddesiyle (e) bendinden çıkarılan "Konutların zemin veya bodrum katlarında.....100 m²'si" ibareleri yönünden davanın konusuz kaldığı,
    Bendin "ortak alan niteliğindeki mescit ve müştemilat" ibarelerine ilişkin kısmına gelince;
    Bu bölümlerin varlığının, teknik ve sosyal altyapı alanlarına yük getirmekten ziyade faydasının bulunduğu, nüfus yoğunluğunu artırmadığı, artan yapı yoğunluğunun ise sağladığı kamu yararına nispeten önemsiz kaldığı anlaşıldığından, düzenlemenin bu kısmında imar mevzuatına aykırılık bulunmadığı,
    (f) bendi "Konut dışı kullanımlarda ortak alan niteliğindeki mescit ve müştemilatın 200 m²'si" yönünden;
    30/09/2017 tarih ve 30196 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 4. maddesiyle tümden kaldırılan bu bent yönünden davanın konusuz kaldığı,
    (g) bendi "Bina için gerekli minimum sığınak alanı" yönünden;
    Kural olarak imal edilecek yapılarda bulunması zorunlu da olan bu bölümlerin varlığının, teknik ve sosyal altyapı alanlarına yük getirmekten ziyade faydasının bulunduğu, nüfus yoğunluğunu artırmadığı, artan yapı yoğunluğunun ise sağladığı kamu yararına nispeten önemsiz kaldığı anlaşıldığından, düzenlemede imar mevzuatına aykırılık bulunmadığı,
    (ğ) bendi "Ticari amaç içermeyen, bodrum veya zemin kattaki ortak alan niteliğindeki çocuk oyun alanları ve çocuk bakım ünitelerinin 75 m²'si" yönünden;
    30/09/2017 tarih ve 30196 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 4. maddesiyle, (ğ) bendinden çıkarılan "bodrum veya zemin kattaki....75 m²'si" ibareleri yönünden davanın konusuz kaldığı,
    Bendin "Ticari amaç içermeyen, ortak alan niteliğindeki çocuk oyun alanları ve çocuk bakım üniteleri" ibarelerine ilişkin kısmına gelince;
    Bir yapıda "ticari amaç içermeyen, bodrum veya zemin kattaki ortak alan niteliğindeki çocuk oyun alanlarının ve çocuk bakım ünitelerinin" bulunmasının, teknik ve sosyal altyapı alanlarına yük getirmekten ziyade faydasının bulunduğu, söz konusu kullanımların nüfus yoğunluğunu arttırdığından bahsedilemeyeceği, artan yapı yoğunluğunun ise sağladığı kamu yararı ile kıyaslandığında kabul edilebilir nitelikte olduğu anlaşıldığından, düzenlemenin bu kısmında imar mevzuatına aykırılık bulunmadığı,
    (h) bendi "Ticari amacı olmayan ve yapı için hesaplanan en az otopark alanının iki katını geçmeyen bodrum katlarda yapılanlar ile tamamen gömülü olan ve ortak alan niteliğinde olan otopark alanları" yönünden;
    30/09/2017 tarih ve 30196 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 4. maddesiyle, (h) bendinden çıkarılan "Ticari amacı olmayan ve yapı için hesaplanan en az otopark alanının iki katını geçmeyen bodrum katlarda yapılanlar ile tamamen gömülü olan ve ortak alan niteliğinde olan" ibareleri yönünden davanın konusuz kaldığı,
    Bendin "otopark alanları" ibaresine ilişkin kısmına gelince;
    Kural olarak imal edilecek yapılarda bulunması zorunlu da olan bu bölümlerin varlığının, teknik ve sosyal altyapı alanlarına yük getirmekten ziyade faydasının bulunduğu, nüfus yoğunluğunu artırmadığı, artan yapı yoğunluğunun ise sağladığı kamu yararına nispeten önemsiz kaldığı anlaşıldığından, düzenlemenin bu kısmında imar mevzuatına aykırılık bulunmadığı,
    (ı) bendi "Yapı yüksekliği 60.50 metreden fazla olan binalar ile özelliği gereği tesisat katı oluşturulması zorunlu binalarda sadece tesisat için oluşturulan tesisat katları" yönünden;
    Kural olarak imal edilecek yapılarda bulunması zorunlu da olan bu bölümlerin varlığının, teknik ve sosyal altyapı alanlarına yük getirici bir yönünün bulunmadığı, nüfus yoğunluğunu artırmadığı, artan yapı yoğunluğunun ise sağladığı kamu yararına nispeten önemsiz kaldığı anlaşıldığından, düzenlemenin bu kısmında imar mevzuatına aykırılık bulunmadığı,
    (i) bendi "Bina veya tesise ait olan ısıtma, soğutma, havalandırma sistemleri ve enerji verimliliği sistemlerinin bulunduğu alanlar, arıtma tesisi, yakıt ve su depoları, silolar, trafolar, jeneratör, ısı merkezi, enerji odası, kömürlük, eşanjör ve hidrofor bölümleri"
    "Silolar" ibaresi yönünden;
    Uyuşmazlık konusu Yönetmelik'te "silo" ibaresine ilişkin bir tanımın yer almadığı, Türk Dil Kurumu sözlüğünde, silonun, "Tahıl vb. ürünlerin korunduğu, saklandığı veya depolandığı, genellikle silindir biçiminde ambar" olarak tanımının yapıldığı,
    Planlı alanlarda uygulama işlemlerine yön vermek için kabul edilen bu Yönetmelik'te, emsal hesabına dahil edilmeyeceği öngörülen siloların, niceliği ve niteliğine yönelik herhangi bir ayrıntıya yer verilmediği, kastedilen bu bölümlerle kırsal yaşamın hüküm sürdüğü alanlarda köy ürünlerinin saklandığı depoların mı yoksa fabrikalara ya da ticari amaçla kurulan işletmelere ait depoların mı kastedildiğinin anlaşılamadığı, bu haliyle hangi amaca hizmet edeceği muğlak bırakılan siloların, mekansal alanlara getireceği yapı ve/veya nüfus yoğunluğunun da değerlendirilemediği,
    Bu durumda, eksik düzenleme nedeniyle uygulamaya elverişsiz olduğu anlaşılan "silolar" ibaresinde, imar mevzuatına uyarlık bulunmadığı,
    "Trafolar" ibaresi yönünden;
    Dava konusu düzenleme ile, bina veya tesise ait olan trafoların katlar alanı hesabına dahil edilmemesinin öngörüldüğü,
    Bina veya tesise ait olan trafoların, teknik olarak yapılarda bulunması gerektiğinden, teknik ve sosyal altyapı alanlarına yük getirici bir yönü bulunmadığı gibi yapı yoğunluğunu arttırdığından da söz edilemeyeceği, nüfus yoğunluğunu da arttırmadığından, bu haliyle dava konusu düzenlemede yer alan "trafo" ibaresinde hukuka aykırılık bulunmadığı,
    Bentte yer verilen diğer kullanımlar yönünden;
    Kural olarak imal edilecek yapılarda bulunması zorunlu da olan bu bölümlerin varlığının, teknik ve sosyal altyapı alanlarına yük getirici bir yönünün bulunmadığı, nüfus yoğunluğunu artırmadığı, artan yapı yoğunluğunun ise işlevine nazaran önemsiz kaldığı anlaşıldığından, düzenlemenin bu kısımlarında da imar mevzuatına aykırılık bulunmadığı,
    (j) bendi "Bütün cepheleri tamamen toprağın altında kalan bodrum katları ile kısmen açıkta kalan, yola cephesi bulunmayan bodrum katlarında yer alan; tek başına bağımsız bölüm oluşturmayan, bir bağımsız bölümün eklentisi veya parçası olmayan, ticari amaç içermeyen, yapı yaklaşma sınırı içinde kalan ve 500 m²’yi aşmayacak şekilde düzenlenen ortak alan niteliğindeki; jimnastik salonu, oyun ve hobi odaları, yüzme havuzu, sauna gibi sosyal tesis, spor birimleri ve depolar" yönünden;
    30/09/2017 tarih ve 30196 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 4. maddesiyle, (j) bendinden, "yola cephesi bulunmayan...." ibaresinin çıkarıldığı; "500 m²" ibaresinin ise, "1000 m²'yi ve toplamda katlar alanının % 5'ini" şeklinde değiştirildiği,
    İmar parseli içinde bağımsız bölüme veya kata olmasa da, yapı bütünlüğü içinde ortak alan kullanımı olarak kapalı alan kullanımı sağlandığı, ayrıca yapı ve nüfus yoğunluğuna sebebiyet vereceği açık olan söz konusu bölümlerin, emsal hesabında değerlendirilmesi gerektiği, alan hesabına dahil edilmemesini gerektirir bir neden bulunmadığı anlaşıldığından, bent hükmünde hukuka uyarlık bulunmadığı,
    (k) bendi "Bütün cepheleri tamamen toprağın altında kalan bodrum katları ile kısmen açıkta kalan, yola cephesi bulunmayan bodrum katlarında yer alan, bina cephelerinde ilave kat görünümüne neden olmayan ve tek başına bağımsız bölüm oluşturmayan; konut kullanımlı bağımsız bölümün bağımsız bölüm bürüt alanının %10’unu aşmayan depo amaçlı eklentiler, ticari kullanımlı bağımsız bölümün bağımsız bölüm bürüt alanının %50’sini aşmayan depo amaçlı eklentiler" yönünden;
    İmar parseli içinde tek başına bağımsız bölüm oluşturmasa dahi, ister yapı bütünlüğü içinde ortak alan kullanımı olarak, isterse bağımsız bölümün eklentisi olarak imal edilsin, kapalı alan kullanımı sağlandığı ayrıca yapı ve nüfus yoğunluğuna sebebiyet vereceği açık olan söz konusu bölümlerin, tamamının emsal hesabında değerlendirilmesi gerektiği, alan hesabına kısmen veya tamamen dahil edilmemesini gerektirir bir neden bulunmadığı anlaşıldığından, bent hükmünde hukuka uyarlık bulunmadığı,
    (l) bendi "Sökülür-takılır-katlanır cam panellerle kapatılmış olanlar dâhil olmak üzere balkonlar ve açık çıkmaların 2 metre genişliğini geçmeyen kısımları, kat bahçe ve terasları, iç bahçeler, 20 nci maddenin sekizinci fıkrasının (d) bendi haricindeki kat ve ara sahanlıkları dâhil asgari ölçülerdeki açık veya kapalı merdiven evine bu alanın %50’si kadar yapılacak ilave, tek bağımsız bölümlü konutlar hariç; bina giriş holleri ile kat holleri ve asansör önü sahanlıkların asgari ölçülerdeki kısımları" yönünden;
    30/09/2017 tarih ve 30196 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 4. maddesiyle, (l) bendinden çıkarılan "2 metre genişliği geçmeyen kısımları... 20 nci maddenin sekizinci fıkrasının (d) bendi haricindeki... asgari ölçülerdeki... %50’si kadar yapılacak ilave" ibareleri yönünden davanın konusuz kaldığı,
    Bendin "Sökülür-takılır-katlanır cam panellerle kapatılmış olanlar dâhil olmak üzere balkonlar ve açık çıkmalar, kat bahçe ve terasları, iç bahçeler, ..., tek bağımsız bölümlü konutlar hariç; bina giriş holleri ile kat holleri ve asansör önü sahanlıkları" ibarelerine ilişkin kısmı yönünden;
    İmar parseli içinde bağımsız bölüme veya kata kapalı alan kullanımı sağlandığı, ayrıca yapı ve nüfus yoğunluğuna sebebiyet vereceği açık olan söz konusu kullanımların, emsal hesabında değerlendirilmesi gerektiği, alan hesabına dahil edilmemesini gerektirir bir neden bulunmadığı anlaşıldığından, bent hükmünün bu kısmında hukuka uyarlık bulunmadığı,
    Bendin "merdiven evi" ibaresine gelince;
    Uyuşmazlıkta, dava konusu edilen düzenlemenin "20 nci maddenin sekizinci fıkrasının (d) bendi haricindeki kat ve ara sahanlıkları dâhil asgari ölçülerdeki açık veya kapalı merdiven evine bu alanın %50’si kadar yapılacak ilavenin" katlar alanına dâhil edilmeyeceğine yönelik olduğu,
    Söz konusu düzenlemenin, 30/09/2017 tarih ve 30196 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 4. maddesiyle, "kat ve ara sahanlıkları dâhil açık veya kapalı merdiven evinin" katlar alanına dâhil edilmeyeceği şeklinde değiştirildiği,
    Dava konusu düzenleme incelendiğinde, "kat ve ara sahanlıkları dâhil asgari ölçülerdeki açık veya kapalı merdiven evine bu alanın %50’si kadar yapılacak ilave" hükmü ile değişik hali olan "kat ve ara sahanlıkları dâhil açık veya kapalı merdiven evi" hükmünün birbirinden farklı olduğu, ilkinde merdiven evine yapılacak ilavenin katlar alanına dahil edilmeyeceği düzenlenmiş iken, sonraki halinde merdiven evinin kendisinin katlar alanına dahil edilmeyeceğinin öngörüldüğü,
