Taraflar arasındaki “şikayet” isteminden dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul 6.İcra Hukuk Mahkemesi"nin şikayetin reddine dair verilen 23.09.2011 gün ve 610-1257 sayılı kararının incelenmesi şikayetçi-alacaklı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 12.Hukuk Dairesi"nin 30.04.2012 gün ve 29883-14315 sayılı ilamı ile;
(...Alacaklının borçlu aleyhine genel haciz yoluyla ilamsız takip başlattığı, alacaklı vekilin icra mahkemesine başvurarak, 02.06.2011 ve 08.06.2011 tarihlerinde bakiye dosya alacağının hesaplanmasına yönelik müdürlük işlemlerinin, alacaklarının eksik hesaplandığı iddiası ile iptalini ve bakiye dosya alacağının mahkemece tespitini istediği anlaşılmıştır.
Mahkemece alacaklının şikayetine ilişkin olarak, bakiye dosya alacağının tespit edilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde 299.640,35 TL bakiye dosya alacağına yönelik borçlu tarafın itirazı olmadığı ve belirtilen bu miktar alacağın kesinleştiği gerekçesi ile yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir...)
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
TEMYİZ EDEN : Şikayetçi alacaklı vekili
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
İstek, 02.06.2011 ve 08.06.2011 tarihlerinde bakiye dosya alacağının hesaplanmasına yönelik İcra Müdürlüğü işlemlerinin iptali ile dosya alacağının tespiti ve teminat mektubunun iadesinin tedbiren durdurulmasına ilişkindir.
Karşı taraf-borçlular vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, şikayetin reddine karar verilmiş; şikayetçi-alacaklı vekilinin temyizi üzerine hüküm, Özel Daire"ce yukarıya metni aynen alınan gerekçe ile bozulmuştur.
Hukuk Genel Kurulu’ndaki görüşmeler sırasında; işin esasının görüşülmesine geçilmezden önce, Özel Daire bozma ilamına uyulmasının taraf vekillerince talep edilmesine rağmen, yerel mahkemece direnme hükmü kurulmasının mümkün olup olmadığı hususu ön sorun olarak tartışılmıştır.
Bilindiği üzere, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 429. maddesi hükmüne göre; Hâkim, Yargıtay"ın bozma kararı üzerine tarafları duruşmaya çağırıp dinledikten sonra bozma ilamına uyulup uyulmayacağına karar verir.
Görülüyor ki hâkim kural olarak, Yargıtay’ın bozma kararına uyup uymamak konusunda tarafların düşünce ve istekleri ile bağlı olmayıp, bu yönden serbest davranmak; uyma ya da direnme kararı vermek yetkisine sahiptir.
Diğer taraftan, çekişmeli yargıda bozma kararına karşı diyecekleri sorulan tarafların bozma kararına uyulmasını istemeleri, bozma nedenleri bakımından bozma kararına uyulmasını isteyen tarafı bağlayabilecek ve davayı karşı taraf yararına sona erdirebilecek bir nitelik taşıyorsa, böyle bir durumda, artık hâkimin direnme kararı vermesi olanağı bulunduğundan da söz edilemez. Eş söyleyişle, bozma nedenlerinin kamu düzenine ilişkin ve dolayısı ile hâkimin kendiliğinden (re"sen) göz önünde bulundurulması gereken sebeplerden olmaması halinde taraflar veya vekilleri, bozma kararına uyulmasını istemişlerse, artık mahkeme önceki kararda direnemez. Zira, bozmaya uyulması talep edilmekle artık bozma lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış hak doğmuş olur.
1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda “usuli kazanılmış hak” kavramına ilişkin açık bir hüküm bulunmamakta ise de bu kurum, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla, Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Usulü kanılmış hak, anlam itibariyle; bir davada, mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir (Hukuk Genel Kurulu"nun 18.10.1989 gün 541-534, 21.2.1990 gün 10-117; 7.10.1990 gün 439-562; 19.2.1992 gün 635-82; 23.2.1994 gün 936-94; 03.03.2010 gün ve 2010/12-81-118; 27.09.2006 gün ve 2006/19-635 E. 2006/573 K; 15.10.2008 gün ve 2008/19-624 E. 2008/632 K ile 17.02.2010 gün ve 2010/9-71 E. 2010/87 K. , 06.06.2012 gün ve 2012/18-105 E., 2012/336)
Somut olay incelendiğinde; kamu düzenine ilişkin olmayan ve dolayısı ile hakimin kendiliğinden (re"sen) göz önünde bulundurması gerekmeyen çekişmeli yargı işine ilişkin temyize konu davada, mahkeme kararının Özel Daire"ce bozulmasını takiben tarafların beyanları alınmış; davalı ve davacı vekilleri de bozmaya uyulmasını istemiştir.
O halde, mahkemenin kamu düzenine ilişkin olmayan eldeki davada, her iki tarafın bozmayı kabul yönündeki bu irade açıklamalarını nazara almadan, direnme kararı vermesi olanaklı değildir.
Hal böyle olunca; mahkemece tarafların beyanları ve bu beyanların doğurduğu hukuki sonuç da gözetilerek, bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
S O N U Ç : Şikayetçi-alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun geçici 3. maddesinin atfı dikkate alınarak HUMK.nun 429.maddesi gereğince usulden BOZULMASINA,bozma nedenine göre şikayetçi- alacaklı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, 2004 Sayılı İcra İflas Kanunu"nun 366/III. maddesi uyarınca tebliğden itibaren 10 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 10.07.2013 gününde oybirliği ile karar verildi.