14. Hukuk Dairesi 2018/884 E. , 2021/2339 K.
"İçtihat Metni" 14. Hukuk Dairesi
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 23.02.2015 gününde verilen dilekçe ile tapu tahsis belgesine dayalı tapu iptali ve tescil talebi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın hak düşürücü süre yönünden reddine dair verilen 14.10.2015 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, tapu tahsis belgesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Davacı vekili, davaya konu 7 ada 2 parsel ile ilgili olarak 1984 yılında müvekkiline imar affıyla ilgili tapu tahsis belgesi verildiğini, taşınmazın davalı Maliye Hazinesi üzerine kayıtlı olduğunu belirterek, davalı adına kayıtlı tapunun iptali ile müvekkili adına tescilini talep etmiştir.
Davalı Maliye Hazinesi vekili, zamanaşımının dolduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın hak düşürücü süre dolduğundan reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davacı vekili temyiz etmiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 04.12.1996 tarihli ve 1996/14-763-864 sayılı kararında da belirtildiği gibi, tapu tahsis belgesi bir mülkiyet belgesi olmayıp yalnızca fiili kullanmayı belirleyen ve ilgilisine kişisel hak sağlayan bir zilyetlik belgesidir. Tapu tahsis belgesinin varlığı, tahsis edilen yerin adına tahsis yapılan kişi veya mirasçıları adına tescili için yeterli değildir. Tahsis kapsamındaki yerin hak sahibi adına tescili edilebilmesi için;
Hukuki yönden geçerliliğini koruyan bir tapu tahsis belgesinin bulunması,
Tahsise konu yerde 3194 sayılı Yasanın 18. maddesi uyarınca imar planı veya 3290 sayılı Yasa ile değişik 2981 sayılı Yasa uyarınca ıslah-imar planlarının yapılmış olması,
İlgilisine, tapu tahsis belgesi gereğince bir başka yerden tahsis yapılmamış olması,
Tahsise konu yerin kamu hizmetine ayrılmamış ve imar planına göre konut alanında kalmış olması,
Tahsise konu yer ile tescili istenilen taşınmazın aynı yer olup olmadığı ve taşınmazın niteliklerinin belirlenmesi amacıyla mahallinde uzman bilirkişiler aracılığı ile keşif yapılması,
Tahsise konu arsa bedelinin ödenmiş olması, ödenmemiş ise taşınmazın dava tarihindeki rayiç değerinin uzman bilirkişiler aracılığı ile saptanarak hükümden önce mahkeme veznesine veya belirlenecek tevdi mahalline depo edilmiş olması,
İmar parsellerinin oluşturulması sırasında, şuyulandırmaya tabi tutulan parselden 3290 sayılı Yasa ile değişik 2981 sayılı Yasa"nın 18/b-c. maddesi uyarınca düzenleme ortaklık payı kesilip kesilmediğinin, kesilmiş ise uygulanan oranın saptanması gerekmektedir.
Mahkemece, yukarıda belirtilen koşullar doğrultusunda yapılacak inceleme sonucunda, tescil isteğinin kabulü için yasal koşulların oluştuğu kabul edildiği takdirde, 3290 sayılı Yasa ile değişik 2981 sayılı yasa"nın 10/C-2. maddesi gereğince tahsise konu yerde uygulanan düzenleme ortaklık payının (DOP) davacıyı da bağlayıcı nitelikte olduğu dikkate alınarak tahsis miktarından bu oranda yapılacak indirimden sonra kalan miktarın tesciline karar verilmelidir.
Bu ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında;
Davacıya, davalı Maliye Hazinesi tarafından 13.12.1984 tarihinde tapu tahsis belgesi verilmiş olup; dava dilekçesinde bu tahsis belgesine dayanılmıştır. 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3 maddesinde belirtilen kadastro tespitinden önceki nedenlere dayanılmadığından mahkemece, hak düşürücü sürenin dolduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi doğru değildir.
Davacıya Hazine arazisi üzerinde bulunan gecekondusu nedeniyle tapu tahsis belgesi verilmiş, arsa niteliğindeki bu parselin tapu kaydına üzerindeki evin davacıya ait olduğuna dair şerh de düşülmüştür. Ancak, mahkemece tapu tahsis belgesine dayalı tapu iptali ve tescil davalarında uygulanması gereken Dairemizin yukarıda belirtilen ilkeleri doğrultusunda gerekli araştırma ve incelemelerin yapılmadığı görülmüştür.
Yukarıda açıklandığı üzere, davacıya tahsisi yapılan yerin hak sahibi adına tescil edilebilmesi için; öncelikle tapu tahsis belgesi verilmesine ilişkin işlem dosyası tahsis kararı veren idareden getirtilmeli, dairemizin ilkeleri doğrultusunda araştırma yapılarak tescil şartlarının sağlandığı anlaşılırsa, tahsise konu arsa bedeli ödenip ödenmediği araştırılarak ödenmemiş ise taşınmazın dava tarihindeki rayiç değerinin uzman bilirkişiler aracılığı ile saptanarak hükümden önce mahkeme veznesine veya belirlenecek tevdi mahalline depo ettirilmeli, bölgede ıslah imar uygulaması yapılmış ise, imar parsellerinin oluşturulması sırasında şuyulandırmaya tabi tutulan parselden 3290 sayılı Yasa ile değişik 2981 sayılı Yasanın 18/b-c maddesi uyarınca düzenleme ortaklık payı (DOP) kesilip kesilmediği araştırılmalı, kesilmiş ise uygulanan oran saptanmalıdır.
Mahkemece, yapılacak inceleme sonucunda, tescil isteğinin kabulü için yukarıda belirtilen koşulların oluştuğu kabul edildiği takdirde, tahsise konu yerde uygulanan oranda düzenleme ortaklık payının tahsis miktarından indiriminden sonra kalan miktarın dava konusu 7 ada 2 sayılı parselin yüzölçümüne oranlanarak davacı adına paylı mülkiyet şeklinde tesciline, aksi halde davanın reddine karar verilmelidir.
Eksik araştırma ve inceleme ile yanılgılı değerlendirmeyle yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın yatıranlara iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 31.03.2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.