    Kat ve ara sahanlıkları dâhil açık veya kapalı merdiven evinin, teknik ve sosyal altyapı alanlarına yük getirmekten ziyade faydasının bulunduğu, söz konusu kullanımların nüfus yoğunluğunu arttırdığından bahsedilemeyeceği, artan yapı yoğunluğunun ise sağladığı kamu yararı ile kıyaslandığında kabul edilebilir nitelikte olduğu sonucuna varıldığı,
    gerekçeleriyle, dava konusu Yönetmeliğin 22. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendindeki "açık yüzme havuzu" ve "zemin terasları" ibarelerinin, (b) ve (ç) bendinin, (i) bendinde yer alan "silolar" ibaresinin, (j) ve (k) bentleri ile (l) bendindeki "kat ve ara sahanlıkları dahil açık veya kapalı merdiven evi" ibaresi dışında kalan kısmının iptaline; 22. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendindeki "teras çatılar" ibaresi, (ç) bendindeki "her bir.....75 m²'si" ibareleri, (e) bendindeki "Konutların zemin veya bodrum katlarında.....100 m²'si" ibareleri, (f) bendi, (ğ) bendindeki "bodrum veya zemin kattaki....75 m²'si" ibareleri, (h) bendindeki "Ticari amacı olmayan ve yapı için hesaplanan en az otopark alanının iki katını geçmeyen bodrum katlarda yapılanlar ile tamamen gömülü olan ve ortak alan niteliğinde olan" ibareleri, (l) bendinde yer alan "2 metre genişliği geçmeyen kısımları....20 nci maddenin sekizinci fıkrasının (d) bendi haricindeki...asgari ölçülerdeki...%50’si kadar yapılacak ilave" ibareleri yönünden konusuz kalan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına; 22. maddesinin 1. fıkrasının (c), (d), (e), (ğ), (g), (h) bentleri ile (i) bendindeki "silolar" ibaresi dışındaki kısım ve (l) bendindeki "kat ve ara sahanlıkları dahil açık veya kapalı merdiven evi" ibaresi yönünden ise davanın reddine karar verilmiştir.
    8.5 - Kurulumuzun Hukuki Değerlendirmesi
    Dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçesi yukarıda açıklanan Danıştay Altıncı Dairesi kararının, dava konusu Yönetmeliğin 22. maddesinin 1. fıkrasının (c), (d), (g), (i) ve (j) bentlerine ilişkin kısımları aynı gerekçe ile Kurulumuzca da uygun bulunmuş olup temyiz dilekçelerinde ileri sürülen iddialar, kararın anılan kısımlarının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
    Dava konusu Yönetmeliğin 22. maddesinin 1. fıkrasının diğer bentlerine gelince;
    (a) bendi yönünden;
    Dava konusu Yönetmeliğin 22. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde; Yönetmeliğin 5. maddesinin 8. fıkrasında belirtilen esaslar dahilinde, taban alanına dahil edilmeyen kullanımların katlar alanına da dahil edilmeyeceği düzenlenmiş, taban alanına dahil edilmeyen kullanımlara ise dava konusu Yönetmeliğin 20. maddesinin 8. fıkrasında yer verilmiştir.
    Temyize konu Daire kararında, imar parseli içinde bağımsız bölüme veya kata olmasa da, yapı bütünlüğü içinde ortak alan kullanımı olarak yapı ve nüfus yoğunluğuna sebebiyet veren açık yüzme havuzu ve zemin teraslarının emsal hesabında değerlendirilmesi gerektiği, taban alanı hesabına dahil edilmemesini gerektirir bir neden bulunmadığı gerekçesiyle, bent hükmünün bu kısımlarında imar mevzuatına uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle, Yönetmeliğin 22. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde geçtiği belirtilen "açık yüzme havuzu" ve "zemin terasları" ibarelerinin iptaline karar verilmiş ise de; yukarıda da belirtildiği üzere, bu ibarelerin, Yönetmeliğin 22. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde değil, 20. maddesinin 8. fıkrasının (b) ve (c) bentlerinde geçtiği, ayrıca Daire kararında, bu kullanımlar haricindeki taban alanına dahil edilmeyen kullanımlarla ilgili bir değerlendirme yapılmadığı gibi hüküm de kurulmadığı anlaşılmaktadır.
    Uyuşmazlıkta, "açık yüzme havuzu" ve "zemin terasları" ibarelerinin, ayrıca dava konusu edilen Yönetmeliğin 20. maddesinin 8. fıkrası kapsamında incelenerek hükme bağlanması gerektiği açıktır.
    Ayrıca, yargı kararının uygulanmasında tereddüt oluşmaması açısından, dava konusu Yönetmeliğin 22. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinin "Taban alanına dahil edilmeyen kullanımlar" düzenlemesi yönüyle incelenerek, bu haliyle hükme bağlanması gerektiğinden, Daire kararının anılan bende yönelik kısmının bozulması gerekmektedir.
    (ı) bendi yönünden;
    Temyize konu Daire kararında, dava konusu Yönetmeliğin 22. maddesinin 1. fıkrasının (ı) bendinde imar mevzuatına aykırılık bulunmadığı belirtildiği halde, hüküm fıkrasında, bu bentle ilgili hüküm kurulmadığı anlaşıldığından, anılan bende ilişkin kısmın eksik hüküm nedeniyle bozulması gerekmektedir.
    (k) bendi yönünden;
    Yukarıda belirtilen düzenlemelerde yer verilen, bütün cepheleri tamamen toprağın altında kalan bodrum katları ile kısmen açıkta kalan, yola cephesi bulunmayan bodrum katlarında yer alan, bina cephelerinde ilave kat görünümüne neden olmayan ve tek başına bağımsız bölüm oluşturmayan depo amaçlı eklentilerin nüfus yoğunluğunu artırmadığı, artan yapı yoğunluğunun ise sağladığı kamu yararı ile kıyaslandığında kabul edilebilir nitelikte olduğu anlaşıldığından, bu kullanımların emsal hesabı dışında tutulmasında hukuka aykırılık görülmemiştir.
    Kaldı ki, dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesinin 8. fıkrasında belirtilen, parselin toplam emsale esas alanının %30'una yönelik hesaba dahil olacak şekilde, imar parseli içinde, bina cephelerinde ilave kat görünümüne neden olmamak ve tek başına bağımsız bölüm oluşturmamak kaydıyla ve sadece bütün cepheleri tamamen toprağın altında kalan bodrum katları ile kısmen açıkta kalan, yola cephesi bulunmayan bodrum katlarında yapılabilecek depo amaçlı eklentilerin, konut kullanımlı bağımsız bölüm net alanının %10’unu, ticari kullanımlı bağımsız bölüm net alanının ise %50’sini aşmayan kısmı öngörülmek suretiyle, söz konusu alanların emsal haricinde değerlendirilecek kısımlarına ilave sınırlamalar getirilmiş olup, düzenlemenin, bu haliyle de imar mevzuatına aykırı bir yönünün bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
    Bu nedenle, temyize konu Daire kararının, dava konusu Yönetmeliğin 22. maddesinin 1. fıkrasının (k) bendine yönelik kısmının bozulması gerekmektedir.
    (b), (ç), (e), (ğ), (h) ve (l) bentleri yönünden;
    Temyize konu Daire kararında, dava konusu Yönetmeliğin 22. maddesinin 1. fıkrasının (b), (ç), (e), (ğ), (h) ve (l) bentlerinde geçen bazı ibarelerin yürürlükten kaldırıldığı ve bu ibareler yönünden davanın konusuz kaldığı gerekçesiyle, bu ibareler yönünden dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verildiği halde; hüküm fıkrasında, hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilen ibareler hariç tutulmaksızın, bentlerin tamamını kapsayacak şekilde, (b) ve (ç) bentleri yönünden "iptal", (e), (ğ) ve (h) bentleri yönünden "ret", (l) bendinin bir kısmı yönünden "ret", bir kısmı yönünden ise "iptal" hükmünün kurulduğu, hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilen ibareler taraflarca temyiz edilmemiş olsa da, Daire kararının mevcut haliyle, doğru anlaşılıp uygulanma ihtimalinin bulunmadığı anlaşılmaktadır.
    Bu durumda, Dairece, anılan bentler hakkında, hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilen ibareler hariç tutulmak suretiyle yeniden hüküm kurulması gerektiği sonucuna varıldığından, temyize konu Daire kararının anılan bentlere ilişkin hüküm fıkrasının bozulması gerekmektedir.
    Öte yandan; dava konusu Yönetmeliğin 22. maddesinin 1. fıkrasının (l) bendinin dava konusu olan ilk halinde, 20. maddenin 8. fıkrasının (d) bendi haricindeki kat ve ara sahanlıkları dâhil asgari ölçülerdeki açık veya kapalı merdiven evine bu alanın %50’si kadar yapılacak ilavenin katlar alanına dahil edilmeyeceği düzenlenmişken; 30/09/2017 tarih ve 30196 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 4. maddesiyle anılan bentte yapılan değişiklikle, kat ve ara sahanlıkları dâhil açık veya kapalı merdiven evinin katlar alanına dahil edilmeyeceği düzenlenmiştir.
    Dava konusu düzenleme incelendiğinde, "kat ve ara sahanlıkları dâhil asgari ölçülerdeki açık veya kapalı merdiven evine bu alanın %50’si kadar yapılacak ilave" hükmü ile değişik hali olan "kat ve ara sahanlıkları dâhil açık veya kapalı merdiven evi" hükmünün birbirinden farklı olduğu, ilkinde merdiven evine yapılacak ilavenin katlar alanına dahil edilmeyeceği düzenlenmiş iken, sonraki halinde merdiven evinin kendisinin katlar alanına dahil edilmeyeceğinin öngörüldüğü anlaşılmaktadır.
    Bu nedenle, "merdiven evi" ibaresi yönünden, davanın konusunun devam ettiği kabulü ile 30/09/2017 tarih ve 30196 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 4. maddesiyle değişik hali incelenerek hüküm kurulamayacağı açıktır.
    Dolayısıyla, Dairece, bozma kararı üzerine anılan bent yönünden yeniden karar verilirken bu hususun da dikkate alınması gerekmektedir.
    Sonuç olarak; temyize konu Daire kararının, dava konusu Yönetmeliğin 22. maddesinin 1. fıkrasının (a), (b), (ç), (e), (ğ), (h), (ı), (k) ve (l) bentleri yönünden bozulması, temyize konu edilmeyen (f) bendi hariç, diğer bentler yönünden onanması gerekmektedir.
    9- Dava konusu Yönetmeliğin 54. maddesinin 8. fıkrası yönünden;
    *Bu kısım temyize konu Daire kararının 23 numaralı başlığı altında incelenmiştir.
    9.1- Dava Konusu Düzenlemeler
    Dava konusu Yönetmeliğin 54. maddesinin 8. fıkrasında, "(8) Uygulama imar planı değişikliği ile yolda veya teknik altyapı alanlarında kalan ve kamulaştırma kararı alınan ruhsatlı yapılarda seviye tespiti yapılarak inşaat derhal durdurulur. Bu yapılarla ilgili yapı ruhsatı ve yapı kullanma izni işlemleri, kamulaştırmayı gerçekleştirecek kamu kuruluşunun en geç otuz gün içinde, yürürlükteki plana ve kamulaştırma gerekçesine göre vereceği görüş doğrultusunda sonuçlandırılır. Yapılan uygulama imar planı değişikliği ile kamulaştırmaya konu diğer alanlarda kalan yapılarda ise derhal ilgili idarece seviye tespiti yapılır ve ilgilisine tebliğ edilir. Kamulaştırma kararı alınıncaya kadar ilgilisinin talebi ve seviye tespitinin üzerindeki imalatlar için kamulaştırma bedeli istenmeyeceğine dair taahhütname alınarak, tapuya şerh düşülmesi kaydıyla ruhsat eki projelerine göre tamamlanmasına izin verilir. Bu yapılarda ruhsat yenilemesi veya kısmi kullanma izni veya yapı kullanma izin belgesi düzenlenmesi kamulaştırma işlemlerini durdurmaz. Ancak kamulaştırma yapılırken seviye tespitinin üzerinde yapılan kısımlar için kamulaştırma bedeli ödenmez. Bu yapılara uygulama imar planı değişikliği yapıldığı tarihten sonra hiçbir surette kat irtifakı ve kat mülkiyeti tesis edilemez. Bu yapılardan ruhsatı süre nedeniyle hükümsüz hale gelenlerde de bu fıkra hükmü uygulanır." düzenlemelerine yer verilmiştir.
    9.2- Davacının İddiaları
    Mevcut bir kamulaştırma kararı bulunmadığı halde sadece "seviye tespiti"ne hukuki bir değer atfedilerek, tespitten sonra yapılacak imalatlara kamulaştırma bedelinin ödenmeyeceğinin belirtildiği, oysa ki, icrai, bireysel ve zorlayıcı bir işlemle desteklenmediği sürece seviye tespitinin, tek başına ilgililer hakkında hak ve mükellefiyet doğurmasının beklenemeyeceği, imar planı değişikliği ile sonradan kamusal kullanıma ayrılmasına karşın, sonuçta taşınmaz üzerinde önceki imar planı kararları doğrultusunda ve usulüne uygun olarak alınan ruhsat ve eki projelere göre bütünüyle yasal olarak inşa edilmiş arza tabi bir yapı bulunduğu, bu yönüyle, yasal olduğu sürece ister seviye tespitinden önce, isterse seviye tespitinden sonra imal edilsin, ortada Anayasa'nın amir hükümleri ile tanımlanan, mülkiyet hakkının korunması çerçevesinde Kamulaştırma Kanunu gereği bedeli ödenmesi gereken bir hak bulunduğu, mülkiyet hakkının açıkça ihlali niteliğindeki düzenlemenin bu kısmında hukuka uyarlık bulunmadığı,
    Kaldı ki, seviye tespitinin yapıldığı anda mevcut bir kamulaştırma kararı bulunmaması, dolayısı ile hukuki durum hakkında tapuya şerh verilmesi söz konusu olmadığından, yapıyı sonradan cebri, kazai ya da özel hukuk hükümlerine istinaden edinebilecek (aleniyetin sağlanamadığı) üçüncü kişiler yönünden mülkiyet hakkının ne şekilde korunacağının da fıkra hükmünde cevapsız kaldığı,
    Uyuşmazlık konusu düzenlemenin altıncı cümlesinde "Bu yapılara... kat irtifakı ve kat mülkiyeti tesis edilemez." hükmüne yer verilerek, plan değişikliği ile diğer kamusal alanlara ayrılan yapılar için, ilgililer yönünden Kanun'da tanımlanmayan bir kısıtlamaya yer verildiği, halbuki birden fazla bağımsız bölüm ihtiva eden yapılar için kat mülkiyeti ve kat irtifakı kurulması imkanının 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu'nun 1. maddesi ile sağlandığı ileri sürülmüştür.
    9.3- Davalı İdarenin Savunması
    İmar planları ya da imar planı değişikliklerinin düzenleyici idari işlemler olduğu, kesinleşip yürürlüğe girdikleri anda hukuki sonuç doğurdukları, bir parseldeki ruhsat alınmış inşaatı devam eden bir yapıda plan değişikliği yapılarak parselin kullanım kararının umumi hizmetlere ait bir alana dönüştürülmesi halinde, bu parselin nihai olarak umumi hizmete yönelik bir işleve dönüştürüleceği açık olduğundan, yapının yapıldığı kadarı ile müktesep hakkının olduğu, yapılmayan kısmı için sırf ruhsat alınmış olması nedeniyle müktesep hak oluşturmayacağı,
    Yönetmelik maddesi ile bu durumdaki yapıların kamulaştırma yapılıncaya kadar ruhsat eki projelerine göre tamamlanıp kullanılmasına izin verilmiş olmakla birlikte, plan değişikliğinden sonra fiili olarak gerçekleşmemiş olsa bile hukuki olarak maliki olmadığı bir parsel üzerinde tasarrufta bulunmaya yönelik mülkiyet hakkından bahsedilemeyeceği düşünüldüğünde, yapı sahibince yapılmaya devam olunan yapıda plan değişikliğinden sonra yapılan kısım için kamulaştırma bedeli ödenmesinin hukuka uygun olmadığı, bu durumun da ancak seviye tespiti ile belirlenebileceği,
    Kamu eline geçecek bir parselin kamulaştırma yapılıncaya kadar kullanılmasına izin verilmesinin, izin verilen kişiyi hukuki olarak parsel maliki yapmayacağından, bu yapılarda mülkiyete konu bir işlem olan kat irtifakı ve kat mülkiyeti kurulamamasının mülkiyet hakkını ortadan kaldırdığı iddiasının da mesnetsiz olduğu belirtilerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.
    9.4- Daire Kararı
    "Yol ve teknik altyapı alanı"na ilişkin olarak;
    2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun 3. maddesinin verdiği yetkiye istinaden, idarelerin, kanunlarla yapmak yükümlülüğünde bulundukları kamu hizmetlerinin veya teşebbüslerinin yürütülmesi için gerekli olan taşınmaz malları kural olarak bedelini nakden ve peşin ödemek suretiyle kamulaştırmalarının mümkün olduğu,
    Arsa ve arazi mülkiyeti kamulaştırmalarında, arza bağlı olan yapı ve diğer muhdesatın da doğal olarak kamulaştırılması söz konusu olduğundan, idareler yönünden çoğu zaman kamusal kullanıma özgülenemeyecek muhdesat için gereksiz kamulaştırma maliyeti doğduğu,
    Bu nedenle, plan değişikliği suretiyle kamusal alan kullanımı getirilen ve kamulaştırma kararı alınan mekansal alanlarda, yapılaşması tamamlanmayan, inşa faaliyetleri henüz devam eden yapılar için öncelikle seviye tespitinin yapılarak, inşaatın durdurulmasının, kamusal maliyetin yersiz olarak artışının ve kaynak israfının önlenmesi açısından olumlu olduğu,
    Öte yandan, önceki plan hükümleri esas alınarak düzenlenen ruhsat çerçevesinde inşasına başlanılan yapıların, süresi belirsiz bir biçimde faaliyetinin durdurulmasının, idari istikrar ve belirlilik ilkesine aykırı düşeceği gibi yapının tamamlanamaması nedeni ile edimlerini karşılıklı olarak yerine getirme borcu altında bulunan ilgililer açısından mağduriyete sebep olacağı açık ise de; inşası durdurulan yapıların akıbetinin, getirilen düzenleme ile kamulaştırmayı icra edecek kamu kuruluşunun 30 gün içerisinde vereceği görüşe kadar sınırlandırılması suretiyle, sözü edilen belirsizliğin bertaraf edildiği,
    Bu nedenle, uyuşmazlık konusu fıkranın ilk iki cümlesinde imar mevzuatına aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşıldığı,
    "Diğer kamusal alanlar"a ilişkin olarak;
    Uyuşmazlık konusu hükümde, mevcut bir kamulaştırma kararı bulunmadığı halde bizatihi "seviye tespiti"ne hukuki bir değer atfedilerek, tespitten sonra yapılacak imalatlara kamulaştırma bedelinin ödenmeyeceğinin belirtildiği, oysa, icrai, bireysel ve zorlayıcı bir işlemle desteklenmediği sürece seviye tespitinin, tek başına ilgililer hakkında hak ve mükellefiyet doğurmasının beklenemeyeceği,
    Plan değişikliği ile sonradan kamusal kullanıma ayrılmasına karşın, sonuçta taşınmaz üzerinde önceki imar planı kararları doğrultusunda ve usulüne uygun olarak alınan ruhsat ve eki projelere göre bütünüyle yasal olarak inşa edilmiş arza tabi bir yapının bulunduğu,
    Bu yönüyle, yasal olduğu sürece ister seviye tespitinden önce, isterse seviye tespitinden sonra imal edilsin, ortada Anayasa'nın amir hükümleri ile tanımlanan, mülkiyet hakkının korunması çerçevesinde Kamulaştırma Kanunu gereği bedeli ödenmesi gereken bir hak bulunduğu hususunda duraksama bulunmadığından, mülkiyet hakkının açıkça ihlali niteliğindeki düzenlemenin bu kısmında imar mevzuatına uyarlık bulunmadığı,
    Kaldı ki, seviye tespitinin yapıldığı anda mevcut bir kamulaştırma kararı bulunmaması, dolayısı ile hukuki durumun tapuya şerh verilmesi söz konusu olmadığından, yapıyı sonradan cebri, kazai ya da özel hukuk hükümlerine istinaden edinebilecek (aleniyetin sağlanamadığı) üçüncü kişiler yönünden mülkiyet hakkının ne şekilde korunacağının da fıkra hükmünde cevapsız kaldığı,
    Bu durumda, uyuşmazlık konusu fıkranın 1., 2. ve son cümlesinde imar mevzuatına aykırılık; 3, 4, 5 ve 6. cümlelerinde ise imar mevzuatına uyarlık bulunmadığı,
    gerekçesiyle, dava konusu Yönetmeliğin 54. maddesinin 8. fıkrasının "Yol ve teknik altyapı alanı"na ilişkin kısmının iptaline, "Diğer kamusal alanlar"a ilişkin kısmı yönünden ise davanın reddine karar verilmiştir.
    9.5- Tarafların Temyiz İddiaları
    Davacı tarafından, dava konusu fıkranın tümüyle iptalinin gerektiği, Daire kararının gerekçe kısmında fıkranın 3, 4, 5 ve 6. cümlelerinde hukuka uyarlık bulunmadığı belirtilmişse de, hüküm fıkrasında bu kısımlara yer verilmediği ileri sürülmüştür.
    Davalı idare tarafından, Daire kararında yer verilen gerekçe ile hüküm fıkrası uyuşmadığından, Daire kararının dava konusu Yönetmeliğin 54. maddesinin 8. fıkrasının iptaline ilişkin kısımlarının yeniden incelenmesi gerektiği ileri sürülmüştür.
    9.6- Kurulumuzun Hukuki Değerlendirmesi
    Temyize konu Daire kararında, dava konusu Yönetmeliğin 54. maddesinin 8. fıkrasının 1, 2 ve son cümlesinin "Yol ve teknik altyapı alanı" başlığı altında incelendiği ve anılan cümlelerde imar mevzuatına aykırılık bulunmadığı belirtildiği halde hüküm fıkrasında dava konusu Yönetmeliğin 54. maddesinin 8. fıkrasının "Yol ve teknik altyapı alanı"na ilişkin kısmının iptaline; fıkranın 3, 4, 5 ve 6. cümlelerinin ise "Diğer kamusal alanlar" başlığı altında incelendiği ve anılan cümlelerde imar mevzuatına uyarlık bulunmadığı belirtildiği halde hüküm fıkrasında dava konusu Yönetmeliğin 54. maddesinin 8. fıkrasının "Diğer kamusal alanlar"a ilişkin kısmı yönünden davanın reddine karar verildiği ve bu haliyle Daire kararının dava konusu Yönetmeliğin 54. maddesinin 8. fıkrasına ilişkin kısımlarında gerekçe ve hüküm uyumsuzluğunun bulunduğu anlaşılmaktadır.
    Yine, temyize konu Daire kararında, toplam sekiz cümleden müteşekkil dava konusu Yönetmeliğin 54. maddesinin 8. fıkrasının tümüyle iptali istenildiği halde, Dairece, anılan fıkranın 7. cümlesi hakkında bir değerlendirme yapılmadığı ve hüküm kurulmadığı görülmektedir.
    Bu durumda, belirtilen uyumsuzlukların ve eksikliklerin giderilmesi gerektiğinden, Daire kararının, dava konusu Yönetmeliğin 54. maddesinin 8. fıkrasına ilişkin kısımlarının bozulması gerekmektedir.
    Sonuç Olarak; temyize konu Daire kararının, 03/07/2017 tarih ve 30113 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği'nin dava konusu;
    - 5. maddesinin 8. fıkrasının (a) bendindeki "2 katı" ibaresi ile (c) bendi,
    - 19. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendindeki "kamuya ve özel sektöre ait eğitim ve sağlık tesisleri alanları" ibareleri,
    - 19. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinin 1. alt bendi ile 2. alt bendinin "ile oyun alanlarına en az 10 metre mesafede olmak ve etrafı çit ve benzeri ile kapatılmak koşuluyla trafo" ibareleri haricindeki kısımları,
    - 19. maddesinin 1. fıkrasının (f) bendinin 1. alt bendi haricindeki kısımları,
    - 19. maddesinin 1. fıkrasının (ğ) bendinin "konut kullanımı emsale konu alanın % 20’sini aşamaz", "plan kararı gerekmeden" ve "plan değişikliği gerektirmeksizin" ibareleri haricindeki kısımları,
    - 20. maddesinin 8. fıkrasının (b) bendi haricindeki kısımları,
    - 22. maddesinin 1. fıkrasının (a), (b), (ç), (e), (ğ), (h), (ı), (k) ve (l) bentleri,
    - 54. maddesinin 8. fıkrası,
    - 66. maddesinin 1, 2, 5 ve 8. fıkraları haricindeki kısımları,
    yönünden BOZULMASI;
    -19. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinin 2. alt bendinin "ile oyun alanlarına en az 10 metre mesafede olmak ve etrafı çit ve benzeri ile kapatılmak koşuluyla trafo" ibareleri,
    yönünden yukarıda belirtilen gerekçe ile ONANMASI;
    - Temyize konu diğer düzenlemeleri yönünden ise aynen ONANMASI,
    gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

    KARAR SONUCU:
    Açıklanan nedenlerle;
    1. Davacının ve davalı idarenin temyiz istemlerinin kısmen KABULÜNE;
    2. Danıştay Altıncı Dairesinin temyize konu 03/02/2021 tarih ve E:2017/4840, K:2021/1114 sayılı kararının, 03/07/2017 tarih ve 30113 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği'nin dava konusu;
    - 5. maddesinin 8. fıkrasının (a) bendindeki "2 katı" ibaresi ile (c) bendi,
    - 19. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendindeki "kamuya ve özel sektöre ait eğitim ve sağlık tesisleri alanları" ibareleri,
    - 19. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinin 1. alt bendi ile 2. alt bendinin "ile oyun alanlarına en az 10 metre mesafede olmak ve etrafı çit ve benzeri ile kapatılmak koşuluyla trafo" ibareleri haricindeki kısımları,
    - 19. maddesinin 1. fıkrasının (f) bendinin 1. alt bendi haricindeki kısımları,
    - 19. maddesinin 1. fıkrasının (ğ) bendinin "konut kullanımı emsale konu alanın % 20’sini aşamaz", "plan kararı gerekmeden" ve "plan değişikliği gerektirmeksizin" ibareleri haricindeki kısımları,
    - 20. maddesinin 8. fıkrasının (b) bendi haricindeki kısımları,
    - 22. maddesinin 1. fıkrasının (a), (b), (ç), (e), (ğ), (h), (ı), (k) ve (l) bentleri,
    - 54. maddesinin 8. fıkrası,
    - 66. maddesinin 1, 2, 5 ve 8. fıkraları haricindeki kısımları,
    yönünden BOZULMASINA,
    3. Davacının ve davalı idarenin temyiz istemlerinin kısmen REDDİNE;
    4. Danıştay Altıncı Dairesinin temyize konu 03/02/2021 tarih ve E:2017/4840, K:2021/1114 sayılı kararının, 03/07/2017 tarih ve 30113 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği'nin 19. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinin 2. alt bendinin "ile oyun alanlarına en az 10 metre mesafede olmak ve etrafı çit ve benzeri ile kapatılmak koşuluyla trafo" ibareleri yönünden yukarıda belirtilen gerekçe ile ONANMASINA,
    5. Danıştay Altıncı Dairesinin temyize konu 03/02/2021 tarih ve E:2017/4840, K:2021/1114 sayılı kararının, 03/07/2017 tarih ve 30113 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği'nin temyize konu diğer düzenlemeleri yönünden ONANMASINA,
    6. Bozulan kısımlar yönünden yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın Danıştay Altıncı Dairesine GÖNDERİLMESİNE,
    7. Kesin olarak, 13/06/2022 tarihinde, dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesinin 8. fıkrasının (a) bendindeki "iki katı", (b) bendindeki "kapıcı dairelerinin" ibareleri ile (c) bendi; 9. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi; 19. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi, (c) bendinin 2. alt bendindeki "oyun alanlarına en az 10 metre mesafede olmak ve etrafı çit ve benzeri ile kapatılmak koşuluyla trafo" ibareleri ve 3. alt bendi, (ç) bendinin 2. alt bendi, (ğ) bendinin 2. alt bendindeki "plan kararı gerekmeden" ibaresi ile 4. alt bendindeki "plan değişikliği gerektirmeksizin" ibaresi; 22. maddesinin 1. fıkrasının (j) ve (k) bentleri yönünden oyçokluğu, diğer kısımlar yönünden oybirliği ile karar verildi.

    KARŞI OY
    X- Dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesinin 8. fıkrasının (a) bendindeki "iki katı" ibaresi yönünden;
    Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; Danıştay Altıncı Dairesince verilen kararın anılan ibareye ilişkin kısmının usul ve hukuka uygun bulunduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, davalı idarenin temyiz isteminin reddi ile temyize konu kararın anılan ibarenin iptaline ilişkin kısmının da onanması gerektiği oyuyla, kararın bu kısmına katılmıyoruz.

    KARŞI OY
    XX- Dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesinin 8. fıkrasının (b) bendindeki "kapıcı dairelerinin" ibaresi yönünden;
    Dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesinin 8. fıkrasında, "(8) 22 nci maddeyle veya ilgili idarelerin imar yönetmelikleri ile getirilebilecek emsal harici tüm alanların toplamı; parselin toplam emsale esas alanının % 30’unu aşamaz. Ancak; 27/11/2007 tarihli ve 2007/12937 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Binaların Yangından Korunması Hakkında Yönetmelik gereğince yapılması zorunlu olan, korunumlu ya da korunumsuz normal merdiven dışındaki yangın merdiveninin asgari ölçülerdeki alanı, konferans, spor, sinema ve tiyatro salonları gibi özellik arz eden umumi yapılarda düzenlenmesi zorunlu olan boşluklar ile binaların bodrum katlarında yapılan;
    ...
    b) Sığınak, asansör boşlukları, bacalar, şaftlar, ışıklıklar, ısı ve tesisat merkezi, su deposu, enerji odası, kömürlükler ve kapıcı dairelerinin ilgili mevzuat, standart ya da bu Yönetmeliğe göre hesap edilen asgari alanları,
    ...
    bu hesaba dâhil edilmeksizin emsal haricidir." düzenlemelerine yer verilmiştir.
    Kapıcı dairelerinin, kural olarak imal edilecek yapılarda bulunmasının zorunlu olduğu, bu alanların teknik ve sosyal altyapı alanlarına yük getirmekten ziyade faydasının bulunduğu, nüfus yoğunluğunu ve yapı yoğunluğunu cüz'i miktarda artırmakla birlikte, sağladığı kamu yararına nispeten, artan bu yoğunluğun önemsiz kaldığı ve katlanılabilir düzeyde olduğu değerlendirildiğinden, emsal hesabı dışında tutulmasında imar mevzuatına aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
    Açıklanan nedenle, davalı idarenin temyiz isteminin kabulü ile, temyize konu Daire kararının, dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesinin 8. fıkrasının (b) bendindeki "kapıcı dairelerinin" ibaresi yönünden bozulması gerektiği oyuyla, kararın bu kısmına katılmıyoruz.

    KARŞI OY
    XXX- Dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesinin 8. fıkrasının (c) bendi yönünden;
    Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; Danıştay Altıncı Dairesince verilen kararın anılan bende ilişkin kısmının usul ve hukuka uygun bulunduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, davalı idarenin temyiz isteminin reddi ile temyize konu kararın anılan bendin iptaline ilişkin kısmının da onanması gerektiği oyuyla, kararın bu kısmına katılmıyoruz.

    KARŞI OY
    XXXX- Dava konusu Yönetmeliğin 9. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi yönünden;
    Dava konusu Yönetmeliğin 9. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, "(1) Bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten önceki mevcut uygulama imar planlarında kat adetleri veya bina yükseklikleri belirtilmemiş parsellerde;
    a) Bina kat adetleri aşağıda gösterilen miktarları aşmamak üzere belirlenir:
    Konut, ticaret ve
    kombinasyonları Sanayi bölgelerinde
    İmar Planına göre bölgelerinde kat adedi kat adedi
    Yol genişliği (metre) (Bodrum kat hariç) (Bodrum kat hariç)
    Yol ≤ 7.00 2 1
    7.00 < Yol ≤ 10.00 3 2
    10.00 < Yol ≤ 12.00 4 2
    12.00 < Yol ≤ 15.00 5 2
    15.00 < Yol ≤ 20.00 6 2
    20.00 < Yol ≤ 25.00 8 3
    25.00 < Yol ≤ 35.00 10 3
    35.00 < Yol ≤ 50.00 14 4
    50.00 ≤ Yol >14 4"
    düzenlemelerine yer verilmiştir.
    Dava konusu Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği'nin 9. maddesinin 1. fıkrasındaki düzenlemenin yalnızca Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten önceki mevcut uygulama imar planlarında kat adetleri veya bina yükseklikleri belirtilmemiş parsellerde kat adedinin belirlenmesi amacını taşıdığı, bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten sonra onaylanacak imar planlarının, değişiklikleri ve revizyonlarında Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliği'ne uyulmasının zorunlu olduğu anlaşılmakta olup, anılan maddenin iptali halinde mevcut imar planlarında kat adetleri veya bina yüksekliklerinin belirtilmemiş parsellerde kat adedinin belirlenmesi mümkün olmayacağından, dava konusu düzenlemede hukuka aykırılık görülmemiştir.
    Açıklanan nedenle, davalı idarenin temyiz isteminin kabulü ile, temyize konu Daire kararının, dava konusu Yönetmeliğin 9. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi yönünden bozulması gerektiği oyuyla, kararın bu kısmına katılmıyorum.

    KARŞI OY
    XXXXX- Dava konusu Yönetmeliğin 19. maddesinin 1. fıkrasının (ğ) bendinin 2. alt bendindeki "plan kararı gerekmeden" ibaresi ile 4. alt bendindeki "plan değişikliği gerektirmeksizin" ibaresi yönünden;
    Dava konusu Yönetmeliğin 19. maddesinin 1. fıkrasının (ğ) bendinde, "(1) Bu Yönetmelikte tanımlanan kullanım alanlarına ilişkin yapılaşma koşulları aşağıdaki gibidir:
    ...
    ğ) Ticaret+Konut, Turizm+Ticaret, Turizm+Ticaret+Konut gibi karma kullanım alanları: Tek başına konut olarak kullanılmamak koşuluyla, ticaret, turizm, konut kullanımlarından konut hariç sadece birinin veya ikisinin veya tamamının birlikte yer aldığı alanlardır. Bu alanlarda;
    ...
    2) Bu alanlarda ayrıca plan kararı gerekmeden gerçek ve tüzel kişilere veya kamuya ait; yurt, kurs, ticari katlı otopark, sosyal ve kültürel tesisler yapılabilir.
    ...
    4) Konut, ticaret, turizm alanlarının her biri için belirlenen plan değişikliği gerektirmeksizin yapılabilecek yapılar, aynı şartlar çerçevesinde karma kullanım alanlarında da yapılabilir. Ancak bu durumda, karma kullanımın bir alanı dikkate alınarak yapılacak uygulama karma kullanımın diğer alanına göre gerekli koşullara aykırılık teşkil etmemesi gerekir." düzenlemelerine yer verilmiştir.
    Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği'nin ticaret alanlarındaki yapılaşmaları düzenleyen 19. maddesinin 1. fıkrasının (g) bendi ile dava konusu düzenlemelerde sayılan yapıların aynı mahiyette olduğu açıktır.
    Ticaret-konut-turizm karma kullanımlarının birlikte bulunabileceği karma kullanım türlerinin niteliği gözetildiğinde, bu alanlarda imar planı kararı ve imar planı değişikliği gerektirmeden yapılabilecek olan yurt, kurs, katlı ticari otopark ve sosyal ve kültürel tesislerin karma kullanımda sayılan kullanım türlerinin birarada bulunabilecek tesisler olduğu, sayılan kullanımlarla bağdaşmayacak bir kullanım türü olmadığı anlaşıldığından, dava konusu Yönetmeliğin anılan ibarelere ilişkin kısmında imar mevzuatına aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
    Açıklanan nedenle, davalı idarenin temyiz isteminin kabulü ile, temyize konu Daire kararının, dava konusu Yönetmeliğin 19. maddesinin 1. fıkrasının (ğ) bendinin 2. alt bendindeki "plan kararı gerekmeden" ibaresi ile 4. alt bendindeki "plan değişikliği gerektirmeksizin" ibaresi yönünden bozulması gerektiği oyuyla, kararın bu kısmına katılmıyorum.

    KARŞI OY
    XXXXXX- Dava konusu Yönetmeliğin 19. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinin 2. alt bendindeki "oyun alanlarına en az 10 metre mesafede olmak ve etrafı çit ve benzeri ile kapatılmak koşuluyla trafo" ibareleri yönünden;
    Dava konusu Yönetmeliğin 19. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinin 2. alt bendinde, "(1) Bu Yönetmelikte tanımlanan kullanım alanlarına ilişkin yapılaşma koşulları aşağıdaki gibidir:
    ...
    c) Park alanları: Bu alanlarda encümen kararıyla;
    ...
    2) 1000 m2 ve üzeri parklarda ahşap veya hafif yapı malzemelerinden yapılmak, kat adedi 1’i, yüksekliği 4.50 metreyi ve açık alanları dâhil taban alanları toplamda %3’ü, her birinin alanı 15 m2’yi geçmemek kaydıyla çay bahçesi, büfe, muhtarlık, güvenlik kulübesi ile oyun alanlarına en az 10 metre mesafede olmak ve etrafı çit ve benzeri ile kapatılmak koşuluyla trafo,
    ...
    yapılabilir." düzenlemelerine yer verilmiştir.
    Sosyal altyapı alanlarının, hitap ettiği kitle tarafından sorunsuz ve aktif kullanımı için, kimi tesis ve yan kullanımları barındırması faydalı olabileceği gibi zorunlu da olabilmektedir. Ancak, söz konusu tesis ve yan kullanımların, sosyal alt yapı alanı ile öncelikle bütünleşebilecek nitelikte olması, ayrıca eklemlenmek istenilen sosyal alt yapı kullanımının belirli bir alansal büyüklüğü haiz olması gözetilerek, plan kararı ile belirlenen sosyal alt yapı alanının kendisinden beklenen temel kullanımının akamete uğratılmasının engellenmesi zorunludur.
    Madde metninde sayılan tüm yan tesis ve kullanımların "park" kullanımı ile bütünlüşebileceği hususunda duraksama bulunmamaktadır. O halde burada değerlendirilmesi gereken husus, söz konusu tesisler için getirilen kriterlerin, "park" alanını asli kullanımından uzaklaştırıp uzaklaştırmadığı noktasında düğümlenmektedir.
    Uyuşmazlık bu çerçevede incelendiğinde, yapımına izin verilen kullanımlar için öncelikle yükseklik ve taban alanı katsayısı yönüyle makul miktarda sınırlama getirilmiş, bu suretle "park" alanının yukarıda söz edilen kriter çerçevesinde asli fonksiyonunu koruması sağlanmıştır. Diğer taraftan muvakkat yapılar için de öngörülen malzemelerin kullanılması zorunlu tutularak, söz konusu tesislerin tali ve muvakkat niteliğinin vurgulandığı ve ayrıca trafolar için oyun alanlarına en az 10 metre mesafede olmak ve etrafı çit ve benzeri ile kapatılmak koşulu getirilerek ilave tedbirlerin alındığı anlaşılmaktadır.
    Her ne kadar, Daire kararında trafo merkezlerinin, doğası gereği bünyesinde yaşamsal tehlike barındıran kullanımlar olduğundan, bu tehlikenin bertaraf edilmesi için çevresinden usulüne uygun bir biçimde izole edilmesi, ayrıca planlama sırasında da trafo alanlarına komşuluğu bulunan çevre kullanımların da hassasiyetle seçilerek, konumunun niteliğine uygun olarak belirlenmesi gerektiği belirtilmekte ise de; bu hususların trafo merkezlerinin planlanması ve kurulması aşamasında dikkate alınacağı açıktır.
    Bu durumda, madde metninde yer verilen "oyun alanlarına en az 10 metre mesafede olmak ve etrafı çit ve benzeri ile kapatılmak koşuluyla trafo" ibarelerinde de hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
    Açıklanan nedenle, davalı idarenin temyiz isteminin kabulü ile, temyize konu Daire kararının, dava konusu Yönetmeliğin 19. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinin 2. alt bendindeki "oyun alanlarına en az 10 metre mesafede olmak ve etrafı çit ve benzeri ile kapatılmak koşuluyla trafo" ibareleri yönünden bozulması gerektiği oyuyla, kararın bu kısmına katılmıyoruz.

    KARŞI OY
    XXXXXXX- Dava konusu Yönetmeliğin 19. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinin 3. alt bendi yönünden;
    Dava konusu Yönetmeliğin 19. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinin 3. alt bendinde,
    "(1) Bu Yönetmelikte tanımlanan kullanım alanlarına ilişkin yapılaşma koşulları aşağıdaki gibidir:
    ...
    c) Park alanları: Bu alanlarda encümen kararıyla;
    ...
    3) Tabii veya tesviye edilmiş toprak zemin altında kalmak üzere, ağaçlandırma için TSE standartlarında öngörülen yeterli derinlikte toprak örtüsünün sağlanması kaydıyla kapalı otopark,
    ...
    yapılabilir." düzenlemelerine yer verilmiştir.
    Yukarıda yer verilen düzenlemede, otoparkın, imar planı ile belirlenmek ve mevcut ağaç dokusu dikkate alınarak tabii zemin veya tesviye edilmiş toprak zemin altında kalmak üzere, ağaçlandırma ve bitkilendirme için yeterli derinlikte toprak örtüsü olması ve standartları sağlaması kaydıyla park içinde yer alabileceği belirtilmiş olup; bu haliyle madde hükmü ile getirilen otopark kullanımının, parkın altında kalan zemin altı otoparkı şeklinde anlaşılması gerektiği açıktır.
    Bu durumda, zemin altı otoparkı şeklindeki kullanımın park alanınının daraltılması ya da parkın otoparka dönüşümü sonucunu doğurmayacağından, bu haliyle, uyuşmazlık konusu düzenlemede hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
    Açıklanan nedenle, davalı idarenin temyiz isteminin kabulü ile, temyize konu Daire kararının, dava konusu Yönetmeliğin 19. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinin 3. alt bendi yönünden bozulması gerektiği oyuyla, kararın bu kısmına katılmıyoruz.

    KARŞI OY
    XXXXXXXX- Dava konusu Yönetmeliğin 19. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi yönünden;
    Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; Danıştay Altıncı Dairesince verilen kararın anılan bende ilişkin kısmında eksik bir incelemenin bulunmadığı, kararın bu kısmının usul ve hukuka uygun bulunduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, davacının temyiz isteminin reddi ile temyize konu kararın anılan bent yönünden davanın reddine ilişkin kısmının da onanması gerektiği oyuyla, kararın bu kısmına katılmıyoruz.

    KARŞI OY
    XXXXXXXXX- Dava konusu Yönetmeliğin 19. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinin 2. alt bendi yönünden;
    Dava konusu Yönetmeliğin 19. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinin 2. alt bendinde,
    "(1) Bu Yönetmelikte tanımlanan kullanım alanlarına ilişkin yapılaşma koşulları aşağıdaki gibidir:
    ...
    ç) Piknik ve eğlence (rekreasyon) alanları: Bu alanlarda encümen kararıyla;
    ...
    2) Açık otopark ile tabii veya tesviye edilmiş toprak zemin altında kalmak üzere, ağaçlandırma için TSE standartlarında öngörülen yeterli derinlikte toprak örtüsünün sağlanması kaydıyla kapalı otopark,
    ...
    yapılabilir." düzenlemelerine yer verilmiştir.
    Yukarıda yer verilen düzenlemede, otoparkın, imar planı ile belirlenmek ve mevcut ağaç dokusu dikkate alınarak tabii zemin veya tesviye edilmiş toprak zemin altında kalmak üzere, ağaçlandırma ve bitkilendirme için yeterli derinlikte toprak örtüsü olması ve standartları sağlaması kaydıyla rekreasyon alanları içinde yer alabileceği belirtilmiş olup; bu haliyle madde hükmü ile getirilen otopark kullanımının, rekreasyon alanı altında kalan zemin altı otoparkı şeklinde anlaşılması gerektiği açıktır.
    Bu durumda, zemin altı otoparkı şeklindeki kullanımın rekreasyon alanınının daraltılması ya da otoparka dönüşümü sonucunu doğurmayacağından, bu haliyle, uyuşmazlık konusu düzenlemede hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
    Açıklanan nedenle, davalı idarenin temyiz isteminin kabulü ile, temyize konu Daire kararının, dava konusu Yönetmeliğin 19. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinin 2. alt bendi yönünden bozulması gerektiği oyuyla, kararın bu kısmına katılmıyoruz.

    KARŞI OY
    XXXXXXXXXX- Dava konusu Yönetmeliğin 22. maddesinin 1. fıkrasının (j) bendi yönünden;
    Dava konusu Yönetmeliğin 22. maddesinin 1. fıkrasının (j) bendinde, "(1) 5 inci maddenin sekizinci fıkrasında belirtilen esaslar dâhilinde;
    ...
    j) Bütün cepheleri tamamen toprağın altında kalan bodrum katları ile kısmen açıkta kalan, yola cephesi bulunmayan bodrum katlarında yer alan; tek başına bağımsız bölüm oluşturmayan, bir bağımsız bölümün eklentisi veya parçası olmayan, ticari amaç içermeyen, yapı yaklaşma sınırı içinde kalan ve 500 m2’yi aşmayacak şekilde düzenlenen ortak alan niteliğindeki; jimnastik salonu, oyun ve hobi odaları, yüzme havuzu, sauna gibi sosyal tesis, spor birimleri ve depolar,
    ...
    katlar alanına dâhil edilmez." düzenlemelerine yer verilmiştir.
    Yukarıda belirtilen kullanımların, imar parseli içinde tek başına bağımsız bölüm oluşturmadığı, bir bağımsız bölümün eklentisi veya parçası olmadığı, ticari amaç içermediği, yapı yaklaşma sınırı içinde ve toplamda 500 m²yi aşmayacak şekilde düzenlendiği, söz konusu yapı kütlelerinin teknik ve sosyal altyapı alanlarına yük getirmekten ziyade faydasının bulunduğu, nüfus yoğunluğunu artırmadığı ve artan yapı yoğunluğunun ise sağladığı kamu yararına nispeten önemsiz kaldığı, sadece binada yaşayanların sosyal, rekreatif ve kültürel ilgi ve ihtiyaçlarının karşılanması yolu ile sosyal yaşamlarının niteliğini ve düzeyini artırma, bu yolla yaşam kalitesinin iyileştirilmesi amacına yönelik olduğu anlaşıldığından, emsal hesabı dışında tutulmasında imar mevzuatına aykırılık bulunmamaktadır.
    Açıklanan nedenle, davalı idarenin temyiz isteminin kabulü ile, temyize konu Daire kararının, dava konusu Yönetmeliğin 22. maddesinin 1. fıkrasının (j) bendi yönünden bozulması gerektiği oyuyla, kararın bu kısmına katılmıyoruz.

    KARŞI OY
    XXXXXXXXXXX- Dava konusu Yönetmeliğin 22. maddesinin 1. fıkrasının (k) bendi yönünden;
    Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; Danıştay Altıncı Dairesince verilen kararın anılan bende ilişkin kısmının usul ve hukuka uygun bulunduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, davalı idarenin temyiz isteminin reddi ile temyize konu kararın anılan bendin iptaline ilişkin kısmının da onanması gerektiği oyuyla, kararın bu kısmına katılmıyoruz.



    Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

    Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


    Avukat Web Sitesi